Ateş Çemberi

Vaveyla Yazarı: geceolanyazar 56

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: Ateş Çemberi

Medya: Göreve çıkan bir adet Kurt Timi

Saat 03.45...

Karargâh, gecenin sessizliğine rağmen olağanüstü bir hareketlilik içindeydi. Hangarın önünde duran zırhlı araçların motorları çoktan çalıştırılmış, teknik ekip son kontrolleri yapmaya başlamıştı. Mühimmat sandıkları tek tek araçlara yükleniyor, telsiz frekansları yeniden kontrol ediliyor, herkes yaklaşan operasyonun ağırlığını sessizce hissediyordu.

Eylül tam teçhizatlı hâlde harekât merkezinin kapısını açıp içeri girdi. Üzerindeki kamuflaj kusursuzdu. Belindeki tabanca, sırtındaki uzun namlulu silah ve omzundaki rütbe, odadaki herkesin istemsizce ona dönmesine neden oldu. Büyük ekranlarda mağaranın insansız hava araçlarıyla çekilmiş görüntüleri vardı. Haritanın üzerinde kırmızı işaretlerle belirlenmiş tüneller, olası kaçış noktaları ve gözetleme mevzileri tek tek gösteriliyordu.

Albay, haritanın başında ellerini arkasında birleştirmiş şekilde bekliyordu. Eylül içeri girince başını kaldırdı ve ciddi bir ses tonuyla, "Hoş geldin Yüzbaşı." dedi. Eylül selam vererek, "Emredin komutanım." diye karşılık verdi. Albay önündeki dosyayı kapatıp haritayı işaret etti. "Son iki aydır takip ettiğimiz mağara sistemi burası. İstihbarata göre içeride yüzün üzerinde silahlı terör örgütü mensubu bulunuyor. Burası sadece barınma alanı değil; aynı zamanda mühimmat deposu, eğitim merkezi ve bölgedeki sözde yönetim noktalarından biri."

Eylül hiçbir şey söylemeden haritaya yaklaştı. Gözleri mağaranın girişlerinden çok çevresindeki kayalıkları inceliyordu. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra, "Giriş sayısı üç görünüyor ama bunlar dikkat dağıtmak için olabilir. Asıl geçişler içeride birleşiyordur." dedi. Albay başını hafifçe salladı. "Biz de aynı ihtimali değerlendiriyoruz."

Eylül haritayı biraz daha inceledi. Parmağını mağaranın kuzey yamacındaki yüksek kayalıklara götürerek, "Şu bölge..." dedi. "İlk bakışta önemsiz görünüyor ama ben olsam keskin nişancıları buraya yerleştirirdim. Gelen herkes mağaraya odaklanır, yukarıyı unutursa ilk kaybını verir."

Albay'ın yüzünde memnun bir ifade oluştu. "Tam da bu yüzden bu görevi Kurt Timi'ne verdik." dedi. "Çünkü sen sadece hedefe bakmıyorsun, hedefin seni nereden izlediğini de hesaplıyorsun."

Odadaki subaylardan biri söze girerek, "Komutanım, sayı üstünlüğü tamamen karşı tarafta. Beş kişilik tim için risk oldukça yüksek." dedi.

Albay dosyayı kapatıp kesin bir ifadeyle, "Bu göreve yalnızca Kurt Timi çıkacak." diye cevap verdi. "Kalabalık birlik mağaranın girişinde avantaj değil, dezavantaj olur. Dar tünellerde sayı değil disiplin kazanır."

Bunun üzerine Eylül sakin bir sesle, "Görev kabul edilmiştir komutanım." dedi.

Albay son kez ona baktı. "Yüzbaşı... Bu operasyonun amacı sadece çatışmak değil. Mağaranın tamamı kullanılmaz hâle getirilecek. İçerideki mühimmat ele geçirilecek, istihbarat belgeleri toplanacak. Gereksiz risk istemiyorum."

Eylül'in cevabı yine kısa ve net oldu.

"Anlaşıldı komutanım."

