21. bölüm / 26
Sessizliğin KomutanıBir Keçi Meselesi
Bölümler 26Şu an: Bir Keçi Meselesi
- 1 Tanıtım139 kelime
- 2 Kurt Timi2.173 kelime
- 3 Beklenmeyen Gerçekler2.519 kelime
- 4 İlk Görüşme2.287 kelime
- 5 Ön Yargılı Abiler2.312 kelime
- 6 Ateş Çemberi3.063 kelime
- 7 Görev Dönüşü2.355 kelime
- 8 Saldırı3.233 kelime
- 9 Pişmanlık3.461 kelime
- 10 Atan Bir Umut2.576 kelime
- 11 Uyanış1.677 kelime
- 12 Alıntııı!!377 kelime
- 13 Sessizlikten Önce1.963 kelime
- 14 Hiçbir Şey Beni Durduramaz2.314 kelime
- 15 Bilinmeyen Ses1.715 kelime
- 16 Kırgın Sofra2.564 kelime
- 17 Kaderin Eşiğinde2.070 kelime
- 18 Kına Eğlencesi2.686 kelime
- 19 Kıskançlık2.234 kelime
- 20 Yabancı2.527 kelime
- 21 Bir Keçi Meselesi2.885 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 Mavi Gözler'in Ardında4.741 kelime
- 23 Kırılan Kardeşlik3.733 kelime
- 24 Bir Kapı'nın Eşiğinde2.553 kelime
- 25 Gülüşün Çok Güzel2.564 kelime
- 26 Sarılma ve Özür3.044 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Medya: Eylül, keçi süsleyen ikizler veeeee Deccal Yaman...😅
Kurt Timi'nin odasında eğitim başlamadan
önce alışılmış bir sakinlik vardı. Hakan masanın üzerindeki haritayı incelerken Burak çayından bir yudum aldı, Selim sandalyesini geriye yaslamış elindeki kalemle oynuyor, Eylül ise önündeki dosyayı kapatıp masanın üzerine bıraktı. Geçenki keşif görevi istemeden de olsa herkesin aklında aynı kişiyi bırakmıştı.
Sessizliği ilk bozan Burak oldu. Çay bardağını masaya bırakırken yüzünü buruşturup, "Ben bir şey diyeceğim de... Bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama şu yeni gelen Üsteğmen'de bir tuhaflık var. Hiç asker gibi davranmıyor." dedi.
Selim hemen başını salladı. "Bana da normal gelmedi. Askerden çok sanki özel bir davete gelmiş gibiydi. Dağa çıkıyor, yüzünde gram makyaj bozulmasın diye uğraşıyor."
Hakan kollarını göğsünde birleştirerek, "Mesele makyaj değil. Hareketleri bana fazla yapmacık geldi. Herkesi dikkatle süzüyor, sürekli etrafı inceliyor. İlk gün için fazla gözlemci." diye ekledi.
Eylül birkaç saniye sustu. Sabah yaşananları zihninde tek tek geçirirken kaşları hafifçe çatıldı. O da farkındaydı bazı şeyleri. Sonra sakin ama düşünceli bir sesle, " Evet haklısınız. Hareketlerinde bir tuhaflık var. Sebebini bilmiyorum ama içime sinmeyen bir şey var. Belki yanılıyorumdur ama yine de dikkatli olmakta fayda var." dedi.
Baran masadakilere tek tek baktıktan sonra hafifçe gülümsedi. "Siz de iyice paranoyak oldunuz." dedi. Burak kaşını kaldırınca Baran sözlerine devam etti. "Kız daha yeni geldi. Doğudan ilk defa görev alıyor. Herkesi inceliyor olması normal. Sonuçta yeni bir ortam."
Selim omuz silkti. "Bilmem... Bana yine de samimi gelmedi."
Baran elini iki yana açtı. "Belki de heyecanlıdır. Hepiniz sanki kadını ilk günden suçlu ilan ettiniz."
