15. bölüm / 31
Öfke Kelebeği (Aile Serisi 1) 🦋 (TAMAMLANDI)15. Bölüm 'Sırlar Perdesi'
Bölümler 31Şu an: 15. Bölüm 'Sırlar Perdesi'
- 1 1. Bölüm 'Karşılaşma'2.509 kelime
- 2 2. Bölüm 'Bayan Gereklilik'2.950 kelime
- 3 3. Bölüm 'İlk Fotoğraf'3.714 kelime
- 4 4. Bölüm 'Farklı Hayatlar'3.819 kelime
- 5 5. Bölüm 'Benzerlik'3.379 kelime
- 6 6. Bölüm 'Farklı Yollar'2.882 kelime
- 7 7. Bölüm 'Doğum Günü'2.674 kelime
- 8 8. Bölüm 'Cehennem Gibi'2.885 kelime
- 9 9. Bölüm 'Gözyaşları'2.923 kelime
- 10 10. Bölüm 'Sığınacağım Liman'2.671 kelime
- 11 11. Bölüm 'Çocukluğumun Sesi'3.355 kelime
- 12 12. Bölüm 'Parçalanmış Duygular'3.313 kelime
- 13 13. Bölüm 'Sevgi ve Şefkat'2.577 kelime
- 14 14. Bölüm 'Öfke Kelebeği'3.497 kelime
- 15 15. Bölüm 'Sırlar Perdesi'2.640 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 16. Bölüm 'Kanayan Bir Yara'3.766 kelime
- 17 17. Bölüm 'Duvarların Arasındaki Benlik'4.910 kelime
- 18 18. Bölüm: Paramparça3.253 kelime
- 19 19. Bölüm: Kirli Oyun3.289 kelime
- 20 20. Bölüm 'Çıkmaz Sokak'3.310 kelime
- 21 21. Bölüm 'Acının ve Gerçeğin Seyri'2.851 kelime
- 22 22. Bölüm 'Kan Kaybede Kaybede'3.426 kelime
- 23 23. Bölüm 'Kanıt'2.767 kelime
- 24 24. Bölüm 'Tatlı Bir Hikaye'2.546 kelime
- 25 25. Bölüm 'Bir Terk Ediş Daha'3.270 kelime
- 26 26. Bölüm 'Ben Geldim'3.107 kelime
- 27 27. Bölüm 'Geçmişin Sayfaları'2.732 kelime
- 28 28. Bölüm 'Geleceğin Beyaz Sayfaları'3.461 kelime
- 29 29. Bölüm 'Bizim Hikâyemiz'3.234 kelime
- 30 30. Bölüm 'Mutlu Sonsuz'2.544 kelime
- 31 öfke kelebeğinin kanatlarından son satırlar567 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
🦋
"Ben yedi yaşındaydım. Ha-hamileydi annem Cansu'ya. Ablam vardı benim. On bir yaşındaydı daha. Biz... Oyunlar oynardık, babamın iş yerine giderdik çoğu zaman. Evde kalamazdık. Nazenin bize ev işlerini yaptırıyordu, ablamın elleri o deterjanlara gir çık yapmaktan hep egzama olmuştu. Cildi mahvolmuştu yani. Babam anlamasın diye de krem sürüyordum ben, çünkü anlarsa üzülüyordu ve her seferinde Nazenin'le deli gibi kavga ediyorlardı. Öyle böyle değildi ama..."
Nefesim yetmeyince başımı kaldırıp saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Bunları anlatmak kolay değildi. Belki de dakikalardır suskunluğumun sonunda anlatmaya karar vermem tamamen çaresizliktendi.
Hayatım boyunca kendimi bu kadar çaresiz hissettiğim yer babamı bulamadığım o geceydi şimdi de bu andı. Nazenin bizi terk ettiğinde bile üstesinden gelirim diyordum içimden ama şimdi üstesinden gelemeyeceğim bir darbeyle bana saldırabilirdi o kadın. O darbeden sonraysa darmaduman olurdum. Çok kolay bir şekilde hem de.
"Nasıl bir kavga? Dayak var mıydı?"
