3. bölüm / 26
Sessizliğin KomutanıBeklenmeyen Gerçekler
Bölümler 26Şu an: Beklenmeyen Gerçekler
- 1 Tanıtım139 kelime
- 2 Kurt Timi2.173 kelime
- 3 Beklenmeyen Gerçekler2.519 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 İlk Görüşme2.287 kelime
- 5 Ön Yargılı Abiler2.312 kelime
- 6 Ateş Çemberi3.063 kelime
- 7 Görev Dönüşü2.355 kelime
- 8 Saldırı3.233 kelime
- 9 Pişmanlık3.461 kelime
- 10 Atan Bir Umut2.576 kelime
- 11 Uyanış1.677 kelime
- 12 Alıntııı!!377 kelime
- 13 Sessizlikten Önce1.963 kelime
- 14 Hiçbir Şey Beni Durduramaz2.314 kelime
- 15 Bilinmeyen Ses1.715 kelime
- 16 Kırgın Sofra2.564 kelime
- 17 Kaderin Eşiğinde2.070 kelime
- 18 Kına Eğlencesi2.686 kelime
- 19 Kıskançlık2.234 kelime
- 20 Yabancı2.527 kelime
- 21 Bir Keçi Meselesi2.885 kelime
- 22 Mavi Gözler'in Ardında4.741 kelime
- 23 Kırılan Kardeşlik3.733 kelime
- 24 Bir Kapı'nın Eşiğinde2.553 kelime
- 25 Gülüşün Çok Güzel2.564 kelime
- 26 Sarılma ve Özür3.044 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah güneşi kışlanın üzerine yeni yeni doğarken eğitim alanı çoktan hareketlenmişti. Isınma koşularını tamamlayan askerler parkurlara dağılırken, Kurt Timi de her zamanki gibi günün ilk eğitimine başlamıştı. Hakan ile Burak yine birbirlerini geçmeye çalışıyor, Selim kenardan ikisini izleyip eksiklerini söylüyor, Baran ise kronometreyi elinde tutuyordu. Birkaç dakika sonra parkuru ilk tamamlayan yine Eylül olmuştu. Hakan nefes nefese yanına gelip, "Komutanım, vallahi bir gün sizi geçeceğim." deyince Eylül hafifçe gülümsedi. "O günü ben de merak ediyorum." diye karşılık verdi. Burak kahkaha atarak, "Komutanım, önce beni geçsin de." deyince Hakan omzuna hafifçe vurdu. "Kes sesini." Baran ikisinin hâline gülüp, "Sabah sabah yine başladınız." dedi. Selim de başını sallayarak, "Bunlar hiç değişmeyecek." diye mırıldandı.
Antrenman bittikten sonra beşi birlikte yemekhaneye geçti. Masada her zamanki gibi görevlerden çok günlük konular konuşuluyordu. Burak annesinin gönderdiği kurabiyeleri çıkarınca Hakan hiç çekinmeden pakete uzandı. Burak eliyle paketi geri çekip, "Daha ben yemedim." deyince Hakan masum bir ifadeyle, "Aynı timde değil miyiz?" dedi. Eylül çayından bir yudum alıp, "Hakan, bir gün bu rahatlığın başına iş açacak." diye takıldı. Hakan gülerek, "Komutanım, siz varken bana bir şey olmaz." deyince masadakiler kısa bir kahkaha attı.
Tam o sırada Eylül'ün telefonu çaldı. Kayıtlı olmayan numaraya birkaç saniye baktıktan sonra telefonu açtı. "Alo?" dedi. Karşı taraftaki kadın sesi oldukça sakindi. "İyi günler Eylül Hanım. Ben Hakkâri Devlet Hastanesi Genetik Biriminden arıyorum. Sizinle önemli bir konu hakkında görüşmemiz gerekiyor. Müsait olduğunuzda hastaneye gelebilir misiniz?" Eylül kaşlarını hafifçe çattı. "Konu nedir?" diye sordu. Kadın, "Maalesef telefonda bilgi veremiyoruz. Yüz yüze görüşmemiz gerekiyor." cevabını verdi. Birkaç saniye düşünen Eylül sonunda, "Tamam, en kısa sürede orada olacağım." diyerek telefonu kapattı.
