7. bölüm · PERİ MASALI

ZARFTAKİ UYARI

Çagaan Çakır

Temkinli olma konusunda kendisini şartlandırsa da, gardını hemen düşüren o şey gerçekleşti.“Bana demiştin ya sana bir şey oldu diye.”“Evet?”“Asıl sana bir şey oldu. Hadi söylee!”Volkan yine tebessüm ettiğinde, Alina bunu yine duydu.“Ne bu tebessüm? Hadi amaa!”“Peri kızı gördüm...”Volkan düşünceler içinde savrulurken, şarkı bitmişti bile. Kerem ve Arda teşekkür edip uzaklaştıktan sonra onlar da toparlandı ve arabaya doğru yola koyuldu. Aslında herkes yorulmuş ve bir an önce uyumak istiyordu. O yüzden arabada pek sohbet olmadı.Volkan ve Alina beraber indiklerinde, yolda uzaklaşan Merve ve Cenk’e baktılar.“Eee onlar gitti, senin de gitme vaktin geldi. Neredeyse eve geldim zaten.”“Kapıya kadar eşlik eder giderim. Benden bu kadar hızlı sıkıldığını bilmiyordum.”“Bilmelisin,” derken alay ettiği çok belliydi.Vedalaştıktan sonra Alina arkasına dönüp son kez gülümsedi ve eve girdi. Eve girdiğinde ailesinin evde olmadığını, ışıkları açtığında askılığın boş olduğunu görünce fark etti. Montunu astıktan sonra yerde bir kâğıt parçası fark etti. Kapının posta kolundan atılmış olmalıydı. Bembeyaz ve oldukça düzgün zarfa yerleştirilmiş mektubu açarken içine bir kuşku düştü. Acaba beklediğinden miydi bu?Eller titreyerek mektubu açtı ve dehşete düştü adeta.‘ARAMAYI BIRAK!’ yazılı bir başlık vardı. Aslına bakarsak, mektupta yazılı tek şey buydu. Kocaman A4 kâğıdında o kadar cümlenin sığabileceği yer varken, o koskoca kâğıtta sadece “aramayı bırak!” yazıyordu. Alina titreyen elleriyle yere çökmüş, gözlerinden yaşların süzülmesine engel olamamıştı. Birkaç saniye sonra da gözyaşları adeta sel olup bitiverdi. Titreyen elleri durmak niyetinde değildi.“Alo!”“Alina? Neyin var?”Alina’nın sesi de titremeye başlamıştı. Ya da en azından o bunu konuşmaya başladığında fark etti.“Mektup gelmiş. Mektup—”Karşıdaki sözünü kesip araya girdi.“Bana tane tane anlatır mısın, ne mektubu?”Alina’nın gözyaşları yoğun artmıştı. Titreyen elleri arasına, titreyen sesiyle bir şey anlatma zorluğu da eklenmişti.“Bak Alina, beni dinler misin? Yarın yanıma gel, mektupla beraber gel ve üzerinde düşünelim. Başka bir şey yazmadığına emin misin, herhangi bir şey?”Alina son bir umutla bir kez daha bembeyaz kâğıdı gözden geçirdi ve görünürde “aramayı bırak!” yazısı dışında bir şey görememenin hayal kırıklığı ile devam etti. Ağlaması sesiyle karışmıştı.“Hayır hayır hayır! Hiçbir şey yazmıyor.”Karşı taraftaki ses, sakinleştirmeye çalışırcasına çabalıyordu.“Bak şimdi, kâğıdı olduğu gibi zarfa koymanı istiyorum senden.”Alina dikkatini sese vermişti.“Telefonun bütün gece açık olsun, belki bir arama gelir.”“Hı hı tamam. Başka?”Karşıdaki ses emin bir şekilde Alina’ya yapması gerekenleri söylüyordu.“Son olarak da başka bir mektup ya da bir arama, bir şey alırsan direkt arıyorsun, tamam mı?”Alina burnunu çekip gözyaşlarını silerken, bir yandan da cevap vermeye çalışıyordu.“Tamam, tamam komiser.”Ardından gelen ‘bip’ sesi, Alina için büyük bir sessizliğin başlangıcıydı. Kanal çekmeyen televizyondan gelen ses misali, olduğu yerde dizleri üzerinde oturmuş, ne düşündüğünü bilmeden kafa patlatıyordu.Pazartesi günü geldiğinde Volkan heyecanlı bir şekilde sınıfa girdiğinde, gözü alışık olduğu yerde alışık olmadığı bir manzarayla karşılaştı. Alina’nın sırası boştu. Arkasından gelen Cenk ve Merve de bu duruma şaşırmış görünüyorlardı. İlk derse yetişememiştir umuduyla teneffüsü, o teneffüsten de diğer derse gelir umuduyla öğle arasına kadar bekledi Volkan ama boşa.“Ben bir arayayım,” diyen Merve, Volkan’ın duygularına tercüme olmuştu.Aradı, ulaşılamıyor.“Bir daha ara,” diye ısrar etti Volkan.Yine aradı, yine ulaşılamıyor.“Tamam abi sakin ol, görünce arar. Belli ki telefonu kapalı.”“Normalde sana katılırdım ancak Alina hiç böyle yapmazdı. Son zamanlarda da üzerinde bir haller var zaten,” dedi Merve.“Aşkım ben burada çocuğun içini rahatlatmaya çalışıyorum.”