Yiğit öyle soğukkanlı bir şekilde sormuştu ki bu soruyu, her gün bu tür hikâyeler dinlediğine emin olmuştum. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım boş boş. Dikkati tamamen bendeydi ve öfkesinin dindiğini az da olsa sezebiliyordum.
"Vardı," dedim kabullenerek. Başımı salladım aynı zamanda. "Ben, ablam... Nazenin'den dayak yerdik ama babam Nazenin'e vurmazdı hiçbir zaman. O anlamda bir dayak söz konusu değildi. Nazenin'le babam kavga ettiğinde hep ev eşyaları kırılırdı. O kadın sinir krizi gibi bir şey geçirirdi ve hayatından çok şikâyet ederdi. Babam Nazenin'e bir gün olsun el kaldırmadı, asla."
Burnumu çekip oturuşumu düzelttim hızlıca. Sık sık gözlerimi kaçırıp ellerimle oynamak beni az da olsa sakinleştiriyordu. Şimdi belki de en can alıcı gerçeğime gelmişti sıra. Yiğit suskundu.
"Öz ailem kim bilmiyorum Yiğit," dedim tek nefeste. "Babam ablamla beni evlatlık aldı. Almış daha doğrusu. Nazenin aslında bu yüzden nefret ederdi bizden çünkü hiçbir zaman çocuk istemiyordu o. Zaten babamın da durumu pekiyi değilmiş ama ona rağmen iki tane kız çocuğunu evlat edinmişler işte. Nazenin, Cansu'ya hamile kaldığında bile düşük yapmak için çok çaba sarf etti, kürtaja gitti ama babam tuttu hep. Cansu'nun bu dünyada rızkı varmış ki doğdu sağlıkla ama hayatı dar etti bize."
Yüzümü hatırladığım ufacık anılarla bir gülüş kaplamıştı. "Aksi gibi babam da bizi çok severdi biliyor musun? Oyun oynardı bizimle, elleriyle beslerdi bizi, okula götürür, ödevlerimizi yaptırır bağrına basardı. O yüzden hiçbir zaman onun öz kızı olmadığımı düşünmedim. Ben de ablam da babama hayrandık."
Yiğit şok içinde ellerini kaldırdı ve bu yüzden kendimi frenlemek zorunda kaldım. Yüzüme inanılmaz bir ifadeyle bakarken daha çok sıktım ellerimi. Bunu beklemiyordu elbette. Ne düşünüyordu kafasında Allah bilir.
"Sana demiştim ben..." diye mırıldandım pişmanlıkla ama olan olmuştu. "Sana anlatamam böyle şeyler. Kolay değil Yiğit. Ağır geldi sana da öyle değil mi? Biliyor musun, Cansu bu konu hakkında hiçbir şey bilmiyor. Cansu aslında öz kardeşim değil 0ama bu kâğıt üzerinde böyle tabii ki. Yoksa Cansu'yu kimse benden koparamaz. Babamı da," dedim kararlılıkla.
Kolay kolay dolmayan gözlerimde yanma hissedince ellerimi daha çok sıktım. Tırnaklarım avucumun içine batıyordu sertçe ve Yiğit gözlerime öyle garip bir duyguyla bakıyordu ki sanki karşısında yirmi dört yaşında değildim de dört yaşındaydım. Bana en son böyle babam bakmıştı. Nazenin'den dayak yediğimi gördüğünde... Nasıl es geçebilirdim kahvelerindeki o sıcacık merhameti?
"Lila bunu sen nasıl öğrendin peki? En başından beri biliyor muydun yoksa?" diyebildiğinde ses tonu o kadar şok etkisindeydi ki ihtirasla gülümsedim ve kuruyan dudaklarımı dilimle ıslattım.
"Bilmiyordum evlatlık olduğumuzu," dedim zorla yutkunarak. Sol gözümden bir damla yaşın yanaklarımdan aşağıya bir yol çizdiğini hissettim o an. Ciğerim kavruldu adeta. "Babam... Demans hastası ya hani, o söy-söyledi. Daha doğrusu beni Nazenin sanıp anlatmıştı. Öyle öğrendim."
Bir hıçkırık boğazımdan firar edince dayanamadım ve yumruk halindeki ellerimi çözüp sertçe yüzümü sildim. Bütün bedenim Yiğit'in karşısında kaskatı kesilmişti.
