16. bölüm · PERİ MASALI
"Sana sütlaç yapayım mı?"
Ertesi gün beklenen an geldi. Kimya dersinin sonuydu. Volkan da diğerleri gibi teneffüse çıkmak üzereyken hoca, Volkan’ı yanına çağırdı. Hiç uzatmadan direkt lafa girdi:"Volkan, ne oldu anlat bakayım."Volkan, başta hocanın ne sorduğunu anlamamıştı."Neyi hocam?""Aden konusunu. Dün, müdür bağırdı Aden’e. Senin de ismin geçiyordu. Ne de olsa sınıf hocanızım."Volkan, sonunda birisi daha bana inanacak umuduyla olanları anlattı."Aden, müdüre gidip ona takıntılı olduğumu söylemiş hocam."Volkan, hocanın kendine inanmasını beklerken sinirlerini bozan cümle gelmişti bile."Seni de tanıyorum, Aden’i de. Aden derslerinde çok başarılı. Yapmasaydın, o öyle bir şey demezdi."Volkan, soğuk terler döktüğünü hissediyordu. Ne ders başarısıymış arkadaş ya! Saygısını bozmamak adına, şaşkınlıkla karışan sesinden sadece "ne" diye sorabildi. Hoca her ne kadar durumu toparlamaya çalışsa da batırmıştı çoktan."Ama seni de biliyorum, yapmamışsındır."Volkan o andan sonra hocayı çok da ciddiye almamaya karar vermişti."Evet hocam. Biliyorsunuzdur ve ben de yapmamışımdır."Hocanın tek kelime etmesini beklemeden sınıftan çıkıp gitti. Kapıda bekleyen diğerlerine durumu anlattığında sadece sinirden gülüyorlardı."Abi kıza bak ya! Karaladığı testler doğru diye neredeyse okulu üzerine yapacaklar," dedi Cenk.Volkan ise gayet netti."Müdürü bitiyor, kimya hocası başlıyor ve kim bilir daha hangi hocalar sırf bu kızın dersleri iyi diye şımartacak. İnsanlara bak ya! Ben bunlardan eğitim falan almak istemiyorum. Normalde bizimkilere durumu anlatmayacaktım ancak yeter!"Diğerleri Volkan’ı çok uzun süredir bu kadar sinirli görmemişti. Hatta Cenk hariç diğerleri Volkan’ı hiç böyle görmemişti. Sinirle yanlarından ayrılınca Alina da peşinden gitmek istedi."Hayır Alina. Bırak yalnız kalsın. Böyle zamanlarda istediği bu oluyor."Alina da hocalara ve Volkan’ın böyle olmasına o kadar sinirliydi ki piyango Cenk’e vurdu."NE SAÇMALIYORSUN, ONU YALNIZ BIRAKMAYACAĞIM!"Volkan’ın peşinden gitmeden önce son sözleri bu oldu. Cenk’e kızacağım derken Volkan’ı gözden kaçırmıştı. Sırasıyla kantine ve koridorlara baktıktan sonra son ihtimal olarak bahçeye çıktı. Bahçe’de göz gezdirdikten sonra geçen sefer beraber oturdukları çardakta Volkan’ı görmüştü nihayet. Ağır adımlarla yanına yürüdü. Sırtı Alina’ya dönük olmasına rağmen tanımıştı."Benim yüzümden dersi ekme."Alina bu duruma daha az şaşırmıştı çünkü Volkan daha önce de müdürün kapısında piknik için isim yazdıracakları zamanda da arkas dönük olmasına rağmen Alina’yı tanımıştı."Merak ediyorum," diye girdi konuya Volkan’ın yanına otururken. Volkan’dan hamle gecikmedi."Nasıl arkam dönükken seni tanıdığımı mı?"Aden şaşırmıştı, ancak Volkan’ın yüzüne sadece gülümsüyordu keskin bakışlar altında."Şu anda da aklımdan ne geçiyor tahmin edebiliyor musun?"Volkan birden gülmeye başladı. Sinirlerinin bozuk olduğu her hâlinden anlaşılıyordu."İnsanların akıllarını okuyabilsem Aden selam verdiğinde selamını bile almazdım. Ama mesele–"Şaşırtma sırası Alina’daydı. Kısık ve Volkan’a huzur veren bir ses tonuyla, keskin bakışlarını eksik etmeden cümleyi tamamladı."Ama mesele senin suçlanman değil, dinlenmemen. Başarı farkından dolayı hemen suçlu ilan edilmen."Alina devam ederken Volkan süzüyordu bu sefer Alina’nın yüzünü. Sesinden alması gereken huzuru almış gibiydi. Konuşma, Alina ne anlatırsa anlatsın bitmesin istiyordu ki cümle zaten devam ediyordu."Suçsuz olduğun ortaya çıktığında, suçsuz ve hak etmediğin halde gördüğün muameleyi o kızın suçlu olmasına rağmen görmeyecek olması. Ben senin neye canını sıktığını biliyorum."Volkan kendini daha iyi hissediyordu."Ayrıca biliyor musun," dedi keskin bakışlarıyla. "Ben olaylara şahit olmamış olsaydım bile sana inanırdım. Başarıdan değil, karakterden..."Volkan’ın içi soğumuş, huzur dolup taşıyordu. Alina devam etti:"Sana sütlaç yapayım mı?""Hep yapacaksan olur..."Volkan’ın, okulda olanları evdekilere anlatmaya karar vermesine neden olan