13. bölüm · PERİ MASALI

YALAN

Çagaan Çakır

Volkan sınıfa geç kalmadı bu sefer, ancak ucu ucuna yetiştiğinden ders öncesi Alina`ya sadece gülümsemekle yetindi. Geçen 40 dakikadan sonra Merve, Cenk, Volkan ve Alina kantine indiler, kahvaltı yapıyorlardı.
"Abi hâlâ her yerim ağrıyor," diye sızlanan Cenk`ti.
"Anca yatıyorsun oğlum, voleybol oynayınca öyle olursun tabii," diye arkadaşına takıldı Volkan.
"En azından ben oynayabiliyorum abi, senin yüzünden kaybettiğimiz sayılar neydi öyle!"
Bu cümleye diğerleri de katılınca Volkan gülmekle yetindi.
"Şimdiki ders ne?" diye sordu Alina. Normalde bu tarz soruları sorması alışıldık bir durum değildi.
"Kimya," dedi Merve.
Cenk ve Volkan`ın hiç hoşuna gitmedi bunu duymak. Önlerinde tam 2 ders boyunca katlanmak zorunda oldukları kimya hocası vardı. Bekledikleri gibi de oldu. 2 ders zar zor geçmişti. Kimya hocaları çok garip birisiydi. Soru soran öğrenciye bir bakışı vardı, insanı soru sormaktan soğutan, öğrenmeye küstüren bir bakıştı. Teneffüslerde öğrenciler ile çok iyi anlaşır adeta `melek` gibi olur ancak derse girince bütün benliğini değiştirir, farklı bir ruh haline bürünürdü. Öğrencilere tavrından dolayı çoğu öğrenci sevmiyordu kendisini.
Bu zorlu 2 dersten sonra kalan dersler daha kolay geldi. Onlara göre kimya dersinden sonra daha sıkıcı bir ders olamazdı çünkü. Çıkış saati geldiğinde herkes gibi Volkan’ın da planı eve gitmekti ancak onu dışardan gören okul müdürünün kendisini çağırtması üzerine planı biraz ertelenmiş gibiydi.
"Volkan, müdür seni çağırıyor."
Volkan dahil diğerleri de bu duruma şaşırmıştı. Normalde kolay kolay öğrencileri çağıran biri değildi. O yüzden Volkan diğerlerine beklememeleri gerektiğini söyledi.
"Tamam ama haber ver Volkan," dedi Cenk.
Volkan başıyla onayladıktan sonra müdürün yanına gitti. Kapı açıktı ve Volkan’ı görür görmez bakışları sertleşmiş, sanki Volkan’dan nefret ediyormuşçasına keskin bakıyordu. Başıyla kapıyı gösterdi.
"Kapat kapıyı, geç otur şöyle!"
Yüzündeki sertlik sözlerinde de vardı.
"Bir şey mi oldu hocam?"
Hoca ateş püskürür gibi cümle kuruyordu.
"Olacak birazdan. Sen bir öğrenciyi rahatsız ediyormuşsun, öyle duydum."
Bu cümle Volkan`ın son zamanlarda yaşadığı şok etkisinin bir yenisini yaşamasına neden oldu.
"Hayır hocam öyle bir şey yok."
Hoca`nın sert ifadesinin yanında bir de Volkan’a inanamayan tavrı vardı.
"Aden öyle söylemiyor ama."
Volkan, Aden`in yalan söylemesine mi şaşırmalı yoksa bu konunun yalan olduğunu bile bile müdüre anlatmasına mı şaşırsın bilememişti. O bunları düşünürken müdür gayet sinirli bir şekilde kendisini azarlamaya devam ediyordu.
"Ne söyledi bilmiyorum ama ben zorlamadım kimseyi hocam."
"SEN KİMSİN HADSİZ! Kız yalan mı söyleyecek? Bu kızın böyle şeylerle işi olmaz, derslerinde başarılı, okul birincisi..."
Volkan`a şaşıracak bir şey daha eklenmişti. Aden`in dersleri ile bu durumun ne alakası var, şimdi onu düşünüyordu.
"Tamam da hocam ne alakası var bununla?"