"Ben bunu öğreneli beş yıl falan oluyor herhalde. Uzun yıllar boyunca benden de saklamışlar ama işte babam yan-yanlışlıkla söyledi. İnanmam zor oldu. Egemen'i biliyorsun... Ba-bana yardımcı oldu. Ailesinin hastanesi var. Orada DNA testi yaptılar. Sonuç negatif çıktı. Babamla da Cansu'yla da kan bağım yokmuş. Be-ben..." Kafamı eğip gözlerimi sildim ama gözyaşlarım fazla inatçı çıkmıştı. Durmadan akıyordu.
"Cansu'ya hiçbir şey demedim ve onu babamdan uzaklaştırdım. Babamın her lafında hasta babam deyip geçiştirdim. Zaten Cansu okulla fazla ilgiliydi babamı çok görmüyordu. Öyle işte. Düzeni oturtunca inan her şey kolay oldu. Ben çalışıp onlara baktım, Cansu da öğrenmedi henüz. Ablamı da bu yüzden sattı işte. O zamanları o kadar iyi hatırlıyorum ki ka-kafamın içinde dö-dönüp duruyor her ayrıntısı. Travma oluşturdu belki de emin değilim. Unu-unutamıyorum o günü. Ablam farkındaydı olacakların. Gü-gülümseyerek ayrıldı benden... Yani... Ayrılacağımızı biliyordu..."
"Tamam, anlatma şimdi. Dur lütfen," diyerek bana sarıldığı zaman bütün dünyam başıma yıkıldı sandım ama bu defa nedense altında kalmamıştım.
Yiğit'in kokusu ciğerlerime sirayet ederken nefes almaya çalıştım kesik kesik. Saçlarımı okşayıp defalarca öptüğünde yutkunamaz hale gelmiştim. Gözlerim şelale misali akıyordu ve durduramıyordum kendimi.
"Lila söz veriyorum sana, yardım edeceğim. Ablanı da bulacağız, Cansu'yu da koruyacağız, her şeyi tek tek halledeceğiz söz veriyorum. Az da olsa bana güven," diyerek yüzümü avuçları arasına alarak gözlerime baktığında başımı iki yana salladım. Yüzündeki o bakış daha çok gözyaşlarına boğdu beni. Tutamıyordum artık kendimi. Hıçkırıklarım peş peşe yığılmıştı dudaklarıma.
"O zaman bir DNA testi daha ya-yaptır, ablamı bulayım, lütfen..." diye mırıldandığımda anlamayarak gözlerime baktı.
Yanaklarımı silen parmaklarını indirdim usulca. Bunu söyleyecek takatim yoktu fakat buraya kadar geldiysem her şeyi söylemem gerekiyordu. Saçımdan bir tel kopardım sertçe ve dikkatli bir şekilde elime aldım.
"Benden bir saç örneği lazım bir de Beste'den. Sanırım yeterli..." dediğim anda hüzünle, merhametle boğuşan kahveleri yeniden şokla hemhal oldu. Yüzüme öylece baktı, baktı, baktı...
Titreyen ellerimin içindeki saç telime bakarken yerimden kalkıp konsolumuza sakladığım ufacık bir defteri çıkardım. Arasına sıkıştırdığım fotoğrafı aldım elime ve katlarını dikkatle açıp Yiğit'in yanına oturdum usulca. Fotoğrafı gösterdim ona.
"Ablamla benim babamın iş yerinde çekilen fotoğrafımız. Tek bu. Bir tane. Ben beş yaşındayım ablam dokuz. Dikkatli bak," dediğimde fotoğrafı elimden aldı ve kaşlarını çatarak fotoğrafa baktı.
"Be-Beste mi yani?" dedi kısık bir sesle.
Bu gerçekle baş edemeyecek gibi bir hali vardı ama en kısa zamanda kabullenmeliydi zira ben ilk gördüğüm andan beri Beste'nin yıllar önce zengin bir aileye satılan ablam olduğunu anlamıştım. Bu benzerlik karşısında kim olsa şüphelenirdi.
