10. bölüm · PERİ MASALI

"Umut aynı umut"

Çagaan Çakır

Alina'nın yazdığı “Merve aranıza girdi ama şu anda sen onların arasına girecek konumdasın Volkan :) ayrıca Cenk şu aralar Merve’ye daha yakın yani seni unuttu gibi” mesajına cevap olarak, “Aramıza girmek istemiyor da o yüzden :)” yazdı. Ancak bu mesajı gelen bildirimlerin yarattığı kafa karışıklığı ile Alina yerine Aden’e gönderdiğinden haberi bile yoktu. Hiç de dikkat etmemişti.Ertesi gün saat 5.30 gibi uyandığında telefonu bildirimle doluydu. Aden'den gelen bir sürü mesaj vardı. Alina'dan ise sadece iki. Volkan ilk olarak Alina'nın mesajlarına baktı.“VE YİNE GÖRÜLDÜ DEMEK! YAZDIM BUNU VOLKAN.”Nasıl olur diye düşündü bir anda. Mesaj yazmıştı ve göndermişti. Bundan emindi. Acaba rüya mı gördüm diye çelişkiye düştü. İkinci mesaja baktı:“HEM GÖRÜLDÜ AT HEM BAKMA! ÖYLE OLSUN!”Ne yazacağını bilemedi. Ama bir yandan da hoşuna gitmişti bu durum. Alina, kendisini umursuyor demekti bu. Hemen durumu açıklayan bir mesaj attı:“Günaydınn! Dün gece uyuya kalmış olmalıyım ki rüyama girmişsin. Uyanmasaydım iyiydi tabii ama... Neyse. Görüldü atmadım, sen de hemen sinirlenmeye yer arıyorsun!”Volkan mesajı gönderdiğinde Aden'den bir mesaj geldi. Bakmak istemedi çünkü Aden’i umutlandırmak istemiyordu. Hazırlanıp okulun yolunu tuttuğunda saat yediye geliyordu. Okulla birlikte büyük bir otobüsle gideceklerdi. Bahçeye girdiğinde kapıda Cenk, Merve ve tabii ki de Alina’yı gördü. Aslında herkesin içinde gözü bir tek Alina’yı görmüştü de, Alina şu anda bunu anlamayacak kadar sinirli olabilirdi Volkan’a.Cenk, Volkan’ı görünce neşelendi.“Abi neredesin sen ya? Uyuya kaldın sandık!”“Arasaydın ya?”Kolları bağlı, kaşları çatık Alina girdi araya.“Aaa Cenkcim, Volkan haklı. Ama arkadaş mesajlara ya da aramalara geri dönmediği için sadece akıl verebiliyor.”Alina'nın yüzünde kızgınlık vardı ama tatlı bir kızgınlıktı bu. Volkan tarafından umursanmamış olduğunun düşüncesinin getirdiği kızgınlıktı bu. Cenk şaşkın şaşkın iki tarafa da baktı.“Bir şey mi kaçırdım?”Merve her zamanki gibi olayları gözlemlemiş ve durumun farkına varmıştı. Cenk'in koluna girip oturacakları koltuğa götürdü.“Cenk gel hadi, zaten bütün gün ayakta olacağız.”Cenk ve Merve gittikten sonra Alina ve Volkan baş başa kalmıştı. En azından ikisi öyle zannetmişti ki, Aden’in sesi geldi.“Günaydın!”Alina gözlerini devirmişti.“Geldi yürüyen matematik neti!”Bunu mırıldanarak söylediği için Aden duymamıştı. Geldiği gibi de Volkan'ı iyice ateş çukuruna atacak o cümleyi kurdu:“Dün gece mesajlarıma bir anda cevap vermeyi kesince anladım uyuya kaldığını.”Volkan Alina’ya bakmıyordu ancak Alina'nın kendisine baktığından adı kadar emindi.“Uyumuşum ya,” demekle yetindi. Çünkü o an beyninin büyük bir kısmı Alina’ya ne diyeceğini düşünüyordu. Kalan birazcık düşünme yetisiyle bunu diyebildi.Artık Alina'nın sinirden kızardığını hissettiği gözlerinin ikisinin üzerinde gezdiğini görebiliyordu ama tuhaf bir şekilde bu sinirini saklamaya çalışıyordu. Yüzüne kondurmaya çalıştığı ancak hemen bozulan sahte gülümsemeler bunun kanıtıydı. Ve o hâlâ inatla bunu sürdürmeye devam ediyordu.