Hoca, Volkan`a saçma gelecek bir cümle daha patlatmıştı bile. Artık duyduklarına şaşırmamaya karar vermişti.
"Bu kız piknikte bile ders çalışıyordu. Böyle şeylere ayıracak vakti yok!"
"İyi de alakasız konular hocam. Ben bir şey yapmadım diyorum."
"Ha, aklı başında kız yalan söyleyecek yani? Oğlum konuşmak istemişsin, bu kız uğraşmaz böyle şeylerle!"
Volkan, hocayı ikna edemeyeceğine ikna olmuştu. Hoca olayı daha da ileri bir seviyeye taşıyıp Aden`i aradı ancak ilk seferde açan olmadı.
"Açmadı, arar birazdan herhalde..."
Volkan derin derin nefes alıyor, olanları sindirmeye çalışıyordu. Tam da müdürün kendisini azarladığı saat, çıkış saati olduğundan çoğu kişide duymuştu. Volkan, bu kadar insanın önünde azarlanmasına mı kızsın yoksa yalan yanlış bir olayda dinlenmeden yargılandığına mı kızsın karar veremiyordu. Tam bu esnada telefon çaldı.
"Efendim hocam?"
Ses hoparlördeydi.
"Aden, şimdi ben Volkan`ı çağırdım kızım. Bana anlat bakayım ne oldu?"
Aden`in telefonla konuşurkenki mahcup ses tonunun yerini 5 yaşında yalan söyleyen bir çocuk ses tonu almış, ancak müdür bunu görmüyordu. Ya da görmek istemiyordu.
"Hocam piknikte test çözerken rahatsız etti önce."
Volkan bu yalana gülerek karşılık verdi. Ancak bardağı taşıran damla şimdi gelecekti.
"Sonrasında okulda bana dokundu ancak sanki çarpışmaymış gibi davrandı."
Volkan bunu duyduktan sonra iyice sinirlendi ve ani çıkıştı.
"HAYIR HOCAM ÖYLE OLMADI."
Müdür eliyle `sus` işareti yaptıktan sonra Aden`e döndü.
"Başka ne oldu kızım?"
"Beni arayıp durdu konuşmak istememe rağmen."
Volkan artık duydukları karşısında sinirden gülüyordu. Bir insan nasıl bu kadar olayları çarptırıp yalan söyleyebilirdi?
"Başka bir şey oldu mu?"
"Bir de bana geçen mesaj attı. Alina bizim aramızda engelmiş, öyle dedi. Ben istemiyorum hocam bir şey."
Volkan artık sesli gülmeye başlamıştı ki hoca kızdı.
"İlk kim aradı kızım?"
Aden, çok rahat yalan söylediğinden gelecek cevaplara sinirlenmemeye karar verdi Volkan.
"Ben hiç aramadım hocam. Hep Volkan aradı. Ben açmadıkça aramaya devam etti. Hatta neden açmadığım için pikniğe gittiğimiz gün otobüste sıkıştırmaya kalktı beni."
Aden artık bir cümle içinde beş tane iftira atıyordu.
"Peki seni zorladı mı?"
"Evet hocam zorladı."
Volkan ile beraber bu konuşmaları odanın dışında Cenk de dinliyordu. Merve ve Alina’yı evlerine bıraktıktan sonra Volkan`dan ses çıkmayınca okula geri dönmüştü.
"Tamam kızım ben ilgileniyorum."
Volkan gelmekte olan azarın farkındaydı. Ama her şeyden öte bu azarı, hiçbir şey yapmadığı halde işitiyor olmasına ve kendini açıklamasına izin verilmemesine kızıyordu. Telefon kapandığında olayın en başında olduğu gibi müdür Aden`e inanıyordu. Volkan, hocanın inanmayacağını bildiğinden dolayı sade bir cümle kurmakla yetindi;
"Yalan söylüyor hocam, öyle olmadı."
Müdür ise saçmalamaya en az Aden kadar devam ediyordu.
"Oğlum, okul birincisi, aklı başında kız yalan mı söyleyecek? Matematikte daha son denemede 40 net yaptı..."