Telefonu cebine koyunca masadaki herkes ona baktı. İlk konuşan Baran oldu. "Komutanım, hayırdır?" Eylül omuz silkti. "Hakkâri Devlet Hastanesi aradı. Acil görüşmek istiyorlarmış ama nedenini söylemediler." Burak şaşkınlıkla, "Hasta değilsiniz ki." dedi. "Ben de öyle biliyorum." diye cevap verdi Eylül. Selim düşünceli bir ifadeyle, "Belki evrakla ilgili bir durumdur." derken Hakan hemen söze girdi. "Ne olursa olsun yalnız gitmeyin komutanım." Baran hiç beklemeden, "Zaten yalnız gitmeyecek. Ben de geliyorum." dedi. Eylül itiraz edecek gibi oldu ama Baran'ın kararlı bakışını görünce sadece başını salladı. "Peki."
Komutanlarından kısa süreli izin aldıktan sonra ikisi sivil kıyafetlerini giyerek hastaneye doğru yola çıktı. Arabada ilerlerken Baran birkaç kez konuşmaya niyetlendi ama Eylül'ün dalgın hâlini görünce vazgeçti. Eylül ise camdan dışarıyı izliyor, aklından onlarca ihtimal geçiriyordu. Hayatında ilk kez bir hastane onu hiçbir açıklama yapmadan çağırıyordu ve bunun nedenini kendisi de bilmiyordu.
Yaklaşık yirmi dakika sonra Hakkâri Devlet Hastanesi'nin önüne geldiler. İçeri girdiklerinde danışmadaki görevli onları üçüncü kattaki Genetik Birimine yönlendirdi. Koridorun sonunda bulunan kapının üzerinde "Genetik Tanı ve DNA Birimi" yazısını gören Eylül kısa bir an durdu. Baran onun yüzündeki şaşkınlığı fark edip alçak sesle, "Komutanım, iyi misiniz?" diye sordu. Eylül gözlerini tabeladan ayırmadan, "İyiyim... Sadece neden burada olduğumu gerçekten bilmiyorum." dedi.
Tam o sırada odanın kapısı açıldı. Beyaz önlüklü orta yaşlı bir doktor gülümseyerek onlara yaklaştı. "Eylül Hanım?" diye seslendi. Eylül başını sallayınca doktor nazikçe eliyle odayı işaret etti. "Buyurun lütfen. Konuşmamız gereken önemli bir konu var." Eylül ve Baran birbirlerine kısa bir bakış attıktan sonra sessizce doktorun odasına girdiler.
Doktorun odasına girdiklerinde içerisi oldukça sakindi. Duvarlarda genetik hastalıklarla ilgili afişler, masanın üzerinde ise kalın dosyalar vardı. Doktor oturmalarını işaret ederken, "Öncelikle geldiğiniz için teşekkür ederim." dedi. Eylül ve Baran karşılıklı sandalyelere oturdu. Eylül doğrudan konuya girdi. "Beni neden çağırdınız doktor bey?" Doktor masasındaki dosyayı açıp kısa bir süre inceledi. "Yaklaşık iki ay önce kayıp bir çocuk dosyası yeniden incelemeye alındı. Yapılan araştırmalarda bazı kayıtlar sizin kimlik bilgilerinizle eşleşti. Ancak bu kesin bir sonuç değil. Sadece kuvvetli bir ihtimal." Eylül'ün kaşları çatıldı. "Ben yetimhanede büyüdüm." dedi sakin bir sesle. Doktor başını salladı. "Evet, dosyanızda bu bilgi de yer alıyor. Fakat elimizdeki verileri doğrulamamız gerekiyor."