"Nazenin yaşadığımız hayattan tiksinirdi. Her defasında babama parayı bulup gideceğini söylüyordu ama Cansu'yu doğurmayı bekliyordu. Cansu'yu dokuz aylıkken değil zaten, yedi aylıkken aldırdı karnından. Doktorlar ne kadar ısrar ederse etsin kendini öldürmekle tehdit etmişti. Cansu'nun sağlığı için alındı. Ondan sonra birkaç yıl daha idare etti babam bu kadını. Sağa sola borçlandı, Nazenin'i varlığa boğdu ama olmadı, babam borçlandıkça borçlandı. Sonra Nazenin... Bi-birilerini buldu. Eve tanımadığım adamlar gidip gelmeye başladı. Durmaksızın... Sonra ansızın gitti ablam. Bir kadınla bir adam geldi. Ellerinden tutup onu götürürken ablamı alan aile babamın borcunu kapattı, Nazenin'e de istediği parayı verdi. Şa-şahittim hepsine, yedi yaşında."
Omuzlarımı gayriihtiyari silkeledim. Kaderime isyan edemezdim ancak her seferinde neden başka türlüsü olmadı diye düşünmekten kafayı yiyecektim. Biz fakir olmasaydık ablamdan ayrılmazdım belki ama kaderimde ablamdan o yaşımda koparılmak varsa babam kanun kadar zengin olsa da ablamdan ayrılırdım.
"Be-ben ne diyeceğimi bilmiyorum Lila... Bu... Nasıl mümkün olabilir?.." diyebildi Yiğit. Dizimi kırıp kanepeye biraz daha yerleştim. Bana garip gelmiyordu artık. Sadece üzülüyordum o kadar ama asla yadsımıyordum bu durumu.
"Araştır Yiğit. Beste'nin geçmişini araştır, aileni araştır, Nazenin'i araştır. Ben Nazenin'i bulmanı bu yüzden istedim senden. Beste'nin ablam olup olmadığını öğrenmek istedim ama bunu yapacak yine sensin çünkü ben yapamam, yani gücüm yetmez artık. DNA testi yaptırabilirsin değil mi?" dedim umutla. Yiğit başını kaldırıp bana baktığında gözlerindeki endişeyi gördüm.
"Do-doğru çıkarsa?" dedi tereddütle.
Kafamı iki yana salladım ve dudaklarımı büzdüm. Bu ne kadar benim sakladığım sırrımsa onun da ailesinde bomba etkisi oluşturacak bir gerçekti. Bunca yıldan sonra öz kuzeni dediği kızın yengesi ve amcası tarafından satın alınan ablam olması gerçeğini sindirmesi zaman istiyordu.
"Bilmiyorum Yiğit. Hiçbir şey bilmiyorum. Nazenin ablamı nasıl sattıysa Cansu'yu da satacak belki. Onun için geldi bugün. O yüzden istiyor kardeşimi benden ama veremem. Vermem. Öldürse dahi vermem kardeşimi. Ne yapabilirim bu konuda bilmiyorum ama vermem Yiğit. Öldürmem mi gerekiyor o kadını?" dedim kendimden emin bir şekilde. Kaşlarımı çatarak parmağımla kapıyı işaret ettim. "Öldürürüm!" dedim tereddütsüz.
"Öldürmene gerek yok," dedi Yiğit ne yapacağını bilemez halde. Durmadan çenesini sıvazlayıp etrafa düşünceli bakışlar atıyordu ve eminim ki düşündüğü binlerce şey vardı ama asla sonucu yoktu. "Öldürmeyeceksin kimseyi. Bu işi birlikte çözeceğiz tamam mı?"
Bir anlaşma yapmak istercesine hareket etmeyi kesip yüzüme baktığında ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum.
"Nasıl yani? Aklında ne varsa direkt söyle."
Parmakları ritmik bir şekilde kanepeye vuruyordu.
