8. bölüm / 31
Öfke Kelebeği (Aile Serisi 1) 🦋 (TAMAMLANDI)8. Bölüm 'Cehennem Gibi'
Bölümler 31Şu an: 8. Bölüm 'Cehennem Gibi'
- 1 1. Bölüm 'Karşılaşma'2.509 kelime
- 2 2. Bölüm 'Bayan Gereklilik'2.950 kelime
- 3 3. Bölüm 'İlk Fotoğraf'3.714 kelime
- 4 4. Bölüm 'Farklı Hayatlar'3.819 kelime
- 5 5. Bölüm 'Benzerlik'3.379 kelime
- 6 6. Bölüm 'Farklı Yollar'2.882 kelime
- 7 7. Bölüm 'Doğum Günü'2.674 kelime
- 8 8. Bölüm 'Cehennem Gibi'2.885 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9. Bölüm 'Gözyaşları'2.923 kelime
- 10 10. Bölüm 'Sığınacağım Liman'2.671 kelime
- 11 11. Bölüm 'Çocukluğumun Sesi'3.355 kelime
- 12 12. Bölüm 'Parçalanmış Duygular'3.313 kelime
- 13 13. Bölüm 'Sevgi ve Şefkat'2.577 kelime
- 14 14. Bölüm 'Öfke Kelebeği'3.497 kelime
- 15 15. Bölüm 'Sırlar Perdesi'2.640 kelime
- 16 16. Bölüm 'Kanayan Bir Yara'3.766 kelime
- 17 17. Bölüm 'Duvarların Arasındaki Benlik'4.910 kelime
- 18 18. Bölüm: Paramparça3.253 kelime
- 19 19. Bölüm: Kirli Oyun3.289 kelime
- 20 20. Bölüm 'Çıkmaz Sokak'3.310 kelime
- 21 21. Bölüm 'Acının ve Gerçeğin Seyri'2.851 kelime
- 22 22. Bölüm 'Kan Kaybede Kaybede'3.426 kelime
- 23 23. Bölüm 'Kanıt'2.767 kelime
- 24 24. Bölüm 'Tatlı Bir Hikaye'2.546 kelime
- 25 25. Bölüm 'Bir Terk Ediş Daha'3.270 kelime
- 26 26. Bölüm 'Ben Geldim'3.107 kelime
- 27 27. Bölüm 'Geçmişin Sayfaları'2.732 kelime
- 28 28. Bölüm 'Geleceğin Beyaz Sayfaları'3.461 kelime
- 29 29. Bölüm 'Bizim Hikâyemiz'3.234 kelime
- 30 30. Bölüm 'Mutlu Sonsuz'2.544 kelime
- 31 öfke kelebeğinin kanatlarından son satırlar567 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
🦋
Yazarın Anlatımıyla
Beyaz balonlar ve yapay çiçeklerle süslenen bahçeye ikindin vaktinin kızıllığı düşmüştü. Yeşil çimenlerin arasından sızan turuncu ışıklar göz alıcı bir şekilde parıldarken yere de küçük bahar çiçeklerinden serpiştirilmişti. İki tane beyaz bank birleştirilmiş ve üzerine krem renklerinde bir örtü serilmişti. Mumlar tehlike arz etmeyecek şekilde meşalelerde ve masada tek tük yer alırken Lila kız kardeşini bekliyordu. Aynı zamanda güneş vurduğunda sütlü kahveye bürünen hareleri gökyüzüne serilen turunculuğu seyrediyordu. Atlar ve midilliler kendi halinde ortalıkta geziniyordu ve gözleri ara sıra o hayvanlara ve güzelliklerine kayıyordu. Ömründe ilk kez bu kadar doğal yaşamın içindeydi ve bu durumdan oldukça memnundu.