Baran şaşkınlığını gizleyemeyerek doktora baktı. "Yani komutanımın... yani Eylül'ün bir ailesi olabileceğini mi söylüyorsunuz?" Doktor derin bir nefes aldı. "Evet. Eğer ikinci DNA testi de ilk sonuçlarla aynı çıkarsa biyolojik ailesine ulaşmış olacağız." Odanın içinde birkaç saniyelik sessizlik oluştu. Eylül, doktorun söylediklerini anlamaya çalışıyordu. Yirmi sekiz yıl boyunca ailesi olmadığını düşünerek yaşamıştı. Şimdi ise karşısındaki adam, tek bir testin bütün hayatını değiştirebileceğini söylüyordu.
Doktor masanın çekmecesinden birkaç evrak çıkarıp Eylül'e uzattı. "Bunlar onay belgeleri. Okuyup imzalamanız gerekiyor." Eylül hiçbir şey söylemeden belgeleri dikkatlice okumaya başladı. Baran ise gözlerini ondan ayırmıyordu. Yetimhanede tanıştıkları günden beri Eylül'ü ilk kez bu kadar sessiz görüyordu. Belgeleri imzaladıktan sonra doktor ayağa kalktı. "Şimdi küçük bir kan örneği alacağız. Sonuçların çıkması çok uzun sürmeyecek."
Birkaç dakika sonra hemşire içeri girdi. Kan alma işlemi sırasında Eylül'ün yüzünde en ufak bir tedirginlik yoktu. Hemşire işlemi bitirince gülümseyerek, "Geçmiş olsun." dedi. Eylül sadece başını sallayıp teşekkür etti. Doktor yeniden masasına oturduktan sonra, "Sonuçların hazırlanması yaklaşık iki saat sürecek." dedi. "Bu süre içinde isterseniz hastaneden ayrılmayın. Sonuç açıklandığında sizi tekrar çağıracağız."
Koridorda yürürlerken Baran sessizliği bozdu. "Eylül... ne düşünüyorsun?" Eylül birkaç adım attıktan sonra hafifçe omuz silkti. "Hiçbir şey düşünmemeye çalışıyorum." Baran onu anlamıştı. "Ya gerçekten bir ailen varsa?" diye sordu. Eylül pencerenin önünde durup dışarıdaki kalabalığa baktı. "Varsa da yıllardır tanımadığım insanlar olacak." dedi sakin bir sesle. "Ben bugüne kadar aile nedir bilmiyordum Baran. Bir sen vardın yanımda ailem diye. Bir test sonucu bunu değiştiremez."
Baran hafifçe gülümsedi. "Sen de benim ailemsin abim. Seni asla yalnız bırakmayacağım." Eylül de ona dönüp kısa bir tebessüm etti. "Bunu biliyorum." dedi. "Sen, Hakan, Burak ve Selim... İyi ki varsınız."
İkili hastanenin kantinine geçip birer çay söyledi. Baran ortamı biraz olsun dağıtabilmek için Hakan ile Burak'ın sabahki atışmasını anlatmaya başladı. Eylül ara ara gülümsese de aklı sürekli doktorun söylediklerindeydi. Bir yandan sonuçların yanlış çıkmasını bekliyor, diğer yandan yıllardır cevabını bilmediği soruların sonunda yanıt bulabileceğini düşünüyordu.
Tam o sırada Eylül'ün telefonu çaldı. Arayan yine hastanenin genetik birimiydi. Telefonu açar açmaz görevlinin sesi duyuldu. "Eylül Hanım, sonuçlar hazırlandı. Doktor bey sizi odasına bekliyor."
Eylül telefonu kapatıp Baran'a baktı. İkisi de tek kelime etmeden ayağa kalktı ve yeniden genetik birimin bulunduğu koridora doğru yürümeye başladı.