Toplantı sona erince Eylül harekât merkezinden çıktı. Hangarın önüne geldiğinde Kurt Timi çoktan hazır bekliyordu. Hakan silahının mekanizmasını son kez kontrol ediyor, Burak çantasındaki patlayıcı imha ekipmanlarını tek tek sayıyor, Selim telsiz frekanslarını deniyor, Baran ise zırhlı aracın yanında kollarını bağlamış Eylül'ü bekliyordu.

Eylül yanlarına yaklaşınca dördü de aynı anda hazır ola geçti. Eylül bakışlarını sırayla hepsinin üzerinde gezdirdi. "Toplanın." demesiyle dört asker yarım daire oluşturdu. Birkaç saniye konuşmadan onları süzdü. Bu sessizlik bile tim için bir emirdi.

Sonunda konuşmaya başladı. "Biraz önce harekât merkezinde son brifingi aldım. Hedefimiz dağın kuzey yamacındaki mağara kompleksi. İçeride yüzün üzerinde silahlı unsur var. Sayıları bizden fazla olabilir ama bu hiçbir şeyi değiştirmiyor. Biz oraya çatışmaya değil, görevi tamamlamaya gidiyoruz."

Hakan ciddi bir ifadeyle, "Komutanım, ilk temas bekleniyor mu?" diye sordu.

Eylül gözünü ondan ayırmadan, "Bekleniyor." dedi. "Hatta büyük ihtimalle bizi mağaranın girişinde değil, yaklaşma hattında karşılayacaklar. O yüzden daha hedefe ulaşmadan operasyon başlayacak."

Burak başını sallayarak, "Patlayıcı ihtimali yüksektir." dedi.

"Evet." diye devam etti Eylül. "Bu yüzden herkes sadece önüne değil, bastığı zemine de dikkat edecek. Bir kişinin hatası bütün timi tehlikeye atar."

Selim, "Komutanım, temas hâlinde öncelik ne olacak?" diye sorunca Eylül hiç düşünmeden cevap verdi.

"Öncelik tim."

Dördü de sessizce onu dinliyordu.

"Hiçbiriniz kahramanlık yapmayacaksınız." diye devam etti. "Ben emir vermeden kimse yer değiştirmeyecek. Kimse tek başına ilerlemeyecek. Ateş edilecekse birlikte edeceğiz, durulacaksa birlikte duracağız."

Baran hafifçe gülümseyerek, "Yani yine bildiğimiz komutan." dedi.

Eylül ona kısa bir bakış attı.

"Hayır Baran."

Baran'ın gülümsemesi silindi.

"Bugün hata yapma lüksümüz hiç yok."

Bu cümleden sonra hangarın önünde yeniden sessizlik hâkim oldu. Herkes yaklaşan görevin ağırlığını iliklerine kadar hissediyordu.

Eylül son kez timine baktı.

"Çıkıyoruz."

Beş kişilik Kurt Timi ağır adımlarla zırhlı araca doğru yürürken, yaklaşan operasyonun sessizliği karargâhın üzerine çökmüştü. Birkaç dakika sonra motor çalıştı ve araç karanlığın içine doğru ilerlemeye başladı. Henüz tek bir mermi bile atılmamıştı, ancak herkes biliyordu ki bu operasyon başladığında geri dönüşü olmayacaktı.

--

Yaklaşık üç saat süren yolculuğun ardından zırhlı araç dağın eteklerindeki sık meşe ormanında durdu. Motor sustuğu anda etrafı ağır bir sessizlik kapladı. Ne kuş sesi vardı ne de rüzgârın uğultusu... Dağ, olması gerekenden fazla sessizdi. Bu sessizlik, yıllardır operasyonlara çıkan herkes için tek bir anlama geliyordu; karşı taraf hazırlanmıştı.