Cebinden telefonunu çıkardı ve ilk defa merakla kamerasını buldu. Tam güneşi hedef alıp midillinin bir fotoğrafını çektiğinde yüzünde eşsiz bir gülümseme oluşmuştu. Telefonu indirip eliyle ekranına gölgelik oluşturmuş ve çektiği amatör fotoğrafı didiklemeye koyulmuştu. Gökyüzünü pürüzsüz mavisi bir vadi esintisine eşlik ederken açık bıraktığı kumral saçları o esintiyle boynunu gıdıklayarak savruluyordu. Gülüşü yanaklarına kurban gitmeye başladığında biraz ileride atı seven Yiğit birkaç dakikadır hazırlanan masada oturan Lila'ya bakıyordu.
Genç adamın gözlerini perdeleye bir hayranlık vardı ve bunu ilk fark eden Bade olmuştu. Birkaç gündür abisinde bir haller olduğunun farkındaydı elbette ama çok üstüne gitmeme taraftarı olmuştu bu zamana kadar.
"Abi röntgenciliğe mi merak saldın şimdi de Allah aşkına?" diyerek bu dalgınlığın arasına alayla set çekti Bade. Yüzündeki muzip gülümsemeyle abisine bakarken Yiğit şok içinde kız kardeşine dönmüş ve atın saçlarını daha hızlı okşamaya koyulmuştu.
"Ne diyorsun Bade? Düzgün konuş," diye uyardı kardeşini. Bozuntuya vermeden ata olan ilgisini artırırken Bade tatlı tatlı omuz silkti.
"Sinirlenme sen de hemen. Bir şey demedim ki? Kıza dikmişsin gözlerini öylece izliyorsun. Öyle izleyeceğine yanına gitsene..." Yiğit ciddiyetinden ödün vermeden atın yüzünü okşadı ve şefkatle öptü.
"Ortamı sevdi. Bırak da biraz yalnız kalsın. Fırsat bulamıyordu yalnız kalmaya."
Bade'nin ince kaşları bir anda hayretle kavislendi. "Ha onu düşündüğümden diyorsun yani..." diye kıvırdı kurnaz bir ifadeyle. Şu andan o kadar zevk alır hale gelmişti ki Yiğit de en az Lila gibi asileşmişti.
"Bade!" diye uyardı sertçe ancak Bade pek umursamıyordu.
"Çok tatlı seviyorsun, gurur duyuyorum seninle," diye sessizce fısıldadı genç kız. Yiğit sert bir duvara toslamışçasına gözlerini açtı ve kardeşine baktı. Etrafta birisi duydu mu diye kısa bir an kolaçan ettiyse de herkes bir köşeye dağılmıştı.
"Külahları değiştirmeyelim istersen Bade!"
"Yahu ne var? Sen de abi ya! Senin adına seviniyorum ben. Hayatına güzel bir renk katıyorsun ama temkinli bir şekilde davran. Kimse kırılmasın olur mu?" deyince Yiğit bu sözler üzerine karnına bıçak darbesi yemiş gibi kaskatı kesildi.
"Onu..." dedi düşünceli bir şekilde Lila'ya dönerek. Genç kız her şeyden habersiz gökyüzünü seyrediyordu. "Onu kıracak hiçbir şey yapmam. Yapamam. Nereden çıktı bu?" derken yine Bade'ye dönmüştü ki genç kız fırsattan istifade abisinin koluna girerek onunla yürüyüşe başlamıştı.
"Ben senin kardeşinim o yüzden net konuşmak istiyorum abi. Bizim ailemizi biliyorsun. Eğer olur da bir gün ikiniz birlikte olmaya karar verirseniz Lila'nın canı yanar. Ailelerimiz denk değil. Görmüyor musun bunu?"
Yiğit umursamaz bir tavırla başını dik tutuyor ve vadiyi seyrediyordu ama itiraf etmeliydi ki aklını bu düşünceler kurcalamıyor değildi. Bunu elbette o da görüyordu. Lila kendi hayatını kazanmak için ölümüne çalışan bir kızken o kendi hayatını kazanmak için pek de çaba sarf etmemiş, bu bulunduğu konum ona sunulmuştu.