Hakan gülümseyerek, "Suçlu ilan etmedik. Sadece izlenimlerimizi paylaştık."
Baran başını iki yana salladı. "Bence normal bir asker işte. Ne paranoyak oldunuz lan hepiniz."
Eylül hafifçe gülümsese de bakışları ciddiyetini koruyordu. "Umarım gerçekten haklısındır Baran abi."
Konuşma birkaç saniyelik sessizlikle son buldu. Kimse tartışmayı uzatmadı. Herkes kendi fikrini söylemişti.
Sessizliği bu kez Burak bozdu. Ciddiyetini bir anda bırakıp kahkaha atarak, "Neyse, bunları boş verin de... Aklıma eski görevde ki keçi meselesini geldi yine." dedi.
Selim daha Burak'ın ne söyleyeceğini anlamadan gülmeye başladı. "Yine başladı."
Burak kendini savunur gibi iki elini kaldırdı. "Bakın, ben kaçmadım."
Hakan ciddi görünmeye çalışarak, "Tabii canım."
"Gerçekten kaçmadım."
Selim gülmekten konuşmakta zorlanıyordu. "Keçi sana doğru iki adım attı, sen beş yüz metre sprint attın."
Burak itiraz ederek, "O taktiksel geri çekilmeydi."
Eylül dudaklarını birbirine bastırıp gülmesini engellemeye çalıştı. "Raporlara da öyle mi yazacağız üsteğmenim? 'Üsteğmen Burak keçiden kaçmak için 100 metre sprint atarak taktiksel bir geri çekilme yaptı.'"
Hepsi kahkaha atarken Burak hiç bozuntuya vermeden başını salladı. "Yazabiliriz komutanım. Sonuçta o cani keçi de bende hayattayız."
Bu söz odadaki herkesi yeniden güldürdü.
Tam kahkahalar devam ederken kapı iki kez tıklandı.
Odadaki neşeli hava bir anda yerini sessizliğe bıraktı.
"Gel." diyen Hakan'ın ardından kapı yavaşça açıldı... Selin içeri girdi.
Tam o sırada kapı iki kez tıklandı. Odanın içindeki neşeli hava bir anda duruldu. "Gel." diyen Hakan'ın sesiyle kapı açıldı ve Selin içeri girdi.
Selin her zamanki gibi belirgin makyajı, ağır parfümü ve kusursuz görünmeye çalışan hâliyle kapının önünde durdu. Gülümseyerek, "Rahatsız etmiyorumdur umarım." dedi. Odanın içindeki kahkahalar bir anda kesilmişti. Burak elindeki bardağı masaya bıraktı, Selim sandalyesinde doğruldu, Eylül ise sadece kısa bir bakış atıp yeniden önündeki dosyaya döndü.
Ortaya oluşan sessizliği yalnızca Baran bozdu. Tamamen nezaket gereği eliyle boş sandalyeyi işaret ederek, "Ayakta kalmayın Üsteğmen, isterseniz oturun." dedi.
Selin teşekkür ederek sandalyeye oturdu. "Sağ olun." derken bakışlarını tek tek odadakilerin üzerinde gezdirdi. Kimse konuşmuyordu. Az önce şakalaşan tim sanki birkaç saniye içinde tamamen başka insanlara dönüşmüştü. Bu değişim Selin'in dikkatinden kaçmamıştı ama belli etmedi.
Sessizlik birkaç saniye daha sürünce Selin gülümseyerek, "Az önce dışarıdan kahkaha sesleri geliyordu. Demek ki güzel bir muhabbete denk geldim." dedi. Burak kısa bir tebessüm edip, "Aramızda konuşuyorduk." demekle yetindi. Selim de sadece başını salladı. Konunun devamını getiren olmadı.
