14. bölüm · PERİ MASALI

"Şu an daha büyük bir sorunumuz var"

Çagaan Çakır

Ertesi gün olduğunda Volkan bu suçlamayı üzerinden atmak için çabalıyordu. Ders Türkçeydi ve hoca “kafa dengi” bir hocaydı.“Dün bir şeyler duydum,” dedi.
Bunu derken Volkan’a bakıyordu. “Ne güzel,” diye geçirdi içinden. Volkan, müdürün 5 yıllık öğrencisiydi ve 5 yıllık hocası ona inanmadıysa buradaki hiçbir hoca ona inanmazdı. Aden o gün sınıfta yoktu. Bu olaydan nasıl kurtulabilirim diye düşünürken aklına rehber hocasının yanına gitmek geldi. Ama 5 yıllık hocası ona inanmazken, rehber hocası inanacak mıydı? O da kesin olarak duymuştur olayı, ancak başka çaresi yoktu.“Hocam, gelebilir miyim?” dedi kapıyı çaldığında.
“Gel bakalım.”Bu cümleyi 24 saat dolmadan ikinci duyuşuydu. Lafı uzatmadan konuya girdi:
“Hocam, dün olanları duymuşsunuzdur. Ben sizin çağırmanızı bekledim ama siz çağırmayınca ben geldim.”
“Biliyorum olanları. Anlat bakalım ne oldu?”Volkan sonunda bu konu hakkında kendini dinleyen bir ‘eğitimci’ bulabilmişti. Volkan olanları en ince ayrıntısına kadar anlattıktan sonra hoca tarafından yargılanmayı bekliyordu ancak hiç de beklemediği bir şey oldu.“Ben senin böyle bir şey yapmayacağını biliyorum, merak etme. Sen öyle bir çocuk değilsin.”Volkan şaşırmış kalmıştı. Bu seferki şaşkınlık, iyi bir şaşkınlıktı ama.“Hocam, inanmanızı beklemiyordum. Ne de olsa 5 yıllık hocam inanmadı.”
Hoca hafifçe tebessüm ettikten sonra devam etti:
“Ben seni de biliyorum, Aden’i de biliyorum. Bu konuya takıldığın belli. Sabahtan beri görüyorum, dersi falan dinlemiyorsun.”
“Hocam, iftiradan ziyade takıldığım konu farklı: Müdür beni hiçbir şekilde dinlemedi ve Aden olayları çok farklı anlatıyor.”Rehberlik hocasının yüzünde Volkan’ı rahatlatan bir gülümseme vardı.
“Sen bunlara takılma, ben halledeceğim. Derslerin daha önemli, unutma…”Odadan çıktıktan sonra karşısında Merve, Cenk ve çekeceği sorguyu dün geceden beri kafasında kuran Alina vardı.“Ne oldu abi?” diye sordu Cenk.
“Önce bahçeye çıkalım mı, bunaldım,” dedi Volkan.
“Şanslıyız ki ders boş. Fizik hocası gelmemiş bugün. En fazla nöbetçi hoca gelir, o yüzden dışarıda durabiliriz 40 dakika boyunca,” dedi Merve.Bu haber Volkan için harikaydı çünkü ders çekecek kafası yoktu. Dışarı çıktıklarında herkes derste olduğu için bomboş bahçeye baktılar ve onlarca çardaktan birine geçtiler.“Anlat bakalım,” dedi sorgulayıcı ifadeyle Alina.
Yüzünde öyle bir ifade vardı ki; Volkan o an tarif etmeye kelime bulamadı. Bir an için aklından geçirdi, Alina’nın kendisine güvenmeme olasılığını.“Aden, ona takıntılı olduğumu, zorla konuşmaya çalıştığımı söylemiş müdüre. Ayrıntılar iğrenç yani.”
Hemen lafa Cenk atladı ve onun da yüz ifadesinin Alina’dan bir farkı yoktu.
“İyi de o konuşmak istedi ve sen hep mesafeli durdun.”
“Hiç mi utanmamış?” diyen Merve’nin de diğerlerinden bir farkı yoktu.
“Asıl sorgulanması gereken kısım bu değil,” dedi Alina ve tüm dikkatler ona döndü.
“Müdür buna nasıl inandı? Bence bunu sorgulamalıyız. Bu kız nasıl bu kadar kolay iftira atabiliyor?”Kendi kendine bunları sorgularken bile yüzü sinirden kıpkırmızı kesiliyordu.“Alina haklı,” dedi Cenk. “Aden şımarık birisi evet ama onu bu noktaya taşıyan hocalarda da suç var. Bu kız hiç mi düşünmüyor gerçeklerin ortaya çıkma ihtimalini?”
“Hayır,” dedi sert bir ses tonuyla Merve. “Düşünmüyor çünkü öyle bir durumda da işin içinden sıyrılacağını biliyor. Müdür, Volkan’ı yapmadığı bir şeyden dolayı sırf Aden istedi diye 2 saate yakın bir süre azarladı. Sizce adil bir ortam olsa önce Volkan’ı dinler, sonra Aden’i dinler ve buna göre suçlu aramaz mıydı?”Merve’nin dedikleri herkesin aklına yatmıştı.“Sen ne düşünüyorsun Volkan?” diye sordu.Volkan’da ise hâlâ azarlandığı andan itibaren ki kendinden emin oluşu vardı.