"Bu kadar geri kafalı değil ailemiz. Sevgi ve saygı önemlidir bir ilişkide. Para, mal, mülk değil ya da soyadı değil. Karakter, tavır önemli değil midir?"
"Bunları konuşmak için çok erken ama ben yine de sana söylemek ve fark ettirmek istedim abi. Hayatına seni bizden bile çok sevecek birinin girmesini isterim elbette ve bu kişinin saygılı ve iyi birisi olması dışında kim olduğunun bir önemi yok. Canınız yansın istemiyorum sadece. Lila'yı tanımıyorum ama gördüğüm kadarıyla zor bir hayatı var. Bizden daha zor. Eğer sen hayatında olmak istersen günün birinde o zorlukların yarısını da sen sırtlanacaksın."
"Bu kadar derinlere inmeye ne gerek vardı ki şimdi ufaklık?" dedi Yiğit, Bade'nin saçlarını okşayarak. Daha sonra ona sıkıca sarıldı ve başını göğsüne yasladı. Bade bu durumdan asla şikâyetçi değildi.
"İçimde kalmasından iyidir abi. Onun dışında kendinden emin olduğunda ben senin arkandayım her zaman. Lila çok tatlı bir kız. Eminim iyidir de. Sadece bizi tanımadığından biraz kaba, ona da hak veriyorum." Yiğit anlık olarak ilk tanıştıkları o güne, hastanede yaşadıklarına gidince gayriihtiyari gülümsemesine engel olamadı.
"Ama hala seni daha çok seviyorum fıstık."
Genç adam beklenmedik bir sevgiyle kız kardeşinin yanaklarını sıkarken işittikleri araba sesiyle arkasına dönmüştü. Doruk nihayet Cansu'yu alıp gelebilmişti.
"Gidelim bir an önce," diyerek adımlarını hızlandırdı Bade. Abisinden birkaç adım önde masaya doğru ilerlerken Doruk arabayı müsait bir yere park etmişti. Cansu camdan gördüğü kadarıyla yapılan hazırlıklarla şok olmuş, içinde tarifi mümkün olmayan mutluluklar patlamıştı.
Hem mahcup hissediyor hem utanıyor hem de mutluluktan ağlıyordu. Gözyaşlarını tutamıyordu daha fazla. Eliyle yanaklarını silip hızlıca arabadan indiğinde herkes onu alkışlıyordu. Gözleri saniyeler içinde ablasını, yanındaki Simge'yi, ona gururla bakan Egemen'i ve hep bir abi gibi hayatı zindan eden Ekin'i bulmuştu. Beste'yi, Doruk'u, Asu'yu, Batı'yı, Yiğit'i ve Bade'yi gördüğünde ise utangaçlığı biraz daha artmıştı. Henüz samimiyet kuramadığı insanlar vardı onun için. Garip duygular besliyordu çocuk yüreği.
"Abla bunlar ne böyle? Kim ayarladı?" dedi şaşkınlık içinde. Yiğit o sırada bir abi edasıyla genç kızın omzuna dokunmuş ve bu cevabı kendisi vermişti.
"Ablan düşündü ama ben güzel bir anı bırakmak istedim sende. Yeni yaşın kutlu olsun Cansu."
Cansu bir ağlama tufanına daha tutulurken başını sallamıştı.
"Ya ben size nasıl teşekkür edeceğimi şaşırdım şu anda. Ne gerek vardı ki?" diyen genç kız burnunu şiddetle çekip kendine gelmeye çalıştı ancak yaşadığı duygu karmaşası buna pek izin vermiyordu. "Ben çok utandım! On yedi yaş... Yani hayatımdaki en özel an olarak kalacak Yiğit abi. Ben çok teşekkür ederim." Cansu bir serçe gibi sevinçten ve mutluktan titrerken ablası elinde tuttuğu koca pastayı Ekin'e devredip Cansu'yu kollarının arasına almıştı.
