19. Bölüm: Kirli Oyun

Vaveyla Yazarı: Feride Y. Z.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 19. Bölüm: Kirli Oyun
  1. 1 1. Bölüm 'Karşılaşma'2.509 kelime
  2. 2 2. Bölüm 'Bayan Gereklilik'2.950 kelime
  3. 3 3. Bölüm 'İlk Fotoğraf'3.714 kelime
  4. 4 4. Bölüm 'Farklı Hayatlar'3.819 kelime
  5. 5 5. Bölüm 'Benzerlik'3.379 kelime
  6. 6 6. Bölüm 'Farklı Yollar'2.882 kelime
  7. 7 7. Bölüm 'Doğum Günü'2.674 kelime
  8. 8 8. Bölüm 'Cehennem Gibi'2.885 kelime
  9. 9 9. Bölüm 'Gözyaşları'2.923 kelime
  10. 10 10. Bölüm 'Sığınacağım Liman'2.671 kelime
  11. 11 11. Bölüm 'Çocukluğumun Sesi'3.355 kelime
  12. 12 12. Bölüm 'Parçalanmış Duygular'3.313 kelime
  13. 13 13. Bölüm 'Sevgi ve Şefkat'2.577 kelime
  14. 14 14. Bölüm 'Öfke Kelebeği'3.497 kelime
  15. 15 15. Bölüm 'Sırlar Perdesi'2.640 kelime
  16. 16 16. Bölüm 'Kanayan Bir Yara'3.766 kelime
  17. 17 17. Bölüm 'Duvarların Arasındaki Benlik'4.910 kelime
  18. 18 18. Bölüm: Paramparça3.253 kelime
  19. 19 19. Bölüm: Kirli Oyun3.289 kelime · Okuduğun bölüm
  20. 20 20. Bölüm 'Çıkmaz Sokak'3.310 kelime
  21. 21 21. Bölüm 'Acının ve Gerçeğin Seyri'2.851 kelime
  22. 22 22. Bölüm 'Kan Kaybede Kaybede'3.426 kelime
  23. 23 23. Bölüm 'Kanıt'2.767 kelime
  24. 24 24. Bölüm 'Tatlı Bir Hikaye'2.546 kelime
  25. 25 25. Bölüm 'Bir Terk Ediş Daha'3.270 kelime
  26. 26 26. Bölüm 'Ben Geldim'3.107 kelime
  27. 27 27. Bölüm 'Geçmişin Sayfaları'2.732 kelime
  28. 28 28. Bölüm 'Geleceğin Beyaz Sayfaları'3.461 kelime
  29. 29 29. Bölüm 'Bizim Hikâyemiz'3.234 kelime
  30. 30 30. Bölüm 'Mutlu Sonsuz'2.544 kelime
  31. 31 öfke kelebeğinin kanatlarından son satırlar567 kelime

🦋

İş yerime gelmişti, konuşmak istemişti ama patronuma beni rahatsız ettiğini söyleyerek onu restorandan attırmam kolay olmuştu. Benim içimdeki şeyler içinse inşattan taş taşımak gibiydi bu yaptığım.

Yiğit belki de çok öfkelenmişti ama yapmaktan gocunmamıştım çünkü o da benim yapmasını istemediğim bir şey yapmıştı. Nazenin'le görüşmüştü ve beni de buna zorlamıştı. Üstelik ona açıkça görüşmesini istemediğimi söylediğim halde. Ortada resmi bir dava bile yokken onunla görüşmesine, benim hakkımda konuşmasına tahammül edemiyordum veya hazmedemiyordum. Belki kimine göre bu hareketlerim saçmalıktan ibaretti zira Yiğit bir avukattı. Elbette hayatı boyunca o da görüşmek istemeyeceği insanlarla görüşmüştü ama işte bunu kalbime anlatamıyordum. Çünkü ortada açık bir dava süreci yoktu. Mecbur değildi görüşmeye.