Baran ve Eylül yeniden doktorun odasına doğru yürürken koridorda sessizlik hâkimdi. İkisi de konuşmuyordu. Odanın kapısına geldiklerinde doktor onları içeri davet etti. Eylül sandalyeye otururken doktor dosyayı önüne aldı. "Öncelikle sakin olmanızı istiyorum. Test sonuçları beklediğimiz gibi çıktı ancak kesin sonuca ulaşabilmek için dosyadaki bilgilerle birlikte size bazı sorular sormamız gerekiyor."
Eylül başını salladı. "Sorabilirsiniz."
Doktor birkaç sayfayı çevirdi. "Yetimhaneye bırakıldığınızda tahmini yaşınız iki ile üç arasındaydı. O döneme ait hatırladığınız herhangi bir şey var mı?"
Eylül bir süre düşündü. "Net bir şey hatırlamıyorum. Sadece... küçükken sürekli aynı rüyayı görürdüm. Dağların arasında büyük bir ev, avluda oynayan çocuklar ve bana seslenen bir kadın... Ama bunun hayal mi, anı mı olduğunu hiç bilmiyorum."
Doktor not alırken, "Bu bilgiler dosyayla örtüşüyor." dedi. Ardından masasındaki zarfı göstererek devam etti. "İlk DNA eşleşmesi oldukça yüksek çıktı. Bugün verdiğiniz örnek de aynı sonucu doğruladı."
Baran, Eylül'e baktı. Onun yüzünde ne sevinç ne de üzüntü vardı. Sadece anlamaya çalışan sakin bir ifade...
Doktor birkaç evrak uzattı. "Kimlik doğrulama işlemlerinin tamamlanması için bunları da imzalamanız gerekiyor."
Eylül belgeleri sessizce imzaladı. Doktor odadan kısa süreliğine çıkınca Baran hafifçe dirseğiyle ona dokundu. "İyi misin?"
Eylül derin bir nefes verdi. "Bilmiyorum."
Baran gülümseyerek başını salladı. "Bak, şu an komutanım falan değilsin. Yıllardır aynı çatı altında büyüdüğüm kardeşimsin. Ne hissediyorsan söyleyebilirsin."
Eylül istemsizce gülümsedi. "Alışkanlık işte."
"İllaki birşeyler hissedersin abim." diye söylendi Baran.
Eylül başını iki yana salladı. "Galiba korkuyorum."
"Neden?"
"Ya gerçekten ailem çıkarlarsa... Ya beni istemezlerse?"
Baran hiç düşünmeden cevap verdi. "O zaman çok şey kaybederler. Çünkü nasıl biri olduğunu en iyi ben biliyorum."
Eylül gözlerini kaçırıp hafifçe tebessüm etti. "Bazen fazla iyi konuşuyorsun."
"Yetimhanede seni ilk gördüğüm günü hatırlıyor musun?"
"Evet."
"Kimseyle konuşmuyordun."
"Sen de durmadan konuşuyordun."
Baran kahkaha attı. "Bir hafta peşinden dolaştım."
"Sonra kavga ettin."
"Seninle değil, sana sataşan çocuklarla."
Eylül gülerek, "Sonra ikimiz de ceza almıştık." dedi.
"Değdi ama."
İkisi eski günleri hatırlarken odanın kapısı yeniden açıldı. Doktor elindeki dosyayla içeri girdi. Bu kez yüzündeki ifade biraz daha ciddiydi. Masasına oturduktan sonra birkaç saniye sessiz kaldı ve dosyayı kapattı.
"Beklettiğim için kusura bakmayın." dedi. "Artık size açıklamamız gereken bütün bilgiler hazır."
Eylül ile Baran birbirlerine kısa bir bakış attılar. Ardından ikisi de dikkatlerini doktora çevirdi. Doktor derin bir nefes alıp dosyayı önüne çekti ve konuşmaya başladı.
Doktor birkaç saniye dosyaya baktıktan sonra gözlerini Eylül'e çevirdi. "Sonuçlar çıktı." dedi. "Yapılan ikinci DNA testi de ilk sonuçları doğruladı. Biyolojik bir aileniz olduğu kesinleşti."
