5. bölüm · PERİ MASALI

Bir Masalın İlk Cümlesi

Çagaan Çakır

Cenk aldırmadan yoluna, Merve’yle sohbet ederek devam ederken Volkan ise kafasının içindekilerle konuşuyordu. Akşam yemeğini yine hızla bitirip odasına çıktı ve radyoyu açtı. Tam da kafasını boşaltmaya ihtiyacı vardı, çünkü o an:“İyi geceler 1980’ler, iyi geceler 1990’lar...
Huzurun tanımı nedir? Bence bu gece buna kafa yormalıyız—tabii kafa yoracak kadar boşluğunuz varsa. Yoksa önünüzdeki çözümleri görmeyip ‘Ne yapacağım!’ diye mızmızlanacak mısınız?
Yemek yediğinizi düşünün; çok sevdiğiniz o ihtişamlı kıyafetinize döküldü. Hemen ıslak mendil aramak yerine niçin mızmızlanırız? Bak işte, konu yine dağıldı! Sanırım dikkat eksikliğim var. Neyse, konumuza dönelim...
Huzur, ‘kendiniz olabildiğiniz insanın yanında olmak’ olabilir. Kendiniz diyorum; başkalarında değil. Huzuru başkalarında aramak, temeli sağlam olmayan bir binada oturup yıkılmamasını beklemek gibidir. O bina yıkılmasa bile onu düşünmekten beter olursunuz.
Zararlı! Zararlı demişken, sütlaca zam gelmiş.”“Bu radyocu sütlaç derken neyden bahsediyordu?” diye sordu Volkan kendi kendine. Bu, ikinci kez oluyordu ve o ilkinde neredeyse Cenk’le Merve’nin yanında rezil olacaktı. “Sütlaç” dediği aşk mıydı? Radyocu, “Sütlaç tatlıdır ama zararlıdır da!” demişti. Mesaj açıktı: Bu da bir işaret olabilir miydi?Başının kenarı zonkluyordu—yalnızca düşünmekten değil; geç uyanmış, bütün günü uykusuz ve sersem geçirmişti. Neyse ki ertesi gün hafta sonuydu, dilediğince uyuyabilecekti.Ertesi sabah telefonunun çalmasıyla uykusu bölündü, fakat ekranda Alina’nın adını görünce içi rahatladı.“Günaydınnnn!”Beklenmedik bu volümden irkilen Volkan, telefonu uzaklaştırmak zorunda kaldı. Uykulu sesini bastırıp aynı neşeyle karşılık verdi:“Günaydınnn!”“Ne o, uyandırdım mı yoksa?”“Hayır,” dedi Volkan esneyerek. “Sabah sabah bir şey mi oldu?”Alina’nın sesi bir anda düştü. “İstemiyorsan kapatayım?”“Onun için demedim ama...”Alina lafını bitirmeden araya girdi: “Merve’yle Cenk sana söylemedi mi yoksa?”Tam o sırada Volkan’ın telefonuna mesaj bildirimi düştü. Cenk yazmıştı: Akşama sahile gidiyoruz.“Şimdi gördüm mesajı,” dedi Volkan.“Harika olacak!” Alina’nın sesi yeniden neşeliydi. “Ha bu arada, sütlaç yer misin? Diğerlerine götüreceğim de, sen sever misin?”“Sütlaç” kelimesi Volkan’ı kıpır kıpır etti. Belki de bu da bir işaretti, kim bilir?“Olur tabii... ama sen yaptıysan yemem!”Telefondan cılız bir kahkaha geldi. “Öyle mi, denenmiş?”Volkan’ın içinden “Elimde olsa o sütlacı saklardım; bir gün gitme ihtimaline karşılık senden bana bir şey kalsın,” demek geçiyordu, fakat bunun yerine Alina’yı hafifçe kızdırmayı seçti:“Daha çok gencim! Önce Cenk yesin...”“Zehirlenecekse önce o mu zehirlensin yani?” diye güldü Alina. Sözlerindeki tatlılık Volkan’ı içine çekiyordu.