Selin bu kez yüzünü Eylül'e çevirdi. "Yüzbaşım, timiniz gerçekten birbirine çok bağlı görünüyor." dedi. Eylül gözlerini dosyadan kaldırmadan, "Uzun yılların verdiği alışkanlık." diye kısa bir cevap verdi.
Selin dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluşturdu. "Ne güzel... Dışarıdan bakınca insan bazen kendini biraz yabancı hissediyor."
Bu cümleye ilk karşılık veren Hakan oldu. Sesi sakindi ama mesafeliydi. "Yeni geldiniz Üsteğmen. Zamanla herkes birbirini tanır."
Selin başını salladı. "Haklısınız." dedikten sonra sanki gelişigüzel bir soru soruyormuş gibi, "Gerçi bu kadar disiplinli bir timde hata yapanın işi zordur herhâlde." dedi ve göz ucuyla Eylül'e baktı.
Eylül bakışını ilk kez doğrudan Selin'e çevirdi. Yüzünde en ufak bir ifade değişikliği yoktu. "Hata yapan kim olursa olsun görev gereği neyse o uygulanır."
Burak da söze karıştı. "Bizim komutanımız adildir Üsteğmen. Kural herkese aynıdır."
"Anladım." diyen Selin bu kez gülümsemesini biraz daha genişletti. "Bazı komutanlar astlarına karşı fazla sert olabiliyor da..."
Baran hiç düşünmeden cevap verdi. "Bizim Eylül öyle biri değil."
Bu cevap odadaki herkes için oldukça doğal görünmüştü. Selin ise istediği küçük bilgiyi almış gibi başını hafifçe salladı. Konuyu uzatmadı.
Eylül ise Selin'in konuşurken özellikle Baran'la göz teması kurduğunu fark etmişti. Ancak bunu dile getirmek için henüz hiçbir sebep yoktu. Sessizce dosyasını kapattı, sandalyeden kalktı ve "Eğitim saati geldi. Hazırlanın." dedi.
Bir anda odadaki hava yeniden değişti. Birkaç saniye önce kahkahalar atan ekip, tek bir emirle ciddileşmişti. Herkes aynı anda ayağa kalktı. Hakan çantasını omzuna aldı, Burak bardağını masaya bıraktı, Selim kepini düzeltti, Baran ise sessizce ekipmanlarını kontrol etti.
Selin de ayağa kalkarken bu manzarayı dikkatle izliyordu. Az önce şakalaşan insanların tek bir komutla nasıl disiplinli askerlere dönüştüğünü görmüş, özellikle de timin Eylül'e duyduğu güveni fark etmişti.
İçinden belli belirsiz gülümsedi.
"Demek en sağlam halka Eylül..." diye geçirdi aklından. "O zaman zinciri kırmak için önce en zayıf halkayı değil... en güçlü halkayı yalnız bırakmak gerekecek."
Bu düşünceyi yüzüne yansıtmadan sessizce timin peşinden odadan çıktı. Şimdilik kimse onun gerçek niyetini anlamamıştı. Ancak attığı her adımı, kurduğu her cümleyi ve seçtiği her bakışı önceden hesaplıyordu. Zaman onun en büyük silahı olacaktı.
---
Eğitimin bitiş düdüğü çaldığında herkes üzerindeki tozu silkeleyerek karargâha döndü. Koridorlar yeniden hareketlenmiş, nöbet değişimleri başlamıştı. Eylül tam Kurt Timi'nin odasına girecekken nöbetçi astsubay hızlı adımlarla yanına yaklaştı.
"Yüzbaşım."
Eylül dönüp astsubaya baktı.
"Emredin."
"Albay Kemal sizi odasına çağırıyor."
Eylül kısa bir baş hareketi yaptı.
"Tamam."
Yönünü değiştirip koridorun sonundaki makam odasına doğru yürüdü. Kapının önüne geldiğinde üniformasını düzeltti, kepini kolunun altına aldı ve iki kez kapıyı tıklattı.
"Gel."