Eylül araçtan ilk inen kişi oldu. Diz çöküp toprağı avucuna aldı, parmaklarının arasından akmasına izin verdi. Ardından çevredeki kırılmış dalları, ezilmiş otları ve taşların üzerindeki taze izleri tek tek süzdü. Hiç konuşmadan ayağa kalktı, dürbününü çıkarıp karşı yamaca çevirdi. Yaklaşık bir kilometre ileride kayalıkların arasına ustalıkla gizlenmiş mağaranın girişi seçiliyordu. Dışarıdan bakıldığında tamamen terk edilmiş gibi görünüyordu ama Eylül bunun gerçeği yansıtmadığını biliyordu.

Dürbünü indirip timine döndüğünde, "Burası gereğinden fazla sessiz." dedi.

Hakan çevreyi taramayı sürdürürken, "Evet komutanım. Bu kadar büyük bir yapılanmanın olduğu yerde en azından dış emniyet hareketi görmemiz gerekirdi." diye karşılık verdi.

Eylül başını hafifçe salladı. "Görünmek istemiyorlar. Demek ki bizi bekliyorlar."

Eylül çantasından haritayı çıkarıp büyük bir kayanın üzerine serdi. Hakan, Burak, Selim ve Baran yıllardır olduğu gibi tek kelime etmeden etrafında toplandı.

Parmağıyla mağaranın bulunduğu bölgeyi gösterirken, "Doğrudan girişe ilerlemeyeceğiz. Onlar bizim acele edeceğimizi düşünüyor. Biz onların planına uymayacağız. Hakan, sağ yamacı sürekli kontrol edeceksin. Burak, önümde ilerleyeceksin; patlayıcı ihtimali olan her noktayı sen değerlendireceksin. Selim, telsiz trafiği sende. Gereksiz tek kelime istemiyorum. Baran..." diyerek gözlerini ona çevirdi. "Her zamanki gibi arkamı sana emanet ediyorum."

Baran kısa bir tebessümle başını salladı. "Merak etme komutanım. Arkana kimse yaklaşamaz."

Eylül sert ama sakin bir ifadeyle," Bana değil, time odaklan." Dedi

Baran ciddileşerek, "Emredersiniz komutanım." Dedi.

Eylül bakışlarını timin üzerinde gezdirip, "Kimse tek başına hareket etmeyecek. Ben dur diyene kadar durmak yok, ben ateş emri verene kadar tek mermi çıkmayacak. Hepiniz bu düzeni ezbere biliyorsunuz." dedi.

Dört asker aynı anda, "Emredersiniz komutanım." diyerek karşılık verdi.

Kurt Timi tek sıra hâlinde ilerlemeye başladı. Aralarındaki mesafe yılların alışkanlığıyla kusursuz şekilde korunuyordu. Kimse gereksiz yere konuşmuyor, yalnızca el işaretleriyle haberleşiyordu. Dağın eğimi arttıkça yürümek zorlaşıyor, gevşek taşlar ayaklarının altında sessizce kayıyordu.

Yaklaşık yirmi dakika sonra Hakan yumruğunu havaya kaldırdı. Tim aynı anda olduğu yerde çömeldi.

Hakan dürbününü kayalıklara doğrultup alçak sesle, "Komutanım... Saat iki yönü. Yaklaşık sekiz yüz metre. Namlu parlaması." dedi.

Eylül dürbünü aldı. Uzun süre aynı noktayı izledi. İlk bakışta hiçbir hareket görünmüyordu. Birkaç saniye sonra güneşin ilk ışığı metal bir dürbünün merceğine çarptı. O küçücük yansıma gizlenen keskin nişancının yerini ele vermişti.

Eylül dürbünü indirirken, "Keskin nişancı... Beklediğimiz yerde." dedi.

Baran gözünü hedeften ayırmadan, "Temizleyelim mi komutanım?" diye sordu.

Eylül başını iki yana salladı. "Hayır. İlk ateşi biz açmayacağız. Yerlerini tam doğrulamadan tek mermi yok. Birini vururuz, yirmisi yerini değiştirir. Ama onlar ateş açarsa hepsi yerini belli eder."

