16. Bölüm 'Kanayan Bir Yara'

Vaveyla Yazarı: Feride Y. Z.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 16. Bölüm 'Kanayan Bir Yara'
  1. 1 1. Bölüm 'Karşılaşma'2.509 kelime
  2. 2 2. Bölüm 'Bayan Gereklilik'2.950 kelime
  3. 3 3. Bölüm 'İlk Fotoğraf'3.714 kelime
  4. 4 4. Bölüm 'Farklı Hayatlar'3.819 kelime
  5. 5 5. Bölüm 'Benzerlik'3.379 kelime
  6. 6 6. Bölüm 'Farklı Yollar'2.882 kelime
  7. 7 7. Bölüm 'Doğum Günü'2.674 kelime
  8. 8 8. Bölüm 'Cehennem Gibi'2.885 kelime
  9. 9 9. Bölüm 'Gözyaşları'2.923 kelime
  10. 10 10. Bölüm 'Sığınacağım Liman'2.671 kelime
  11. 11 11. Bölüm 'Çocukluğumun Sesi'3.355 kelime
  12. 12 12. Bölüm 'Parçalanmış Duygular'3.313 kelime
  13. 13 13. Bölüm 'Sevgi ve Şefkat'2.577 kelime
  14. 14 14. Bölüm 'Öfke Kelebeği'3.497 kelime
  15. 15 15. Bölüm 'Sırlar Perdesi'2.640 kelime
  16. 16 16. Bölüm 'Kanayan Bir Yara'3.766 kelime · Okuduğun bölüm
  17. 17 17. Bölüm 'Duvarların Arasındaki Benlik'4.910 kelime
  18. 18 18. Bölüm: Paramparça3.253 kelime
  19. 19 19. Bölüm: Kirli Oyun3.289 kelime
  20. 20 20. Bölüm 'Çıkmaz Sokak'3.310 kelime
  21. 21 21. Bölüm 'Acının ve Gerçeğin Seyri'2.851 kelime
  22. 22 22. Bölüm 'Kan Kaybede Kaybede'3.426 kelime
  23. 23 23. Bölüm 'Kanıt'2.767 kelime
  24. 24 24. Bölüm 'Tatlı Bir Hikaye'2.546 kelime
  25. 25 25. Bölüm 'Bir Terk Ediş Daha'3.270 kelime
  26. 26 26. Bölüm 'Ben Geldim'3.107 kelime
  27. 27 27. Bölüm 'Geçmişin Sayfaları'2.732 kelime
  28. 28 28. Bölüm 'Geleceğin Beyaz Sayfaları'3.461 kelime
  29. 29 29. Bölüm 'Bizim Hikâyemiz'3.234 kelime
  30. 30 30. Bölüm 'Mutlu Sonsuz'2.544 kelime
  31. 31 öfke kelebeğinin kanatlarından son satırlar567 kelime

🦋

Yazarın Anlatımıyla

Saat gecenin biriydi. Gökyüzü yine her zamanki gibi pürüzsüzdü ama Lila'nın evinde gökyüzü daha bir ışıl ışıldı sanki. Orada çok fazla şehrin ışığı olmadığı içindi galiba bu muntazam görüntü. Yiğit'in sokakları apaydınlıktı. Buranın insanları geceyi bile parlatmakla meşguldü. Karanlığa hapsolmak nedir bilmiyorlardı. Sokaklarda tenha hiçbir yer yoktu ama Lila'nın sokakları karanlığa gömülmüştü. Orayı aydınlatan gökyüzündeki ufacık yıldızlardı sadece. Yemeğin tadını veren tuz zerrecikleri gibi gökyüzüne esas tadı ve ihtişamı bu yıldız parçaları veriyordu o gece de.

Yiğit'in solgun yüzünde bir gülümseme peyda oldu gökyüzünün sadeliğini seyrederken. Bugün Toygar Işıklı'dan Ben Ölürsem çalıyordu telefonu. Kısacık bir ses yüreğine yüreğine işliyordu ve geçen günden tek farkla bugün ona eşlik eden bir dal sigarası vardı.

Dudaklarının arasında anlamsız bir şekilde yer edinen zehirli dal, genç adamın ciğerlerini yakıp geçerken Yiğit'in hiçbir şey umurunda değildi. Bu hiçbir şey gibi hissettiriyordu. Ciğerlerini yakıp geçen bu kara duman Lila'dan öğrendiklerinin yanında bir hiçti. Kocaman bir yalanın, bir senaryonun içerisindeymiş gibi hissetmekten kendini alıkoyamıyordu.

"Bugün yine buradayız..." diye bir mırıltı duydu Yiğit arkasında. Bu defa ses çıkararak gelen Doruk, telefonu kapatmak yerine sandalyeye oturdu ve ayağını sol dizine yatırdı. Burnuna çalınan sigaranın rahatsız edici kokusuyla yüzünü buruşturduğunda fark etti Yiğit'in sigara içtiğini.