Kapıyı açıp içeri girdi. Dimdik durarak asker selamını verdi.
"Emredin komutanım."
Albay Kemal önündeki dosyadan başını kaldırdı. Gözlüğünü çıkarıp masanın üzerine bıraktıktan sonra elindeki kalın dosyayı Eylül'e uzattı.
"EylüI, bu dosyanın bugün İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne teslim edilmesi gerekiyor."
Eylül dosyayı iki eliyle aldı.
"İçeriği nedir komutanım?"
"Son operasyonda ele geçirilen bazı bilgi ve deliller. Savcılık süreci başlayacağı için resmi evrakların emniyete ulaştırılması gerekiyor."
"Anlaşıldı komutanım."
Albay arkasına yaslandı.
"Aslında bunu bir personelle de gönderebilirdim ama dosyanın teslim tutanağını senin imzalaman gerekiyor. İş uzamasın."
"Emredersiniz."
"Emniyet Müdürü'ne ya da nöbetçi amire teslim et. Evrakı imzalatıp geri dön."
"Başüstüne komutanım."
Albay hafifçe başını salladı.
"Kolay gelsin Yüzbaşım."
Eylül yeniden asker selamı verdi.
"Sağ olun komutanım."
Dosyayı kolunun altına alıp odadan çıktı.
Koridora adımını attığında içerideki sessizlik yerini yeniden karargâhın alışılmış hareketliliğine bıraktı. Askerler koridorlarda evrak taşıyor, telsizlerden peş peşe anonslar geçiyor, nöbet değişimine hazırlanan personel koşturuyordu. Eylül sakin adımlarla yürürken dosyayı daha rahat taşıyabilmek için kolunun altına sıkıştırdı.
Karargâhın ana kapısından çıkınca serin rüzgâr yüzüne çarptı. Bahçede dizili askerî araçların arasından kendi aracına doğru ilerledi. Uzaktan bakıldığında yüzündeki ciddi ifade hiç değişmiyordu ama günün yorgunluğu omuzlarına hafifçe çökmüştü.
Aracının yanına geldi. Anahtarı cebinden çıkarıp kapıyı açtı. Dosyayı dikkatlice yolcu koltuğuna bıraktıktan sonra direksiyonun başına geçti. Kontağı çevirmeden önce kısa bir an gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı ve başını koltuğa yasladı.
"Şu dosyayı teslim edip dönerim..." diye mırıldandı kendi kendine.
Ardından emniyet kemerini taktı, motoru çalıştırdı ve araç ağır ağır karargâhın demir kapısından çıkıp ilçe merkezine doğru ilerlemeye başladı.
Yaklaşık yirmi dakika sonra Emniyet Müdürlüğü'nün önüne ulaştığında aracı nizamiye girişinin yanındaki boş alana park etti. Dosyayı tekrar eline aldı, üniformasının düğmelerini düzeltti ve merdivenlerden sakin adımlarla binaya doğru yürüdü.
İçeri girdiği anda polis merkezine özgü hareketlilik onu karşıladı. Bir tarafta ifade vermeye gelen vatandaşlar, diğer tarafta evrak taşıyan polis memurları... Eylül, danışmadaki görevliye yaklaşarak resmi bir ses tonuyla, "Günaydın. Karargâhtan geliyorum. Albay Kemal'in göndermiş olduğu dosyayı teslim edeceğim." dedi.
Görevli memur ayağa kalkıp saygıyla başını salladı.
"Tabii komutanım. Nöbetçi amirin odası koridorun sonunda, sağ tarafta."
"Teşekkür ederim."
Eylül dosyayı kolunun altına alıp gösterilen koridora doğru yürümeye başladı. Tam odanın kapısına yaklaşmıştı ki içeriden iki gencin telaşlı sesleri duyuldu...