Timden hiç kimse konuşmadı. Çünkü yıllardır aynı timdeydiler ve Eylül'ün verdiği hiçbir kararın rastgele olmadığını biliyorlardı. Tıpkı şimdi de olduğu gibi.

Selim yalnızca başını sallayarak, "Anlaşıldı komutanım." dedi.

Burak ise sessizce ekipmanını kontrol edip yürüyüş düzenini bozmadı.

Mağaraya doğru biraz daha yaklaştıklarında Eylül aniden sağ elini yumruk yapıp havaya kaldırdı. Tim refleks gibi aynı anda durdu.

Eylül diz çöküp önündeki toprağa dikkatle baktı.

Burak, komutanının bakışlarını takip eder etmez toprağın altındaki ince misina hattını fark etti. Hiç konuşmadan çantasından aparatlarını çıkardı, dikkatlice toprağı açtı ve birkaç saniye sonra alçak sesle, "Basınç destekli düzenek." dedi.

Eylül gözünü çevreden ayırmadan, "Etkisiz hâle getir." diye emretti.

Burak birkaç dakika boyunca büyük bir dikkatle çalıştı. Kimse nefesini bile belli etmeden çevre güvenliğini aldı.

Sonunda Burak düzeneğin emniyetini alıp ayağa kalktı.

"Temiz komutanım." dedi.

Eylül kısa bir baş hareketiyle onay verdi.

"Devam."

Tim yeniden yürümeye başladı.

Eylül ilerlerken alçak sesle, "Bizi mağarada durduramayacaklarını biliyorlar. O yüzden mağaraya ulaşmadan yormaya çalışıyorlar." dedi.

Baran hafifçe gülümsedi. "Yanlış timi seçmişler."

Eylül'in cevabı her zamanki kadar sakindi.

"Henüz seçimin yanlış olduğunu onlara hissettirmeyin."

Tam o anda mağaranın bulunduğu yamaçtan kısa süreli bir telsiz cızırtısı yükseldi. Ardından kayalıkların arasından belli belirsiz bir gölge yer değiştirdi.

Eylül elini yumruk yaparak timi yeniden durdurdu. Gözlerini mağaranın girişine kilitledi ve neredeyse fısıltı kadar sakin bir sesle, "Hazır olun..." dedi.

Eylül'ün sözünün üzerinden henüz birkaç saniye geçmişti ki kayalıkların arasından bir kuş sürüsü aniden havalandı. Sessizlik bir anda yerini gerginliğe bıraktı. Eylül gözünü mağaranın girişinden ayırmadan sağ elini yumruk hâlinde havaya kaldırdı. Tim tek bir hareket bile yapmadan bulunduğu yerde bekledi. Kimse acele etmiyordu. Yıllardır birlikte görev yapıyorlardı ve Eylül'ün en önemli kuralını ezbere biliyorlardı; düşmanın istediği anda değil, kendi belirledikleri anda harekete geçeceklerdi.

Eylül birkaç saniye daha çevreyi dinledi. Ardından alçak ama net bir sesle, "Hakan..." dedi. Hakan gözünü dürbünden ayırmadan, "Komutanım." diye karşılık verdi. Eylül kayalığın sol tarafını işaret ederek, "Oradaki çıkıntıyı görüyor musun?" diye sordu. Hakan kısa bir bakış attıktan sonra, "Gördüm komutanım." dedi. Eylül, "Orası fazla temiz. Ya yeni kullanıldı ya da hâlâ kullanılıyor. Gözünü oradan ayırma." diye emir verdi. "Emredersiniz."

Burak çevrede ilerlerken yere çömelip birkaç taşı dikkatlice inceledi. Ayağa kalkmadan, "Komutanım..." dedi. Eylül yalnızca başını ona çevirdi. Burak taşların arasındaki ezilmiş toprağı göstererek, "Buradan en az on beş yirmi kişi geçmiş. İzler çok yeni." dedi. Eylül birkaç adım yaklaşıp izlere baktı. "Hayır." diye düzeltti. "Yirmi değil... Daha fazla. Aynı hattı birkaç kez kullanmışlar. Demek ki içerisi sürekli hareket hâlinde."