Erkan Bey'in benimle konuşması işe yaramıştı yaramasına ama yine de elim telefona gitmemişti bir türlü. Kendimi iğrenç hissediyordum ve işle kafayı bozmaktan başka çıkar yolum yokmuş gibiydi. Garsonluğun tarihini yazmaya baş koymuştum.

On dört gün geçmişti görüşmeyeli. Tam tamına iki koca hafta. Ölüm gibiydi. Huzursuzluk, stres, gerginlik ve huysuzluk vardı üzerimde. Daha ne kadar kendimle inatlaşabilirdim bir fikrim yoktu. Ağustos ayının ortalarına gelmiştik. Cansu'nun sonuçları açıklanmıştı ve Yiğit'i restorandan attırmama rağmen bana sonuçların fotoğrafını göndermişti. Cansu da ayrıyeten mesaj attığı için Yiğit'e cevap vermek yerine Cansu'ya yazmıştım her tehlikeye karşılık. Ona cevap vermeme o kadar sevinmişti ki en azından telefonla aradığında artık açıyordum ama bu işin sonu nereye varacak bilmiyordum.

Kardeşimle bu kadar ayrı gayrı olmak da beni hırçınlaştırıyordu ama bir çözüm yolu bulamıyordum ki.

Cansu'nun yazdığı yerler hep hemşirelik olduğu için önce onu azarlamıştım daha sonra Doruk'un destekleri doğrultusunda konservatuvar okullarını araştırıp tercihlerini kısa süre içinde düzenlemiş ve yeniden bana göndermesini sağlamıştım. İstediği mesleği yapması için kendimi parçalamam gerekiyorsa parçalayacaktım. En azından kız kardeşim istediği hayatı yaşamalıydı.

Restoran kapanmak üzereydi artık. Son temizliğimizi de hallettikten sonra Ekin girişte bize seslendi ama on dört gündür olduğu gibi havamda değildim. Mutsuzluğun dibine ekmek banıyordum sanki.

"Hadi hanımlar!" diye yükseldiğinde Simge'ye döndüm.

"Tek döneceğim ben. Siz gidin," diyerek önüme döndüm ve onları beklemeden restorandan çıktım.

Otobüsle değil yine yürüyerek gidecektim eve. Bacaklarım kopsa da umurumda değildi. Son bir haftadır otobüsler de bana dar gelir olmuştu. Birkaç defa ineceğim durağı da kaçırınca en iyisi kırk beş dakika bir saat semtler arası yürüyüş yapmaktı.

Telefondan saatime baktım ve bir saat sonra en erken evimde olacağımı anladım. Huzursuz bir şekilde yine telefonu cebime koyacakken ekranı kapatmak yerine mesajlarıma girdim. Yiğit'e günlerdir cevap vermemiştim. Görüldü yediğiyle kalmıştı sadece. Yapabildiğim tek şey engelini kaldırmaktı. Ondan öteye gidememiştim. Eğer ona ufacık da olsa zafiyet gösterirsem yine o Nazenin konusunu açardı ve bu defa kendimi frenleyemezdim.

İç çekerekten mesaj ekranına bakıp içimden küfürler yağdırırken bir ses duydum.

"Güzel ablam sen misin yoksa?"

Bu sesi tanıyordum. Durup telefonu indirdiğimde karşımda haftalar önce otobüste karşılaştığım çocuğu gördüm. Semih'ti adı yanlış hatırlamıyorsam. Onu gördüğüme bir an öyle sevinmiştim ki gidip çocuğu kollarımla sarmış ve çok sıkmadan ayrılmıştım hemen.

Oyunbaz bir sesle, "Semih misin yoksa sen de?" dediğimde Semih şaşırmıştı.

"Vay be abla, adımı hala hatırlıyorsun demek ki. Nereye böyle ayıptır sorması?" dedi kucağında az bir şey kalan gülleri sararken. Onu hemen kolumun altına aldım ve yürümeye devam ettim. Sorgulamadan bana ayak uydurdu.