"Cansu bizim evde kalıyor artık. Nazenin böylelikle Cansu'nun yerini öyle kolay bulamaz. En güvenli yer bizim ev. Merak etme, ben Cansu'ya bir şeyler uyduracağım. Bu süreçte görüşmeyeceksiniz ama. Nazenin seni takip edebilir. Bunu göz ardı edemeyiz. Muhtemelen benim peşime de takılacaktır o yüzden Cansu'nun bizim evde kaldığını da saklayacağız. Evden mümkün mertebe çıkmayacak. O işi de Doruk'la hallederiz merak etme. Doruk da yardımcı olacaktır. Her şeyi ayarlayacağım. Sen sadece işine git gel, babanla ilgilen. Ben..." duraksadı ve koltuğa bıraktığım saç telini bulup eline aldı. "Ben DNA testi de yaptıracağım. Öğreneceğim merak etme," diyerek etrafına bakındığında ona konsolun üzerindeki kâğıt havludan koparıp verdim. Saçı dikkatli bir şekilde içine yerleştirdi ve ceketinin iç cebine koydu.
"Ne olur ne olmaz, diş fırçanı da alabilir miyim?" dediğinde başımı salladım ve gidip banyodan diş fırçamı getirdim. Cansu'nun aldığı seyahatler için plastik bir diş fırçası kabı vardı. Onun içine yerleştirdim diş fırçamı. Yiğit onu da alıp ceketinin iç cebine yerleştirdi.
"Teşekkür ederim," diyerek ayaklandı. Şu anda nasıl hissettiğini o kadar iyi biliyordum ki. Tamamıyla bir boşluktaydı.
"Yiğit..." diye mırıldandım oturma odasının kapısından çıkarken. Durup bana döndü.
Söylediklerim, anlattıklarım ağırına gelmişti. Belki de içten içe hazmetmeye çalışıyordu ama beceremiyordu bunu. Kolay olmayacaktı. Bunu hazmetmek benden senelerimi almıştı. İçimde önüne geçilmez bir öfke yumağı oluşturmuştu herkese karşı. Onu düşünemiyordum ama anlayabiliyordum.
"Efendim?" derken boğazını temizledi. Sesi çatallanmıştı. Eliyle boğazını yokladı huzursuz bir şekilde. Ona bir adım attım ve öylece durdum.
"Beklersen eğer Cansu için kıyafet hazırlayıp vereyim," deyince başını salladı ve kapıdan çekilip geçmem için yol verdi. Hızla odamıza girdim ve düşünmeden dolabımızı açtım. O sırada antreye kadar gelen Yiğit bana bir şeyler anlatmaya başlamıştı ama asla yanıma gelmemişti.
"Lila, bak öfkene sahip çık. Nazenin seni muhtemelen daha sık rahatsız edecektir. Ben Cansu'yu saklayacağım. Eğer doğru çıkarsa söylediklerin, yani doğrudur da, resmiyete döktüğümüzde dava açmak zorunda kalabiliriz ama dava açmak düşük bir ihtimal, unutma. Ablanla ilgili olan kısım zaman aşımına uğramış ve annen bu olaydan ötürü ceza almayabilir."
Her şeyi biliyorum Yiğit. Tüm gerçekleri dünyaya haykırsak bile bize düşen bunlarla yaşamak. Dünyamızı başımıza yıkanlar asla ceza alamayacaklar zaten.
Cansu için yedek iç çamaşırı, yedek kıyafetler, kişisel eşyalarını büyük bir çantaya yerleştirdikten sonra lazım olabilecek defterini kitabını, şampuanına kadar her şeyini yerleştirip en sonunda banyodan çıktım ve nefes nefese çantayı Yiğit'e uzattım. Hazırladığım ağır çantayı elimden aldı sakince.
"Biliyorum..." dedim sık sık nefes alırken. "Araştırdım elimden geldiğince. Nazenin'in ceza almayacağını biliyorum. Zaman aşımı var, evet. Tek derdim Cansu'ya zarar gelmemesi. Ve," dedim duraksayarak. "Ona asla hiçbir şey söylemeyeceksin Yiğit. Kan bağımızın olmadığını bilmeyecek. Vakti geldiğinde söyleyeceğim zaten ama şimdi bu kadar derdin içinde söyleme, duymasın."
Yiğit itiraz etmeden başını salladı ve kapıya yöneldi. Arkasından gittiğimde içimde eşsiz bir sıkıntı vardı artık. Savaşamayacağım kadar güçlü bir histi bu.
