18. bölüm / 27
Sessizliğin KomutanıKına Eğlencesi
Bölümler 27Şu an: Kına Eğlencesi
- 1 Tanıtım139 kelime
- 2 Kurt Timi2.173 kelime
- 3 Beklenmeyen Gerçekler2.519 kelime
- 4 İlk Görüşme2.287 kelime
- 5 Ön Yargılı Abiler2.312 kelime
- 6 Ateş Çemberi3.063 kelime
- 7 Görev Dönüşü2.355 kelime
- 8 Saldırı3.233 kelime
- 9 Pişmanlık3.461 kelime
- 10 Atan Bir Umut2.576 kelime
- 11 Uyanış1.677 kelime
- 12 Alıntııı!!377 kelime
- 13 Sessizlikten Önce1.963 kelime
- 14 Hiçbir Şey Beni Durduramaz2.314 kelime
- 15 Bilinmeyen Ses1.715 kelime
- 16 Kırgın Sofra2.564 kelime
- 17 Kaderin Eşiğinde2.070 kelime
- 18 Kına Eğlencesi2.686 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 Kıskançlık2.234 kelime
- 20 Yabancı2.527 kelime
- 21 Bir Keçi Meselesi2.885 kelime
- 22 Mavi Gözler'in Ardında4.741 kelime
- 23 Kırılan Kardeşlik3.733 kelime
- 24 Bir Kapı'nın Eşiğinde2.553 kelime
- 25 Gülüşün Çok Güzel2.564 kelime
- 26 Sarılma ve Özür3.044 kelime
- 27 Eksilen Bir Bağ Daha3.174 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Medya: Eylül ve İkiz kardeşler... Ve Eylül'ü izleyen Yaman Ağa
Arkadaşlar ben önceki bölümde paylaştığım anket hakkında birşeye değinmek istiyorum. Ben başta Yamanı eski asker yapmak istedim fakat karar değişikliğine başvurdum. Yaman mimar olsun kendi şirketlerinde. Daha mantıklı geldi bana. Eski asker olarak yazsam bunun konusunu heryerde yazmam lazım ama ben bunu nasıl yazacağımı pek bilemediğim için vazgeçtim geri.
Şimdi bölüme geçebilirsiniz...
Eylül, karargâhtan ayrıldıktan yaklaşık kırk dakika sonra aracını konağın önünde durdurdu. Gecenin karanlığını rengârenk ışıklar aydınlatıyor, avludan yükselen davul ve zurna sesleri daha kapıya varmadan duyuluyordu. Konağın önü araçlarla dolmuş, misafirler birbiri ardına içeri giriyordu.
Motoru durdurduktan sonra dikiz aynasına kısa bir an baktı. Üzerinde hâlâ gün boyu çıkarmaya fırsat bulamadığı askerî üniforması vardı. Hazırlanmaya vakti olmamıştı ama verdiği sözü tutmuştu.
Aracından inip ağır adımlarla konağın kapısına yöneldi. Üniforması, omzundaki rütbeler ve kendinden emin yürüyüşü, çevredeki misafirlerin dikkatini çekiyordu.
Konağın girişinde ise tahminen gelinin abisi ve annesi olduğu kişiler misafirleri karşılıyordu. Yaman Ağa gelen herkesle tek tek ilgileniyor, annesi de misafirleri içeri buyur ediyordu.
Tam o sırada Eylül kapıya yaklaştı.
Yaman Ağa'nın gözleri istemsizce ona çevrildi.
Kalabalığın arasında askerî üniformasıyla yürüyen genç kadın, dimdik duruşu ve kendinden emin tavrıyla diğer misafirlerden ayrılıyordu. Yaman, birkaç saniye gözlerini ondan alamadı. Ne annesinin söylediğini duydu ne de elini sıkan misafire odaklanabildi.
Annesi, oğlunun dalıp gittiğini fark edince bakışlarını onun baktığı yöne çevirdi.
"Ne oldu oğlum?"
Yaman, gözlerini Eylül'den ayırmadan alçak bir sesle,
"Kim o?" diye sordu.
Annesi Eylül'e baktıktan sonra hafifçe gülümsedi.