"Çok seviyorum ben seni. Bir tanemsin sen benim. En değerli mücevherimsin. Ağlayarak mahvediyorsun ama her şeyi. Ağla diye mi yaptık biz bunu?" dedi alayla. Kıvırcık saçlarına şefkatle öpücükler kondururken Cansu hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam ediyordu. Lila bu durum karşısında çaresiz kaldığında bakışları Simge'ye kaydı.
"Ne yapayım ben ağlıyor bu?" dedi kollarındaki bir bebekmiş gibi. Herkes bu durum karşısında hüzünlenerek sevinmişti.
"Abartmasana hocam. Sen de..." diye söylendi Doruk ortamı yumuşatacak bir alayla. Cansu'nun omzuna dokundu tereddütle. "Hey! Hocam, o kadar da abartılacak bir şey yok ki." Cansu birdenbire kıkır kıkır gülmeye başlayınca Lila anlayamayarak kardeşinden ayrılmış ve yüzüne bakmıştı. Renksiz yüzüne ağlayınca renk gelmişti adeta. Cansu'nun zeytin karası gözleri ve yanakları kıpkırmızı olurken Doruk hemen omuzlarından tutup Cansu'yu kendine çevirmiş ve baştan aşağıya süzmüştü onu.
"Aman da aman... Hanimiş bizim çok otoriter hocamız. Tipe bak. Çirkin ördek yavrusu seni," diyerek burnunu sıkıp keyifle bir kahkaha savurduğunda Cansu tıslarcasına göz devirdi.
"Terbiyesiz herif," diye söylendi. Doruk duyduklarını zerre umursamadan Cansu'yu sarmıştı kollarıyla.
"Doğum günün kutlu olsun velet. Hala reşit değilsin ama. Bak buna ağlayabilirsin," dediğinde Cansu, Doruk'un kollarında debelenip ayrılmayı nihayetinde başarmıştı.
"Geri zekâlısın Doruk! Ama gerçek anlamda geri zekâlısın..."
Lila gençlerin itiş kakışını göz ardı ederek cebinden gelen sesle telefonunu çıkarıp ekrana baktı. Tanıdık bir isimden mesaj vardı. Hayretle başını kaldırıp Yiğit'e baktığında onun Bade ile konuştuğunu fark etmişti. Ne ara yazdığını anlamadığı mesajı açtığında güzel bir cümle duruyordu orada.
Yiğit: Ablası kılıklı...
Lila okuduğu mesaja sadece görüldü atarken yüzünde silemediği bir tebessümü vardı. Telefonu kapatıp cebine attı hemen ama o esnada Yiğit'le gözleri kesiştiğinde memnuniyetsiz bir tavırla göz devirip ilgisini kız kardeşine yöneltmişti. Yiğit bundan büyük bir keyif alarak Lila'yı seyrederken Cansu'ya pastanın mumları üfletilmiş ve anı kalması adına toplu birkaç fotoğraf çekilmişti.
Garip bir şekilde Cansu'nun gelişiyle şenlenen gençler, güneşin battığından habersiz mumların ve aydınlatmaların cılız ışığı ile keyifle masada toplanmışlardı. Sohbet gitgide koyulaşmaya başlamıştı. Simge'yi hamileliği için tebrik etmişler ve laf lafı açmıştı. Herkes bu zamanın içinde kaybolup giderken Lila bir süre sonra kendi zihnin içinde kaybolup gitmişti.
Doğum günü pastasından birkaç çatal ancak almıştı. Puslu bakışları belki de bir daha görmeyeceği vadinin karanlığını seyre dalmış, ara sıra gökyüzündeki ışıltıları ve yarım ayı incelemeye başlamıştı. Düşünceliydi. Hem de hiç olmadığı kadar düşünceliydi ve bunu fark eden birisi vardı. En yakın arkadaşı, en kötü anlarının bir kısmına tanıklık yapan Ekin...