Genç adam öyle çok sigara içmezdi ama ne zaman canı feci bir şekilde sıkılsa sarılıyordu işte bu bir dal zehre. İçkiye bulaşmaktan daha zararsız geliyordu hep.

Doruk anlamsız gözlerle Yiğit'in suratına baktı. "Abi ne alaka sigara? Sen sigara mı içiyordun?" diyerek dumanı eliyle dağıtırken Yiğit sigara dumanını son defa dudaklarından serbest bıraktı ve kalanını kristal küllüğe bastırıp diğer iki sigaranın yanına bıraktı.

Duman ince bir sızı şeklinde havada süzülürken Doruk sıkıntıyla ofladı. Bunu ilk kez görüyordu. Yiğit öyle ortalık yerde sigara içen birisi değildi ki görsün.

"Abi yapma böyle ya... Sana yakışmıyor bu haller. Ne bu sigara falan şimdi? İçmezdin sen," diye sordu ilgiyle. Yiğit dumanı eliyle savurup arkasına yaslandı. Salıncak biraz daha sallanmıştı ama ayaklarıyla durdurmuştu o sallantıyı da.

"Söylenenler yalanmış Doruk. Kaygıyı düşürür diyorlardı ama bir halta yaradığı yok meretin," dedi rahat bir tavırla. Doruk sesli bir şekilde nefeslendi. Her ne oluyorsa Yiğit'in canı gerçekten sıkkın olmalıydı lakin genç adam ne kadar düşünse de anlamıyordu bir türlü.

"Yanlış anlama beni de Cansu neden kalıyor bu evde?" dedi merakla.

Yiğit, odada Cansu'ya ne dediyse artık Cansu odasından çıkmamıştı saatlerdir. Ne yemeğe gelmişti ne de Doruk'un konuşma çabalarına dönüt vermişti. Genç kız Yiğit'ten sonra taş duvar olmuştu adeta. Çıt sesi çıkmıyordu o odada.

"Öyle icap etti Doruk, açıklayamam oğlum sorma," diye geçiştirdi Yiğit. Başı çatlıyordu düşünmekten ama kendini alıkoyamıyordu. Ağrıyan gözlerini Doruk'un yeşil gözlerine dikti. "Yardımcı ol yeter bana. Ben gereken açıklamayı yaptım. Bundan sonra bu evden çıkmayacak. Sağda solda gezdirmeye kalkma sakın. Bu ev onun dünyası artık."

Doruk bu söylenenlerden hiçbir şey anlayamıyordu. İfadesiz bir şekilde Yiğit'in yüzüne bakmayı sürdürüyordu ancak kafasında tartmaya kalktığı sözler onu bir korkunun kucağına atıyordu.

"Abi ne diyorsun sen? Cansu'yu neden bizim eve hapsediyoruz anlamıyorum gerçekten. Anlamadığım için Cansu'ya nasıl destek çıkacağımı da bilmiyorum. Kötü bir şey mi oldu evlerinde? Ablası hakkında mı?" diye sordu arka arkaya.

Yiğit hepsine kafasını olumsuz anlamda sallamıştı. Gözleri öylesine boş bakıyordu ki daha ne kadar sallayabilirdi durumları bir fikri yoktu.

"Ablası da iyi babası da. Hiçbir sıkıntı yok. Olması gereken oluyor Doruk. Yorma beni. Yardım et yeter. Ayrıca bu durum en fazla... En fazla bir yıl sürer," diye mırıldandığında Doruk arkasına yaslanıp Yiğit gibi dışarıyı seyretmeye başladı. Ne demek bir yıl sürerdi? Bir yıl boyunca Cansu bir evde kapalı mı kalacaktı?

Bu muhitte araba sesleri yok olmuş, sadece ana kapıdaki korumalar kalmıştı. Bahçede ötüşen cırcır böceklerinin sesi ise uykuyu çağırıyordu ama iki gencin de gözlerine uyku girmiyordu.

"Sen öyle diyorsan..." dedi Doruk, en sonunda. "Kötü bir şey yok eminsin değil mi?" diye sordu son kez emin olmak istercesine. Yiğit yorgun bir şekilde burun kemiğini sıktı.

"Yok dediysem yok Doruk. Cansu'ya yardım et, lütfen. Benim yarın bir işim var. Tüm gün yokum. Cansu evden çıkmayacak," diye uyardı net bir dille. Doruk anlayışla başını salladı ama anlamadığı her halinden belliydi.

"Anlaşıldı avukat bey. Cansu no dışarı. O iş bende. Sen hiç gerilme," diyerek göğsüne vurduğunda Yiğit kafasını uzatıp salıncaktan Doruk'a baktı.

"Lan salak salak şeyler yapmayın. Seninle Asu'ya benzemez o kız. Bozmayın kızı sakın," diyerek dizine çimdik attığında Doruk etkilenmemiş bir şekilde omuz silkti. Gözlerini yeniden ihtişamlı bahçeye çevirmişti.

