2. bölüm · Sessizliğin Komutanı

Kurt Timi

geceolanyazar 56

Doğu Anadolu'nun sert dağları, sonbaharın ilk günlerinde bile insanın içini titreten bir ayaza sahipti. Güneş henüz doğmamış, gökyüzü lacivert ile gri arasında sıkışıp kalmıştı. Üssün çevresini saran yüksek dağların zirveleri sisin altında kaybolurken nöbet kulelerinden yükselen projektör ışıkları karanlığı yarmaya çalışıyordu. Sabahın bu saatlerinde herkes yeni güne hazırlanırken, eğitim alanının en uzak köşesinde tek başına koşan biri vardı.

Yüzbaşı Eylül Kara...

Otuz kilometrelik parkurun son metresini de geride bırakırken nefes alışverişi hâlâ düzenliydi. Alnından süzülen birkaç damla ter dışında yorulduğunu belli eden hiçbir hareketi yoktu. Bir metre yetmiş boyunda, atletik yapılı, buğday tenliydi. Koyu kahverengi saçlarını her zaman sıkıca toplar, görev sırasında tek bir telinin bile yüzüne düşmesine izin vermezdi. Keskin ela gözleri, karşısındaki insanı konuşmadan da susturabilecek kadar sert görünürdü. Ancak onu gerçekten tanıyanlar, o bakışların altında yıllardır kimseye göstermediği derin bir yalnızlık olduğunu bilirdi.

Eylül'ün çocukluğu, sıcak bir aile evinde değil; yetimhanenin soğuk duvarları arasında geçmişti. Anne ve babasının kim olduğunu hiç öğrenememiş, elindeki tek bilgi bebekken boynuna takılmış eski bir kolye olmuştu. O kolyeyi yıllardır boynundan hiç çıkarmıyordu. Yetimhanede büyürken tek dayanağı ise kendisi gibi kimsesiz olan Baran'dı. Beraber kavga etmiş, beraber ceza almış, beraber hayal kurmuşlardı. Günün birinde asker olup kimsenin kendilerini ezmesine izin vermeyeceklerine dair çocuk akıllarıyla söz vermişlerdi. Aradan geçen yıllar o sözü değiştirmemiş, sadece güçlendirmişti.

Koşusunu tamamladıktan sonra derin bir nefes alıp eğitim alanının kenarındaki banka oturdu. Havlusuyla yüzünü silerken üs yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı. Birkaç dakika sonra uzaktan tanıdık bir ses duyuldu.

"Komutanım, yine bizden önce kalkmışsınız."

Eylül başını kaldırınca elinde iki bardak kahveyle yaklaşan Baran'ı gördü. Çocukluklarından beri aynı ifadeyle gülümsüyordu. Yıllar yüzüne sert çizgiler eklemişti ama Eylül için hâlâ yetimhanede kavga ettiği o çocuktu.

"Sen de geç kalmış sayılmazsın."

Baran kahvelerden birini uzatırken hafifçe omuz silkti. "Geç kalsam Hakan bütün gün dalga geçer."

Eylül istemsizce gülümsedi. "Haklı da olur."

Tam o sırada eğitim alanının diğer tarafından kahkaha sesleri yükseldi. Burak ile Hakan yine tartışıyordu. Selim ise her zamanki gibi ikisinin ortasında kalmış, ikisini de susturmaya çalışıyordu.

"Yemin ediyorum o hedefi ben vurdum."

"Burak, dürbünle baktın diye vurmuş olmuyorsun."

"Hakan sen sus."

"Niye?"

"Sinir bozucusun."

"Doğuştan."

Selim ikisinin arasına girip başını iki yana salladı. "Sabah sabah başlamayın."

Üçü Eylül ile Baran'ın yanına geldiklerinde Hakan ciddi bir ifadeye bürünmeye çalıştı ama yüzündeki gülümsemeyi saklayamadı.

"Günaydın komutanım."

"Günaydın."

Burak da aynı ciddiyetle selam verdi. "Komutanım."

Eylül tek tek hepsine baktı. Dışarıdan bakan biri onları aynı timde görev yapan askerler olarak görürdü ama gerçekte bundan çok daha fazlasıydılar. Aynı sofraya oturuyor, aynı riskleri paylaşıyor, gerektiğinde birbirleri için canlarını ortaya koyuyorlardı. Kan bağları yoktu ama aile olmanın sadece aynı soyadı taşımaktan ibaret olmadığını çoktan öğrenmişlerdi.