"Evime gidiyorum. Ya sen ne yapıyorsun? Hala çalışıyor musun?" dediğimde başını salladı güllere bakıp. Onu bu halde sokakta bırakmak içimden gelmemişti o an. Henüz on beş yaşındaydı ve bu dünyanın acımasızlığı ile çok erken yaşta tanışmıştı. Benim gibi.

"Semih yanlış anlamazsan ben birinin kalbini çok kırdım," diyerek güllerdeki bakışlarımı Semih'in sıcaktan terleyen yüzüne sabitledim. Güllerin hepsini satın alıp onu bu gece erken eve göndermek istiyordum.

"Aramı düzeltmem gerekiyor sanırım. Ben senden bu çiçeklerin hepsini alsam ve parasını ödesem olmaz mı? Şimdi bu saatte çiçekçi bulamam ben," diyerek uydurmasyon bir senaryo söyleyince Semih garip garip kucağındaki güllere baktı ve durup saymaya başladı. O saymaya başlayınca ben de durdum. Çok geçmeden kafasını kaldırıp bana cevap verdi.

"Abla tanesi elli liradan satıyorum ben bunları. Burada da yirmi iki tane var. Yani bin yüz lira yapıyor. Sen almak istediğine emin misin?" dediğinde hemen cüzdanımı çıkardım. Tamam, cebimde bin yüz lira taşımıyordum ama ne kadar varsa şimdilik o kadar verebilirdim.

"Bak ben çok değerli birinin kalbini kırdım o yüzden para önemli değil. Kalbini kırdığım kişi gülleri çok seviyor. Zaten şu anda açık çiçekçi bulsam oradan eminim daha pahalıya bir buket yaptıracaktım..." deyip cüzdanımdaki tüm nakit parayı çıkardım. "Şimdilik cebimde 580 TL varmış. Eğer kabul edersen bunu al kalanını da gidip ATM'den çekelim ne dersin? Hem sen işini bitirirsin hem de beni gece gece çiçekçi aramaktan kurtarırsın?" dedim yalvarırcasına.

Yiğit ona gül aldığımı bilse eminim ki çok sevinirdi. (!)

Semih, teklifim karşısında epey güldü. Kuşkulanmamasına sevinmiştim. Belki de gerçekten bu güllerle Yiğit'in evine gitsem aramızı kendi açımdan yumuşatırdım ama onun da beni yumuşatması gerekiyordu.

Kabullenircesine başını eğip, "Sen nasıl istersen abla," deyince hemen biraz ileriyi gösterdim.

"Tamam o zaman, gel şuraya kadar gidelim ATM var orada. Hep maaşımı oradan çekerim," dedim keyifle. Semih başını salladığında telefonumu görmüştü. Kafasını uzatıp merakla ekrana baktığında o sinsi sesi de hemen arkasından gelmişti.

"Abla, yine o abi mi? Yoksa bu güller ona mı?" deyince yalandan da olsa kafamı sallayıp onun saçlarını karıştırdım.

"O abi kişisi kalbini kırmam için beni zorladı Semih. Ne yapayım? Ben de kırdım işte..." diyerek ATM'ye kadar geldik.

Birkaç basamak çıkıp cüzdanımdan çıkardığım maaş kartını yerine yerleştirdim. Sonra sırayla işlemleri gerçekleştirmeye başladım. Öte yandan da Semih sürekli Yiğit hakkında konuşuyordu ama içimden onu susturmak gelmiyordu.

"Abla bu abi sevgilin mi senin?" Normalde aşırı patavatsızca bir soruyken Semih sorunca her sorusuna cevap veresim geliyordu o yüzden rahatsızlık duymuyordum.

"Yok değil ama öyle alelade birisi de değil. Bu aralar biraz canımı sıktı da..."

Semih parmağını çenesine bastırmış, omzunu da ATM'ye yaslamış halde beni dinliyordu.