Selim sessizce telsizi dinliyordu. Kulaklığından gelen cızırtılar dışında hiçbir ses yoktu. Birkaç saniye sonra Eylül'e dönerek, "Komutanım, karşı tarafta kısa süreli telsiz konuşmaları var ama çok zayıf. Şifreli haberleşiyorlar." dedi. Eylül hiç düşünmeden, "Dinlemeye devam et. Tek bir kelime bile yakalarsan bana ilet." diye karşılık verdi. Selim başını salladı. "Anlaşıldı komutanım."

Baran bulunduğu noktadan mağaranın girişini izliyordu. Hafifçe gülümseyerek, "Bizim burada olduğumuzu biliyorlar ama ateş etmiyorlar." dedi. Eylül bakışlarını mağaradan ayırmadan, "Çünkü bizi içeri çekmek istiyorlar." diye cevap verdi. Baran başını salladı. "Peki biz?" Eylül'in sesi her zamanki kadar sakindi. "Biz de onların sabrını tüketeceğiz."

Yaklaşık on dakika boyunca tim tek bir adım bile atmadı. Kimisi için bu sadece beklemekti ama Eylül için bu da operasyonun bir parçasıydı. Düşman hareket etmeden yerlerini ele vermeyecekti. O da bunu biliyordu.

Tam o sırada Hakan dürbününü biraz daha sağa çevirdi ve alçak sesle, "Komutanım..." dedi. Eylül gözünü ona çevirdi. "Üç kişi... Sağ yamaç. Kayaların arasından aşağı iniyorlar." Eylül dürbünü alıp aynı noktaya baktı. Kamuflajları sayesinde neredeyse görünmüyorlardı. Ancak yürüyüş düzenleri askerî disiplin taşıyordu.

Eylül dürbünü indirerek, "Keşif ekibi." dedi. Baran hafifçe silahını kavradı. "Alalım mı?" diye sordu. Eylül başını iki yana salladı. "Hayır. Dönerlerse içeridekiler güvende olduklarını sanacak. Dönmezlerse bütün mağara alarma geçer."

Baran hafifçe gülümsedi. "Yine satranç oynuyorsun komutanım."

Eylül'in gözleri hâlâ hedefteydi. "Savaşta en değerli mermi, atmak zorunda kalmadığın mermidir."

Tim yeniden sessizliğe gömüldü. Herkes nefes alışını bile kontrol ediyor, tek bir dalın kırılmasına bile izin vermiyordu. Dakikalar ağır ağır geçerken keşif ekibi mağaradan biraz daha uzaklaşıyor, çevreyi kontrol ederek ilerliyordu.

Tam o anda Selim'in kulağındaki telsizden boğuk bir ses duyuldu. Kelimeler tam seçilmiyordu ama tek bir ifade net şekilde anlaşılmıştı.

"...Kurt Timi..."

Selim hemen başını Eylül'e çevirdi. "Komutanım... Bizi biliyorlar."

Eylül'in yüz ifadesi hiç değişmedi. Silahını omzundan indirip sessizce kurma kolunu çekti. Ardından timine tek tek baktı.

"Artık saklanmıyoruz." dedi.

Tam o anda mağaranın üst tarafındaki kayalıklardan ilk silah sesi dağın sessizliğini paramparça etti.

İlk silah sesi dağın sessizliğini paramparça ettiği anda Eylül hiç tereddüt etmeden sağ elini havaya kaldırıp iki kısa işaret verdi. Kurt Timi yılların alışkanlığıyla saniyesinde kayalıkların arkasına dağıldı. Daha ilk mermiler üzerlerinden geçerken herkes hangi noktaya geçeceğini biliyordu. Kimse bağırmıyor, kimse paniğe kapılmıyordu.

Eylül kayalığın kenarından sadece birkaç santim eğilip ateşin geldiği yönü inceledi. Mermiler mağaranın girişinden değil, yukarıdaki kayalıklardan geliyordu. Düşman tam da beklediği gibi önce yüksek noktaları kullanmıştı.