“Piknik alanına geçince görüşürüz o zaman,” dedi Aden.Volkan cevap bile veremeden Alina, Aden'in taklidini yaptıktan sonra otobüse gitti. Herkes yavaş yavaş otobüse toplanmaya başlamıştı. Alina, Cenk ve Merve’nin arkasına oturdu. Volkan da Alina’nın yanına geçti. Yoklamalar alınınca otobüs harekete geçmek için hazırdı. Aden, tam Alina ve Volkan’ın yan sırasındaki koltuğa oturmuştu. Yanında da yakın arkadaşlarından olan Buse vardı. Yolculuk sırasında Aden ara ara Buse’ye Volkan’ı gösterip bir şeyler anlattı ama Volkan oralı olmadı. Alina ters ters baktı ama o da çok üzerinde durmadı. Volkan sürekli Alina ile sohbet kurmak çabasındaydı ancak Alina hâlâ kızgındı ve bunu belli ediyordu.“Bak yandakiler senin hakkında konuşuyor, onlara katıl bence,” deyince Volkan kendini kovulmuş gibi hissetti. Bozuntuya vermek istemedi ancak Alina'nın ciddi tavrı onu bir yere kadar durdurdu. Yol boyunca sohbet açmamaya karar verdikten sonra kulaklığını taktı ve gelen ilk şarkıyı açtı. Gelen ilk şarkıyı kendi içinde Alina’ya hediye etti ama kendisi o ara sinirli sinirli camdan dışarıyı seyretmekle meşguldü.Gelen şarkıya dikkat etmemişti. Alina’ya bakıyordu, camdan sinirli bakan gözlerin yansımasına bakıyordu. Saçlarına bakıyordu, âşık bakıyordu! Tam da o esnada şarkı başladı.“Senin derinlerinde bi’ yerde buldum
Sımsıkı sarılacak, karışacak köklerimi
Görmek, beraber olmak seninle
Çok güzel belki ama düşlemek bambaşka”Alina’ya bakarken şarkı arkada devam etti. Ne diyordu son cümlede; “Görmek, beraber olmak seninle çok güzel belki ama düşlemek bambaşka.” Volkan o an çok şanslı hissetti. Alina’yı görüyordu ve onunla hayaller kuruyordu. Her ikisini aynı anda yapabildiği için şanslıydı. Ama ona göre bakmak, hayal kurmaktan daha öteydi. O şimdi karşısındaydı; hayat veren saçları, kalbini yerinden oynatan gülüşü, içine umut taşıyan bakışlarını görebilmek, hayallerde yaşatmaktan daha iyiydi. Onunla kurulan hayaller de güzeldi ancak gerçekler hayallere göre daha baskındı. Cama bakmaya devam etti. Daha doğrusu “gerçeğine” bakıyordu. Evet, belki şu anda aynada kaşları çatık, sinirli bir yansıma vardı ancak umut yine aynı umuttu. Kalbi yine aynı şekilde yerinden oynuyordu. Camdan dışarıda gelip geçen arabalar ve evler gibi şarkı da devam ediyordu.“Sen örterken benimle kalbini
Al aklım gibi hissimi
Al, çünkü özlüyorum”Dizelere takılıyordu. Her satır duygularını yansıtıyordu adeta. Bu heyecanı en son ilkokulda hocasından yıldızlı aferin aldığında hissetmişti. Kafasını toparladı ve şarkıya döndü. Ne diyordu şarkıda; “Sen örterken benimle kalbini, al aklım gibi hissimi.” Şarkının gerçekle tek farkı, Alina sadece aklı ve hislerini almamıştı, kalbini de almıştı. Bazı hisler kalpten ayrı yaşanır, bazı hisler sadece kalpte depolanır, insanın sevdiği için. Alina da o kalpte yaşıyor ve kalbe ait hisler de onun için depolanıyordu. O yüzden Alina, Volkan’dan akıl ve histen fazlasını almıştı.“Tenin almış beyazlığını Ay’dan
Saçlarının rengi geceden
Bundan geceye sevdam
Sen örterken benimle kalbini
Al aklım gibi hissimi
Al, çünkü özlüyorum...”Otobüs benzinlikte durmuş, mola vermişti. Anlaşılan yol biraz daha vardı. Kulaklığını çıkarttıktan sonra Cenk’in sesini duydu ilk. Doğruyu söylemek gerekirse şarkıdan sonra Alina’nın sesini tercih ederdi.“Ne alsak?” diye sordu Cenk.“Bence biraz fazla alalım, sadece yol için değil. Piknikte de yiyebileceğimiz şeyler alalım,” dedi Merve.“Ben de sizinle geleyim, beraber alalım,” dedi Alina. Bu aslında Volkan’ın yanında durmak istememesinden kaynaklanıyordu.Cenk şaşkın şaşkın baktı.“Zaten beraber gitmeyecek miydik?” diye sorunca Merve yine el attı duruma.