"Seviyorsun o zaman sen o abiyi," dediğinde elimdeki telefon ve cüzdan ikilisi öyle kalabalık gelmişti ki işlem esnasındaki bir soruyu anlamadığımdan telefonumla cüzdanımı Semih'e uzattım.

"Canım tutar mısın iki dakika?" dediğimde hemen omuzları dikleşti ve uzattıklarımı eline aldı. "Sağ ol," diyerek saçlarımı kulağımın arkasına iliştirdim ve soruyu okudum. Cevapladıktan sonra beklemeye devam ettim ama bu esnada Semih'in soruları devam ediyordu.

"Abiyi seviyor musun abla?" deyince uzatılan parayı aldım elime hemen.

"Seviyorum tabii ki Semih..." diye mırıldandım ne dediğimi bilmeden. "Al bakalım bu paranın üstü," diyerek ona kalan parayı uzatınca elimden aldı ve yüzüme bakmaya başladı masum masum.

"Verebilirsin artık, tuttuğun için teşekkürler," dedim telefonla cüzdanı kastederek. Semih garip bir şekilde telefonu dik dik tutmaya devam ediyordu. Cüzdanı bana uzattı ama telefonu vermedi ve güllerin arasından uğraşmaya başladı. Kaşlarım çatıldı. Ne yapıyordu bu çocuk o telefonda?

"Abla ilk defa böyle lüks bir telefon görüyorum. Azıcık oynasam ya? Merak etme mesajlarına ya da fotoğraflarına bakmam," dediğinde bu masum isteğine karşılık şaşırmıştım ama bir sakınca görmeyince omuz silktim. Zaten fotoğraf çekmiyordum. Mesajlarımda da özel hiçbir şey yoktu. Ekinlerle kurulan bir WhatsApp grubunda dönen lak lak mesajları, Simge'nin özelden bana attığı ultrason fotoğrafları ve Cansu'nun tercihleriyle doluydu telefon.

"Oyun yok içinde ama gezin bakalım," deyince Semih keyifle yerinde kıpırdandı.

"Sadece donanımını merak ettim. Eee abla sevdiğini biliyor mu abi? Ben seni dinliyorum," deyince şaşkın bir şekilde ona döndüm. Bana dönük yürüyordu ve güllerin arasına sakladığı telefonumla uğraşıyordu.

"Abi mi? Yiğit mi?" dedim bir anlık şaşkınlıkla.

"He abla, Yiğit abi. Seviyor musun ya? Sürekli reklam veriyorsun söyle artık, merak ettim!" diye yükselince şaşkın bir şekilde Semih'e baktım. Elimle ağzımı örtüp sözlerine güldüm.

"Se-seviyorum... Galiba. Herhalde yani. Aman Semih bu ne alaka şu anda?" diye panikleyince Semih pis pis sırıttı. Önüme dönüp ellerimi pantolonumun cebine sıkıştırdım. Aklımdan hiç çıkmayan adam yeniden zihnimde canlanınca içim kıpır kıpır olmuştu yine. Acaba şu anda ne yapıyordu? Mutlu muydu, keyfi yerinde miydi yoksa hala bana öfkeli miydi?

"Çok önemi var. Adama gül aldın abla. Erkek adama gül buketi mi alınır? Seninki de iş vallahi. Peki, niye sevgili değilsiniz? Seni ne zaman görsem abinin fotoğrafına bakınıp duruyorsun. Ben olsam sevdiğimi gider söylerdim," deyince üzerime çöken bunaltıcı bir ağırlıkla omuzlarımı silktim.

İşler sandığın gibi yürümüyor be Semihçiğim... Umarım bu hayat bunu senin de yüzüne kapı gibi çarpmaz.

"İşte..." diye mırıldandım mutsuzlukla. "Seviyorum deyince bitseydi iş çoktan seviyorum derdim ama bitmiyor ki ablacığım. Biraz daha büyüyünce ne demek istediğimi anlayacaksın," diyerek geçiştirdim ama Semih inatla onun hakkında konuşmaktan vazgeçmiyordu.