Soğukkanlılığını koruyarak, "Hakan, saat iki yönü. Keskin nişancıyı baskı altında tut. Vurmak için acele etme, başını kaldıramasın yeter. Burak, benimle. Selim, sol hattı kontrol et. Baran, geri güvenlik sende. Kimse bulunduğu mevziyi emrim olmadan terk etmeyecek." dedi. Dört asker aynı anda, "Emredersiniz komutanım." diyerek emirleri yerine getirmek için harekete geçti.

Hakan kontrollü şekilde iki el atış yaptı. Mermiler hedefi vurmak için değil, keskin nişancıyı mevzisinden çıkarmamak içindi. Beklendiği gibi karşı taraftan ateş bir anda kesildi. Eylül bunu fırsata çevirdi. Kayaların arasından hızla yer değiştirirken Burak da onun birkaç metre gerisinden ilerliyordu. Burak alçak sesle, "Komutanım, önümüzde dar bir geçit var." dedi.

Eylül yere çömelip geçidi inceledi. Taşların dizilişi doğal görünmüyordu. "Dur." diye fısıldadı. Burak tek kelime etmeden olduğu yerde kaldı. Eylül elindeki ince dal parçasını taşların arasına uzattı. Dal daha birkaç santim ilerlemişti ki ince bir misina ipine takıldı. Eylül ipi işaret ederek, "İkinci tuzak." dedi. Burak çantasından ekipmanını çıkarırken, "Bunlar mağaraya yaklaştıkça sıklaşacak." diye mırıldandı. Eylül gözünü çevreden ayırmadan, "O yüzden onların istediği hızda ilerlemeyeceğiz." diye karşılık verdi.

Bu sırada Selim telsizden çevreyi dinlemeye devam ediyordu. Bir anda sağ taraftaki kayalıklardan taşlar yuvarlandı. Selim hemen, "Komutanım, sağ kanatta hareket var. En az altı kişi." dedi. Eylül hiç arkasına dönmeden, "Baran." diye seslendi. Baran silahını omzuna yaslayarak, "Buradayım komutanım." dedi. Eylül kısa ve net konuştu. "Sağ hattı bırakmayacaksın. Yaklaştır ama geçirtme." Baran hafifçe gülümsedi. "Anlaşıldı." Ardından kontrollü şekilde peş peşe üç el ateş etti. Mermiler kayalara isabet edince saldırganlar tekrar siper almak zorunda kaldı.

Birkaç dakika boyunca iki taraf da birbirini tarttı. Kurt Timi tek bir mermiyi bile boşa harcamıyordu. Eylül bulunduğu kayalığın üzerinden dürbünle mağaranın girişini yeniden inceledi.

Bu kez dikkatini farklı bir ayrıntı çekti. Girişte kimse görünmüyordu ama mağaranın biraz yukarısındaki kayaların arasında belli belirsiz toz kalkıyordu. Dudaklarının kenarı hafifçe gerildi. "Yer değiştiriyorlar..." dedi. Hakan gözünü dürbünden ayırmadan, "Ne yapıyoruz komutanım?" diye sordu. Eylül sakinliğini bozmadan, "İstedikleri yere değil, mecbur kaldıkları yere ateş edeceğiz." dedi.

Sonra elini kaldırıp kayalıkların sol tarafını gösterdi. "Hakan, şu çıkıntıya iki mermi. Selim, onun bir metre sağı. Baran, ateşi benim komutumla açacaksın. Burak, hazır ol."

"Üç..." dedi Eylül.

Tim aynı anda nefesini tuttu.

"İki..."

Dağın üzerinde yine ölüm sessizliği hâkimdi.

"Bir..."