"Valla kendine mukayyet olsun o zaman hanımefendi. Bizimle takılırsa delirmesi muhtemel bir şey ama senin hatırın var arada, dikkat ederim," diyerek sırıttığında Yiğit küllüğü alarak ayaklandı.

"Geberiyorum baş ağrısından Doruk. Bana bir ağrı kesici ver de yatayım hadi," diyerek mutfağa ilerlediğinde Doruk sessizce başını sallayıp dizine vurarak kalkmıştı.

Birlikte içeriye girdiklerinde Doruk ecza dolabından etkili bir ağrı kesici vermişti Yiğit'e. Daha sonra Yiğit'in toz ol adlı el hareketini görünce ellerini havaya kaldırıp iyi geceler dileyerek odalara çıkan merdivenleri tırmanmaya koyulmuştu.

Kendi odasına gitmek yerine ufacık bir merak kırıntısı ile Cansu'nun odasına ilerlemişti. Merakından sadece kapının altına baktığında ışığı açık görmüştü. Bu onu daha da meraklandırırken dudakları büzüldü anlamsızca. Cansu'nun derste zorla ağzına tıktığı sigara böreklerini hatırlayınca dişlerini birbirine vurdu sıkıntıyla.

Kaç saat olmuştu ama genç kız ağzına tek lokma bir şey koymamıştı ve ışığa bakılırsa uyanıktı hala. Aklına ufak bir gece kaçamağı gelirken kapıya vurup vurmamak arasında kalmıştı. İşaret parmağı bükülü halde kapıya yaklaştığında aynı zamanda kapının aralanması ile Doruk meraklı yeşil gözlerini içeriye uzattı.

"Hocam?" dedi oyunbaz bir sesle. Böyle yakalanmayı beklemiyordu. "İyi misiniz siz?" dediğinde Cansu anında dikleşerek kapıyı ardına kadar açtı. Onun da Yiğit'ten pek farkı yoktu. Huysuz görünüyordu.

"Derste değiliz Doruk. Adımla hitap edebilirsin," dedi ve ellerini pantolonuna sildi. Doruk baştan aşağıya süzdüğü genç kızın hala kot pantolonuyla durduğunu fark etmişti.

"Pekâlâ, hocam değilsen şu anda neden hala böylesin? Yoksa kot pantolonla uyumak gibi bir alışkanlığın mı var?" diye sordu üzerini işaret ederek. Sesi alabildiğine alaycıydı.

Cansu o an eğilip üzerindekilere baktı ve yatağın üzerinde misafir gibi duran valizine çevirdi başını sıkıntıyla. Hala yerleştirmemişti ama Yiğit ona bu odayı dilediği gibi kullanabileceğini, dekorunu bile zevkine göre ayarlayabileceğini söylemişti.

"Yok, hayır..." Varla yok arası duyulan mırıltısı karşısında Doruk aklına gelen o çılgın fikri uygulamaya koymaya başladı.

"Sevindim. Böyle saçma sapan bir alışkanlığın yoksa pijamalarını giyer misin, seni bekliyorum burada." Ellerini rahat bir tavırla eşofmanının ceplerine yerleştirdiğinde Cansu kaşlarını çatmıştı anlamayarak. Doruk'a dönüp loş ışığın izin verdiği müddetçe delikanlıya bakmıştı.

"Ne alaka? Beni neden bekliyorsun Doruk? Saat çok geç oldu hem. Uyu," deyince Doruk, bu fikre olumsuz bir şey söylemesinden ufak bir endişe hissederek etrafına bakınıp sessizce fısıldadı.

"Boş ver saati Cansu, yarın toplantın mı var hayırdır? Pijama partisi yapacağız erkekli kızlı. Hadi git giyin pijamalarını. Bekliyorum," diyerek göz kırptığında Cansu yorgunlukla başını salladı iki yana.

Canı hiçbir şey yapmak istemiyordu ve en kötüsü de kımıldayacak takati yoktu. Belki pijamalarını bile giymeden uyuyacaktı. O kadar derin bir mutsuzluğun içine düşmüştü. Tek derdi şu anda ablasının ve babasının ne yaptığı idi.

"Sana çılgın erkekli kızlı pijama partinde başarılar. Ben uyuyacağım," diyerek kapıyı örtmeye kalktığında Doruk rahatça ayağını kapının arasına yerleştirip kapının kapanmasına engel oldu. Cansu, kapıyı kapatamayınca Doruk'un ayağına anlamsız bir bakış fırlatmıştı. Kafasını kaldırıp gence baktığında Doruk kafasını iki yana sallıyordu ısrarla.

"Olmaz. O parti senin için eve hoş geldin anlamı da taşıyor. Üstelik açım ve yemek de yapmamız gerekiyor. Nefis bir sandviç tarifi biliyorum sana da yapacağım bana puan vereceksin. Hadi hadi! Bekliyorum. Pijaman ve sen," diyerek kapıyı bu defa emrivaki bir şekilde örttüğünde Cansu'nun geleceğini umarak kapıda beklemeye başladı.