“Hayır hayır, Merve haklı Cenk. Ben de fark ediyorum. Dersi ektiğimiz gün siz gelmeden önce çardakta otururken ağzını aradım ama konuyu geçiştirdi. Bir şeyler var,” dedi Volkan. Derken de oldukça endişeli bir tavır sergiliyordu.Merve, Volkan’ın biraz daha rahatlaması adına ortamı yumuşatacak bir şeyler aradı. Ama ne derse desin Volkan’ın inanmayacağını bildiğinden, öylece bakmakla yetindi.Ders zili çalıp derse girdiklerinde, Alina’nın sırası sabahki gibiydi. O gün daha gelmeyeceğini anladıklarında, Volkan gün boyu onu düşündü. Okul çıkışı geldiğinde Alina’nın evine gitmeye karar verdiler. Şanslarına o gün Cenk sabah arabayla gelmişti. Hatta üçü beraber arabayla gelmişti. Bir gariplik olduğu sabahtan belliydi çünkü Alina’yı da almak için aradıklarında açmamıştı. O an bunun okulda olduğu için telefonunun kapalı olduğunu düşünseler de yanılmışlardı.Bu sefer arayan Volkan’dı ve yine ulaşılamadı. Cenk aceleyle Alina’nın evine sürdüğünde, Alina’nın babasının arabasını kapıda gördüler.“Merve sen çal kapıyı, bizim çalmamız uygun olmaz,” dedi Cenk.Onaylarcasına başını sallayıp arabadan indikten sonra dikkatle izliyorlardı. Merve kapıyı çaldığında, sarışın, uzun boylu, bakımlı bir kadın açtı kapıyı. Tahminlerine göre Merve, Alina’yı sorduktan sonra kadının yüzü değişti. Ardından kapıda yine uzun boylu, simsiyah saçlı, şık giyimli bir adam belirince, bunun babası olduğunu anladılar.Kadın telaşlıydı artık. Adama bir şeyler anlattıktan sonra adamın da yüz ifadesi değişince, ters bir şeyler olduğunu anladılar. Cenk bir gariplik daha sezdi. Konu neydi bilmiyorlardı ancak Merve’nin de yüzü telaşlı olmasına rağmen adam bir şey dedikten sonra Merve’nin yüzü sanki bir şey duymuş ama anlayamamışçasına bir şekle bürünmüştü. Bunu geldiğinde sormak için kafasına not ettikten sonra Cenk araya girdi:“Ters bir şeyler var gibi. Neler oluyor?”Bir yandan da sanki daha iyi duyabilecekmiş gibi kafasını kaldırıyordu.Bir dakika sonra Alina belirdi.“Anne, baba? Merve, senin ne işin var burada?” diye sorarken, yüzünde insanları meraklandırmanın verdiği mahcubiyet vardı.“Seni aradık ama ulaşamadık, merak ettik,” dedi Merve.Volkan ve Cenk hâlâ neler olduğunu anlayamıyorlardı ancak Alina’nın onlara baktığını görmüşlerdi. İki dakika sonra Merve arabaya döndüğünde, geride bıraktığı insanlar kızlarına sanki yıllardır görmüyormuş gibi sarılıyordu.“Çok ilginç değil mi?” diye sordu Cenk.Volkan bir yandan Cenk’i dinliyor, bir yandan da izlemeye devam ediyordu. Ona da ilginç gelen şeyler vardı çünkü.“Ne gibi?”“Sanki yıllardır görüşmüyorlar gibi.”“Bakmayı kesin de hadi gidelim. Yanlış anlaşılacağız,” diye konuştu Merve. Kızmakla uyarmak arasında bir sesti bu.Volkan’ın içi bir nebze olsun rahatlamıştı. Tabii diğerlerinin de öyle. Yemekte hâlâ Alina’yı düşünüyordu.“Bizim oğlan âşık oldu herhalde,” diyen babasının sesiydi.“Utandırma oğlanı!”Gece vakti geldiğinde, Volkan’ın kafasında hâlâ Alina vardı. Haliyle dışarıdan cama vuran yağmur sesleri de olayı daha dramazide ediyordu. Sahiden yağmur yağmaya başlamıştı. Volkan, düşünceler ile geçici bir süreliğine de olsa başa çıkmanın yolunu biliyordu.Yağmurlu bir akşamdan herkese merhaba değerli dinleyicilerim;
Acaba gök neye mızmızlanıyor?
Peki siz bugün nelere mızmızlandınız?
Ya da şöyle sorayım. Berhudar olmamak için bugün kendinize ne gibi sebepler sundunuz?
Yağmura yakalandığınız için mızmızlandınız mı mesela?Merak ediyorum. Ya da vazgeçtim, etmiyorum. Çünkü biliyorum, kesin edenler oldu. Bir kere “eyvah” demeyi bıraksanıza. Sadece 10 dakika. “Eyvah ıslandım, hasta olacağım” demeyin mesela. En fazla ne olur? 2 gün limonlu çaylara mahkûm olursunuz. Vücudun mikroba da ihtiyacı var, merak etmeyin. Islanan kıyafetleriniz de 10 dakika kaloriferde kurur. Yani abartılacak bir şey yok. Bunun farkına varana kadar somurtkanlığınızla yağan yağmuru soğutuyorsunuz, yapmayın!Yağan yağmura mızmızlanıp “keşke güneş açsa” diyenler de şapkayla geziyor ya! Gel bir de buradan bak. Garipsiniz. Menemeni soğansız yemek gibi bir şey bu. Acaba soğanın kilosu ne kadar oldu?Bence bu radyocu kesinlikle emekli olmalı. Ne dediğine anlam veremiyorum. Soğan ne alaka şimdi? Gerçi benim derdime derman olmasını bekleyemem. O, akşamları özel olarak balıkçı kasabasında nadide bir sofrada oturup karşılıklı hasbihal ettiğim bir büyüğüm değil, sadece bir radyocu. Hem de acilen emekli olması gereken bir radyocu. Bunu anlattığını yadırgadığım için demiyorum. Kendisi emekli olmak istiyor.