4. bölüm · PERİ MASALI
Serap Sadece Çölde Olmazdı
Alina sınıfa girdiğinde Merve ve Cenk hemen yanına geldiler.“Günaydın!” dedi Merve.“Günaydın! Ve bir günaydın daha...” diye ekledi Cenk.Alina gözlerini sınıfa gezdirdikten sonra sordu: “Volkan yok mu?”“Yine geç kalmıştır,” dedi Cenk omuz silkerek.Alina mahcup bir şekilde başını eğdi. “Dün apar topar gitmem gerekti, kusura bakmayın. Ama siz gitseydiniz deniz kenarına…”Merve, yüzünde sıcak bir tebessümle karşılık verdi: “Hayır, hep birlikte gideceğiz demiştik.”Alina gülümsedi. “O zaman cumartesi gidelim?”Merve ve Cenk başlarıyla onayladılar. Son söz Volkan’a kalmıştı. Tam o sırada öğretmen sınıfa girdi ve herkes yerine oturdu. Ders başlamıştı.Yaklaşık on dakika sonra kapı çaldı. Merve, gözleriyle Alina’ya kapıyı işaret etti. Alina istemsizce güldü. Ama kapıdan Volkan değil, müdür girdi. Üçünün de yüzü bir anda düştü.“Dersinizi böldüğüm için özür dilerim hocam,” dedi müdür, “kısa bir duyuru yapacaktım.”“Tabii hocam, buyurun,” dedi öğretmen.“Önümüzdeki hafta sonu piknik etkinliğimiz var çocuklar,” dedi müdür. “Gideceğimiz yeri çok beğeneceksiniz. Ormanlık bir alan, göl de var. Katılmak isteyenler şimdi hocasına ismini yazdırsın.”Konuşmasını bitirmiş, sınıftan çıkmak üzereyken kapıda kravatına söylene söylene gelen Volkan belirdi.“Allah’ın belası...” diye homurdandı.Ama sözü yarım kalmıştı. Müdür onu duymuştu.“Anlamadım, Volkancığım?”Volkan kısa bir panik geçirdikten sonra kravatını gösterdi. “Şey... kravat hocam.”Müdür gülümsedi. “Anlıyorum,” diyerek sınıftan çıktı.Volkan derin bir “oh” çekerken, şimdi sıra kimya hocasındaydı. Bu hocayı bir türlü anlayamıyordu; bazen çok sevecendi, bazen ise soğuk bir buz parçası gibi... O gün de heyheyleri üzerindeydi. Volkan’a sadece sert sert bakarak bile ne hissettirmek istiyorsa hissettirmişti.Volkan sırasına oturur oturmaz Merve sırıtarak seslendi:“Bugün beş dakika erken geldin.”“Bilseydim on dakika daha kapıda beklerdim,” dedi Volkan.Ders boyunca sessiz kaldı, hocaya batmamaya çalıştı. Teneffüste Alina yanına geldi. Yüzünde hafif alaycı bir ifade vardı.“Dün gece hiç uyumadın herhalde?”Volkan başını salladı. Alina’nın yüzü ciddileşti.“Bir sorun mu var?”“Hayır, sadece uykum var. Ve bu masa... hiç rahat değil bugün.”Alina düşünceli bir şekilde baktı, sonra hafifçe gülümsedi. “Koluma yatabilirsin.”Volkan rüyada olduğunu düşündü ama bu fırsatı kaçırmadı. Başını Alina’nın koluna yasladı. Beş dakika süren o kısa uykudan başını kaldırdığında karşısında hocasını gördü.“Hem derse geç kalıyorsun hem de uyuyorsun öyle mi?” dedi sert bir sesle. “Teneffüste doğru müdürün yanına!”Sınıf kıkırdadı. Volkan ne olduğunu anlamaya çalışırken gözü ön sıradaki Alina’ya takıldı. Onun bakışları hayallerinin içine toz gibi yayılmıştı. Beş dakika daha vardı dersin bitmesine. Cenk ve diğerleri kantine indi. Volkan ise önce tuvalete gidip üstünü başını düzeltti, yüzüne su çarptı.Kantine yöneldiğinde, Alina’yı telefonla hararetle konuşurken gördü. Volkan, utana sıkıla yaklaştı. Biraz geride durdu, göz temasından özellikle kaçındı.“Bir haber yok mu? Cidden mi?” diyordu Alina. Yerinde duramıyor, bir ileri bir geri gidip geliyordu.“Peki, bir haber alınca beni bilgilendirirsiniz değil mi? Artık bunun uzaması çok kötü bir hâl aldı.”Volkan dikkat kesilmişti. Merakı giderek artıyordu. Alina birden şöyle dedi:“Hayır... en son beş yıl önce. Bilmiyorum.”Volkan’ın zihni sorularla doldu. “Beş yıl önce ne olmuş olabilir?” diye düşündü. O sırada Alina telefonu kapattı. Yüzünde ciddi bir hüzün vardı. Ama yanlarına gitmeden önce o duyguyu sakladı, yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi.Az sonra Volkan da onların yanına gitti. Alina, az önceki hâlinden çok farklı görünüyordu. Volkan, onu bozmamak adına hiçbir şey demedi ama aklı düşüncelerle dolup taştı.Akşam olduğunda, Cenk'ten bir mesaj geldi.Söylemeyi unuttuk.