Cansu'nun üzerini değiştirmesi için içinden bildiği tüm duaları ederken on beş dakika geçmişti bile. Doruk, artık uykusu tamamen dağılmış bir halde sırtını duvara yaslanmış, yere bağdaş kurmuş telefonuyla uğraşırken kapıdan gelen sesle başını kaldırdı. Cansu ne yapacağını bilemez halde ellerini bacaklarına vurduğunda Doruk genç kızı istemsizce baştan aşağıya süzmüştü.

Altında dizine kadar inen oldukça geniş bir pijama altı vardı ve üzerinde de oversize gri renkli bir tişört vardı. Kolları ve bacakları geniş pijama takımının içinde kaybolacak cinste incecikti. Gür saçları da bir o kadar kafasını kaplıyordu. Doruk keyifle sırıtarak telefonunu kapattı ve ayaklandı. Aslan yelesi gibiydi saçları.

"Vay be, hocama da bak. Sözümü dinlemiş. Olur olur. Olur senden. Hadi düş bakalım peşime. İstikamet mutfak!" diyerek merdivenleri gösterdiğinde Cansu başını uyku sersemi eğerek gülmüştü.

"O benim lafım bir kere," diye sızlanırken Doruk sırıta sırıta merdivenlerden iniyordu. O sırada Yiğit'in yukarı çıktığını görünce surat ifadesine bir düzen getirmişti. Zira Yiğit feci halde çattığı kaşlarını gençlere sabitlemişti ama kaş çatmasının yegâne sebebi başındaki amansız ağrıydı.

"Nereye?" dedi Yiğit, zor açtığı gözleriyle gençlere bakarak. Doruk rahatça omuz silkmişti.

"Evimize hoş geldin partisine abi. Hocamı aç uyutmam ben. Mutfakta ellerimle sandviçe boğacağım hocamı. Eh o kadar misafirimiz sonuçta. İyi geceler sana," diyerek Cansu'nun da kolunu tuttuğu gibi merdivenleri inmeye koyulduğunda Yiğit'in uyarı dolu sesini de işitmişlerdi.

"Ses yapmadan sakince Doruk..."

Doruk yalnızca başparmağını kaldırdığında Cansu huzursuz bir hisle kolunu çekip kollarını sardı. Midesi açlıktan kasılan genç kız Doruk'un teklifine pek de hayır diyememişti. Delicesine uykusu vardı ama bir şeyler yemeden uyku tutmazdı. Bütün gece midesinden yükselen açlık çığlıklarını da dinlemek istemiyordu.

Garip bir mahcubiyetle Doruk'un peşinden adımladığında neredeyse evleri kadar büyük bir mutfakla karşılaştı. Doruk sadece tezgâhtaki spot aydınlatmaları açarak içeriyi göz yormayan bir aydınlığa kavuşturdu ve ortadaki geniş tezgâha vurdu hafifçe.

"Otur sen, sadece sihirli değneğin malzemelere değişini seyret," diyerek buzdolabına yöneldiğinde Cansu gülerek yüksek taburelerden birini çekti ve ucuna yerleşti. Dirseklerini ışıl ışıl parlayan mermer tezgâha yasladığında Doruk malzemeleri çıkarıyordu.

"Bakma sen evde çalışanlar olduğuna. Kendi yemeğimi kendim yaparım ben. Öyle herkesin elinden yiyemiyorum. Sana da özel sandviçimden yapacağım. Var ya parmaklarını yalayacaksın!" diyerek kendini övmelere doyamazken Cansu gözlerini devirerek yüzüne gelen kıvırcık saçlarını yakasına tutturdu kıskaçlı tokasıyla birazını yüzünden çekti.

"Havalara girme Doruk yoksa indirmesini bilirim," diye mırıldandığında Doruk masum bir erkek çocuğu gibi dudaklarını büzerek Cansu'ya döndü.

"Yeteneklerimi de övmeyeceksem Cansu hocam neden varlar pardon?" Genç kıza çapkın bir bakış fırlatıp tekrar işine döndü. Cansu ise yalnızca onaylamaz bakışlar atıyordu.

Evyeye gidip marulları yıkadıktan sonra ekmeği tahtada kesmeye koyuldu. Cansu arkası dönük olduğundan Doruk'un tam olarak ne yaptığını göremiyordu. Onun yerine bıkana kadar mutfağı inceliyordu gözleri. Fazlasıyla minimalist bir düzeni vardı, aynı zamanda oldukça şıktı. Her yer o kadar temiz ve parlak duruyordu ki istese de gözlerini alamıyordu.

"Doruk ne koyuyorsun içine sen onun?" diyerek eğildiğinde Doruk daha çok kapattı tezgâhı.

"Oldu cicim, bir de sana tarif vereceğim öyle mi? Yemezler. Otur orada, bu gizli tarife asla erişemeyeceksin," dedi ve ekmekleri simetrik dilimlere böldü. Cansu cicim kelimesinde takılı kalırken istemsizce yüzü buruşmuştu.