"Abla nasıl bitmiyor? O seni seviyorsa sen onu seviyorsan daha ne? Onun dışındaki herkes yalan ya!" diye isyanı basınca şok içinde dönüp yüzüne baktım. Dudaklarıma yayılan utangaç tebessümü engelleyemiyordum doğrusu.

"Semih ne bu arabesk arabesk cümleler ya? Tamam, ben zaten gülleri özür dilemek için almadım mı senden? Söz aramı düzelteceğim. Sen dert etme kendine bu kadar. Sen kendine bak," dedim yanağını okşayarak. Semih telefona bakıp kıkır kıkır güldüğünde saçlarını bozdum ama o benden biraz uzaklaşıp yürümeye devam etti.

"Bak bana söz verdin, benim güllerim barıştırır sizi. Sonra beni ziyarete gelin olur mu? Size yine gül hediye ederim hem."

Masum düşüncesiyle içim sıcacık olmuştu bile.

"Tamam geliriz. Tanıştırırım seni bir ara ama sen yine de çok ümitli olma bu mevzuda. Belki de hiç gelmeyiz. Bilmiyorum..." diye mırıldanınca Semih benden daha umut dolu konuştu.

"Kötüyü çağırıyorsun abla sen de. Bak git sevginin arkasında dur. Ya kim ne diyebilir ki? Ben de bizim sınıftaki Kübra'yı seviyorum. O beni sevmiyor ama. Sıkıntı orada. Onun en yakın arkadaşı Asya'nın gözü bende!" diye kahkaha atınca kaşlarımı kaldırıp bu dediğine ben de güldüm.

Semih benden daha beter çıkmıştı. Aşk üçgenine nasıl girmişti bu çocuk böyle?

"O nasıl bir hikâye yavrum benim? Yaşınız kaç sizin diyeceğim ama ne fayda? Ders çalışın, ders."

Biz gülüşerek yola devam ederken karşı yoldan gelen aracı gördüğümde gözlerim kısıldı. Yol bomboş olmasına karşılık gelen araç da haddinden fazla tanıdıktı. Semih'i bir anda kolumun altına aldım koruma içgüdüsüyle. Araç tam karşı kaldırımda durduğunda etrafıma bakındım. Yol tenhaydı ve ağaçlık bir yoldaydık. Hep önünden geçtiğim parktaydık daha doğrusu.

Tedirginlik içinde Semih'e döndüm. Sanırım bu gelen Nazenin'den başkası değildi. Geçen sahildeyken de bu arabayla karşıma çıkmıştı. Plakası da aynıydı.

"Semih hemen parkın içine gidip saklan ablacığım. Çabuk. Yanıma gelme. Ne olursa olsun yanıma gelme Semih," diyerek parkı gösterdiğimde Semih irkilerek önce bana baktı ama onu ittirmem ve karşı araçta bir hareketlilik yaşanması laflarımı dikkate almasında epey işe yaradı.

Semih, yanımda daha fazla oyalanmadan kucağında güllerle koşup gitti. En azından onu buradan uzaklaştırmanın rahatlığı ile etrafıma toplaşan arabalara baktım. Birkaç araç daha gelmişti ben Semih'i parka postalarken. Önde duran arabadan tahmin ettiğim üzere Nazenin indiğinde nefeslerim hızlandı. Neyin peşindeydi bu kadın yine?

"Bebeğim, burada ne yapıyorsun tek başına?" diyerek bana dokunmaya kalkınca kendimi hemen geri çektim. Arkasında hiç tanımadığım adamlar vardı.

"Ne istiyorsun gece gece? Defol git demedim mi ben sana?" diye dikleştim anında.

Nazenin iğrenç bir şekilde güldü, güldü, güldü... Onun gülmesi kadar beni tiksindiren bir şey yoktu bu hayatta. Bizi döverken de sadistçe gülerdi böyle.