Kahveler bitmek üzereyken üssün hoparlöründen sert bir anons yükseldi.

"Kurt Timi, derhâl brifing salonuna."

Hakan derin bir iç çekti.

"Daha kahvaltı bile yapamadık."

Burak gülerek omzuna vurdu. "Operasyon seni beklemez."

"Ben operasyonu değil, menemeni bekliyordum."

Baran kahkahasını tutamazken Eylül ayağa kalktı. "Yolda konuşursunuz."

Beşli birlikte karargâh binasına yöneldi. Koridorlarda görevli personel hızlı adımlarla ilerliyor, haritalar taşınıyor, telsiz sesleri birbirine karışıyordu. Brifing salonunun kapısı açıldığında içeride üs komutanı ve birkaç istihbarat subayı çoktan yerlerini almıştı.

Haritanın başındaki albay onları görünce söze başladı.

"Hoş geldiniz. Size yeni bir görev verildi."

Salondaki hava bir anda ciddileşti.

Albay masanın üzerindeki dosyayı açarak devam etti.

"Son iki haftadır sınır hattında kimliği belirsiz bir grup hareket hâlinde. Doğrudan çatışmaya girmiyorlar, iz bırakmıyorlar ve kullandıkları güzergâhlar sürekli değişiyor. Dün gece ilk kez net bir görüntü elde edildi."

Ekrana uydu görüntüsü yansıtıldı.

Eski, taş bir köy...

Harabeye dönmüş birkaç ev...

Ve yıkılmış gibi görünen büyük bir konak.

Albay lazer işaretçisini konağın üzerine tuttu.

"İstihbarata göre grubun geçici buluşma noktası burası."

Burak dikkatle görüntüye bakarken kaşlarını çattı.

"Harabe gibi duruyor."

"Biz de öyle düşündük." dedi albay. "Fakat termal görüntüler geceleri içeride hareket olduğunu gösteriyor."

Eylül sessizce haritayı inceliyordu. Her ayrıntıyı hafızasına kazıyor, konuşmadan önce tüm ihtimalleri değerlendirmeye çalışıyordu.

Albay devam etti.

"Göreviniz bölgeye gidip keşif yapmak. Gereksiz çatışmadan kaçınacaksınız. Önceliğiniz içeride ne olduğunu öğrenmek."

Salon sessizliğe büründü.

Eylül dosyayı kapatıp kararlı bir sesle, "Anlaşıldı." dedi.

Ancak tam ayağa kalkacakları sırada ekrandaki görüntü değişti.

Yeni gelen istihbarat fotoğrafı salondaki herkesin dikkatini çekti.

Konağın avlusunda, yıllardır kullanılmıyormuş gibi görünen kuru taş duvarın üzerinde, siyah boyayla çizilmiş garip bir sembol vardı.

Eylül o sembole birkaç saniye boyunca gözlerini ayırmadan baktı.

Nedense içini tarif edemediği bir his kaplamıştı.

---

Brifing salonundan çıkan beşli, koridor boyunca sessizce yürüdü. Az önce gördükleri uydu görüntüsü herkesin aklını meşgul ediyordu. En önde yürüyen Eylül, elindeki dosyayı kapatıp kısa bir an durdu. Arkasından gelen Baran, "Ne düşünüyorsun?" diye sorduğunda Eylül gözlerini koridorun sonundaki pencereye çevirdi. "Bir şey eksik." dedi sakin bir sesle. "İstihbarat, içeride hareket olduğunu söylüyor ama o konağın neden seçildiğine dair tek bir bilgi yok. Bir yer sebepsiz kullanılmaz."

Burak dosyaya göz atarken, "Belki sadece saklanmak için seçmişlerdir." dedi. Hakan ise başını iki yana salladı. "Harabe gibi görünen yüzlerce bina var. Neden özellikle orası?" Selim de aynı fikirdeydi. "Komutan haklı. Bir neden olmalı."

Eylül yürümeye devam etti. "O nedeni gidip biz bulacağız."

Koridorun sonunda bulunan operasyon odasına girdiklerinde kapının üzerinde büyük harflerle KURT TİMİ yazısı dikkat çekiyordu. Bu oda yıllardır sadece onlara aitti. Duvarlarda eski operasyonlardan kalan haritalar, telsiz frekansları ve bölge krokileri asılıydı. Masanın ortasında ise Türkiye'nin büyük bir haritası duruyordu. Eylül dosyayı masaya bırakırken diğer dördü de alışkanlıkla yerlerini aldı.