Doruk'un iki tane sandviç hazırlaması sadece yirmi dakikasını aldığında uzun meşrubat bardaklarına ağzına kadar meyve suyu doldurup Cansu'ya uzattı. Genç kız önündeki tabağa ve meyve suyuna baktıktan sonra yanağının içini kemirerek ortasına kürdan saplanan minik sandviçleri süzdü. Arasında yok yoktu resmen.

"Sağ ol da... Neden üç ekmek?" diyerek bir tane tavşanlı kürdanı tutup ağzına attı sabırsızlıkla. Doruk tek lokmada yemesine şaşırırken meyve suyundan serinletici bir yudum alarak cevapladı.

"Club sandviç bu. Üç ekmekle oluyor. İçerisinde özel malzemeler var. Nasıl? Beğendin mi? Ağzınıza layık mı?" diyerek kendisi de tekte bir sandviç ağzına attığında Cansu yutmuştu bile. Yedikçe midesindeki açlık kendini daha çok belli ederken bir tanesine daha uzandı.

"Baya iyiymiş ama içinde ne var Allah aşkına? Böyle garip bir tat var. Hoşuma gitmedi. O olmasa daha iyi olur gibi. Aklıma taneli hardal geldi. Alerjim var da. Hiç sevmem..." diye mırıldanıp bir tanesini daha ağzına attığında gözlerini kapatıp dudağına bulaşan sosları diliyle yaladı. Mayonezin tadını o kadar net alıyordu ki diğer tatları bulamıyordu bir türlü.

Doruk'un yüzü kireç gibi olurken öksürmemek adına önce ağzındaki lokmayı yuttu. "Ne dedin sen?" diye sordu telaşla. Bir anda arkasına dönüp tezgâhtaki sosa baktığında üzerinde yazan ambalajı okudu. Dijon hardalı sürmüştü ekmeğin tabanına.

"Bir tat var da neyse ne ya, gerçekten beğendim. Ellerine sağlık. Bu ne meyve suyu? Bunun da tadı güzelmiş. Dilimi uyuşturdu ama... Dudağım kurudu. Bir dakika..." Cansu sandviçi yuttuktan sonra dudağına dokunduğunda hissettiği şişlikle gözlerini kırpıştırdı endişeyle. Doruk'a baktığında gözlerini kırpmadan kendisine baktığını fark etti.

"Doruk ne oluyor?" dediğinde kelimeler net bir şekilde çıkmıyordu ağzından. Telaşla ayağa kalktığında Doruk da onunla birlikte kalktı.

"Tamam, tamam sakin ol önce. İçine Dijon hardalı sürmüş olabilirim. Ben çok özür dilerim, dur lütfen. Sakin ol, halledeceğiz," diye sayıkladığında Cansu can havliyle koluna vurdu bir tane.

"Odamda ilacım var Doruk! Daha fazla şişmeden almam gerek!" diye sessizce fısıldadığında dudaklarındaki şişliğin verdiği rahatsızlık gitgide artıyordu.

Doruk gözleri ışıldayarak, "İlaç mı? Hay yaşa be!" diye çıkıştıktan sonra Cansu'nun bileğinden tuttuğu gibi peşinden sürükledi ve sessiz olmaya özen göstererek ilk kattaki odaya çıktılar. Cansu odasına girdiğinde Doruk da arkasından girip kapıyı kapatmıştı dikkatle.

"Nerede ilacın? Ver yaparım ben," diyerek elini uzatınca Cansu valizini dökmüştü hızla. Eşyalar çift kişilik yatağın her yerine dağılmışsa da umurunda olmamıştı pek.

"Bul! İğne gibi bir şey. Boru gibi," diye inleyip yatağa oturduğunda gözleri dolmuştu acıdan.

Dudakları balon gibi şişerken Doruk hemen oto-enjektörü bulmuş ve ustalıkla ayarlarını tamamlayıp Cansu'ya yaklaşmıştı. Nereye yapacağını çok iyi biliyor gibiydi. Dokunmadan önce Cansu'ya baktı ama dudakları çok fena bir haldeydi ve acı çektiği her halinden belliydi. Yüzü de anormal bir hızda şişiyordu.

Bin bir telaşla, "Bacağına dokunacağım kusuruma bakma," diyerek sol bacağını tuttu ve iğneyi hiç acımadan profesyonelce batırdı. Birkaç saniye beklemeye başladığında Cansu'nun gözlerinden akan yaşlara dikkat kesildi. İçinden ona kadar saydıktan sonra iğneyi çekip yatağa fırlattığında Cansu yatağa biraz daha sokulmuştu.

"İyi misin daha? Birazdan iner şişlerin," dedi Doruk, Cansu'nun çenesinden tutup yüzünü çevirirken. Cansu yüzünü kendine doğru çekip başını salladı. Gözlerine doğru tırmanan şişlik daha fazla büyümezdi artık ama canının acısı ne zaman geçerdi Allah bilir.

"İyiyim..." diye mırıldandı peltek bir dille. Doruk elinde olmadan güldüğünde Cansu dik dik bakmaya başlamıştı.