Eylül kapının önünde bir an duraksadı. İçeriden yükselen sesler emniyet binasının koridorunda yankılanıyordu. Gençlerden biri telaşla, " Komiser abi vallahi biz bir şey yapmadık!" diye seslenirken diğeri hemen araya girdi. "Bu sefer tamamen yanlış anlaşıldık!" Eylül kaşlarını hafifçe çattı. Sesler çok tanıdıktı. Dosyayı kolunun altında biraz daha düzeltti. İçeri girmeden önce kapıyı çalmak için elini kaldırmıştı ki odanın kapısı içeriden bir anda açıldı.
Kapının önünde duran Doruk ile Deniz de aynı anda Eylül'ü görünce oldukları yerde kaldılar. Birkaç saniyelik sessizlik oluştu.
Doruk'un yüzü bir anda aydınlandı.
"Aha komutan yeng..."
Deniz hiç vakit kaybetmeden dirseğini Doruk'un kaburgasına geçirdi ve yapmacık bir şekilde öksürmeye başladı.
"Öhö... Öhö..."
Doruk ne diyeceğini fark edince dili dolaştı ve hemen kendini toparladı.
"Şey...Eylül komutan abla!"
Eylül Dorukun kendisine Eylül komutan abla dediğini duyunca dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. İkisine de tek tek baktı.
"Siz ne yaptınız da buralardasınız?"
İki kardeş aynı anda konuşmaya başladı.
"Hiç!"
"Vallahi hiçbir şey!"
Eylül hafifçe kaşını kaldırdı.
"Eğer iki insan aynı anda 'hiçbir şey yapmadık' diyorsa kesin bir şey yapmışlardır."
Doruk masum bir ifade takınmaya çalıştı.
"Bu sefer gerçekten suçsuzuz."
Deniz hemen ekledi.
"Polis abiler olayı yanlış anladı."
"Eminim öyledir." dedi Eylül, alaycı bir tebessümle. "Anlatın bakalım ne oldu."
İkizler aynı anda konuşmaya başlayınca söyledikleri birbirine karıştı.
"Biz..."
"Şey..."
Eylül kollarını göğsünde bağladı.
"Sırayla."
Doruk ensesini kaşıdı.
"Aslında çok büyütülecek bir şey değil."
Deniz de ikizine destek verdi.
"Bence de değil ama polis abiler bizimle aynı fikirde değiller."
Eylül dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluşturdu.
"Ne yaptınız?"
İkizler yine birbirlerine baktılar.
Sonunda Doruk pes etti.
"Mahallede eski depoda arkadaşlarla iddiaya girdik."
Deniz derin bir nefes verdi.
"Bir keçiyi yakalayıp süsleyelim dedik."
Eylül birkaç saniye hiç konuşmadı. Şaşırmıştı.
"...Ne?"
Doruk utançla devam etti.
"Boynuna çiçek taktık...koçalarına kurdale bağladık."
Deniz sözünü tamamladı.
"Sonra da ipini çözünce hayvan doğruca belediye bahçesine daldı."
Doruk başını öne eğdi.
"Ortalık biraz..."
Deniz ikizini usulca düzeltti.
"Biraz değil."
"Bayağı...Karıştı."
Eylül artık gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıyordu.
"Yani siz koskoca ilçeyi bir keçi yüzünden ayağa kaldırdınız?"
İkizler aynı anda başlarını salladı.
"Evet..."
Tam o sırada koridorun diğer ucundan sert ayak sesleri duyuldu.
"Doruk! Deniz!"
İki kardeş aynı anda irkildi.
"Eyvah..."
"Deccalımız geldi..."
Eylül bu tabire gülmek istese de koridorun sonunda sinirli adımlarla yürüyen Yaman görüş açısına girmişti. Kaşları çatılmış, bakışları doğrudan Eylül'ün arkasında saklanan ikizlerin üzerindeydi. Eylül Denize hak vermişti. Harbiden deccal gibi görünüyordu.