"Hani Zeynep teyzenle, Mehmet amcan bahsetmişti ya kızımızı bulduk diye işte o bulunan kız...Eylül Karahanlı. Yüzbaşıymış Zeynep geçen bize geldiğinde söyledi."
Yaman ilk kez adını duyduğu genç kadına birkaç saniye daha baktı.
Eylül ise çevresindeki bakışlara aldırış etmeden kapıya geldi, önce Sırma Hanıma sonra Yaman'a kısa ve kibar bir baş selamı vererek içeri geçti.
Yaman, Eylül konağın kapısından girip gözden kaybolana kadar arkasından bakmaya devam etti.
Annesi oğlunun yüzündeki ifadeyi görünce hafifçe tebessüm etti ama hiçbir şey söylemedi.
Eylül, Zeynep Hanım'ı bulma umuduyla konağın avlusuna doğru ilerledi. Üzerindeki askerî üniforma, kalabalığın içinde bile onu farklı gösteriyordu. Ne bakışlardan rahatsız oluyor ne de dikkat çektiğinin farkında gibi davranıyordu. Görevden yeni çıkmış olmanın verdiği yorgunluğa rağmen dik duruşundan hiçbir şey kaybetmemişti. Zeynep Hanım onu görünce gülümseyerek yanına geldi.
"Hoş geldin kızım."
"Hoş bulduk Zeynep Hanım."
"Doğrudan geldin değil mi?"
"Evet. Karargâhtan çıkar çıkmaz geldim."
Zeynep Hanım memnuniyetle başını salladı.
"Gel, kadınların yanına geçelim."
Eylül sessizce onu takip ederek ayrıldı.
Kapının önünde misafirleri karşılamaya devam eden Yaman ise gözleriyle istemsizce Eylül'ü takip ediyordu. Genç kadının kalabalığın arasındaki sakin yürüyüşü, kendinden emin tavırları ve askerî üniforması dikkatini çekmişti. Bunu fark eden Sırma Hanım, hafifçe oğluna döndü.
"Misafirler seni bekliyor oğlum."
Yaman gözlerini Eylül'den ayırmadan kısa bir nefes aldı.
"Farkındayım anne."
Sırma Hanım yüzündeki belli belirsiz tebessümü gizleyemedi.
"Bugün seni ilk defa dalgın görüyorum."
Yaman bu kez annesine dönüp hafifçe gülümsedi.
"Sadece dikkatimi çekti."
"Öyle olsun bakalım."
O sırada kapıya yeni misafirler gelince Yaman yeniden onları karşılamaya yöneldi. Ancak ara sıra bakışları farkında olmadan avlunun diğer ucunda Zeynep Hanım'ın yanında oturan Eylül'e kayıyordu.
İçeriden yükselen zılgıt sesleriyle birlikte davul ve zurna yeniden çalmaya başladı. Bir görevli yüksek sesle, "Gelin geliyor!" diye seslenince avludaki sohbetler kesildi. Herkes konağın büyük kapısına dönerken kına gecesi de resmen başlamış oldu.
Davulun tok sesi avluda yankılanırken zurna ezgisi geceye karıştı. Konağın büyük kapısı yavaşça açıldı ve gelin, etrafındaki kadınlarla birlikte avluya doğru ilerledi. Bir anda bütün bakışlar ona çevrildi. Zılgıt sesleri yükselirken yaşlı kadınlar dualar ediyor, genç kızlar ise heyecanla olan biteni izliyordu. Eylül de Zeynep Hanım'ın yanında sessizce oturuyor, töreni dikkatle takip ediyordu.
Kapının önünde misafirleri karşılamayı sürdüren Yaman gözlerime zorla hakim olmaya çalışıyordu. Bu durumu en iyi fark eden kişi ise Sırma Hanım'dı. Oğlunun yüzündeki ifadeyi dikkatlice inceledikten sonra hafifçe gülümsedi ama hiçbir şey söylemedi. Oğlunu iyi tanıyordu; yıllardır ilk kez birine bu kadar uzun baktığını görüyordu.