"Çok özür dilerim ben. Gerçekten sinirden gülüyorum sadece. Çok gerildim de..." Doruk derin bir nefes alıp parke zemine oturduğunda bir türlü kesilmeyen gülmesi daha çok artmıştı ve gözlerinden yaş gelir olmuştu. Cansu gülmesine anlam veremeyip hayretler içinde onu seyrediyordu.

"Asıl sen iyi misin? Neden gülüyorsun kafayı yemiş gibi, anlamadım ben."

Doruk durup biraz nefes aldıktan sonra eliyle akan gözyaşlarını yok etti ve yüzünü sıvazladı sertçe.

"Sinirlerim bozuldu, gerçekten sadist birisi değilim. Yanlış anlama."

Cansu yüzünün şiş yerlerine hafifçe dokunurken Doruk'a omuz silkmekle yetindi. Ona kızmıyordu, neticede hardala alerjisi olduğunu bilmiyordu.

"Sadist birisi olduğunu düşünmüyorum ki. Sen ergen bir çocuksun sadece. Henüz büyüyememişsin ama bu da normaldir. Erkeklerin geç olgunlaştığına kalıbımı basarım ben," dedi kesinkes. Doruk hayretle başını eğdiğinde Cansu ısrarla omuz silkmekten yanaydı. "Bakma öyle ya, yapınız bu," diyerek kendini savununca Doruk ellerini kaldırdı teslim olurcasına.

"Ağzımı açtım mı? Açmadım. Siz kızlar da çok atarlı giderlisiniz. Hele sen. Aman aman... Düşman başına!" diyerek yakasını silktiğinde Cansu gözlerini iri iri açarak Doruk'a bir tekme savurdu ancak uzanamamıştı.

"Bir de vahşisiniz," diye ekledi Doruk. Gözlerini Cansu'nun ayağına dikti. "Tekme atıyorsun bana. Ben sana bir şey yaptım mı?" diye masumane bir soru sorduğunda Cansu gözlerini devirip bağdaş kurdu.

"Gerçekten avukat olacak adamsın Doruk. Ağzını kapatamıyoruz bir türlü. Her şeye bir cevabın var yani. Pes!" diyerek dizine vurunca Doruk umursamaz bir şekilde elini gelişi güzel savurdu.

"Kimin umurunda avukat olmak. Ben avukat olmayacağım. Boşuna kürek çekiyorsunuz. O sınava girdiğimde hukuk fakültesi veya tıp fakültesi hariç her yeri yazacağım. Ne doktorlukta gözüm var ne de hukukta."

Cansu birkaç saniye sessiz kalmış ve içinde düşünmüştü bu söylenenleri ama bir türlü anlam verememişti. Doruk'u haklı buluyordu fakat ailesine karşı bu kadar dik başlı olmasını bir türlü savunamıyordu.

"Yanlış anlama ama neden böylesin Doruk? Ailen senin için en iyisini istiyor. Avukat veya savcılıkta gözün yoksa tıp da iyi bir seçenek. Mesela ben sonuçlarım açıklanırsa belki hemşirelik yazabilirim. Sonuçta garanti bir meslek. Yaparım da hani. Yapamayacağım bir şey yok."

Doruk dudaklarını birbirine bastırıp ağır ağır başını salladı ve bağdaş kurdu zeminde.

"Yapamayacağın bir şey yok haklısın ama benim yapamayacağım şeyler var Cansu. Sen hayatın boyunca istemediğin şeylere ailen tarafından zorlanmadan bu yaşına gelmişsin, inan bana bizim aileye bin basacak bir ablan var. Her şeye rağmen okulunu bitirmişsin, sende gayret var ama bende o yok. Bende ne istek var, ne heves var, ne de gayret var. Benim içimde kalan tek şey müzik. Şarkı söylemek, müzik yapmak. Sanırım hiçbir şey yapamasam da ölene kadar bir sandalyede bateri, piyano ya da gitar çalabilirim. Hepsinde uzmanım..." diyerek havalı olduğunu düşündüğü bir bakış fırlattığında Cansu daha çok acır gibi bakıyordu genç çocuğa.

"Öyle deme. Kız kardeşin Damla çok tatlı. Asu da harika. Bir abin olmasa da kuzenlerinle iç içe kocaman bir ailen var ve Yiğit abi seni her şartta koruyacak birisi. O çok iyi bir adam. Aileniz çok iyi Doruk. Bence sen yanlış düşünüyorsun. Daha on sekiz yaşındasın ve önünde çok güzel, çok uzun bir zaman var. Bu kadar umutsuz konuşmak sana yakışmıyor bilesin," diyerek şişik gözüyle beceriksiz bir şekilde göz kırptığında Doruk onun bu haline gülümsemişti. Bu haliyle tıpkı bir çizgi film karakteri gibi duruyordu.

"Haline bak da öyle konuş sen. Daha göz kırpamıyorsun ama beni taklit ediyorsun."

Cansu balondan hallice dudaklarını acıyla kıvırmış ve önüne gelen saçlarını geriye atmıştı.