"Yürüyelim mi biraz Liloş," dedi, genç kızın zihnindeki sessizlikte bir parça ses olarak.
Lila aldığı bu teklifle birlikte yorgun bakan gözlerini Ekin'e çevirdi. Tam karşısında oturuyordu delikanlı. Bu teklife hayır demek istemiyordu doğrusu. Duvarlarını itmek istiyordu artık.
Gözleriyle Ekin'i onaylamıştı ve birlikte ayağa kalkmışlardı. Arkasından bakan gözleri çok umursamadan saniyeler içinde masadan biraz uzaklaşmışlardı. Baş başa kalmışlar ve cırcır böceklerinin sesini dinlemeye başlamışlardı.
"Bir sorun var ve bil bakalım ne oldu?" dedi Ekin oyunbaz bir sesle. Lila ne yapmaya çalıştığını anladığında kollarını gelişigüzel sallayarak oyununa dahi oldu. Başka türlü içinde biriktirdiklerini dökemeyecekti.
"Ne olmuş?"
"Sen yine bana sıkıntılarını söylemeyi unutmuşsun. O yüzden sana ufak bir hatırlatma yapıyorum. Neler oldu? Canını sıkan neyse söyle de kurtul," dedi bütün iyi hislerini kullanarak.
Lila nemli havaya rağmen titrek bir nefes aldı ve daha fazla yürümek yerine durdu. İçi sızlıyordu hissettiği korkudan ve kaygıdan. Lila'nın durmasıyla Ekin de durmuş ama tam karşısına geçip yüzünü irdelemeye başlamıştı. Uzun yıllardır tanıyordu Lila'yı. Tamamen Lila için olmasa da geçim derdinden ötürü o da kendi okulunu yakmış ve çalışma hayatına atılmıştı. Bu zamana birlikte gelmişlerdi ve bundan sonra da birlikte olacaklarına inancı tamdı.
"Ekin..." diye mırıldandı Lila. Sanki bir suç işlemiş gibi hissediyordu. Çekingen bakışlarını Ekin'e sabitle. "Ben Yiğit'ten annemi bulmasını istedim," dedi ifadesiz bir sesle. Sesinde hiçbir duygu emaresi yoktu ama canı çok acıyordu. Onca yıldan sonra kendi isteğiyle o kadından haber almak, şimdi neler yaptığını bilmek istiyordu ve bunu istemek bile yeterince can sıkıcıydı.
"Neden? Bir şey mi oldu?" diye sordu Ekin endişeyle. Durum sandığından daha ciddi olmalıydı. Lila'nın annesine olan öfkesini çok iyi biliyordu çünkü.
Lila çocuksu bir hisle omuz silkti. "Ona bir şey sormak istiyorum. Çok geç olmadan, o kadın ölmeden ya da tamamen ortadan kaybolmadan sadece bir şey sormak istiyorum. Cevabını onun bildiği bir soru var kafamda ve bu beni tüketmeye başladı artık," dedi çaresizce. Dudaklarını birbirine bastırıp arkasına döndü ve o kalabalık uzun masaya baktı. Kardeşi ne de mutluydu öyle. Gülüp eğleniyordu istediği kadar ama Lila, o mutluluğun içinde kendine bir parça yer bulamıyordu bir türlü.
"O soru ne Lila? Sormaya korkuyorum ama..." Ekin'in tedirgin sesi genç kızı çıkmaz kuyulara itiyordu korkusuzca. Başını çevirmeden masadaki kardeşini izlemeye devam etti. Dudaklarında en acımtırak gülümsemesi zuhur etmişti.
"Ekin..." diye mırıldandı Lila ağlamak üzereymiş gibi. Boğazı düğüm düğüm olmuştu. Hayatı bu aralar daha zor geliyordu ona.
"Efendim?" dedi Ekin.