“Ben kendimi biliyorum arkadaşlar. Ben Aden’i asla bir şeye zorlamadım. Müdür istediğine inansın. Bir yalanın söylenmiş olması, doğru olduğu anlamına gelmiyor ne de olsa.”Sonrasında Volkan’ın iftiraya uğramasına rağmen bile içini yumuşacık eden cümle geldi:“Biz de seni biliyoruz. Burada sorgulanması gereken bundan sonraki süreç,” dedi Alina. “Ayrıca sen bu aralar okulu aksatma, arkadan ‘suçlu, kaçtı gitti’ derler.”Volkan her ne kadar Alina’nın ona güvenmesine karşı sımsıcak olsa da ciddiyeti hâlâ yüzündeydi. Alina’nın dediklerini dün gece o da düşünmüştü.“Evet abi, sakın gelmemezlik yapıpta yapmadığın bir şeyi üstüne çekme,” dedi Cenk.
“Merak etmeyin, ben de aynı fikirdeyim sizinle,” diye onayladı Volkan.
“Gelmedi değil mi bugün okula?” diye sordu Merve.
“Gelmedi,” dedi Cenk.
“Bu arada arkadaşlar, müdür bana inanmadı ama rehber hocası inandı, inanabiliyor musunuz?”Bir anda coşkuya kapılan Cenk neredeyse masanın üzerine çıkmıştı.
“İşte abi, ben biliyordum yaa! Kral hoca diye diyorum her zaman size.”Üçü birden Cenk’e bakıyordu ancak hepsi aynı yüz ifadesinde değildi. Cenk’in de heyecanı, sönen balon gibi söndü gitti.“Yoo Cenk, hiçbir zaman öyle bir şey demedin abi,” dedi Volkan.
Cenk biraz kendini sorguladıktan sonra kafası karışmış gibiydi.
“Demiş olmam lazım abi, nasıl demedim? Acaba onu biyoloji hocası için mi demiştim?”Cenk kendini sorgularken diğerleri de Cenk’in bu hallerine gülüyordu.
“Şaşkınım benim,” dedi Merve, Cenk’in yanağına bir öpücük kondururken.O gün olayın konusu açılmadı daha. Ne kendi aralarında ne de başka birisi tarafından. Akşam çıkışta Cenk ve Merve yemeğe gideceklerinden hemen ayrıldılar. Şimdi geriye; eve dönüş yolu, Volkan ve Alina kalmıştı. Ve tabii hesaba katmadıkları, birazdan bardaktan boşanırcasına yağacak olan yağmur...“Yürüyoruz bugün,” dedi Volkan.
“Sanki daha önce uçuyorduk ya!” diye gülerek dalga geçti Alina. Arada böyle esprileri vardı.Volkan da Alina’ya sırıtırken:
“Uçuyor olsaydık da bu havada uçmayı istemezdim,” dedi.Kafasını kaldırıp bulutları inceleyen Alina da Volkan’la aynı fikirdeydi.
“Doğru, şanslıyız ki uçmuyoruz,” derken bile hâlâ sırıtıyordu.Sonra ciddi tavrını yerleştirdi yeniden yüzüne. Çünkü konuyu değiştirecekti ve açacağı konu ciddi bir konu olacaktı. En azından Volkan böyle düşünüyordu çünkü Alina’yı mimiklerinden bile tanıyordu.“O kız gelmeyecek diyeyim ben sana,” diye girdi konuya.
“Ben de geleceğini düşünmüyorum,” diye onayladı Volkan.
“Aptal işte. Kafa sadece derslere basınca böyle bir taraf eksik kalıyor. Bir insan yalan söyleyeceği zaman nasıl arkasını düşünmez?”Yine sinirlenmeye başladığı belliydi çünkü yine yanakları kızarmaya başladı.“Bu bizim sorunumuz değil,” diye Alina’yı sakinleştirmeye çalıştı Volkan. “Ayrıca bizim şu an başka bir sorunumuz var.”
Meraklı gözlerle döndü Alina.
“Öyle mi, ne?”Alina soruyu sormaya kalmadan, sanki ayarlanmış gibi yağmur yerle buluştu. Saniyeler içinde sırılsıklam olmuşlardı. Volkan hemen çantasını Alina’nın üzerine tuttu.“Sen ıslanacaksın.”
“Sence ıslanmamışa benzer bir hâlim var mı?” derken saçlarından akan damlalar görüş açısını engelliyordu.
“Olsun, bak ben de ıslandım, sen daha fazla ıslanma,” dedi Alina, ancak Volkan onun bu fikrini ciddiye aldığı yoktu.
“Bari sen kendi üzerine tut çantanı, ben de kendi çantamı tutayım. Bak hasta olacaksın,” diye telaşlansa da Volkan yine de dinlemiyordu.
“Bir de eve kadar üzerinde çanta taşıma, az kaldı zaten,” dedi.Alina ikna edemeyeceğini anlayınca pes ettiğinde yağmur da inatlaşır gibi şiddetini artırıyordu.“Dünkü iftiradan sonra iyi geldi,” diye espri yaptı Volkan.
“Aden’e iyi gelmemiştir,” diye karşılık verdi Alina.
“Neden?”
“İftira bir lekedir ve her leke çıkmaz,” derken yine sinirlenmişti.
“Ya sen boş versene onu! Bak yağmur altında yürüyoruz.”
“Sen ona sel üzerinde yüzmeye ramak kala desene!” diye dalga geçti Alina.