15. bölüm · PERİ MASALI

Pazardan aldım bir tane...

Çagaan Çakır

Volkan, Alina’yı kapısına kadar bıraktıktan sonra eve koşa koşa gitti. Kıyafetleri üzerinde ağırlık yapıyordu artık, o kadar ıslanmıştı. Hemen kurulanıp ısınmak istiyordu çünkü kemiklerinin titremeye başladığını hissediyordu.Nihayet kurulandığında, akşam yemeği vakti gelmişti."Eee anlat bakalım, bugün yağmurda kimle ıslandın?" dedi babası.Volkan bu soruyu beklemiyordu."Utandırma çocuğu!" diye destek çıksa da annesi, babasının durmaya pek de niyeti yoktu."Cenk niye bırakmadı?" diye sordu babası."Merve ile beraber yemeğe gittiler.""Ve senin de sevdiğin kızla yürümek işine geldi."Volkan ne diyeceğini bilemiyordu."Hayır baba, ne alaka?"Az önceki esprili hallerinden bir anda ciddi bir hale bürünen babası yine konuştu:"Üzme kızı!"Volkan yemekten sonra kendini hemen rüyalara bırakmak adına yatağına attığında, uyanmak istemeyeceği bir rüyaya atladığının farkında değildi.Ormanlık bir alandaydı ama tam orman değil. Bir piknik alanı gibi bir yerdi. Aslına bakılırsa tam anlamıyla öyleydi. Şelale gibi akıntının dibinde biten berrak ve onca canlıya ev sahipliği yapan bir göl. Buraya sanki gece hiç uğramıyor, güneş en tepede tüm sıcaklığıyla hayat veriyordu. Etraf ağaçlık, çiçeklerle dolu. Az ilerde aileler piknik yapıyor derken Volkan’ın dibine bir voleybol topu geldi ancak topun peşinden gelen yoktu. Topu eline alıp etrafına bakınsa da kimse yoktu, top terk edilmişti. Ya da hediye edilmişti, kim bilir?Kafasını çevirdiğinde beyaz elbise içinde güneş gibi parlayan Alina’yı gördü. Topu yere bıraktı ve Alina’ya bir adım attı."Sen..."Alina bakışlarıyla "Cümleni bitir" der gibi bakarken güneş bu sefer de gülüşünde beliriyordu."Sen... çok güzel olmuşsun!"Alina, yüzüne teşekkür edercesine bir tebessüm yerleştirdikten sonra Volkan’a nar uzattı. Şaşkınlıkla Alina’ya bakan Volkan bir de nar’a bakıyordu."Al canım ama onu kaybetme, olur mu?" diye sorarken Volkan’ın onu saklayacağından emin olmak istiyordu."Merak etme—""BAK!"Alina’nın yüzü hüzne teslim oluyordu. Volkan, Alina’nın gösterdiği yere baktığında az önce bıraktığı voleybol topu vardı. Ama bir gariplik de vardı. Voleybol topunu az önce bıraktığında gül çalıları yoktu ancak şimdi tam da ortasında duruyordu."Ondan geriye sadece kalan oydu..." Sesi titriyordu bunu derken. "Geri döndüğümde ondan kalan tek şey buydu. BU MANZARA!"Alina kendini kaybediyordu."BEN ONA YETİŞEMEDİM VOLKAN! Ama sen buradasın, değil mi?"Bunu derken Volkan’ın kalbine dokunuyordu."Sen buradasın..." tekrarladı."Evet Alina, buradayım ve hep de olacağım." Bir eliyle narı sıkıca tutuyordu. "Ama neye yetişemedin?"Alina cevap vermeden arkasını dönüp giderken Volkan, Alina’nın elini tutmak istedi ama eli elinden geçip gitti.Uyandığında saat 4.30’du. Rüyanın etkisinden olsa gerek ter içinde kalmış, saatler öncesinden soğuğa maruz kalmanın etkisiyle de hastalanmaya başlamıştı. Öksürüklerin ardı arkası kesilmiyor, boğazında varlığını belli eden ağrı da canını sıkıyordu. Geri uyumaya çalışsa da saat 6’ya kadar uyuyamadı. 