"Siz ikiniz..." diye söylenerek yürümeye devam etti. "Yine ne yaptınız da sizi karakollar da topluyorum ben ha! Ulan sadece yarım saat ya yarım saat de nasıl bir belaya bulaşmış olabilirsiniz."
Doruk ile Deniz istemsizce Eylül'ün biraz arkasına geçti.
"Komutan Eylül abla, lütfen bizi kurtar." Dedi Doruk yalvarır bir sesle.
Sonra da Deniz çaresiz bir sesle konuşmaya başladı. "Ne olur."
Yaman tam önlerine gelip ikizleri azarlayacağı sırada sinirle fark edemediği Eylül'ü fark etti. Sert bakışları bir an duraksadı. Öfkeli ifadesi yerini kısa süreli bir şaşkınlığa bıraktı.
"Eylül..."
Eylül başını hafifçe salladı.
"Merhaba Yaman."
Tam o sırada odanın içinden başka bir ses duyuldu.
"Doruk! Deniz! Dışarıda ne oyalanıyorsunuz?"
İçeriden çıkan genç komiser, Eylül'ü görünce bir an durdu. Üzerindeki askerî üniformaya göz gezdirdikten sonra hafifçe gülümsedi.
"Demek karargâhtan gelen subay sizsiniz."
Eylül başıyla selam verdi.
"Evet."
Komiser elini uzattı.
"Komiser Emir."
Eylül de tokalaşırken kendini tanıttı.
"Yüzbaşı Eylül."
Komiser Emir tokalaşmayı gereğinden bir an daha uzun tutup gülümseyerek, "Doğrusu böyle önemli bir dosyayı bu kadar genç bir yüzbaşının getireceğini beklemiyordum." dedi.
Eylül anlamıştı adamın niyetini. İçinden sabır çekse de dışından bir belirti göstermedi.
Bu cümleyle birlikte koridordaki hava fark edilir şekilde değişti.
Yaman'ın bakışları yavaşça Emir ve Eylül'ün eline kaydı.
Çenesi istemsizce sıkıldı.
Emir ise bunu fark etmiyormuş gibi konuşmasını sürdürdü.
"Lütfen buyurun. Evrak işlemlerini hemen halledelim."
Eylül tamamen resmî bir ifadeyle başını salladı.
İsabet olur."
Tam içeri gireceği sırada Yaman ilk kez konuştu.
"Dosya ağır görünüyorsa ben taşıyabilirim."
Eylül başını çevirip ona baktı.
Yüzünde belli belirsiz, alaycı sayılabilecek küçük bir tebessüm oluştu.
"Teşekkür ederim ama bir dosyayı taşıyabilecek kadar güçlüyüm."
Yaman cevap veremeden Emir araya girdi.
"Zaten birkaç dakikalık iş."
Eylül, Yaman'ın yüzündeki ifadeyi görünce tek kaşını hafifçe kaldırdı.
"Yoksa..." dedi sakin ama imalı bir ses tonuyla, "...birileri gereksiz yere mi geriliyor?"
Yaman kısa bir an sustu.
İkizler ise birbirlerine bakıp gülmemek için dudaklarını ısırdılar.
Doruk fısıldadı.
"Şşt abim kıskandı galiba."
Deniz hemen dirseğiyle dürttü.
"Sus."
Yaman cevap vermeden önce Komiser Emir hafifçe gülümseyerek araya girdi. "Yüzbaşım, isterseniz içeri geçelim. Evrakları ayakta incelemeyelim." dedi. Eylül başıyla onay verdi. "Olur." diyerek odanın kapısına yöneldi. Tam içeri gireceği sırada arkasından Yaman'ın bakışlarını üzerinde hissetti. Arkasına dönmedi ama dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
Komiser Emir odasının kapısını açıp Eylül'e buyur etti. Oda düzenliydi; duvarlarda il haritası, operasyon bölgelerini gösteren panolar ve raflara dizilmiş dosyalar vardı. Emir masasının önündeki sandalyeyi göstererek, "Lütfen oturun Yüzbaşım." dedi. Eylül başını hafifçe iki yana salladı. "Teşekkür ederim. Çok oyalanmayacağım, karargâha dönmem gerekiyor." diyerek dosyayı masanın üzerine bıraktı. Emir dosyayı açarken göz ucuyla Eylül'e baktı. "Askerî disiplin gerçekten bambaşka oluyor. Sizde de fazlasıyla belli." dedi.