Genç kız, Ekin'e dönerek, "Cansu iyi ki benim kadar güçlü değil. Benim bildiklerimi bilse asla kaldıramazdı çünkü," dedi. Tam geri dönmüş masaya gidecekti ki Ekin kolundan tutup Lila'yı durdurdu.
"Lila anlatmayacak mısın neler olduğunu? Merakta bırakma kızım beni. Halin hal değil bak. Çok mutsuz görünüyorsun." Ekin'in de sabrı endişesini geçmek üzereydi.
İçi sıkılan ve hatta fena halde sıkışan genç kız huzursuz bir şekilde boğazını yoklamaya yer yer kaşımaya başlamıştı. Ekin dikkatle arkadaşını süzüyordu. Bu hareketlerin hayra alamet olmadığını anlıyordu. Endişesi katbekat artarken Lila başını salladı yeis içinde.
"Ekin, annem Cansu'ya hamileyken babam borç batağı içindeydi benim." Bu cümleyi kurduğunda gözlerini yumdu genç kız. İçinden şiddetle ağlamak geliyordu ve öfkesinden yumruklarını yerlere indirmek istiyordu ama yapamıyordu, çünkü kolunu kaldıracak dermanı kalmamıştı artık. "Çıkamadık o borçların içinden. Ben çok küçüktüm. Yarım yamalak hafızamda her şey. Babam yetişemiyordu ve annemle sürekli kavga ediyorlardı. Sürekli. Durmadan. Annem yeri göğe katıyordu resmen. Bir keresinde kırılmadık eşya kalmamıştı, annem koca vitrini devirmişti ve o zaman Cansu'nun doğduğu gündü. Bugündü yani." Durdu ve yutkundu sertçe. Dili damağı kuruduğu için dudaklarını yaladı. Zihninde canlanan kesik kesik anılar genç kızı bir çıkmazın içine sürüklüyordu. O günden bugüne gelirken çektiği dertler sırtındaki kırbaç izleriydi sanki.
Ekin, yutkunamayıp Lila'nın sırtını sıvazlarken Yiğit bir süredir masada olamayan genç kızı merak etmişti. Bir an arkasına dönüp onlara bakmıştı merakla. Lila arkası dönük vaziyetteydi ve Ekin ona gördüğü kadarıyla sarılıyordu. Aralarındaki uzaklık sebebiyle neler olduğunu anlamakta zorluk çekiyordu ancak bir şeyler olduğu kesindi. Kaşları çatılmıştı ancak onları uzun süre göz hapsine alamazdı.
"Bana bunları anlatmıştın Lila. Sonra baban bankadan aldığı promosyon parasıyla ödemişti borcu harcı," deyince Lila, Ekin'den ayrılıp kafasını ağır bir metal parçasıymış gibi iki yana salladı. Hiçbir şey sandığı gibi değildi.
"Öyle değildi o-" dediği esnada Ekin'in telefonu çalınca bir rüyadan uyanırcasına susmuş ve önüne dönmüştü. Neredeyse söyleyecekti olanları. Yıllarca içinde tuttuğu, bunca zaman her şeyini anlattığı ama Ekin'e anlatmadığı o tek şeyi neredeyse söyleyecek ve sonsuza dek saklı kalması gereken bir şeyi ortaya çıkaracaktı. Kalp atışları adrenalinle birlikte anormal bir hızda artarken gözlerine bastırdı elini ve hızlıca toparlanmaya başladı.
"Ninem arıyor, sen söyle ben sonra dönerim ona," dedi Ekin. Lila akan burnunu çekip içindeki kasvetli bulutları tek celsede dağıttı.
"Hayır, açsana nineni. Bir şey olmuştur belki. Babamla değil miydi kadın? Önemlidir belki," diye itiraz etti Lila. Merakla Ekin'e baktığında genç delikanlı bu ihtimal çerçevesinde telefona cevap verip bir elini gayriihtiyari pantolonunun cebine atmıştı. O sırada Yiğit'in masadaki hareketleri Bade'nin fazlasıyla dikkatini çekmişti.