Bir süre sonra Sırma Hanım, gelen son misafirleri de karşıladıktan sonra Yaman'a döndü. "Artık herkes geldi. Sen de biraz dinlen oğlum." dedi. Yaman başını sallayıp avluya doğru yürüdü. Kalabalığın arasından geçerken birçok kişi selam verdi, o da tek tek karşılık verdi. Fakat birkaç adım sonra yolu, Zeynep Hanım'ın oturduğu masanın önünden geçti.
Zeynep Hanım ayağa kalkarak gülümsedi. "Hoş geldin evladım. Yoğunluktan doğru düzgün konuşamadık."
Yaman saygıyla başını eğdi. "Hoş bulduk teyzem. Kusura bakmayın, misafirlerle ilgileniyordum."
"Olur mu öyle şey? Bugün düğün sahibisiniz."
Yaman kısa bir tebessüm etti. Tam o sırada göz göze geldiği Eylül'e hafifçe başını eğerek selam verdi.
"Hoş geldiniz."
Eylül aynı resmiyetle karşılık verdi.
"Hoş bulduk."
Aralarında birkaç saniyelik sessizlik oluştu. Ne Yaman gereksiz bir konuşma başlattı ne de Eylül. İkisi de bulundukları ortamın ciddiyetini koruyordu.
Sessizliği Zeynep Hanım bozdu.
"Tanıştırayım bu kızım Eylül, kızım bu da konağın ağası aynı zamanda gelinin abisi Yaman ."
Yaman gülümseyerek elini göğsüne götürdü.
"Bu gece geldiğiniz için teşekkür ederim."
Eylül sakince başını salladı.
"Davetiniz için ben teşekkür ederim."
---
Kına hazırlıkları tüm hızıyla devam ederken avludaki kalabalık her geçen dakika biraz daha artıyordu. Davulun tok sesiyle zurnanın ezgisi birbirine karışıyor, kadınların çektiği zılgıtlar konağın taş duvarlarında yankılanıyordu. Zeynep Hanım, gelinin yanına gidip hazırlıklara yardım edince Eylül de bulunduğu yerde bir süre sessizce töreni izledi. Gün boyu süren eğitim ve toplantıların ardından ilk kez durup dinlenme fırsatı bulmuştu. Gürültünün biraz artmasıyla bulunduğu yerden usulca kalktı. Kimseyi rahatsız etmeden avlunun daha sakin olan köşesine doğru yürüdü. Serin akşam havasını içine çekerek derin bir nefes aldı.
Tam geri dönmek üzereyken konağın bahçesindeki çınar ağacının altında oturan yaşlı adamlardan biri onu fark etti. Elini kaldırarak seslendi.
"Komutan kızım... Gel hele yanımıza."
Eylül nazik bir tebessümle onların bulunduğu masaya yöneldi.
"Buyurun amcalar."
İçlerinden en yaşlı olanı boş sandalyeyi gösterdi.
"Şöyle otur da iki sohbet edelim. Vatanı emanet ettiğimiz gençlerden birisin."
Eylül teşekkür ederek sandalyeye oturdu.
"Estağfurullah amca. Biz sadece görevimizi yapıyoruz."
Yaşlı adamlardan biri gülerek başını salladı.
"Biz de gençliğimizde askerlik yaptık ama sizin işiniz daha zor. Allah ayağınıza taş değdirmesin."
"Allah razı olsun."
Sohbet kısa sürede askerlik anılarından eski köy düğünlerine, değişen zamanlara kadar uzandı. Eylül konuşmaktan çok dinlemeyi tercih ediyor, büyüklerin anlattığı her anıyı saygıyla dinliyordu. Masadakiler de onun ağırbaşlı tavrından etkilenmişti.
O sırada konağın diğer tarafında Yaman ise düğün sahibi olmanın verdiği yoğunlukla bir an bile yerinde duramıyordu. Bir yandan yeni gelen misafirleri karşılıyor, bir yandan çalışanlara eksik olup olmadığını soruyor, ara sıra da mutfağa uğrayıp hazırlıkları kontrol ediyordu. Tam avluya döndüğü sırada çocukluk arkadaşı Murat yanına yaklaşıp elindeki su bardağını uzattı.
"Al ağam, sabahtan beri koşturmaktan bir yudum su bile içemedin."
Yaman bardağı alıp gülümseyerek, "Sağ ol." dedi.