7.30’da da kahvaltı yapmadan evden çıktı. Normal zamanda olsa bu haliyle okula gitmezdi ancak bu iftira konusu ortadan kalkana kadar gitmemezlik yapmak istemiyordu.Eziyet gibi geçen 20 dakikalık okul yolundan sonra nihayet okula varabilmişti. Şaşırtıcı bir şekilde de erken gitmişti okula. Boğazı ağrıdığından yol boyunca evden yanına aldığı suyu içip bitirdiğinden kantine su almak için indi. Adımını atar atmaz boğaz ağrısını unutturacak an gerçekleşti: Alina’yı görmüştü. Bu karşılaşma boğaz ağrısını unutturmuştu unutturmasına bu sefer de dejavu yaşadığını düşündüren, birkaç saniye anlamlandıramadığı olay gerçekleşti: Alina’nın önünde bir kap vardı ve içinde de nar.Volkan’ı görünce yüzüne gülümseme yerleşen Alina, Volkan’dan önce seslendi:"Otursana! Bak senin için de kaşık getirmiştim," derken nar yemesi için Volkan’a kaşığı uzatıyordu.Kaşığı uzatırken Volkan’ın solgun yüzünü görünce hemen yerinden kalktı ve bir 'anne' edasıyla Volkan’ın yanına oturup ne olduğunu sordu. Elini alnına değdirdiğinde, ocakta kaynamakta olan yemeği sahiplenen tava gibi sıcak olduğunu fark etti. Volkan’dan gelen öksürük sesleri de tuzu biberiydi."Neyin var senin?"Volkan ile ilgilenirken bir yandan da kendini suçluyordu."Benim yüzümden, benim yüzümden!""Hayır—"Öksürük sesi cümle kurmasına bile engel oluyordu. Volkan ne derse desin, Alina’nın içinde suçluluk duygusu ile Volkan’ı hasta görememenin verdiği üzüntü duyguları içini parçalıyordu."Dün gece çok terlemişim, ondan böyle," diye Alina’nın içini rahatlatmaya çalıştı Volkan.Alina da Volkan ile ilgilenirken dikkat çeken bir konuşma duydular. Konuşmanın olduğu yöne baktıklarında gelen sesler Büşra ve Aden’in diğer yakın arkadaşlarından biri olan Zehra’ya aitti."Müdür, Aden’i çağırdı. Acaba ne konuşuyorlar?"Zehra sorgulayıcı bir tipti. Dışarıdan onu görenler büyük ihtimalle patolojik vakalar üzerinde çalışmalar yapan biri gibi düşünüyordu."Gerçekten Volkan, Aden’i zorladı mı?"Büşra’nın da tavırları Aden’e inanmıyor yönündeydi."Aden işte, biliyorsun ya! Bir şey demek zor. Evet o benim arkadaşım ama olayları ne kadar abarttığını sen de biliyorsun."Zehra’nın yüzünden hiç eksik olmayan sorgulayıcı bakışlar Büşra’nın üzerinde gezmeye devam ediyordu."Yani? Ne düşünüyorsun, yapmamış olma ihtimali var mı?""Bilmiyorum," dedi kararsız ses tonuyla.Volkan’ın solgun yüzü ve Alina birbirlerine bakıp konuşmaları çözmeye çalışırken, Cenk ve Merve’nin geldiğini fark etmemişlerdi. Cenk ses tonunun farkında olmadan ortaya atladı:"DUYDUNUZ MU?"Cenk’in ses tonunu ayarlayamamış olması Büşra ve Zehra’nın kendilerini fark etmesine sebep olsa da umursamadılar. Aksine Volkan istediğini elde etmiş gibiydi."Aden dün yeni yalanlar düşünmüş olacak ki şu anda müdürün beynini yıkıyor," dedi Cenk. Biraz durup düşündükten sonra kendi cümlesine devam etti: "Yok abi, deneme netleri açıklanmadı. Daha ne ile beyin yıkayacak bu kız? Tek özelliği derslerinde başarılı olması ki bunun arkasına sığınıyor zaten. Ayrıca matematikte 40 neti de geçen ay yaptı...""CENK!" diye araya girdi Alina. "Aden gibi insanlara inananlar olduğu sürece 'masum kedi' rolünü oynamanın sınırı yok."