2. bölüm · PERİ MASALI

YALANCI KÜKREME

Çagaan Çakır

“Abi neden seninle gelmek zorundayım ki?” diye sitem ediyordu Volkan. Halinden pek de memnun durmuyordu.“Ben de gelmene bayılmıyorum ama kaybolursam ne olacak?”Volkan, kollarını bağlamış, Cenk’e doğru sırtını dönmüş biçimde bir ağaca yaslanmıştı.
“Ayı kovalayacak hâli yok ya!”
Bunu derken sırıtıyordu, bir yandan da etrafındaki ağaçlara göz gezdiriyordu. Şaka yapmıştı belki ama cidden bu ormanlık alandan bir ayı çıkabilirdi. Merve ve Alina da aynı düşüncedeydi. Diğerlerini beklerken bir bankta yerlerini almışlardı.“Sence de biraz ıssız bir yerde değil miyiz?” diye soran Merve’ydi.Alina, bu soru üzerine kafasını sağa sola çevirip etrafı incelemeye başladığında Merve’ye hak vermişti. Gerçekten de dediği gibi, oldukça ıssızdı.“Haklısın. Diğerleri gelse de kalksak.”
“Nerede kaldı bunlar ya?”Merve kendi kendine söylenirken çalılıklardan bir ses duydu. Alina da hemen o yöne döndü.
“Volkan?”Ses gelmedi. Birbirlerine baktılar ve bir kez daha seslendiler. Bu sefer konuşan Merve oldu.
“Cenk? Siz mi geldiniz?”Yine yanıt yoktu.“Hadi ama, oyun oynuyorsanız komik değil!”Son uyarıya rağmen ne Volkan’ın ne de Cenk’in sesi duyuldu. İyice tedirgin olmuşlardı. Birbirlerinden güç almak adına birbirlerine yaklaştılar. Ardından, kükremeyi andıran bir ses…İkisi çığlık çığlığa kaçmaya başladılar. Çığlık sesleri Volkan ve Cenk’e kadar ulaşmıştı.“Duydun mu, Cenk?”
“Evet. Bunlar bizimkilerin sesi!”Ardından gelen o kükremeyle ikisi de bembeyaz kesildi.
“ALİNA! MERVE!”Bir ağızdan bağırmaya başladılar. Bu kez seslerini Alina ve Merve duydu. Onlara doğru koşmaya başladılar. Merve bir yandan koşuyor, bir yandan da arkasına bakıyordu ki ayağı takılıp yere düştü. Alina bunu fark edip hemen geri döndü. Kalkmasına yardım ederken sesler daha da yaklaşmıştı. Ayı her an karşılarına çıkabilirdi.Merve birkaç saniye ayağa kalkamayınca Alina ile birlikte yere çöküp sıkıca birbirlerine sarıldılar. Tam yanlarındaki yaprak sesleri artmıştı ki çığlık attılar. Bu çığlıktan korkan Cenk, neredeyse Volkan’ın kucağına atlayacaktı.“O kadar bağırılır mı? Ödüm koptu!”Alina kafasını yavaşça kaldırıp Volkan ve Cenk’e baktı.
“Ayı siz miydiniz?”Cenk alaycı bir şekilde cevap verdi:
“Ayıp ama! Ayıya benzer bir hâlimiz mi var? Hadi bu neyse de...”
Bunu derken Volkan’ı gösteriyordu.“Bırakın şimdi ayıyı, sesleri duydunuz mu?” diye sordu Merve.
“Evet,” dedi ikisi de.Arkalarından gelen ayak sesleri dikkatlerini o yöne çevirmelerine neden oldu. Hepsi pür dikkat kesilmişti. Bu sesler, ayının yürüme sesi olamayacak kadar hafifti… diye düşünürken, Cenk birden duraksadı.Hayatımda hiç ayı yürürken duydum mu ki?“O sesler ne?” diye sordu ürkek bir sesle Alina.Volkan ve Cenk, Merve ile Alina’nın etrafını sarmış, kendilerince koruma altına almışlardı. Tam o anda, çalılıkların arasından şapkalı, resmi kıyafetli, esmer bir genç adam çıktı.Hepsi bir ağızdan:
“AYI SEN MİYDİN?”Adam bozulmuşa benzedi ama bu duruma alışkın bir tavırla gülümsedi.“Hayır hayır! Merak etmeyin, ayı falan da yok. Korkmuşa benziyorsunuz. Sizi çay bahçemizde ağırlamama izin verin, lütfen.”Bu teklifi reddedecek lüksleri yoktu. Merve yürümekte zorluk çekiyor, diğerleri oldukça bitkin düşmüştü. O yüzden adamın peşine takılıp yürüdüler. Az sonra karşılarına çıkan manzara karşısında adeta büyülenmişlerdi.Ağaçların arasından sanki başka bir diyara açılıyormuş gibi bir anda bir nehir ve onun hemen üzerinde, çatısından yapraklar sarkan, etrafın kokusunu ve huzurunu içine çekmesi adına her tarafı camlarla kaplı, şirin bir çay bahçesi belirdi.Nehrin dibine oturduklarında, kendilerini bulan adam hemen konuya girdi:“Sizi korkutmak istemezdik...”
Biraz düşündükten sonra devam etti:
“Aslında isterdik.”Bunu der demez sekiz çift göz ona dikildi. Yüzüne hemen bir tebessüm yerleştirerek devam etti:“Burada kaçak av çok oluyor. O yüzden alınan bir önlem.”Derin bir iç çeken Volkan oldu:
“Gayet de başarılı bir yöntem.”
“Biliyorum,” dedi adam.Çayları gelene kadar geçen beş dakikalık sürede, Volkan ara ara Alina’ya bakıyor, fark edilmemeye çalışıyordu. Cenk ise Merve’yle ilgileniyordu. Neyse ki garson, çaylardan önce bir buz getirmişti.“Eee, şimdi nasılsın?” diye sordu Alina.
“Ben hep iyiyim, asıl seni sormalı,” dedi Volkan.
“Asıl hep iyi olan benim. Sende bir hâller var ama.”Volkan, Alina’nın tam gözlerinin içine bakıyordu. Ama bu bakışmayı bölen garson oldu:
“ÇAYLARINIZ EFENDİM!”Çaylarını içerken ayı sesinden ve başlarına gelenlerden konuştular durdular. Tabii, bolca da güldüler. Cenk saate baktığında, saatin 2’ye geldiğini fark etti.Merve sırıttı:
“Yazık, şimdi matematik dersindeler.”Alina araya girdi bu kez:
“Biz de yoklama defterinde ‘yoklar’ arasındayız.”Sohbet sürerken, Alina da Volkan’a bakmayı ihmal etmiyordu. Çaylarını içip kalktıklarında, geldikleri ormandan uzun süre uzak durmaya karar vermişlerdi. Deniz kenarına gitmeden önce hâlâ vakit vardı. Bu yüzden Merve ve Alina çarşıda gezmek isteyince, Cenk ve Volkan da peşlerine takıldı.Orada geçen kısa bir sürenin ardından Alina’nın telefonu çaldı. Gezintiye ara vermek zorunda kaldılar. Konuşma hararetli geçiyordu. Merve, Cenk’e beğendiklerini gösteriyor, Volkan ise uzakta konuşan Alina’yı dikkatle izliyordu.En sonunda “Tamam, geliyorum,” dediğini duyduklarında, günün burada bitecek olmasından hiç de hoşnut olmadı Volkan.Alina apar topar yanlarına gelip gitmesi gerektiğini söyledi. Başka bir açıklama yapamadan aceleyle, denize gidemedikleri için özür dileyip yanlarından ayrıldı.Diğerleri ne olduğunu bile anlayamamıştı. Belki Alina bile neden gittiğini bilmiyordu.“Ne olmuş olabilir? Bir anda yüz ifadesi değişti...” diyen Volkan’dı.
“Bilmiyorum ama normal bir hâl değildi,” dedi Merve. “Ne olduğunu merak ediyorum açıkçası.”Volkan ise kafasındaki düşüncelerle sadece “Ben de...” diyebildi.Deniz kenarı planlarını ertelemek zorunda kaldıklarından, çarşıdan sonra bir yere kadar beraber yürüyüp sonrasında ayrıldılar. Cenk ve Merve başka yöne, Volkan ise düşünmeye...