"İlk olarak herkes istihbaratı kendi açısından değerlendirsin." dedi Eylül. "Benim fark etmediğim ayrıntıyı siz görebilirsiniz."

Baran uydu görüntüsünü büyüttü. "Konağın kuzeyi tamamen kayalık. Araçla yaklaşmak zor." Burak haritanın diğer tarafını gösterdi. "Batıda kuru dere yatağı var. Sessiz ilerlemek için kullanılabilir." Selim notlarını karıştırırken, "Doğu tarafı açık arazi. Eğer biri bizi izliyorsa ilk göreceği yer orası olur." dedi.

Hakan birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. Sonra ekrana biraz daha yaklaşıp kaşlarını çattı.

"Şuna bakın."

Herkes ekrana döndü.

Konağın hemen arkasındaki eski ahırın çatısında küçük metal bir yansıma görünüyordu.

Burak gözlerini kıstı.

"Güneş olabilir."

"Emin değilim." dedi Hakan. "Fotoğraf gece çekilmiş. Bu yansıma normal değil."

Eylül görüntüyü birkaç kez büyütüp küçülttü.

"İyi yakaladın."

Baran da dikkatle baktı.

"Optik mercek olabilir."

"Olası." diye karşılık verdi Eylül. "Demek ki sadece saklanmıyorlar, çevreyi de izliyorlar."

Odadaki hava yeniden ağırlaştı.

Eylül kalemi eline alıp harita üzerine birkaç işaret koydu.

"Bu kez klasik giriş yapmayacağız. Araçları bölgeden yaklaşık üç kilometre önce bırakacağız. Geri kalan yolu yürüyerek geçeceğiz. Sessiz hareket edeceğiz. Önceliğimiz çatışma değil, bilgi toplamak."

Burak hafifçe gülümsedi.

"Yani Hakan bu kez ateş açmak için bahane bulamayacak."

Hakan omzunu silkti.

"Ben gayet sabırlıyım."

Selim kahkaha attı.

"En son 'sabırlıyım' dediğinde beş dakika sonra kapıyı tekmeyle açmıştın."

"O ayrı konu."

Odadaki kısa gülümseme, üzerlerindeki gerginliği biraz olsun dağıttı. Eylül onları izlerken belli etmediği bir memnuniyet hissetti. Göreve çıkmadan önce herkesin rahat olması gerektiğini biliyordu. Çünkü dağa çıktıklarında hata yapma lüksleri olmayacaktı.

Hazırlıklar yaklaşık kırk dakika sürdü. Silahlar kontrol edildi, telsiz frekansları yeniden ayarlandı, ilk yardım çantaları ve mühimmat gözden geçirildi. Kimse gereksiz konuşmuyordu. Herkes ne yapacağını ezbere biliyordu. Yıllardır aynı timde görev yapmanın verdiği uyum, en büyük avantajlarıydı.

Garaj kapısı açıldığında zırhlı araç onları bekliyordu. Baran direksiyona geçti. Yan koltuğa Eylül otururken arka tarafta Burak, Selim ve Hakan yerlerini aldı. Motor çalıştığında üs kapısı yavaşça açıldı ve Kurt Timi, yeni görevine doğru yola çıktı.

Araç dağ yollarında ilerlerken içeride alışılmış sohbetler başladı. Burak camdan dışarı bakıp, "Dönüşte yemek sırası kimdeydi?" diye sordu. Hakan hiç düşünmeden, "Sende." dedi. Burak itiraz etti. "Geçen hafta bendeydi." Selim gülerek araya girdi. "Çünkü makarnayı yakmıştın." Hakan kahkaha attı. "Yakmadı, kömür yaptı."

Baran dikiz aynasından onlara bakıp gülümsedi.

"Bir operasyona gidiyoruz, siz hâlâ makarna tartışıyorsunuz."

"Morali yüksek tutuyoruz." dedi Burak.

Eylül başını hafifçe iki yana salladı. "Bunu sadece siz başarabilirsiniz."

Aracın içini kısa süreliğine kahkahalar doldurdu.

Yaklaşık iki saat sonra asfalt yol sona erdi. Önlerinde taşlık ve engebeli bir arazi uzanıyordu. Baran aracı kayalıkların arasına gizledi. Motor sustuğu anda çevrede yalnızca rüzgârın sesi kaldı.

Eylül araçtan inip çevreyi dikkatle inceledi. Önlerinde yükselen dağın yamacında, sislerin arasından eski konağın silueti seçilebiliyordu.