Eylül'ün yüz ifadesi değişmedi. Sadece sessizce doktoru dinliyordu. "Yani..." dedi yavaşça, "Gerçekten bir ailem var."
"Evet." diye cevap verdi doktor. "Yıllar önce kayıp çocuk başvurusu yapılan bir dosyayla DNA'nız eşleşti."
Baran, Eylül'e baktı. Onun ne hissedeceğini kestiremiyordu. Çocukluğundan beri ailesiz büyüyen biri için bu haberi almak kolay değildi.
Eylül derin bir nefes aldı. "Kim onlar?"
Doktor kısa bir tereddüt yaşadı. "Maalesef bu bilgileri şu an paylaşamıyorum."
"Neden?"
"Çünkü karşı tarafın da bilgilendirilmesi ve bazı resmi işlemlerin tamamlanması gerekiyor. İsterseniz biz aileyle iletişime geçebiliriz."
Eylül hiç düşünmeden başını iki yana salladı. "Hayır."
Doktor şaşırdı. "Emin misiniz?"
"Evet. Eğer gerçekten bir ailem varsa, bunu önce kendim öğrenmek istiyorum."
Doktor birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra anlayışla başını salladı. "Bu sizin hakkınız. Resmî süreç tamamlandığında gerekli başvuruları yaparak bilgi alabilirsiniz."
Eylül teşekkür edip ayağa kalktı. Baran da onunla birlikte kalktı. İkisi odadan çıkınca koridorda sessizce yürümeye başladılar.
Asansöre bindiklerinde Baran dayanamayıp, "Ne yapmayı düşünüyorsun?" diye sordu.
Eylül gözlerini asansör kapısına çevirdi. "Henüz bilmiyorum."
"Merak etmiyor musun?"
"Ediyorum." dedi Eylül. "Ama hayatıma bir anda girip 'Biz senin ailendiz.' diyen insanlara hazırlıksız gitmek istemiyorum."
Baran başını salladı. "O zaman önce araştıracağız."
Eylül hafifçe ona döndü. "Birlikte."
Baran gülümsedi. "Yetimhanede başını ne zaman belaya soksan yanındaydım. Şimdi de yanındayım."
Eylül istemsizce güldü. "Ben mi başımı belaya sokuyordum? Kavga eden sendin."
"Senin yüzünden."
"Ben bir şey yapmıyordum."
"Aynen, sadece sana laf atanları öyle bir bakışla süzüyordun ki gerisini ben hallediyordum."
Eylül başını iki yana salladı. "Hiç değişmemişsin."
"İyi ki."
Hastaneden çıkıp arabaya bindiler. Motor çalışırken Baran direksiyona yaslandı. "İlk iş ne?"
Eylül birkaç saniye düşündü. Sonra kararlı bir sesle, "Kim olduklarını öğreneceğim." dedi.
"Sonra?"
"Sonra karşılarına çıkıp çıkmayacağıma karar veririm."
Baran arabayı çalıştırdı. "Peki Abim."
Araba hastanenin bahçesinden çıkarken Eylül camdan dışarı bakıyordu. Elinde sadece tek bir gerçek vardı: Bir ailesi vardı. Ama onların kim olduğunu, nasıl insanlar olduklarını ve yıllardır neden birbirlerinden habersiz yaşadıklarını artık kendi imkânlarıyla öğrenecekti. Bu düşüncelerle ikili üsse doğru yola devam etti.
Üsse döndüklerinde hava çoktan kararmıştı. Araçtan ilk inen Baran oldu. Eylül ise birkaç saniye daha yerinde oturup derin bir nefes aldı. Gün boyunca yaşadıkları hâlâ zihnini meşgul ediyordu. Baran kapıyı açıp ona baktı. "İyi misin?" diye sordu. Eylül kısa bir baş hareketiyle, "İyiyim." dedi ama sesi yorgundu. Birlikte binaya girdiler. Koridorda Hakan, Burak ve Selim eğitimden yeni dönmüşlerdi. Hakan onları görünce, "Komutanım, hastanede önemli bir şey mi vardı?" diye sordu. Eylül yüzündeki ifadeyi değiştirmeden, "Sadece birkaç kontrol yapıldı. Şimdilik anlatacağım bir şey yok." dedi. Burak merak etmişti ama Baran'ın bakışını görünce konuyu uzatmadı. "Tamam komutanım." diyerek odasına geçti. Birkaç dakika sonra herkes kendi odasına çekilmiş, koridor yeniden sessizleşmişti.