Volkan daha fazla kendini yormak istemediğinden ne denirse kabul etmeye başladı çünkü hocanın kendisine inanır tarafı yoktu ve belli ki olmayacaktı da.
"Tamam hocam ben yalan söylüyorum."
Volkan o kadar sıkılmıştı ki hoca onu azarlarken o da hocanın arkasında duran imzalı basketbol formasına bakıyor, imzaların kime ait olduğunu okumaya çalışıyordu. Durumu dışarıdan izleyen Cenk ise Merve, Alina ve Volkan`ın olduğu gruba mesaj attı;
"Durum iyi gözükmüyor."
Aynı anda Volkan`ın da telefonu titreyince Cenk yanlış yere mesaj attığını fark etti. Volkan mesajı okuyunca hemen arkasında duran Cenk ile göz göze geldi ancak daha işitmesi gereken azar bitmediğinden dolayı onunla çok ilgilenemedi. Telefonunu kapatacakken bir mesaj daha geldi ve bir tane daha...
"Ne oldu? Kötü bir şey mi?" diye yazan Alina’ydı.
"Evet Cenk. Çatlatma insanı ne olduğunu söyle!" diyende Merve’ydi.
Volkan telefonu kapatmadan önce evden aradıklarını söyleyerek azarlanmamak adına iki saniye istedi. Saat geçmiş haliyle Volkan’ın ailesi merak etmişti. Evdekileri telaşlandırmamak adına Cenk ile olduğunu söyleyerek geçiştirdi. Hoca da araya giren sürede sakinleşmiş gibiydi ancak geri adım atmaya da niyeti yoktu.
"Bu konuyu kapatmıyorum."
Volkan kendinden emin bir şekilde yanıtladı;
"Benlik hiçbir problem yok hocam. Ben yapmadığımı bildikten sonra siz inanmasanız da olur."
"Öyle bir şey yapmamış olman daha iyi olur. Yoksa aileni çağıracağım."
Volkan kendinden emin tavrını sürdürdü.
"Benim ailem böyle bir şey yapmayacağımı bilir. Her şeyden önce ben biliyorum, Allah biliyor. O yüzden bir korkum yok ve içim çok rahat."
Volkan odadan çıktığında gerçekten sinirli bir hali vardı. Cenk olanları duymuş ama gerçeği bildiğinden ötürü sadece müdüre kızıyordu.
"Olayları bilmesem bile senin böyle bir şey yapmayacağını biliyorum. Aden`den ziyade böyle eğitimciye yazık..."
Volkan da derin bir nefes aldıktan sonra Cenk`in omzuna vurdu.
"Hadi gidelim..." demekle yetindi.
O gün ortada bir iftira vardı. Hem de ağır bir iftira. Ama iftiradan da önce gelen şeyler vardı: Dinlenilmemek, başarıya göre insan kayırma ve öğrenci reklamı uğruna bir gencin kurban edilen gururu... Belki de hoca karşısında "sen bu kızla konuşmak istemişsin" iftirasına uğrayan insan olmak o an için Volkan`ın gururunu epey kırmıştı. Kırmalıydı da. Bir insan yapmadığı bir şeyden ötürü bu kadar kolay azarlanmamalıydı. Üstelik bunu yapan bir eğitimciyse! Keşke eğitim sadece matematik, kimya ya da biyolojiden ibaret olmasa, eğitimciler bunlardan da önce iyi bir insan mezun edebilmeyi hedef alsalar. Küçük yaştan verilmeyen, temeli atılmayan eğitimle uğraşmak da onların işi değil elbet. Ancak her öğrenciye eşit davranma, her öğrenciyi kazanma, onların yolunda ışık tutmak tam da eğitimcilerin görevi.
Ağzı olan her insan iftira atabilir ve bunu yapmak da çok kolaydır, eğer karşınızda sizi başarınıza göre takdir eden insanlar varsa. Eğer sizi insan olarak yetiştirmekten ziyade; şımarık, her istediğini yapabilecek bir insan olarak büyüten insanlar varsa... Eğer sırf başarılısınız diye, başarı kabuğunuzu da karakterinizden sayan insanlar varsa...