Eylül elini aşağı indirir indirmez dört farklı noktadan aynı anda kontrollü atışlar başladı. Mermiler doğrudan mağaraya değil, kayalıkların belirlediği noktalara isabet etti. Birkaç saniye sonra beklediği şey oldu. Kayaların arasına gizlenmiş çok sayıda silahlı kişi aniden yer değiştirmek zorunda kaldı ve bulundukları mevziler tek tek ortaya çıktı.

Baran şaşırmadan sadece, "Ortaya çıktılar komutanım." dedi.

Eylül gözünü hedeften ayırmadan kısa bir emir verdi. "Şimdi operasyon gerçekten başlıyor." Ardından telsiz tuşuna hafifçe bastı. "Herkes beni iyi dinlesin. Gereksiz mühimmat harcamak yok. Öldürmek için değil, baskılamak için ateş edeceksiniz. Birer, ikişer mermi yeter. Amaç onları mağaraya sıkıştırmak. Hepsini tek tek avlamayacağız... Hepsini aynı yerde toplayacağız. Gerektiği yerde sıkacaksınız. Devletin malını bu mallar için harcamayacağız."

Timdekiler emrin ne anlama geldiğini hemen anlamıştı. Yıllardır Eylül'ün yanında görev yapıyorlardı. Komutanları böyle konuşuyorsa mutlaka ikinci bir planı vardı. Baran hafifçe gülümseyerek, "Yani finali mağaranın içinde yapacağız." dedi. Eylül'in cevabı her zamanki kadar soğukkanlıydı. "Aynen öyle. Mağara çöktüğünde içeride tek kişi kalmayacak."

Az önce tamamen sessiz görünen dağ, saniyeler içinde silah sesleriyle yankılanmaya başladı. Kayaların arasından peş peşe namlu alevleri yükselirken mermiler Kurt Timi'nin bulunduğu mevzilere isabet ediyor, kopan taş parçaları etrafa saçılıyordu. Ancak tim, yılların verdiği tecrübeyle tek bir an bile paniğe kapılmıyordu. Herkes bulunduğu siperi koruyor, yalnızca Eylül'ün verdiği emirlerle hareket ediyordu.

Eylül kayalığın kenarından kısa bir bakış attıktan sonra, "Hakan, saat bir yönündeki yüksek kayalık! Ateşi kesmelerine izin verme. Burak, benimle birlikte sağ hatta kayıyoruz. Selim, geri hattı sürekli kontrol et. Baran, sol kanadı kapat. Kimse çevremize sızmayacak." dedi.

Dört asker aynı anda, "Emredersiniz komutanım." diyerek harekete geçti.

Hakan, keskin nişancıların bulunduğu noktaya art arda kontrollü atışlar yaptı. Mermiler hedefi vurmaktan çok karşı tarafın başını kaldırmasını engelliyordu. Burak ise Eylül'ün hemen arkasından ilerliyor, her adım atmadan önce zemini kontrol ediyordu. Selim bulunduğu kayalığın ardından hem ateş desteği veriyor hem de telsiz frekanslarını dinlemeye devam ediyordu. Baran ise sol taraftan dolaşmaya çalışan gruba peş peşe yaptığı isabetli atışlarla ilerleme şansı tanımıyordu.

Karşı taraftan aniden yoğun bir ateş başladı. Mermiler Eylül'ün bulunduğu kayanın üzerine peş peşe isabet etti.Taş parçaları yüzüne kadar sıçrarken Eylül hiç geri çekilmedi. Bir anlık boşluğu değerlendirdi, tüfeğini omzuna yasladı ve yalnızca iki el ateş etti. Kayalıkların arasından bir çığlık yükseldi. Ateş eden mevzilerden biri tamamen sustu.

Baran bunu görünce istemsizce, "Bir mevzi düştü komutanım." dedi.

Eylül gözünü dürbününden ayırmadan, "Kutlama yok. Yerlerini değiştiriyorlar." diye karşılık verdi.

Tam o sırada mağaranın girişinin sağ tarafındaki kayaların ardından yaklaşık on kişilik silahlı bir grup hızla aşağı inmeye başladı. Amaçları Kurt Timi'ni iki taraftan kıskaca almaktı.