"Neye bakıyorsun abi?" diyen Bade, Yiğit'i kendine getirmişti. Genç adam irkilerek önüne döndüğünde Bade de fark etmişti Lila ve Ekin'in uzaklığını.
Bade ne olduğunu, abisinin kafasında kurduğu senaryoyu anlamakta zorluk çekmemiş olacak ki Cansu'ya hitaben, "Çok iyi arkadaşlar ablanla Ekin. Öyle değil mi?" diye sordu sesli bir şekilde. Amacı Cansu'nun dikkatini çekmekti ve bu işte de tahmin ettiği gibi başarılı olmuştu.
Cansu ilgiyle önce yanında oturan Bade'ye dönmüş daha sonra ablasından bahsedilince gözleri onu aramıştı. Saniyeler içinde Lila'yı ve Ekin'i ileride gördüğünde kaşları merakla çatılmıştı. Ekin telefonda konuşurken Lila pek de sakin görünmüyordu ancak önemli bir şey olsa ablasının o şekilde beklemeyeceğini de biliyordu. Şüphelenmişti ancak şüphelerini içine gömmüştü.
"Uzun zamandır hem de..." diye mırıldandı varla yok arası bir sesle. Bade biraz kurcalamak aşkıyla Cansu'ya sorular sormaya başlamıştı.
"Uzun zamandır mı arkadaşlar? Ne kadar mesela? Merak ettim de. Benim en uzun arkadaşlığım genelde bir yılı sürmez. Ondan sonra iletişim kopuyor tabii." Yiğit, kardeşinin ne yapmaya çalıştığını fark edince masanın altından ayağına vurup içeceğinden yudumlamıştı. Bade ise hiçbir şey olmamış gibi pasta dilimini didiklemeye devam etmişti.
"Yani... Bilmiyorum aslında. Liseden beri sanırım. İkisi de aynı liseye gidiyorlardı. Aynı mahallede oturuyoruz zaten. Birlikte çalışmaya başladılar sonra. Öyle..." diye yanıtladı Cansu. Bade aldığı cevapla başını sallamıştı ilgiyle. Aralarında bir şey olsaydı çoktan olurdu diye düşündü. Liseden beri süregelen bir arkadaşlıktı ve bu kadar zamandır arkadaş kalabildilerse demek ki gerçekten de arkadaşlardı.
"Ne güzel. Liseden beri olması demek baya kuvvetli arkadaşlıkları var demek. Keşke benim de böyle bir arkadaşlığım olsa ama karşı cins değil elbette. Öyle olunca kısmet kapanır derler. Yani mantıken de öyle oluyor. Çok yakın erkek arkadaşlar kızın ileride bir sevgili yapmasına böyle saçma sapan engeller doğurabiliyor."
"Bade abla iyi misin?" diye sordu Doruk eğilerek. Bade saçmaladığının o an farkına varmış olacak ki iç sıkıntısıyla omuz silkti ve tabağı keyifsiz bir şekilde ittirdi.
"Sohbet ediyorum ya. İyiyim tabii ki."
Doruk sinir bozucu bir gülme eşliğinde arkasına yaslanırken Cansu endişeli bakışlarını Simge'ye çevirmişti. Onun da keyfi kaçmış gibiydi. Lila ve Ekin oracıkta öylece dikiliyordu hala.
"Merak etme güzellik. Gelirler birazdan," diyerek Cansu'nun masadaki eline uzandı Simge. İçi burkulan genç kız Simge'ye tebessüm ederken saçlarını kulağının arkasına sıkıştırıp yerinde kıpırdandı. Huzuru toz olup dağılmıştı sanki.
"Cansu, canım bu arada Doruk için teşekkür ederiz. Daha birkaç haftadır ders veriyorsun ama bizimkiler seni çok sevmişler," dedi Beste gülümseyerek. Cansu bu defa ilgisini ablasına tıpatıp benzeyen kadına çevirdiğinde anlık da olsa başı dönmüştü. Dişlerini ortaya çıkaran bir gülümseme ile başını salladı hemen.