Elini kaldırarak kısa bir işaret verdi.

"Kurt Timi... yürüyüş düzeni."

Dördü tek kelime etmeden yerlerini aldı.

Ve beş kişilik tim, sessiz adımlarla ilerlemeye başladı.

---

Ormanın içinden geçen patika sona erdiğinde karşılarında eski taş bina bütün sessizliğiyle yükseliyordu. Eylül son kez çevreye göz gezdirdi. Uzun uzun incelemek yerine saatine baktı, ardından alçak bir sesle, "Plan aynı. Baran arka giriş, Burak benimle ön kapı. Selim ve Hakan çevreyi tutacak. Gereksiz çatışmaya girmiyoruz, hedef içeriyi temizlemek." dedi. Dördü aynı anda başlarını salladı. Artık konuşma bitmiş, görev başlamıştı.

Kurt Timi ağaçların arasından sessizce ayrıldı. Baran birkaç saniye içinde gözden kaybolurken Selim ile Hakan binanın iki yanına yayıldı. Eylül ve Burak ise ön kapıya kadar eğilerek ilerledi. Eski ahşap kapı hafif aralıktı. Burak kapıya baktı. "Tuzak olabilir." diye fısıldadı. Eylül kısa bir bakış attı. "Olabilir. O yüzden yavaş açıyoruz."

Kapı gıcırdayarak aralandığında içerisi karanlıktı. Toz kokusu bütün binayı kaplamıştı. Eski eşyalar gelişigüzel bırakılmış, duvarların sıvaları dökülmüştü. İlk oda boş görünüyordu. Eylül el işaretiyle Burak'a sağ tarafı gösterdi, kendisi sol tarafa geçti. Birkaç saniye içinde odanın güvenli olduğu anlaşıldı.

Tam koridora yöneldikleri sırada üst kattan ayak sesleri duyuldu.

Burak refleksle tavana baktı. "İki kişi."

Eylül başını hafifçe salladı. "Çıkıyoruz."

İkili merdivenleri sessizce tırmanırken telsizden Baran'ın sesi geldi. "Komutanım, arka giriş temiz. İçeri giriyorum."

"Anlaşıldı."

İkinci kata ulaştıkları anda koridorun sonundaki kapı açıldı. Silahlı iki kişi ne olduğunu anlamadan Eylül ve Burak aynı anda mevzi aldı.

"Silahlar yere!" diye bağırdı Eylül.

Karşılık vermek yerine ateş açmalarıyla koridor bir anda yankılanmaya başladı. Kurşunlar duvarlara isabet ederken Burak kapının yanına siper aldı. Eylül kısa bir boşluk yakalayıp ateş etti. Saldırganlardan biri omzundan vurularak yere düştü. Diğeri koşarak arka odaya kaçtı.

"Komutanım, sağ tarafta!" diye seslendi Burak.

Kaçan adam pencereye ulaşamadan Baran arka taraftan içeri girdi. "Kaçacak yerin yok!" diye bağırınca saldırgan silahını yere bıraktı.

Koridordaki sessizlik yeniden sağlanmıştı.

Hakan'ın sesi telsizden geldi. "Komutanım, dışarıda hareket yok."

"Selim?"

"Çevre temiz."

Eylül derin bir nefes aldı. "Binayı tamamen kontrol ediyoruz."

Beşli odaları tek tek aramaya başladı. Alt katta kilitli bir depo kapısı buldular. Baran omzuyla kapıyı kırınca içeride elleri bağlı üç kişi olduğu görüldü. Korkuyla geri çekilen siviller Eylül'ü görünce rahat bir nefes aldı.

"Biz askeriz." dedi Eylül sakin bir sesle. "Artık güvendesiniz."

Selim hemen bağlarını çözerken Burak dışarı çıkış yolunu kontrol etti. Hakan ise sağlık durumlarını hızlıca değerlendirdi. Şanslarına ciddi yaralanan yoktu.

Eylül telsizine uzandı. "Merkez, Kurt Timi. Bina kontrol altına alındı. Üç sivil sağ olarak kurtarıldı. Destek ekiplerini yönlendirin."

Ardından time dönerek, sakin ama otoriter bir sesle, "Burak, çıkış güzergâhını kontrol et. Selim, sivilleri hazırla. Baran ve Hakan benimle." dedi.

"Emredersiniz komutanım." diye karşılık verdi Burak.