"Her şeyi halledeceğim ben. Endişelenme. Haberdar edeceğim mutlaka," diyerek çıkardığı ayakkabılarını giydi ve bana döndü demir kapıyı açmadan önce. "Güven bana," dediğinde istemsizce gülümsedim.
"Ben sana güveniyorum zaten," dedim ellerimi önümde birleştirerek. En azından bu saatten sonra güvenmekten başka çarem yoktu ve ben ne olursa olsun kendimi ona bırakmayı tercih ediyordum.
Büyük bir nefes alıp son golümü atmaya hazırlandım. "Ben halledeceğim değil," diye mırıldandım kısık bir sesle. "Biz halledeceğiz," diyerek düzeltmemi yaptığımda gözlerinde belirgin bir ışık sezdim ve dudaklarındaki yorgun gülümseyişi gözlerimle gördüm.
İstemsizce ben de gülümsediğimde Yiğit ne yapacağını bilemeyerek sol kolunu sırtıma sardı ve bir anda kendimi ona sarılırken buldum. Çenem omzuna dayandığında başımı kaldırdım iyice ve birkaç adım daha yaklaşıp kollarımı beline doladım. Gözlerim kapandı o anın etkisiyle.
Burnumdan derin bir nefes alıp gözlerimi araladığımda ufacık pencereden sızan güneş ışığı gözlerimi teğet geçiyordu. Umudu hissetmek istercesine sıkı sıkı sarıldım ve bu dünyanın en güzel hislerini içimde büyüttü.
"Teşekkür ederim. Her şey için. Şu durumda bile elini çekmekten vazgeçmediğin için çok teşekkür ederim. O yüzden anlattıklarımla başa çıkamazsan eğer sadece ara veya gel. Nasıl istersen," diyerek ondan ayrıldığımda çaresizce dudaklarını birbirine bastırdığını gördüm. Gözleri dolmuştu. Çenesi kırıştığında gözlerime bastırıp yutkundum.
"Tamam, git artık," diyerek ahşap kapıyı arkasından kapattım ve içeriye girdim.
Kendimi güçsüz bir şekilde yere bıraktım. Çok kısa bir süre sonra arkamdan kapanan demir kapıyı işittiğimde hıçkırıklar aktı dudaklarımdan. Yerden zorla kalkıp kendimi odama hapsettiğimde Cansu'nun yatağına baktım ve gözyaşlarım adeta bir tufana davetiye çıkardı. Boğazım şişti ağlamaktan ama gözyaşlarım durmadı.
İçim dışıma çıkana kadar ağlamıştım o odada. Ve beni ayağa kaldıran babam olmuştu yine... Yemeğini ve ilaçlarını geciktirmemeliydim ne de olsa.
🦋
Yazarın Anlatımıyla
Feleği şaşan genç adam direksiyonu öyle çok sıkıyordu ki parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. Önündeki trafiğe içi boş bakışlar atıyordu ancak beyni öyle çok doluydu ki saç diplerinden parmak uçlarına kadar dalga dalga ağrılar yayılıyordu vücuduna.
Lila'nın sözleri geçiyordu içinden. Raif Bey'in gözaltına alındığı odada söylediği cümleler canlanıyordu zihninde. Lila'nın hıçkıra hıçkıra ağladığı anları silip atamıyordu aklından. Hiç şahit olmasa bile küçücük çocukları döven o kadını düşünüyordu. Frenleyemeyeceği bir öfke hissediyordu tıpkı Lila gibi ama bunu belli edemiyordu bir türlü. O kadını Lila yerine kendisi öldürmek istese de dişlerini gıcırdata gıcırdata sabrediyordu.
Beste'yi düşünüyordu bir de. Sevilay yengesiyle Mahir amcasını düşünüyordu. 21 Haziran'da doğmuştu Beste. Tabii bu eğer gerçek doğum tarihi ise. Yiğit ise 1 Aralık'ta doğmuştu. Beste ondan beş buçuk ay büyüktü sadece. Evde en büyük kuzen Turgut idi. O da Beste'den bir yaş büyüktü sadece. Peki ya babaannesi ile dedesi biliyor muydu bunları? Ya onlardan büyük bir gerçeği saklıyorlarsa bununla nasıl başa çıkacaktı? Hayatında hiç bu kadar ağır bir yükle burun buruna geldiğini hatırlamıyordu genç adam.