Eylül resmî tavrını bozmadan, "Görev bunu gerektiriyor." diye karşılık verdi. Emir dosyaları tek tek incelerken konuşmaya devam etti. "Doğrusu sizi ilk gördüğümde yüzbaşı olduğunuzu tahmin edemedim. Bu kadar genç yaşta bu rütbeye ulaşmak kolay olmasa gerek." Eylül kısa ve net bir ifadeyle, "Emek isteyen hiçbir şey kolay değildir Komiser." dedi.
Tam o sırada odanın kapısı tekrar çalındı. Emir, "Gel." deyince kapı açıldı. İçeri giren Yaman'dı. İçeri girer girmez bakışları doğrudan Eylül'e kaydı. Emir gülümseyerek, "Tam seni arıyordum. Senin şu baş belalarının ifadelerini aldık biz." dedi. Yaman masaya doğru yürürken gözünü Eylül'den ayırmıyordu. Masanın dibine geldiğinde masanın üzerinde duran kardeşlerinin evraklarını alıp incelermiş gibi yaptı. Ama kulağı da gözü de belli etmeden onlardaydı.
Emir bunu fark etmeksizin Eylül'e bakarak konuşmayı sürdürdü. "Yüzbaşım, açıkçası sizinle tanıştığıma memnun oldum. Belki uygun bir zamanda bir kahve içip hem operasyonlar hem de bölgedeki koordinasyon hakkında sohbet ederiz." dedi.
Yaman'ın çenesi hafifçe kasıldı. Evrakları sinirle masaya bırakırken gereğinden sert bir hareket yaptı. Dosyaların çıkardığı ses odadaki kısa sessizliği böldü.
Emir başını çevirip şaşkınlıkla baktı. "Bir sorun mu var Yaman?"
Yaman gözünü Eylül'den ayırmadan, "Yok." dedi kısa bir ses tonuyla.
Emir yeniden Eylül'e döndü. "Ne dersiniz Yüzbaşım?"
Yaman bu kez cevap vermesini beklemeden söze girdi. "Yüzbaşının programı oldukça yoğundur. Karargâhtaki görevleri nedeniyle vakit bulması zor olur."
Emir hafifçe gülümseyerek, "Bırak da kendisi cevap versin." dedi.
Eylül iki adam arasında gidip gelen bakışlarını sakince izledi. Sonra Yaman'a döndü. Tek kaşını hafifçe kaldırdı. Bakışlarında alaycı ama eğlenceli bir ifade vardı.
"Hayırdır..." dedi yavaşça, "...yerime cevap vermeye de mi başladın?"
Yaman bir an duraksadı.
"Ben sadece..."
Eylül sözünü kesmeden gülümsemeye devam etti.
"Yoksa gerçekten biraz önce söylediğim gibi..." diye devam etti, "...gereksiz yere gerilen biri mi var burada?"
Kapının dışında bekleyen Doruk ile Deniz kulaklarını kapıya iyice yaklaştırmıştı. Doruk fısıldayarak, "Abim bildiğin kıskanıyor." dedi. Deniz gözlerini devirdi. "Biraz daha yüksek konuş da içeriden de duysunlar." diye mırıldandı.
İçeride ise Emir, ikisi arasındaki imalı konuşmanın farkına tam olarak varamasa da ortamın değiştiğini hissetmişti. Hafifçe öksürerek dosyayı kapattı. "Evraklarda herhangi bir eksik yok. Teslim tutanağını hazırlıyorum." dedi.