Gülmesi anormal bir hızda bitince elini arkaya uzattı. Hiç tanımadığım bir adam Nazenin'in eline bir bıçak verdi. Birkaç adım geri çekildiğimde daha önce hissetmediğim korkularım depreşti. Bu kadın ciddi anlamda delirmiş olmalıydı. Şimdi de beni mi bıçaklayacaktı?

"Tut şunu," dedi en ifadesiz sesiyle.

Bıçağın sapını bana uzatırken istediğini yapmadım ama Nazenin istediğini mutlak suretle yaptıran bir kadındı. Bir planı olduğunu biliyordum ve neydi çözemiyordum.

Bıçaktan biraz daha uzaklaştığımda daha fazla uğraşamazmış gibi arkasındaki adamlara baktı ve başıyla beni işaret etti. Daha ben ne olduğunu anlamadan adamlar üzerime gelip kollarımdan tuttular sıkıca. Öyle çok sıkıyorlardı ki debelenmelerim hep boşa çıkıyordu.

"Bırakın beni ya! Ne istiyorsun sen benden? Git! Defol git buradan!" diye bağırdım lakin bu sessiz tenha yolda kimse çığlıklarımı duymadı. Canımı acıtan adamlar ben debelendikçe kollarımı daha sıkı kavradılar ve çırpınışlarım beni daha da yordu. Öfkelensem de gücümü geçiremedim o adamlara.

"Benim bir sözüm vardır kızım hatırlar mısın bilmem... Ben bir şeyi istersem o istediğimi mutlak suretle alırım! Hatırlarsın gerçi. Muhteşem Yüzyıl dizisini az izlemedik seninle," dedi tane tane ve yüzüme bıraktı nefesini.

Tiksinerek başımı çevirdiğimde annem bıçağın sapını elime tutuşturdu ve birisi geldi o bıçağı elime bantladı. Ne yapmak istediğini anladığımda daha fazla çırpınmaya başladım. Bu kadın tamamen delirmiş olmalıydı! Kendini bıçaklayacaktı ama ben yapmışım gibi gösterecekti. Delirmişti!

"Ya sen kafayı mı yedin? Ne istiyorsun benden ya, ne?" diye haykırdığımda durdu ve boş boş yüzüme baktı. Tıpkı eski günlerdeki gibi. O bizi dövmeden önceki buz bakışları geldi gözlerine.

"Cansu'yu," dedi dümdüz bir ifadeyle. Tıpkı bir katilin soğuk bakışları vardı gözlerinde. "Verecek misin yoksa kızımı katil olan üvey ablasının elinden ve hasta babasının kucağından çekip alayım mı?" dediğinde öfkeden nasıl nefes alacağımı unutmuştum. Tiksinmeden yüzüne tükürdüm sadece.

"Asla! Cansu'nun annesi onu doğururken öldü! Aşağılık kadın! Aşağılık! Bırak beni!" diye çığlık attım son gücümle ama o kadar faydasızdı ki Nazenin her ne planlıyorsa bunu yapacağından emindim. Beni kurtaracak hiç kimse yoktu.

"Sen bilirsin..." diye mırıldandı Nazenin. Sonra yine psikopatça gülmeye başladı. Gözünden gelen yaşı sildikten sonra adamlarına bir işaret yaptı sadece. "Ambulansı ve polisi arasın birisi..." dedikten sonra kolumdan tutan iki kişi beni kaldırdı ve Nazenin arabadan hiç tanımadığım eli kolu bağlı, ağzı bantlı birini çıkardı.

"Yapma geri zekâlı!" diye çıkıştığımda Nazenin umursamaz bir şekilde başıyla işaret verdi ve beni tutan adamlar tanımadığım bu masum adama doğru savurdu.

Elimdeki bıçak o adamın karın boşluğuna sayamadığımdan fazla saplandığında hıçkıra hıçkıra ağlıyordum çaresizlikten. Kalbim güm güm çarpıyordu göğüs kafesime. Bir panik çemberinin içine girdiğimde adamlar beni geri çekti. Baştan aşağıya titremeye başlamıştım. Ben... Katil mi olmuştum?