— Neyi?— Alina seni seviyormuş.Volkan gözlerine inanamadı. Ne dedin?!Cenk, saniyeler sonra yeni mesaj attı. Şaka yaptım. Ama seni sordu bugün, nerede kaldı diye.Volkan gülse mi sinirlense mi bilemedi. Ama Alina’nın onu sormuş olması içini ısıtmıştı.— Sadece dalga geçmek için yazmadın herhalde?— Hayır. İsmini müdüre yazdır, unutma!Volkan nedenini öğrenmek için tekrar sordu:— Ne için olduğunu söyleyecek misin artık?— Ha, pardoon! Piknik var da.Volkan ilk başta sıkıcı bulsa da, Alina’yla vakit geçirme ihtimali aklına gelince heyecanlandı. Ertesi gün ilk işi gidip ismini yazdırmak oldu. Müdürün kapısına yaklaşırken omzunda bir el hissetti. Arkasına dönmesine gerek kalmamıştı.“Sende mi ismini yazdırmaya geldin?” dedi, yüzünü bile çevirmeden.“Nasıl anladın ben olduğumu?” diye sordu Alina, merakla yanına geçerek.Volkan yalnızca gülümsedi. Tam kapıyı çalmıştı ki Alina, merakla baskı yaptı:“Cevap vermeyecek misin?”Kapı açıldı ve müdür karşılarında belirdi.“Buyurun gençler. İsim mi yazdıracaktınız?”Alina hızlı davranarak yalan uydurdu:“Hayır hocam, ben yazdırmayacağım. Volkan yanınıza tek gelmeye utanıyor da, onunla birlikte geldim.”Yüzünde zafer kazanmış bir ifade vardı. Volkan şaşkınlıkla müdüre döndü.“Hayır hocam...”Alina hemen araya girdi.“Ne? Şimdi de beni yalancı mı çıkarıyorsun? Çok ayıp Volkan...”Müdür hafifçe gülerek sadece Volkan’ın ismini yazdı. Volkan odadan çıkarken Alina içerde kaldı.“Eğer ben olmadan sınıfa gidebileceksen, gidebilirsin. Yoksa kapıda bekleyebilirsin,” dedi hafifçe sırıtıp.Volkan içinden söylenerek sınıfa geçti. Yerine oturdu. Az sonra Alina da geldi. Geçerken Volkan’a seslendi:“Eeee, evinin tek çocuğu Volkan Bey. Bir ablaya sataşırsan böyle olur. Ben bu konularda antrenmanlıyım.”Volkan yalnızca yüzünü buruşturdu.Ders çıkışı geldiğinde üçlü yolda yürüyordu. Volkan, başına gelenleri anlatırken Cenk katıla katıla gülüyordu. Merve ise her zamanki gibi ciddiydi. Onun o ciddi duruşu, uzun boyu ve simsiyah saçlarıyla birleşince ciddi bir havaya bürünüyordu.Ama bu kez yüzü ciddi olan Volkan’dı. Alina’nın davranışlarını düşünüyordu. Acaba gerçekten onu küçük düşürmek mi istemişti? Yoksa onun gibi mi davranıyordu?Kafası doluydu. Her düşünce bir diğerini doğuruyor, adeta bir çıkmazın içine sürüklüyordu.Bir yandan bugünü, bir yandan Alina’nın telefondaki gizemli konuşmasını düşünüyordu. Beyni bir kitap gibi sayfa değiştiriyor, her sayfada yeni bir düşünce doğuyordu.“Ne oldu da bu kadar etkileniyorum?” diye geçirdi içinden. “Bir gün gördüğüm o kır çiçeği rengindeki saçları mı? Kalp alıcı gözleri mi?”Alina’yı ilk gördüğü gün... Güzelliği karşısında, matematik sınavındaki sorular gibi kalakalmıştı.Bu güzellik gülüşünündü belki. Ya da onu güzel yapan, görevini şaşıran kalbin hızla atmasıydı. İlk kez, bunun bir sınav olmamasını istedi.Sıkılmayı zehir olarak gören biri, nasıl oldu da sıkılmayı unuttu?“Ya bu bir serapsa?” dedi içinden. “Olamaz... çünkü çölde değilim.”Ama serap sadece çölde de olmazdı. Ve o gözlerin sahibi, su kadar değerliydi.Bu duygunun nazik olması gerektiğini biliyordu. Kırmadan, incitmeden... Narince. Sevgi neydi?“Bence... sütlaç,” dedi kendi kendine.Tam o sırada Cenk’in sesiyle irkildi.“Sütlaç mı? Canın sütlaç mı çekti?”Volkan, tedirgin gözlerle Merve ve Cenk’e baktı.“Yok... şey... kendi kendime mi konuşuyorum?”