Eylül önündeki belgeyi dikkatlice inceleyip imzasını attı. Emir de karşı imzayı tamamladıktan sonra evrakın bir nüshasını uzattı. "İşlem tamamlandı."
Eylül dosyayı düzenli bir şekilde kolunun altına yerleştirdi. "Teşekkür ederim Komiserim."
Emir kapıya kadar eşlik etti. "Teklifim hala geçerli Yüzbaşım."
Eylül nezaketle başını salladı. "Uygun bir zamanda değerlendirilir."
Bu cevabı duyan Yaman'ın yüzündeki ifade bir an daha sertleşti. Eylül ise bunu fark etmişti. Kapının eşiğinde durup ona doğru döndü. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm vardı.
"Merak etme." dedi, sesini sadece Yaman'ın duyabileceği kadar alçaltarak. "Kaşlarını biraz daha çatarsan bütün emniyet senin sinirlendiğini anlayacak."
Yaman istemsizce kaşlarını gevşetti.
Eylül ise Yaman'ın bu tavrını izlerken içinden istemsizce gülümsedi.
Demek gerçekten kıskanıyormuş..." diye geçirdi aklından.
Bu düşünce sebepsizce bütün günün yorgunluğunu unutturmuştu. Eylül buna anlam veremedi.
Eylül odadan çıktığında arkasından da Yaman çıkmıştı. Eylül Yaman'a başıyla selam verip tam merdivenlere yönelmişti ki Doruk ile Deniz yanına geldiler.
"Komutan Eylül abla..." diye fısıldadı Doruk.
Eylül hafif bir gülümsemeyle ikisine baktı.
"Efendim?"
Deniz mahcup bir ifadeyle başını kaşıdı.
"Şey... Biz gerçekten kötü niyetle yapmadık."
Doruk da hemen ekledi.
"Keçiyi mutlu etmeye çalışıyorduk."
Eylül birkaç saniye onlara baktı.
Sonra bütün ciddiyetine rağmen kendini tutamadı.
Ağzından küçük bir kahkaha kaçtı. Yaman Eylül'ün güldüğünü görünce ona hayranlıkla bakmaya başladı. Sanki tüm yük üstünden kalktı ve herşey aydınlandı gibi. Yaman içinden, "Gülüşü çok güzel" diye geçirmeden edemedi. Ardından Eylül'ün sesini duyunca kendine geldi.
"Bir daha hayvanları süsleyip belediyeye salmayın. Emin olun keçiler en çok böyle mutlu olur."
İkizler kahkaha atıp aynı anda başlarını salladı.
"Söz!"
Eylül tekrar selam verip merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Arkasından Yaman'ın sesi duyuldu.
"Doruk! Deniz! Siz ikinizle eve gidince hesaplaşacağız."
Koridoru ikizlerin "Abi ama..." diye başlayan itirazları doldururken Eylül binadan çıktı.
Merdivenlerden inerken yüzündeki hafif tebessüm hâlâ silinmemişti.
Aracına binmeden önce son kez emniyet binasına baktı.
İçeride hâlâ tartışan ikizler, sinirini gizlemeye çalışan Yaman ve kapının önünde onları izleyen Emir...
Kendi kendine hafifçe başını iki yana salladı.
"Ne ilginç insanlar..."
Ardından aracına bindi, motoru çalıştırdı ve karargâha doğru yola çıktı.
Fakat arkasında bıraktığı emniyet binasında, biri onun gülümsemesini düşünerek kıskançlığını bastırmaya çalışıyor, diğeri ise bir sonraki karşılaşmayı şimdiden merak ediyordu.
Ve ve ve evet bölüm bitti.
Diğer bölümü Yaman'ın ağzından okuyalım ha nedersiniz..
Nasıl olmuş bölüm...
🦋🦋
Bölüm etkileşimi