Eylül odasına girer girmez kapıyı kapattı. Üniformasının ceketini sandalyeye bıraktı, bilgisayarını açtı ve bir süre boş ekrana baktı. Hastanede verilen dosya numarasını sisteme girdi. Güvenlik doğrulamalarını geçtikten sonra ekranda yeni bir sayfa açıldı. Dosyanın en üstünde büyük harflerle KARAHAN AİLESİ yazıyordu. Eylül istemsizce nefesini tuttu. Parmakları fareyi yavaşça aşağı kaydırdı. İlk satırda Mehmet Karahan - Emekli Albay, hemen altında Zeynep Karahan yazıyordu.
Sonraki satırlarda ise kardeşleri sıralanıyordu:
Mert Karahan - Doktor,
Yiğit Karahan - Yüzbaşı,
Kaan Karahan - Mimar,
Aras Karahan - Aile şirketinde yönetici, Kerem Karahan - Hukuk Fakültesi
öğrencisi.
Sayfanın en altında büyük bir aile fotoğrafı vardı. Bahçede çekilmişti; herkes aynı karede gülümsüyor, birbirine yakın duruyordu. Eylül uzun süre fotoğrafa baktı. Hayatı boyunca böyle bir fotoğrafın içinde hiç yer almamıştı. İçinden, "Demek benim de bir ailem varmış..." diye geçirdi.
Tam o sırada telefonu çaldı. Ekranda tanımadığı bir numara vardı. Birkaç saniye tereddüt etti. Sonunda telefonu açıp, "Alo?" dedi. Karşı taraftan gelen kadın sesi titriyordu. "Eylül... Ben... Ben Zeynep Karahan." Kadın bir an sustu, ardından gözyaşlarını tutamadan konuşmaya devam etti. "Sana nasıl hitap edeceğimi bile bilmiyorum. Yirmi sekiz yıldır seni arıyoruz. Seni bulduğumuza hâlâ inanamıyorum." Eylül gözlerini kapattı. "Hanımefendi..." diyebildi sadece. Kadın hemen sözünü kesti. "Bana hanımefendi deme olur mu? Anne de demek zorunda değilsin ama... Sadece seni görmek istiyorum. İyi olduğunu kendi gözlerimle görmek istiyorum."
Eylül ne söyleyeceğini düşünürken telefonun diğer ucundan sert bir erkek sesi duyuldu. "Anne, telefonu bana ver." Ardından kısa bir sessizlik oldu ve telefonu başka biri aldı. "Ben Yiğit Karahan." dedi soğuk bir sesle. "Açık konuşacağım. DNA sonucu doğru olabilir ama bu, seni hemen ailemizden biri olarak kabul edeceğimiz anlamına gelmiyor." Eylül ses tonunu hiç değiştirmedi. "Anlıyorum." Yiğit devam etti. "Yıllardır düzenimiz var. Şimdi bir anda ortaya çıkıp her şeyi değiştiremezsin. Annem çok duygusal davranıyor ama biz öyle düşünmüyoruz."
Telefon bir kez daha el değiştirdi. Bu kez konuşan Kaan'dı. "Bak, yanlış anlama ama seni tanımıyoruz. Bir test sonucu çıktı diye hayatımıza giremezsin. Açıkçası gelmeni de istemiyoruz." Eylül birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra, "Kimsenin hayatına zorla girmeye niyetim yok." dedi. Kaan alaycı bir şekilde, "İyi olur. Çünkü biz seni istemiyoruz." diye cevap verdi.