Murat etrafına göz gezdirdi.
"Her şey yolunda gibi. Vallahi düğün değil, karargâh yönetiyorsun sanki."
Yaman hafifçe güldü.
"Eksik olmasın yeter."
"Merak etme, herkes memnun. Birazdan halaylar başlar, ondan sonra seni kimse tutamaz."
İkisi kısa bir kahkaha attıktan sonra Murat yeniden arkadaşlarının yanına giderken Yaman da çalışanlardan birinin seslenmesi üzerine mutfak tarafına yöneldi.
Bu sırada avludaki hareketlilik yeniden arttı. Büyük bakır kına tepsisi hazırlanmış, kadınlar gelinin etrafında toplanmaya başlamıştı. Davulun ritmi hızlanırken içeriden biri yüksek sesle,
"Kına başlıyor!"
diye seslendi.
Yaşlı amcalar da yavaşça ayağa kalktı.
"Hadi komutan kızım, artık töreni kaçırmayalım."
Eylül gülümseyerek ayağa kalktı.
"Haklısınız amca."
Hep birlikte avluya doğru yürürlerken konağın içi yeniden türkülere ve zılgıtlara karıştı. Kına gecesinin en özel anları şimdi başlıyordu.
---
Davulun sesi yeniden yükselirken avludaki hareketlilik de arttı. Kına töreninin ardından gençler oyun havasına geçmiş, büyükler ise kendi aralarında sohbet etmeye başlamıştı. Eylül, Zeynep Hanım'ın yanında otururken Kerem yanlarına geldi. Gülümseyerek, "Eylül Abla, bu kadar oturmak yeter. Hadi, bir halay çekelim." dedi. Eylül başını iki yana salladı. "Kerem, gerçekten gerek yok." Kerem pes etmeye hiç niyetli değildi. "Olmaz. Vallaha seni halay çekmeden rahat bırakmam. Zeynep Hanım da gülümseyerek, "Git kızım, kırma şunu." deyince Eylül çaresizce ayağa kalktı. "Peki... Ama sadece bir halay." Kerem sevinçle, "Söz." diyerek onu halayın olduğu tarafa götürdü. Eylül'ü kendi sağına alırken diğer tarafında Yiğit vardı. Birkaç adım sonra Eylül de ritme uyum sağlamış, yüzünde hafif bir tebessüm belirmişti.
Konağın giriş tarafında ise Yaman Demirhan, misafirlerle tek tek ilgileniyor, eksik olup olmadığını kontrol ediyordu. O sırada Murat elinde iki bardak ayranla yanına geldi. Birini Yaman'a uzattı. "Al Yaman biraz içte enerji topla. Sonra yine koşarsın." dedi.
Yaman bardağı alıp teşekkür etti. "Her şey yolunda mı?"
Murat başını salladı. "Yemek tarafında sıkıntı yok. Misafirler de memnun. Yalnız çocuklar birazdan havai fişekleri erkenden patlatacak diye korkuyorum."
Yaman hafifçe güldü.
"Onları sen takip et. Geceyi kına diye başlatıp yangınla bitirmeyelim."
Murat kahkaha attı.
"Merak etme. Seni yıllardır rezil etmedim, bugün de etmem."
Yaman tekrardan avluyu gözden geçirirken konağın merdivenlerinden iki genç koşar adım indi. Aynı boy, aynı saç rengi, aynı muzip bakışlar... Onları gören herkes ikizlerin yine bir şeyler çevireceğini anlamıştı. Üniversite birinci sınıf öğrencileriydi kendileri. Abilerinin izinden gidip mimarlık okumaya karar vermişti ikiside. Deniz ile Doruk, takım elbiselerine rağmen kravatlarını gevşetmiş, yüzlerinde yaramaz bir ifadeyle doğruca ağabeylerinin yanına geldi.
Deniz, "Ağam, sabahtan beri misafir ağırlıyorsun. Vallahi seni gören kırk yaşında sanacak." dedi. Yaman kardeşine kısa bir bakış attı. "İkiniz beş dakika uslu dursanız şaşarım." Doruk hemen söze girdi. "Olur mu? O zaman bizi kim tanıyacak?" Murat gülümsememek için yüzünü çevirdi. "Yaman, bunlar bugün sakin duruyorsa kesin büyük bir planları vardır." Yaman iki kardeşini süzdü. "Ne yaptınız?" İkizler aynı anda başlarını iki yana salladı. "Hiçbir şey."