“Evet,” dedi Volkan, soğukkanlı görünmeye çalışarak. Ne kadar başarılı olduğunu ancak Alina’nın düşünceleri bilirdi.Akşama buluşmaya karar verdiler ve Volkan biraz daha uyudu. Yedi buçuk gibi evden çıkmayı planlıyordu—gecenin sessizliğinde kendi sesleriyle sahilde oturacaklardı. Öğlene doğru yine uyuyakaldı; uyandığında saat on ikiyi geçmişti. Kahvaltı derken saat yediye gelmişti bile.Alina’yla neredeyse aynı mahallede oturuyorlardı; bitişik sokak olmasına rağmen Volkan, “aynı mahalledeyiz,” diye düşünürdü. Emin bir tavırla, kabul göreceğini umduğu teklifi yazdı:Beraber gidelim mi?Mesaj çift tıklandı, okundu, “yazıyor”...Olur :)Artan enerjisiyle Volkan hemen evden çıktı. On dakikadan kısa sürede Alina’nın kapısındaki posta kutusuna yaslandı. O gün özel bir gün değildi ama Alina gözüne öyle güzel göründü ki bakakaldı.Onu görünce balon almış çocuk gibiydi.İtiraf ediyordu artık: Alina farklıydı, bunu hissediyordu. İlk adımı orada attı. “Farklı” mıydı, yoksa gözünde mi büyütüyordu? Hikâye ne getirirse getirsin, cevabı orada bulacaktı. Ama yazar oydu; hikâye nasıl yazılacaktı? Belki de bir peri masalıydı bu.Aklımı yitirsem de umurumda değil.
Ben zaten lanetlenmişim...Tam açıklaması buydu: Alina, onu büyülüyordu.“Hoş geldin!” dedi kız, parlayan gözleriyle yanına gelirken.“Hoş buldum! Gidelim mi?”Alina alay dolu bir gülümsemeyle, “Burada kalmak istiyorsan bilemem ama gitmeliyiz bence de,” dedi.Volkan ses çıkarmadı. Yol boyunca hiç bitmesini istemediği, girdap gibi içine çekildiği o sohbeti ettiler. Konu belki sıradandı ama Alina’nın sesi sıradanı bile değerli kılıyordu. Zaman geçtikçe sohbet derinleşti.“Bence sınıftaki Aden senden hoşlanıyor,” dedi Alina birden.Volkan’ın yüzü düştü. “Nereden çıktı şimdi bu?”“Bilmem, öyle hissediyorum. Sen hissetmiyor musun?”“Hayır, dikkat bile etmedim.”Az sonra Alina, Volkan’ın içini yeniden kıpırdatacak o cümleyi kurdu: “Bence de olmasın zaten.”“Neden, kıskandın mı?” diye takıldı Volkan.“O kız yalancının teki. Ben senin için diyorum.” Alina’nın açık tenine yayılan hafif kızarıklık belli oluyordu ama Volkan bunu belli etmeyip devam etti:“Nereden biliyorsun?”“Geçen gün, sınıftan birinin matematik sınavında kopya çektiğini söyleyip yalan attı,” dedi Alina, bu bilgiyi vermekten gurur duyarcasına.“Benim neden haberim yok?”Alina fırsatı kaçırmadı: “Derslere hep geç kalırsan haberin olmaz tabii!”“SEN tam zamanında geliyorsun da ne oluyor sanki! Senin de haberin olmayan şeyler var.”Bunu söyler söylemez birkaç saniye sessiz kaldı. Neden böyle demişti? Alina da sorgulamadı; yalnızca belli belirsiz bir tebessümle baktı.Az ileride kendilerini bekleyen Cenk ve Merve’yi görür görmez, yepyeni bir tartışmanın içine düşeceklerinden habersizdi ikisi de.