"Şey bu arada ben sana bir şey söyleyeceğim," dedi Cansu utana sıkıla. Doruk bunu fark ettiği anda ciddiyetle başını sallamıştı. "Şey, yanlış anlamazsanız eğer ben kahvaltımı kendim hazırlasam olur mu? Yani ailenle birlikte yemesem yemekleri? Yanlış anlamazlar beni değil mi? Zaten emrivaki bir şekilde kalıyorum burada, ben yokmuşum gibi davransanız..."

Doruk hayretle kaşlarını kaldırdı ve eliyle dışarıyı işaret etti. "Haklısın ya, sen bizi çok rahatsız edersin bence biz seni bizim müştemilata alalım ne dersin? Orada daha rahat edersin sen kesin."

Cansu anlamayarak Doruk'un yüzüne öylece bakarken Doruk dizine vurup söylenmeye başlamıştı bile.

"Cansu aptal aptal konuşma. On altı yaşında liseyi bitirmişsin falan ama bazen buna ben bile inanmıyorum. Emrivaki kalmıyorsun burada. Abimle ablanın arasında bir mesele olmuş ki güvenliğin için burada kalıyorsun. Boş ver her şeyi, hayatına bak. Abim varsa yanında hallolur o işler. Ve sakın saçma sapan ben yokmuşum gibi davranın cümleleri kurma. Ayıp oluyor bize. Öcü müyüz kızım biz?" diyerek kendini gösterdiğinde Cansu utangaç bir edayla başını eğip gülümsedi.

"Estağfurullah ben öyle demek istemedim. Doruk, ben sadece ablamla büyüdüm, anlıyor musun? Bu kadar kalabalığa karşı geriliyorum elimde değil. Size de ayıp etmek istemiyorum ama strese giriyorum işte. Zaten ablama da ulaşamıyorum, telefonlarımı açmıyor. Ne olduğunu bilmiyorum ve yeterince korkuyorum. Size ayıp etmek istemiyorum. Tanımadığım bir sürü insanın içinde yaşamak kolay değil, olmayacak da," deyip eliyle balkonu gösterdiğinde Doruk oflayarak ensesini sıvazladı.

"Haklısın da kendi kendine yaşamana da müsaade etmeyiz. Hem yarın bir kuzen merasimi seni bekliyor. Bütün amca kızı amca oğlu, kim var kim yok tanışacaksın. Seveceğin insanlar. Gerilmemeye çalış bu kadar," diyerek hep yaptığı gibi çapkınca göz kırptı.

Cansu hızlı hızlı kafa salladı bu dediğine. Yüzündeki şişliğin artık indiğini hissettikçe daha rahat konuşuyordu.

"Biliyorum, yani severim ben ondan şüphe yok da... Yiğit abi evden çıkma dedi. O kadar ciddi ne olmuş olabilir bilmiyorum. Merak etmeden de duramıyorum. Umarım ciddi bir şey değildir," dediğinde Doruk ellerini iki yana açtı öylece.

"Valla ben de bilmiyorum, bilsem direkt söylerdim ama bekleyeceğiz. Merak etme ben yanındayım. Yani yardımcı olacağım sana. Eh benden de o kadar çekinmiyorsundur herhalde."

Cansu, içten bir şekilde gülüp başını olumsuz anlamda salladı.

"Yok, çekincem yok senden de neyse ya. Boş ver. Teşekkür ederim ilacımı yaptığın için," diyerek arkasına fırlatılmış halde duran ilacını eline aldığında aklına bir soru takılmıştı. "Sen bu ilacı nasıl biliyorsun? Şaşırdım valla. Profesyonel bir şekilde uyguladın. Ablam bile tam beceremez," dedi ilacı Doruk'a fırlatarak. Doruk artık sırtını duvara yaslamış dizlerini kırmış otururken ilacı havada yakalayıp üstüne bakmıştı.

Aklına gelen geçmiş zamanlarıyla kalbi burkulmuş, ince bir sızı küçücük bir kesiğin şiddetli acısı gibi vücudunda kol gezmeye başlamıştı. Sıkıntılı nefesi dudaklarından sızarken ilaca bakmayı kesmişti. Baktıkça içi daha çok acıyordu ve baş etmesi güç bir hale geliyordu.

"Alerjisi olan biri daha vardı. Fıstık ezmesine... Ona yapardım alerjisi nüksettiğinde. Oradan biliyorum," diyerek enjektörü yere bıraktı.

Köşeye sıkışmış bir halde ellerini zemine bastırıp yerden kalkacak gücü aradı ama yürüyemeyecek kadar içine sinmişti o sinsi acı. Unuttuğunu sandığı anıları zihninde bir tiyatro oyunu gibi canlanırken Cansu'nun gözlerine baktı korka korka.