Çıkan yarım sesiyle Volkan konuya dahil oldu."Anlatsın bakalım..."Ders saati geldiğinde sınıfta yerlerini almışlardı. Alina ara ara arkasını dönüp Volkan’a bakıyordu. Boğazının ağrısına baş ağrısı da eşlik ediyordu. Enerjisinin çekildiğini hissedebiliyordu ancak Alina’nın kendisini daha fazla suçlu hissetmemesi adına belli etmiyordu. Bir yandan da müdür ve Aden konuşmasından çıkacak sonucu bekliyordu. Olası bir iftirada müdürün azarlama ve suçlamaları sorgusuz sualsiz kendisinin üzerine yıkacağını bildiğinden enerji toplaması gerekiyordu. Kafasını kaldırdığında öğle arası olmuş, sınıfta kimse yoktu. İki kişi hariç; kendisi ve Alina.Kaç saattir başında olduğunu bilmiyordu."Uyandın sonunda! Hadi bak sana çorba getirdim, iç biraz."Volkan, uyku sersemi etrafa bakınıyordu."Sen çıkmadın mı?"Alina bir elinde çorba kaşığını tutarken diğer yandan Volkan’a göz deviriyordu."Hayır canım, ben gittim ama hayaletim burada. Ben yokken vardiyalı çalışıyoruz, şu anda da görevi sana çorba içirmek."Volkan hafif gülümsemesini bile yapamıyordu. Çorbayı içtiğinde boğazının ne kadar kuruduğunu fark etmişti."Çorbanı güzelce iç, sonra ilaç zamanı. Bilerek uyandırmadım. Hadi iç bunu da!"Volkan, hayatında içtiği en lezzetli çorba olduğuna karar verdi."Merve ve Cenk nerede?""Onlar da başında duruyorlardı, ancak gönderdim. Hepimizin başında bekleyecek hali yok ya. Ayrıca Cenk dönüşte eczaneden ağrı kesici alacak, başın için."Volkan şaşırmıştı."Başımın ağrıdığını nereden biliyorsun?"Alina kaşığı uzatırken gözlerini dikmiş Volkan’a bakıyordu."Ben anlarım. E hadi ama iç şunu. Baaaak! Uçak geliyor, geliyooor..."İkisi de gülüşürken Volkan çorbayı içti."Teşekkür ederim...""Edersin tabii."Akşam vakti gelmişti, müdür ve Aden konuşmasından ses çıkmamış, Volkan çağrılmamıştı. Sırrı bozan Merve oldu."Birkaç kişi konuşurken duydum; müdür, Aden’e bağırmış ancak azarlama değil.""İyi olmuş," dedi Alina."Ne oldu acaba?" dedi Volkan. "Beni de çağırmadı.""Evet, seni çağırmaması ilginç. Acaba Aden’in bu seferki yalanlarını mı beğenmedi?" diye destek çıktı Cenk."Belki suçunu itiraf etmiştir," dedi Merve. Ancak bu cümlesinden sonra sinirinin arttığı belliydi. "Etse ne olacak sanki, okul birincisi kızı atarlarsa kim üzerinden reklam yapacaklar?""Haklısın," dedi Alina. "Kız yalancı ama onu atmazlar. Bağırma da yalandan; iki tarafı da dinledik ve eşit davrandık, öğrenci ayırt etmedik demek için. Hadi oradan! Böyle eğitimciler yüzünden okuldan soğuyorum!"Onun da sinirlenme konusunda Merve’den geri kalır bir hali yoktu."Boş versenize, en fazla beni okuldan atar," dedi Volkan. Daha sonrasında gülmeye başladı. "Yapmadığı bir suçtan dolayı okuldan atılan ilk öğrenci ben olacağım."Akşam yemeğinden sonra dinlenmeye gitti Volkan. Kafasını boşaltması ve vücudunu dinlendirmesi gerekiyordu. Alina’nın çorba içirmesi ve ardından içtiği ağrı kesici iyi gelmişti. En azından daha kötü olmasını engellemişti. Yüzü koyun yatarken istemsiz bir gülümseme ile Alina’nın yüzü gözünün önünde yüzünü seyretmeye başladı. Mutluydu, hem de çok mutluydu. Alina’yı seviyor muydu, âşık mıydı bilmiyordu ama her ne hissediyorsa bu duyguyu Alina’ya karşı hissediyor olmaktan mutluydu. Aşk ucu açık bir duygudur. Ya bir kere seversin, bir daha aşkın adını bile anmak istemezsin ya da bir kere seversin, bir daha başkasını aşk ile anamazsın. Bu, insanın rastgele gelen bir trene binip hiç bilmediği bir şehre gitmesi ve orada hayatının güzelliklerle değişmesi gibi. Volkan Alina’ya âşıktı belki de ve bulduğu sevgide hayatı güzelliklerle değişmişti.