Selim ilk fark eden oldu. "Komutanım! Sağdan kalabalık bir grup iniyor."

Eylül tek dizinin üzerine çöktü, düşmanın hareketini birkaç saniye izledi ve sakinliğini bozmadan, "Panik yapmayın. Dar geçitten geçmek zorundalar. O geçit onların avantajı değil, bizim." dedi.

Ardından eliyle önlerindeki dar kaya koridorunu işaret ederek, "Hakan, geçidin girişini baskı altında tut. Baran, Hakan'ın ateşini destekle. Burak, sis bombası hazırla. Selim, sağdan dolaşmaya çalışan olursa bana bildireceksin." emrini verdi.

Hakan ile Baran'ın açtığı çapraz ateş nedeniyle örgüt mensupları dar geçitte ilerleyemedi. İlk sıradakiler siper almaya çalışırken arkadakiler sıkışıp kaldı. Dar alan yüzünden aynı anda hareket edemiyor, birbirlerinin önünü kapatıyorlardı.

Burak sis bombasını hazırlayıp Eylül'e baktı.

"Komutanım."

Eylül kısa bir baş hareketi yaptı.

"At."

Sis bombası geçidin tam ortasına düştü. Birkaç saniye içinde yoğun beyaz duman bütün kayalıkların arasını kapladı. Karşı taraf birbirini göremez hâle gelirken Eylül fırsatı değerlendirdi.

"İleri!"

Kurt Timi aynı anda bulunduğu siperlerden çıkıp birkaç metre öndeki yeni mevzilere geçti. Hareketleri o kadar uyumluydu ki sanki beş ayrı asker değil, tek bir kişi ilerliyordu.

Baran yeni siperine girer girmez, "Komutanım, mağaranın girişi artık daha net görünüyor." dedi.

Eylül dürbününü kaldırdı. Dumanın arasından mağaranın önünde hareket eden çok sayıda silahlı kişi seçiliyordu. Bazıları içeriden mühimmat taşıyor, bazıları ise savunma hattını güçlendirmeye çalışıyordu.

Eylül derin bir nefes aldı.

"İşte şimdi gerçek savunmalarını kuruyorlar." dedi.

Tam o sırada mağaranın içinden çok daha güçlü bir silahın sesi duyuldu.

Ağır makineli tüfeğin sesi bütün vadiyi inletirken kayaların parçaları etrafa savruluyordu. Kurt Timi saniyesinde siperlere çekilmişti. Mermiler durmaksızın üzerlerinden geçiyor, mağaranın bulunduğu yamaç adeta ateş kusuyordu.

Eylül siperin arkasında diz çökmüş, dürbünle mağaranın girişini son kez inceledi. İçeriden durmadan yeni silahlı gruplar çıkıyor, savunma hattı saniyeler içinde yeniden kuruluyordu. Sayıları düşündüklerinden bile fazlaydı.

Baran nefesini kontrol ederek, "Komutanım... Bu daha başlangıç." dedi.

Eylül gözünü hedeften ayırmadan tüfeğini omzuna yerleştirdi.

"Daha mağaraya giremedik bile."

Tam o anda mağaranın içinden peş peşe patlama sesleri yükseldi. Ardından içeriden onlarca silahlı kişi dışarı akmaya başladı.

Eylül elini kaldırdı.

"Kimse bulunduğu yeri terk etmeyecek."

Tim aynı anda silahlarını hedefe çevirdi.

Dağın üzerindeki sessizlik artık tamamen kaybolmuştu. Önlerinde sayıca kat kat üstün bir düşman, arkalarında ise geri çekilmeye izin vermeyen sarp kayalıklar vardı.

Ve Kurt Timi için asıl savaş, işte şimdi başlıyordu.

~5. Bölüm sonu~

Nasıl buldunuz operasyonu. Sizce Eylül timi iyi yönetiyor mu ve denildiği kadar akıllı bir yüzbaşı mı?

Emirleri yerinde veriyor muu

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

189okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18