24. bölüm · Papatya

23. Bölüm

Sençoban S.Ç

Kemal’in yumruğu havada kalmaz. Bir anda Aras’a vurur. Aras sendeleyip geriye düşer ama hemen toparlanır. Gözleri öfkeyle dolar. “Sen kimsin bana el kaldırıyorsun?” der. Kemal hiç geri çekilmez, aksine daha da yaklaşır. “Ben kim miyim?” diye dişlerini sıkar. “Ben onun kocasıyım.” Aras alaycı bir şekilde güler. “Zorla olan şeylere koca denmez.” Kemal’in gözleri kararır. Bir adım daha yaklaşır ve Aras’ın yakasını tekrar tutar. Sesi bu sefer daha düşük ama çok daha tehlikelidir: “Benim karıma bir daha yaklaşmayacaksın.”
Sinem o an donar. Kemal’in ilk defa böyle sahiplenici konuştuğunu görür. Ama bu sahiplenme öfke doludur. Aras da geri adım atmaz. “Senin karın mı?” diye sırıtır. “O gece kimden kaçtığını da söyle istersen.” Kemal’in sabrı taşar, Aras’a bir yumruk daha atar. Bu sefer kavga büyür. İkisi birbirine girer. Evin içi dağılır, sandalyeler devrilir.
Sinem bağırır: “Yeter! İkiniz de durun!” Ama kimse dinlemez. Kemal tüm öfkesini çıkarıyordur. Aras da aynı şekilde karşılık verir. Tam o sırada Sinem araya girer. Kemal’i itmeye çalışır. “Bırak onu!” diye bağırır. Kemal bir an durur ama gözleri hâlâ alev alevdir.
Aras nefes nefese kalmış şekilde ayağa kalkar. Dudak kenarında kan vardır. Sinem’e bakar. “Bu daha bitmedi,” der. Sonra Kemal’e döner: “Sen onun geçmişini kaldırabilecek misin bakalım?”
Kemal hiç düşünmeden cevap verir: “Benim karıma kimse geçmişiyle tehdit yapamaz.”
Sinem bu sözle sarsılır. İlk defa Kemal’in sadece öfkeli değil, ciddi olduğunu hisseder.
Aras kapıya doğru yürür. Çıkmadan önce son kez döner. “Gidiyorum… ama geri geleceğim.” der ve kapıyı sertçe çarpıp çıkar.
Evde sessizlik kalır. Sadece üç kişinin nefesi… ama artık iki kişi kalmıştır.
Kemal yavaşça Sinem’e döner. Gözlerinde hâlâ öfke vardır ama altında başka bir şey de vardır.
“Her şeyi biliyorum artık,” der.
Sinem yutkunur.
Kemal bir adım yaklaşır. “Ama bu iş burada bitmedi.”
Sinem fısıldar: “Ne demek istiyorsun?”
Kemal gözlerini kaçırmadan: “Ya birlikte çözeceğiz… ya da gerçekten bitecek.”
Sinem ilk kez ne diyeceğini bilemez.Kasaba o sabah huzursuz uyanır. Rüzgâr serttir, hava ağır… sanki bir şey olacak gibidir. Lina sokakta yürürken yine aynı adamı görür. Günlerdir uzaktan onu izleyen, kim olduğu belli olmayan o adam. Bu sefer peşine düşer. Kalbi hızlanır ama durmaz. “Dur!” diye seslenir. Adam hızlanır. Lina koşmaya başlar. Tam yakalayacakken adam bir anda dar bir sokağa girer ve gözden kaybolur. Lina nefes nefese kalır. Etrafa bakarken yerde bir şey görür… küçük bir kolye. Eğilip alır. Açtığında içindeki fotoğrafı görünce donar. Fotoğrafta küçük bir kız çocuğu… ve yanında bir adam. O adam… Kemal’e çok benziyordur.
Lina’nın eli titrer. “Bu… olamaz…” diye fısıldar.
O sırada kasabanın diğer ucunda bir duman yükselmeye başlar. Önce kimse anlamaz ama birkaç dakika içinde çığlıklar duyulur. “Yangın var!” diye bağıranlar olur. Alevler hızla büyür. Eski depo tutuşmuştur. Rüzgârın etkisiyle ateş çevreye yayılır. İnsanlar panikle koşuşturur.
Kemal ve Sinem de sesi duyar. Dışarı çıkarlar. Gökyüzü kapkara olmuştur. Sinem korkuyla Kemal’e bakar. “Yangın…” der. Kemal hemen harekete geçer. “İçeride kalan var mı diye bakmamız lazım.”
Sinem de durmaz. Birlikte koşarlar. O an aralarındaki tüm gerilim unutulmuştur. Sadece hayatta kalmak vardır.
Yangın yerine geldiklerinde ortalık kaostur. İnsanlar bağırıyor, bazıları ağlıyor. Alevler büyüdükçe büyür. Kemal birinin “İçeride biri var!” diye bağırdığını duyar. Hiç düşünmeden ileri atılır.
Sinem arkasından bağırır: “Kemal yapma!”
Ama Kemal çoktan ateşin içine girmiştir.
Tam o sırada Lina da kalabalığın arasına gelir. Elindeki kolyeyi sıkıyordur. Gözleri bir anda Kemal’i arar… ve onu alevlerin içinde görür.
Şok olur.
“Baba…” kelimesi dudaklarından dökülür ama kendisi bile duymaz.
Alevler yükselir… zaman daralır.