“Hadi gidelim!”Alina, Volkan’ın yanından geçerken dalga geçer gibi bir tebessüm kondurdu yüzüne. Volkan da tam peşlerinden gidiyordu ki, Aden durdurdu. Daha kötüsü Alina bunu duydu ama Volkan için daha da kötüsü, arkasına bile bakmadan Merve ve Cenk’in peşinden gitti. Aden’in yüzünde bu durumdan hoşnut olmuş bir ifade vardı.“Ne dinliyordun?”Volkan cevap vermek istemedi çünkü hâlâ aklı Alina’daydı. Gerçi hep ondaydı.“Sonra konuşsak bunu? Şimdi gitmem lazım,” dedi ve arkasına bile bakmadan gitti. Benzinliğin marketine girdiğinde Cenk poşeti doldurmuştu bile. Alina ve Merve de Cenk’i izliyordu.“Nerede kaldın?” diye sordu Cenk.Alina imalı imalı sırıttı. Merve ortamı yumuşatmak için lafı değiştirdi.“Biz bir şeyler aldık ama sen de ne almak istiyorsan bak bence.”Volkan kafa salladı ama ne alacağını bilmiyordu. Zaten çoğu şeyi almışlardı. Eline geçen iki tane krakeri poşete attı.“Bu kadar mı?” diye sordu Alina.“Evet bu kadar,” dedi Volkan.Otobüse dönme vakti gelmişti. Herkes yeniden yerini alıyordu yavaş yavaş. Müdür de en başta otobüstekileri sayıyordu. Herkes yerini almıştı artık ve yoklama zamanıydı. Yoklamalar alındıktan sonra otobüs hareket etti. Gidilen yarım saatlik yol boyunca Alina ve Volkan tek kelime dahi etmediler. Otobüs nihayet piknik alanına gelmişti. Park yeri hemen, ufak bir dağın alt tarafındaydı. Arka taraf anayoldu. Piknik sınırları içi ise cennet gibiydi; önce akarsuyun üzerinden rahat geçilebilmesi için yapılan tahta köprülerden geçtiler. Sonrası taşlarla ayrılmış, özenerek detaylıca planlanmış bir yoldu. Ağaçların arasında çimenlik alanlar ve ağaçlar boy gösteriyordu. Ve çardaklar tabii...Okul gezisi olduğu için müdürleri en geniş ve rahat alanı ayırtmıştı. İleri de başka okullardan gelen ilkokul öğrencileri vardı o kadar. Öğrenciler arasında küçüklüklerini unutup “Bu çocuklarla mı aynı ortamı paylaşacağız?” diye söylenen oldu ama çok umursanmadı bu. Müdür serbest bırakınca herkes gruplar halinde köşelere dağıldı.Yemek zamanına kadar yaklaşık iki saatleri vardı. Bu iki saat Volkan için “Alina ile arayı düzeltmek için kendilerine ayrılan iki saat” anlamı taşıyordu. Merve aralarında belki de en gözü açık olandı. Volkan ve Alina arasındaki soğukluğun farkındaydı. En azından Volkan soğuk olmasa da Alina'nın soğuk olduğunu anlayabiliyordu ancak konuya çok hâkim değildi.Yere serdikleri örtünün üzerine oturunca hepsi birden sahildeki günü anımsadı.“Sahilde gibi hissettim kendimi,” dedi Cenk.“Evet ama burası daha otlak, sadece o kadar!” dedi alay edercesine Alina.Merve yine konuşmaları gözlemliyordu. Alina’nın bu lafının piknik alanına olmadığının farkındaydı ama elinden bir şey gelmiyordu.“Bence gayet güzel, neden öyle dedin ki?” diye merakını belli etti Cenk.Alina sadece gülümsedi ve Volkan’a baktı. Volkan da bakışlarını Alina’ya çevirmişti ki, ortalarına düşen top bu anı bozmuştu. Top birden ortalarına düştüğü an irkildiler, ancak arkalarından gelen “Top atar mısınız?” sesi olayın farkına varmalarını sağladı.“Bak şimdi nasıl atıyorum iyi izleyin!” dedi Cenk. Kendinden oldukça emindi.“Düşersen çok gülerim,” dedi Volkan.Bu Cenk’le beraber birbirlerine yaptıkları bir şeydi. Kendileri düştüklerinde gülerler ama ilk yardımlarına kendileri koşardı. Cenk topu öyle bir dikti ki, okulda olsalar beden hocaları “Voleybol topuna ayakla vurulmaz!” diye bağırırdı.