Yaman kollarını bağladı. "Sizin 'hiçbir şey' dediğiniz şeyin sonunda mutlaka biri peşinizden koşuyor." Deniz masum bir ifadeyle, "Bu sefer gerçekten suçumuz yok." dedi. Doruk da aynı ciddiyetle, "Henüz." diye ekleyince Murat kahkaha attı. Yaman ise derin bir nefes vererek başını iki yana salladı. "Şu düğün bitene kadar başıma iş açmayın, yeter."
Deniz ile Doruk birbirlerine bakıp aynı anda, "Söz..." dediler. Ardından Deniz cümlenin devamını getirdi. "...elimizden geldiği kadar." Yaman çaresizce gözlerini kapatırken Murat elini kaldırıp Yaman'ın omzuna hafifçe vurdu. "İşin zor Yaman'ım. Bunlarla uğraşmak bütün aşireti yönetmekten zor."
Yaman kardeşlerinin birbirlerine bakıp sırıtıklarını görünce daha konuşmadan başını iki yana salladı. "İkinizin yüzündeki ifadeyi biliyorum. Hiç başlamayın."
Deniz masum bir tavırla, "Biz bir şey demedik ki."
Doruk da hemen ekledi. "Ama bu demeyeceğimiz anlamına gelmiyor."
Murat kollarını bağlayıp eğlenerek onları izliyordu.
Deniz bu kez sesini biraz daha alçalttı. "Ağam..."
Yaman kaşını kaldırdı.
"O asker hanımı tanıyor musun?"
"Misafir."
"Biz de misafir olduğunu biliyoruz."
Doruk sırıtarak devam etti. "Biz başka bir şey soruyoruz."
Yaman'ın bakışları sertleşti. "Ne soruyorsunuz?"
Deniz omuz silkti. "Kızma abim... Biz sadece merak ettik. Çünkü sabahtan beri hiçbir misafire iki kere bakmadın."
Murat bu söz üzerine başını öne eğip gülümsemesini gizlemeye çalıştı.
Yaman derin bir nefes verdi. "İkiniz de boş konuşmayı bırakın."
Doruk, "Boş konuşmuyoruz ki." dedi. "Biz sadece gözlem yapıyoruz."
Deniz de kardeşini destekledi. "Üniversitede hocalar gözlem yeteneğinizi geliştirin diyor."
Yaman bu kez Murat'a döndü. "Şunları al da gözümün önünden götür."
Murat gülerek, "Ben karışmam ağam. Bugün bende onlardanım."
Yaman Murat'a en ters bakışlarını atarken, Deniz ile Doruk aynı anda güldü.
"Tamam ağam." dedi Deniz. "Biz gidip misafirlerle ilgilenelim."
Yaman şüpheyle gözlerini kıstı. "Siz misafirle ilgilenmezsiniz."
Doruk masum bir ifadeyle, "Bu sefer ilgileneceğiz."
İkizler cevap beklemeden hızla uzaklaşınca Yaman arkalarından bakıp içinden, "Bunlar kesin bir şey yapacak." diye geçirdi.
Yaman ve Murat gülüp konuşurken, Sırma Hanım yanlarına geldi.
"Yaman oğlum, Zeynep teyzenle konuştun mu rahat etmişler mi?"
Yaman başını salladı.
"Merak etmeyin ana. Zeynep Teyzemlerle bizzat ilgilenildi. Kendilerini evlerinde gibi hissetsinler istiyorum."
Sırma Hanım memnuniyetle gülümsedi.
"Olması gereken de bu. Demirhanlarla Karahanlıların dostluğu bugün olan bişey değil. Onlar bizim hep yanımızdaydı."
"İnşallah bundan sonra da böyle devam eder."
Sırma Hanım oğlunun omzuna hafifçe dokunup diğer misafirlerin yanına geçerken Murat da gülümseyerek, "Sen misafirleri karşıla, ben de şu afacanların peşine düşeyim." dedi ve koşar adım avlunun diğer tarafına gitti.