"Aynı yaş grubu falan derken iyi anlaştık. Öyle değil mi sevgili öğrencim?" diye çıkıştı Cansu iğneleyici bir tonda. Doruk da aynı anda masaya doğru eğilip aralarındaki Asu'yu görmezden gelerek gülümsedi.
"Aynen öyle sevgili hocam. Siz de maşallah duru sesinizle beni gururlandıran bir müzisyen olacaksınız." Cansu yapmacık bir şekilde burun kıvırıp arkasına yaslandığı esnada Lila'nın koşarak masaya geldiğini fark etti. O anda bütün dünya durmuş da sadece ablası ve yüzündeki o endişe varmış gibiydi.
Göğsündeki dargınlık katbekat artarken ayağa kalkmasıyla sandalyesi yeri boylamıştı. Gözbebekleri irileşmiş, Lila'nın yüzündeki korkudan feyz almıştı. Bir ürperti sarmıştı bedenini ve aklına binlerce senaryo dolmuştu.
"Abla?"
Lila can havliyle, "Cansu babam yok!" dedi nefes nefese. Cansu daha iyi anlayabilmek için masadan çıkmış ancak ablasını düşmekten kurtaran Yiğit olmuştu. Genç kızı kollarından yakalamış ve ne olduğunu anlamak için Cansu'ya ve Lila'ya bakmaya başlamıştı.
"Ne demek yok?" dedi Cansu titremeye başlayarak. Onu evde ablasıyla bıraktığını düşünüyordu ancak Ekin ninesinden rica etmişti ve babasının başına Çiçek Teyze'yi bırakmışlardı. Zaten babasının çoktan uyumuş olması gerekmez miydi?
"Çiçek Teyze aradı az önce. Yo-yokmuş! Evden çı-çıkmış..." dedi başını iki yana sallayarak.
Yer Lila'yı kendine doğru çekerken bacaklarındaki his kaybıyla kendini yere bırakmıştı. Yiğit bile tutamamıştı o anda.
Cansu, korkuyla, "Abla... Babam..." diye tekerrür etti kelimeler ağzının içinde.
Herkesi anlamsız bir telaş sararken neler olduğunu bir tek Simge, Egemen, Ekin, Lila ve Cansu anlayabiliyordu. Yiğit ve diğerleri bir adamın ortadan nasıl kaybolacağı ile ilgili bilindik şeyleri ihtimaller çerçevesinde değerlendirirken işin içi bambaşkaydı.
"Evden çıktıysa geri gelir. Neden telaşlanıyorsunuz ki?" dedi Beste hiçbir şey anlamayarak. Simge endişeyle başını iki yana salladı. Yüzünde öyle bir ifade canlanmıştı ki Beste en kötüsünü düşündü ama en kötüsü hakkında dahi bir fikri yoktu.
"Gidelim abla, gidelim hemen!" Ağlamıyordu Cansu ancak gözyaşları her an kendini serbest bırakacak kadar birikmişti. Böyle bir şey ilk kez başına geliyordu ve ne yapacağını kesinlikle bilmiyordu.
Doğduğu gündü genç kızın. Doğum günüydü bugün. Hayatı boyunca kısıtlı şeylerle eğlenmeye çalışan yanı nadiren de olsa bir serbestlik tatmıştı bugün ancak o da on yedinci yaşının ilk saatlerinde zehir olmuştu. Her şey o anda unutulmuş sadece canından sakındığı babası kalmıştı. Savunmasız ve hafızasının belli bir noktasını tamamen yitirmiş bir adamın gecenin bir vakti eski bildikleriyle yola çıkması onun ölümü bile olabilirdi ve bu ihtimal Cansu'yla Lila'yı cehennemin en dip noktasına sürükler nitelikteydi...
🦋
Bölüm etkileşimi