Tıpkı onun gibi beyaz tenli, siyah saçlıydı genç kız. Cansu'ya baktıkça aklında canlanan o yitik yüz Doruk'un bütün sinirlerini alt üst etmişti çoktan. Burnundan zorla nefes alıp dolan gözlerini eliyle sildiğinde Cansu tedirginlik içerisinde dudaklarını araladı. Doruk'un nefes alırken zorlandığını fark etmesi uzun sürmemişti.

"Allah rahmet eylesin. Ben hatırlattıysam özür dilerim. Gerçekten..." diye mırıldandığında Doruk şaşkınlık içinde gözyaşlarıyla parlayan gözlerini kıstı. Burnundan derin derin soludu.

"Nereden çıkardın vefat ettiğini?" Cansu zorla yutkunup başını kaldırdı ve saçlarını arkaya yatırdı. Bir süre bakışlarını kaçırdı zira anlamaması aptallıktı.

"Bakışlarından. Bana öyle bir bakıyorsun ki anlamamak için duygusuz olmak gerek. Kaybetmişsin işte. Üstesinden gelmeye çalışıyorsun. Biliyorum nasıl bir his olduğunu, o yüzden seni çok iyi anlayabiliyorum. Zor ama... Yapacak bir şey yok," dedi sesi sonlara doğru iyice kısılırken.

Doruk güçlükle yutkunup gözlerini endişeyle başka yöne çevirdi. Artık sadece gözleri doluyor, başa çıkamadığı zamansa en fazla ağlıyordu gizli kuytu köşelerde ancak ilk defa bir kızın önünde gözlerine mukayyet olamamıştı ve kendini açık etmişti. Bu hiç de istediği bir şey değildi.

"Nasıl alıştın?" dedi kısık bir sesle. Dişlerini sıkıp defalarca yutkunduğunda Cansu şişik dudaklarını refleksle büzdü.

"Hayatımın geçmişimle hiçbir alakası olmadığına zor da olsa alıştırdım kendimi. Babamın beni hatırlamamasına, beni unutmasına yaralar alarak alıştım ve o yaralar zamanla kabuk bağladı. Bu da bir nevi ölüm benim için. Babam artık yok. İşe giden, işten gelen, bana ve ablama hediyeler alan, bizimle bahçede oyun oynayan babamız yok. Ruhen onu kaybettik. Bedenen kaybetmesek de... O da yakındır," dediğinde Doruk kızaran gözlerini Cansu'ya çevirdi. Başını salladı olumsuz bir şekilde.

"Baban kadar da olsa yanımda olmasına razıydık biz Cansu."

Cansu eğdiği başını kaldırıp zorlukla yutkundu.

"Kayıplarımızı kıyaslamıyorum ben. Yanlış anlama beni."

"Yo yo yanlış anlamıyorum," diye açıkladı Doruk ciddiyetle. "Sadece aynı şey olmadığını söylüyorum." Genç adam bir an duraksadığında o kara güne gitmişti. Hep deli deli bakan yeşil harelerine şimdi Cansu'nun da görebileceği kadar keder yüklenmişti. Yağmur bulutları inmişti sanki o güzel gözlere. "Ben çok kötü kaybettim onu. Beni unutsa da olurdu aslında ama böyle ölmesini kabullenmem uzun zaman aldı."

"Gerçekten kabullenememişsin. Kabullenmiş olsaydın böyle bakmazdın. Gözlerinin içinde acıdan başka bir şey yok Doruk. Gördüğümü söylüyorum sadece," dedi Cansu gözlerini kısmış bir halde. Doruk güçlükle bir kere daha yutkunduktan sonra boş boş omuz silkti.

"Neyse ne işte. İyi geceler sana. Odam ikinci katta, koridorun sonunda, kolay bulursun. Bir şeye ihtiyacın olursa ara ya da mesaj at. Çekinme."

Doruk yerden destek alarak ayağa kalktığında Cansu dudaklarının arasından nefesini verip Doruk gitmeden önce eğilerek arkasından seslendi sessizce.

"Doruk dur bir dakika!" Ayağa kalkıp çıplak ayaklarının yerde çıkardığı o rahatsız edici sesle biraz yaklaştı ve elini arkasında bağlayıp söyleyip söylememek arasında gidip geldi ancak söylemezse içi rahat etmeyecekti.

"Yersiz olacak ama eğer çok zorlanırsan, üstesinden gelemezsen, anlatmak iyi gelir. Seni dinlerim..." diye mırıldandığında Doruk gözlerini kısmıştı iyice.

Genç kızın yüzü loş aydınlıkta pek görünmüyordu ama samimi olduğunu sözlerinden hissediyordu. Dudaklarını araladı bir şey söylemek için ama diyemedi. Onun yerine genç adamın gözünden bir damla yaş yanağına yuvarlandı usulca. Çaresizce elini beline koydu ve hiçbir şey demeden Cansu'ya olumlu anlamda başını sallayıp odayı saniyeler içinde terk etti gitti.

Eğer gitmeseydi kimseye aylarca anlatamadığı yarasını Cansu görsün diye daha çok kanatacaktı. Çünkü tek bir anda anlamıştı ki Cansu onu anlamıştı.

🦋

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3.681okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18