Gecenin ilerleyen saatlerinde halayın coşkusu artarken bir yanda kahkahalar yükseliyor, diğer yanda büyüklerin sohbetleri sürüyordu. Konağın her köşesinde yılların dostluğu ve samimiyeti hissediliyor, kına gecesi unutulmayacak anılarla devam ediyordu.
---
Davulun ritmi değişip halay sona erdiğinde zurnanın ezgisi bu kez çiftetelliye döndü. Avlunun ortası yeniden açılırken gençler sırayla oyuna çıkmaya başladı. Eylül, kalabalığın arasından sessizce sıyrılıp Zeynep Hanım'ın yanındaki yerine dönmek için birkaç adım attı. Tam o sırada Yiğit onu fark etti. Hızlıca önüne geçerek, "Nereye gidiyorsun?" diye sordu. Eylül sakin bir ifadeyle, "Yerime geçeceğim." dedi. Yiğit başını iki yana salladı. "Olmaz. Bir halay oynadın diye kurtulduğunu sanma." Eylül kısa bir nefes verdi. "Yiğit, yeterince oynadım." Tam konuşma bitecekken Kerem de yanlarına geldi. "Yok öyle. Bu sefer de çiftetelli oynayacağız." Eylül ikisine bakıp, "Kerem, gerçekten istemiyorum." dese de Kerem geri adım atmadı. "Bir oyun sadece abla. Sonra söz, kimse seni rahatsız etmeyecek."
O sırada durumu fark eden Mert ile Kaan da yanlarına geldi. Mert hafifçe gülümseyerek, "Bir gecede bu kadar mı zor ikna ediliyorsun?" dedi. Kaan da, "Herkes oynuyor. Sen de gel, sonra yine yerine geçersin." diye ekledi. Birkaç adım geride duran Aras da kardeşlerinin ısrarını izliyordu. O da söze karışarak, "Bu kadar kişi rica ediyorsa geri çevirmek zor olacak gibi duruyor." dedi. Eylül hepsine tek tek baktı. Karşısındaki adamlara bakıp hafifçe salladı. "Tamam... Ama gerçekten son oyun."
Bunun üzerine Yiğit, Mert, Aras, Eylül ve Kerem birlikte oyun alanına geçti. Kaan ise kenarda ritme eşlik ederek onları izledi. Davulun tok sesi avluda yankılanırken beşi ağır ve uyumlu figürlerle oynamaya başladı. Hepsi Eylül'ün onları kırmaması üzerine daha mutlu şekilde oynamaya başladılar.
Masalarda oturan büyükler kendi sohbetlerini sürdürürken Sırma Hanım ile Zeynep Hanım sohbet ediyor, diğer büyükler düğünün gidişatından memnuniyetle bahsediyordu. Yaman ise misafirlerle ilgilenmeye devam ediyor, Murat da eksik kalan işlerle ilgilenerek ona yardımcı oluyordu. Konağın avlusunda herkes ya eğlencenin ya da hazırlıkların bir parçasıydı.
Çiftetelli sona erdiğinde davulcu son kez tokmağını vurdu. Eylül oyundan çıkar çıkmaz Kerem'e dönüp, "Sözünüzü tutun ve beni bırakın artık." dedi. Kerem başını sallayarak, "Tamam tamam tutucaz sözümüzü. Artık seni kimse kaldırmayacak." diye karşılık verdi.
Eylül, onların yanından ayrıldıktan sonra avlunun daha sakin kalan tarafına geçti. Davulun sesi uzaktan gelmeye devam ediyor, çocuklar avlunun bir köşesinde kendi aralarında koşturuyordu. Tam o sırada top peşinde koşan beş altı yaşlarında bir çocuk Eylül'ün ayağının dibinde durdu. Topu alıp çekingen bir şekilde yukarı baktı. Eylül eğilip topu eline aldı, gülümseyerek küçük çocuğa uzattı. "Bir dahakine biraz daha dikkat et tamam mı?" Çocuk başını sallayıp topunu aldıktan sonra yeniden arkadaşlarının yanına koştu.