Dışarıdan bir motor sesi duyulunca herkes aynı anda irkildi. Baran pencereye yaklaşıp dikkatlice baktı. Binanın önüne iki arazi aracı yaklaşıyordu. Araçlardan inen silahlı kişiler etrafı kontrol ederek binaya doğru ilerlemeye başladı.

Baran kaşlarını çattı. "Komutanım, takviye gelmiş."

Eylül soğukkanlılığını bozmadan pencereye göz attı. "Sayıları altı. Bizi içeride sıkıştırmaya çalışacaklar."

Hakan silahını kavrayıp gülümsedi. "Yanlış binayı seçmişler."

Eylül hafifçe başını çevirdi. "Gereksiz risk almayacağız. Öncelik siviller. Baran, arka çıkışı hazırla. Burak önden, Selim sivillerle birlikte ortada ilerleyecek. Hakan en arkayı tutacak. Ben dışarı çıkana kadar kimse hızlanmayacak."

"Düşündüğünüz gibi komutanım."

Tam o sırada binanın ön kapısından içeri rastgele ateş açıldı. Kurşunlar duvarlara saplanırken içeriyi yoğun bir toz bulutu kapladı. Eylül duvarın arkasına çekilip sakin bir sesle, "Panik yok. Mevzileri koruyun." dedi.

Silahlı adamlardan biri koridora girer girmez Baran kısa bir atışla onu etkisiz hâle getirdi. İkinci kişi geri çekilmeye çalışırken Hakan bulunduğu yerden ateş ederek ilerlemesini engelledi.

"Koridor temiz komutanım." dedi Hakan.

"Etkilenmeyin, çıkıyoruz."

Selim üç sivili önüne alarak arka kapıya yönlendirdi. Burak sürekli çevreyi kontrol ediyor, olası bir tehdide karşı hazır bekliyordu. Arka kapı açıldığında serin gece havası yüzlerine çarptı. Ormanın içi karanlıktı ama bu karanlık onlar için avantajdı.

Tam bahçeyi geçecekleri sırada karşı taraftan iki kişi daha belirdi.

"Eğilin!" diye seslendi Eylül.

Siviller yere çökerken Eylül ve Burak aynı anda ateş etti. Kısa süren çatışmanın ardından iki saldırgan da geri çekilmek zorunda kaldı. Bunu fırsat bilen Baran, "Yol açık komutanım." diye seslendi.

"Kurt Timi, hareket!"

Beş asker sivilleri koruyarak hızlı ama kontrollü adımlarla güvenli bölgeye ulaştı. Birkaç dakika sonra uzaktan siren sesleri duyulmaya başladı. Destek ekipleri bölgeye yaklaşırken saldırganlar ormanın karanlığından faydalanarak kaçmayı tercih etti.

Destek araçları durduğunda sağlık ekipleri sivilleri teslim aldı. Eylül, gelen tim komutanına kısa bir rapor verdikten sonra arkadaşlarına döndü. Üzerleri toz içindeydi, hepsinin yüzünde yorgunluk vardı ama görev başarıyla tamamlanmıştı.

Baran omzundaki çantayı düzelterek gülümsedi. "Komutanım, yine kazasız atlattık."

Eylül de hafifçe gülümsedi. "Daha üsse dönmedik Baran. Rahatlamak için erken."

Burak gülerek, "Komutanım haklı. Dönüş yolu da görevin bir parçası." dedi.

"Ben sürpriz istemiyorum." diye ekledi Selim.

Hakan omzunu silkti. "Sen öyle dedin ya, kesin başımıza bir şey gelecek."

Herkes kısa bir an gülümserken Eylül başını iki yana salladı. "Hadi, araca geçiyoruz. Merkez bizi bekliyor."

Kurt Timi araçlarına doğru ilerlerken gece yeniden sessizliğe büründü.

---

Araç üssün nizamiyesinden içeri girerken herkes derin bir nefes aldı. Burak arka koltukta esneyerek, "Komutanım, şu raporu da teslim edelim de bugünlük askerliği bırakalım." deyince Hakan gülüp, "Sanki yarın bırakacağız." diye takıldı. Baran başını iki yana sallarken Eylül gülümsedi. Bu timin en sevdiği yanı buydu; en zorlu görevlerin ardından bile birbirlerine takılacak enerjiyi bulabiliyorlardı. Araç karargâh binasının önünde dururken beşli sessizce aşağı indi ve doğruca rapor odasına doğru yürüdü.

~1.bölüm sonu~

Nasıl buldunuz peki bunu

Sildiğim hikayede birkaç değişiklik yaparak paylaşacağım haberiniz olsun