Ardından Aras telefonu aldı. Onun sesi de en az diğerleri kadar sertti. "Kim olduğun umurumuzda değil. Yıllardır böyle yaşıyoruz. Bir anda çıkıp 'Ben sizin kız kardeşinizim.' demen hiçbir şeyi değiştirmez. Kapımıza gelme. Annemle babamı da boş umutlara sokma." Eylül'ün yüzünde en ufak bir kırgınlık ifadesi oluşmadı. Sakin bir sesle, "Merak etmeyin. Ben kimsenin kapısına davetsiz gitmem." dedi. Aras kısa bir "İyi." diyerek telefonu geri uzattı.
Birkaç saniye sonra Zeynep Hanım yeniden hatta geldi. Arka planda oğullarına kızdığı duyuluyordu. "Yeter artık!" diye çıkıştıktan sonra sesi yeniden yumuşadı. "Eylül... Ne olur onların söylediklerini dinleme. Onlar seni tanımıyor. Ben de tanımıyorum ama seni yıllardır özledim. Seni bir kez olsun görmek istiyorum." Eylül pencerenin önüne yürüdü. Hakkâri'nin gecesi dağların üzerine çökmüştü. Bir süre sessiz kaldıktan sonra, "Şu an ne hissedeceğimi bilmiyorum." dedi. Kadın hıçkırarak, "Senden hiçbir şey istemiyorum. İstersen beş dakika görüşürüz. İstersen hiç konuşmayız. Yeter ki seni göreyim." diye karşılık verdi. Eylül gözlerini kapattı. "Düşünmek için zamana ihtiyacım var." dedi. Zeynep Hanım hemen, "Ne kadar beklersen beklerim. Bir gün hazır olduğunda beni ara, yeter." diye cevap verdi.
Telefon kapandıktan sonra odanın içi yeniden sessizliğe gömüldü. Eylül telefonu yavaşça masaya bıraktı ve tekrar bilgisayar ekranındaki aile fotoğrafına baktı. Aynı fotoğrafa birkaç dakika önce umutla bakmıştı. Şimdi ise o fotoğraftaki insanların bir kısmı onu daha tanımadan reddetmişti. Ne şaşırmıştı ne de ağlıyordu. Sadece derin bir nefes aldı. Kendi kendine, "Beni istemiyorlarsa ben de kimseye kendimi kabul ettirmeye çalışmam." diye fısıldadı.
Tam o sırada kapı çalındı. "Komutanım, ben Baran." sesi duyuldu. Eylül bilgisayar ekranını kapatmadan, "Gel." dedi. Baran içeri girer girmez Eylül'ün yüzündeki ifadeden bir şeylerin ters gittiğini anladı. Sessizce sandalyeye oturdu. "Ne oldu?" diye sordu. Eylül birkaç saniye sustuktan sonra, "Karahanlar aradı." dedi. Baran şaşkınlıkla doğruldu. "Gerçekten mi? Peki nasıl geçti?" Eylül acı bir tebessüm ederek, "Kadın beni görmek istiyor... Ama oğlanlar daha beni tanımadan istemediklerini söylediler." dedi. Baran'ın yüzü bir anda ciddileşti. "Onlar seni tanımıyor, Eylül." diye karşılık verdi. Eylül omuz silkti. "Tanımıyorlar ama fikirleri hazır." Baran başını iki yana salladı. "Bırak ne düşünürlerse düşünsünler. Sen kendini kimseye ispatlamak zorunda değilsin." Eylül bilgisayar ekranındaki aile fotoğrafına son kez baktı. Karşısında yıllardır hayalini kurduğu ailesi vardı ama ilk karşılaşmaları beklediği gibi olmamıştı. Yine de içinden geçen tek düşünce şuydu: Asıl sınav şimdi başlıyordu.
Nasıl buldunuz 2. Bölümü ??
İyi mi??
Bölüm etkileşimi