olayın üzerinden iki hafta geçmişti. İki hafta boyunca olayları unutmaya çalışsa da kendisine yapılan hatayı kafasından bir türlü silemiyordu. Suçsuzluğu ispatlanmış olacak ki müdür, Aden’in en hafif etkileneceği şekilde olayı kapatmış, Volkan’dan özür bile dilememişti. Bu daha da sinirini bozuyor, her akşam evde volta atmasına neden oluyordu. Mesele artık özür kısmını da geçmiş, düpedüz öğrenci ayrımcılığı vardı ve o buna dayanamıyordu. Akşamları bunu düşündükçe sinirleniyor, baş ağrısı girene kadar olayı tekrar yaşıyordu. İkisi de insandı, ikisi de öğrenciydi ama aralarında iki fark vardı; birisi derslerinde başarılı, hocaların gözbebeği bir yalancı, diğeri ise kendi halinde ama dersleri o kadar iyi değil. İşte o okula göre, o okul öğretmenlerine göre, o okul müdürüne göre Aden ne söylerse söylesin doğruydu. İşin en rezalet yanı ise Aden’in yalan söylediği ortaya çıkmış olmasına rağmen, tek yalanıyla Volkan’ın işittiği azarı, suçlu olmasına rağmen işitmemişti.Eğitimcilik, daha önce de dediğimiz gibi sadece matematik, fen öğretip öğrenciye ders programı yazıp "çok ders çalış" demek değildir. Eğitimcinin bir temel görevi –en önemli olanlarından– öğrencilere karakter aşılayabilmektir. Ne de olsa her öğrenci adım attığı yerden bir şeyler alıyor. Ama Aden, adım attığı yere göre çok güzel ayak uydurabiliyordu."Size bir şey anlatmam gerek" dediğinde evdeki bütün dikkatler artık üzerindeydi. Ailesine olan biteni baştan sona anlatması, Aden ile olanlar ve müdürün kendini azarlamasına kadarki süreçten bugünkü kimya hocasının yaptıklarına kadarki süre, yarım saat sürmüştü. İlk destek babasından geldi."Ben senin böyle bir şey yapmayacağını biliyorum."Volkan, dinlenip destek görmekten memnundu. Aynı destek annesinden de gelmişti."Biz senin birisini zorlayacağına inanmıyoruz ve böyle bir şey yapmayacağını da biliyoruz."Destek iyi gelmişti ama Volkan okuldan ayrılmak istediğini dile getirdiği anda ailesiyle fikirleri ilk kez zıt düştü. Önce annesi karşı çıktı."Bir iftira yüzünden eğitimini riske etmene izin veremeyiz. Okula gelip müdürle görüşüp bu olayı düzeltmesini isteyeceğiz."Aynı görüşün bir benzeri de babasından geldi."Annen haklı. Okula gelip görüşeceğiz ve olayın aslını öğrenip doğruların ortaya çıkmasını isteyeceğiz. Ancak eğer sen şimdi okuldan ayrılırsan, 'suçlu, kaçtı gitti' derler. Yine okuldan ayrılmak istiyorsan ben gelir müdürle konuşur, kaydını sildiririm ama sen şu an gidersen; bunun adı gitmek değil, kaçmak olur," deyince Volkan, annesine de babasına da hak vermişti.O gece kafasında konuştukları döndü durdu. Ertesi gün cumaydı ve okula gitmeyi hiç istememesine rağmen anne ve babasının dedikleri doğruydu. Giderse bunun adı "kaçmak" olacaktı ve böyle bir suçlama karşısında kendini aklamazsa hayatı boyunca bunun pişmanlığını çekecekti. Gerçi aklandı aklanmasına ancak o gün Aden ile müdürün ne konuştuğunu hâlâ bilmiyor, azarlandığı günden sonra müdürü bir daha hiç görmedi. Büşra ve diğerlerinden duyduğu kadarıyla müdür, Aden’e bağırmış. Evet, olay böyle kapatıldı.O günden sonra Aden okula daha az gelmeye başladı. Olay olduktan sonra ilk hafta full geldi. Ertesi hafta dört gün derken müdürle konuşmasından sonra iki gün geldi, onda da tam gün durmadı. Kimyacı olayı olduğu zamanlarda ise artık gelmeyi bırakmış, okuldaki yalancı sayısını bir azaltmıştı.Okula hayıflanarak gitse de Alina’yı görecek olmak içini ısıtıyordu. Bunu donmakta olan ellerine eldiven giymek gibi tanımlıyordu kendi kendine. İlk dersin teneffüsünde rehber hocası yanına geldiğinde müdürü o olaydan sonra ilk kez görecekti."Volkan, gelir misin canım, müdür seni çağırıyor."Alina, Cenk ve Merve yine bir şey oldu zannederken Volkan, babasının aradığını tahmin edebiliyordu ama sormadan edemedi."Aden yine mi iftira atmış hocam? Bu sefer ne olmuş, koridorda yanlışlıkla yanından geçtim de beni takip ediyor diye mi şikâyet etti acaba...""Sen o olaydan sonra Aden’le konuştun mu hiç?""Hayır.""Zannetmiyorum bir şey olduğunu, öğreniriz şimdi."