Trafiği aşıp konağın önüne geldiğinde o konak her zamankinden daha farklı görünmüştü şimdi gözüne. O ışıklı duvarları, içindeki ışıltılı sıcak aile hayatı kelimelerle yıkılmıştı. Arabayı girişe gelişi güzel park edip kapının önündeki şoförleri Enes'e fırlattı anahtarları. Diğer elinde de Cansu için hazırlanan çanta vardı ve Enes o çantaya bakmaktan kendini alamamıştı.
"Enes, Cansu evden daha çıkmadı değil mi?" dedi genç çocuğa. Cansu bu eve geldiğinde kapıda şoförlük yapan bu genç çocukla bile arkadaş olmuştu. O yüzden evdeki tüm çalışanlar Cansu'yu çok seviyor ve tanıyordu.
"Hayır, Yiğit Bey. Cansu Hanım henüz çıkmadı dersten."
"Sağ olasın Enes. Sana zahmet garaja park et. Biraz başım ağrıyor bugün. Ha bir de, Beste evde mi?" deyince Enes başını olumsuz anlamda salladı.
"Hayır, Yiğit Bey. Beste Hanım sabahtan çıktı ama hala eve gelmedi." Yiğit anlayışla başını salladı.
"Tamam, kolay gelsin sana," diyerek genç çocuğun omzunu sıvazladı ve demir kapıyı iterek bahçeye girdi.
Beyaz merdivenler karşıladı onu. Kenarında akan su yolunun dibindeki led ışıklandırmaya karşı gözlerini kısıp merdiveni çıktı ve beyaz mermerle kaplanan ortadaki havuzu geçti. Geniş girişe ulaştı ilk olarak. Kapıyı anahtarıyla açacakken kapının açılması ile eli havada kalmıştı.
"Görüşürüz yarın Asu!" diye çıkan Cansu, Yiğit'le çarpışınca kapıya tutundu ve başını kaldırdı.
Yiğit'i gören genç kız, beyaz dişlerini göstererek genişçe gülümsediğinde Yiğit sadece buruk bir ifadeyle tebessüm etmiş ve Cansu'nun kıvırcık saçlarını karıştırmıştı.
"Naber Cansu Hanım? Dersten mi?" derken aynı zamanda Cansu'nun önünü kesmiş ve kapıyı kapatmıştı. Cansu mecburiyetten içeriye girdiğinde gözleri kapanan kapıda takılı kalmıştı.
"Evet... Çıkıyordum ben de tam..." diye mırıldandı sessizce. Ne olduğunu anlayamadan Yiğit'in elindeki valizi görünce kaşları hayretle havalandı ve yanaklarını şişirdiği havayı boşalttı.
"O benim çantam galiba..." dediğinde Yiğit anahtarı cebine attı ve çantayı yere bıraktı. Cansu'nun hemen arkasında Bade, Asu ve Doruk vardı ve merakla Yiğit'ten gelecek cevabı bekliyorlardı.
"Evet, bu senin çantan. Ablan gönderdi." Cansu'nun yüreğine konan o korku genç kızın ayağını elini buz kesmişti adeta.
"Ablam mı? Bi-bir şey mi oldu Yiğit abi? Ablam neden bana çanta gönderdi ki? Babama mı bir şey oldu?" dedi art arda. Doruk, Bade'ye döndüğünde genç kız da en az Cansu kadar habersizdi her şeyden.
"Abicim sana yardım ettiğimi asla unutma tamam mı? Konuşalım mı birlikte birazcık? Korkma sakın. Ablan da iyi baban da iyi. Gel biz biraz yukarıya çıkalım. Ben..." Yiğit yere bıraktığı çantayı aldı eline. "Hatta ben sana odanı göstereyim. Gel," diyerek Cansu'yu belinden iterek yukarıya doğru yönlendirdiğinde genç kız sıkıntıyla solumaktan başka hiçbir şey yapamadı.
🦋
Bölüm etkileşimi