Bunu gören Deniz ile Doruk da Eylül'ün yanına yaklaştı. Deniz gülerek, "Demek komutanlar çocuklardan korkmuyor." dedi.
Eylül kaşını hafifçe kaldırdı. "Korkmam mı gerekiyordu?"
Doruk hiç düşünmeden cevap verdi. "Biz korkuyoruz. Beş dakika önce biri ceketimin üstüne meyve suyu döktü."
Deniz hemen kardeşine döndü. "O çocuk değil, sendin."
"Yanlışlıkla."
"Bardağı da sen tutuyordun."
"Detaya girme."
Eylül istemsizce gülümsedi.
Deniz bu kez Eylül'ün üniformasına bakıp, "Cidden merak ettim... Bunun cepleri gerçekten işe yarıyor mu, yoksa sadece görüntü mü?" diye sordu.
Eylül kısa bir tebessümle, "İşe yarıyor."
Doruk merakla yaklaştı. "Telefon, cüzdan, anahtar... Hepsi sığıyor mu?"
"Sığıyor."
Deniz başını iki yana salladı. "Biz takım elbisesi giydik diye telefonu koyacak yer bulamıyoruz. Erkek modasını kim tasarladıysa hiç düşünmemiş."
Tam o sırada az önce topunu alan küçük çocuk yeniden koşarak geldi.
"Abla..."
Eylül eğilip çocuğa baktı.
"Efendim?"
Çocuk Deniz'i gösterdi.
"Bu abi topumu sakladı."
Deniz şaşkınlıkla gözlerini açtı.
"Yahu ben saklamadım!"
Doruk omuz silkti.
"Ben söyledim sakla diye."
"Ne zaman söyledin?"
"İçimden."
Küçük çocuk anlamasa da ikizlere dil çıkarıp arkadaşlarının yanına koştu.
Eylül bu kez kahkaha atmadan edemedi. "Siz aşiretin şu yerinde duramayan, fırlama gençlerisiniz galiba."
Deniz gururla göğsünü kabarttı. "Annemiz yıllardır uğraşıyor."
Doruk da aynı ciddiyetle, "Başarılı olamadı."
Tam o sırada Doruk'un gözü uzakta duran Yaman'a kaydı. Ağabeyinin fark ettirmemeye çalışarak bulundukları tarafa baktığını görünce yüzünde yaramaz bir gülümseme belirdi. Uzaktan Yaman'la göz göze geldi, kaşlarını kaldırıp sırıttı. Sonra hiçbir şey olmamış gibi yeniden Eylül'e döndü.
Yaman ise kardeşinin o ifadeyi görünce içinden, "Eyvah... Bunlar kesin beni rezil edecek." diye geçirdi ve hızla yanlarına yürümeye başladı.
Deniz tam konuşacakken, "Bu arada bizim ağa..." dediği anda ensesinde hafif bir tokat hissetti.
"Ağabey!"
Aynı anda Doruk da ensesine gelen darbeyle döndü.
"Yine mi?"
Yaman ikisinin de kulağını hafifçe tutup, "Siz benimle geliyorsunuz." dedi.
Deniz söylenmeye başladı. "Bak misafirin yanında itibarımız kalmadı."
Doruk da ekledi. "Biz sadece sosyalleşiyorduk."
"Sizin sosyalleşmeniz bana masraf oluyor."
"Bu sefer olmadı ama."
"Henüz."
İkizler birbirlerine bakıp gülerken Yaman başını iki yana salladı. Giderken Eylül'e dönüp hafifçe tebessüm etti ve başıyla selam verdi. "Kusurlarına bakmayın." dedi.
Eylül de gülümsemesini tam gizleyemeden başını eğdi. "Sorun değil."
Eylül biraz daha oturup Zeynep Hanımın yanına geçtiğinde kına yavaş yavaş sonra ermeye başladı. Artık herkesin içinde ki asıl heyecan yarınki düğündü.
Nasıl ama??
Ben fırlama ikizleri çok sevdim bizi çok eğlendirecekler ve Yaman ile Eylül'ün aşklarının mimarileri olacak onlar...
Yaman'ı nasıl buldunuz?
Bölüm etkileşimi