Elime akan kanın sıcaklığı ile yere düştüm az önce zorla bıçaklattırdıkları adam gibi. Beni kimse tutmadı. Dizlerimin üstünde o kan içindeki adamın yanı başına çöküverdim öylece. Hemen elime yapışan bandı söktü bir adam. Onun elinde bir eldiven vardı. Onu gördüğümde dudaklarımdaki titreme daha da arttı. Ne oluyordu burada?

Başımı kaldırıp Nazenin'e baktım. Kafasını eğmiş bana bakıyordu boş boş. Bana doğru yaklaştı ve o pis elleriyle çenemi tuttu.

"Zorla güzellik olurmuş..." diye mırıldandığında durdum durdum ve bir süre sonra haykırışlarım her yere yayıldı.

Nazenin beni orada bıraktı ve herkes arabalara doluşup gözden kayboldu. Elimde kan içinde ve üzeri parmak izlerimle dolu bir bıçak, önümde defalarca bıçakladığım bir adam ve çıldırmış halde bir ben tenha bir sokakta tek başımıza kalakaldık.

Nefes dahi alamadım o adamın yerdeki perişan haline bakarken. Elimde tuttuğum bıçak bir süre sonra yeri boyladı ve çöktüğüm yerden yan düştüm. Hayatım tam da bu noktada bitmişti. Hayat benden alabileceği her şeyi es geçmiş ve beni almıştı. Artık hayatım da yoktu yaşayabileceğim...

🦋

Yazarın Anlatımıyla

Aysar konağında ışıl ışıl bir sabahtı. Kahvaltı sofrası bugün terasa hazırlanmıştı. Evi kaplayan bir bayram havası vardı sanki. Aslında bu havanın sebebi Beste'nin düğün tarihinin belli olmasıydı. Batı ile gidip belediyeden tarih almışlardı ve bütün aile bunun sevinciyle ertesi sabah iki aile de konağın bu neşeli sabahında birleşmişlerdi.

Nurbanu Hanım ve Faruk Bey başköşeye geçmişlerdi çoktan. Gelinlerin çoğu masa düzenini ayarlarken gençler de yavaş yavaş toparlanıyordu. Bu sırada Yiğit elindeki ince belli çay bardağından yudumladığı sıcak çayı ile millettin sofraya toparlanmasını kıyıda köşede bekliyordu. Öyle derin dalmıştı ki bahçeye yanına Cansu geldiğinde varlığını dahi hissetmemişti.

Cansu kendini fark ettirmek için hafifçe öksürdüğünde Yiğit anca kendine gelebilmişti. Hemen sağına döndüğünde fark etti genç kızın yanına geldiğini.

"Günaydın fıstık. İyi uyudun mu?" dedi saçlarını karıştırarak. Cansu memnuniyetle başını salladı. Buradaki hayatı o kadar uzun zamandır devam ediyordu ki artık sıkılmaya başlamıştı. Bu bilinmezliğe daha ne kadar dayanabileceği meçhuldü ama Cansu, ablasına güveniyordu.

"Elbette. İyi uyudum ama sen uyumamış gibisin Yiğit abi. Bir sıkıntın mı var acaba?" dedi tırabzanlara yaslanarak. Yiğit, Cansu'nun merakına ufacık da olsa gülümsedi.

"Yok Cansucuğum. Herhangi bir sorun yok. Merak etme. Ablanla görüşüyorsunuz zaten. Bir sorun olsa söylerdi sana da," dediğinde Cansu gülerek doğruldu ve başını iki yana doğru salladı.

"Yiğit abi ablamı tanıyamadın mı az da olsa? O bir şey olursa bana asla söylemez. Zorda kaldıysa da söylemez. İlla başkasından duyarsın. O yüzden ablamın zor bir zaman geçirdiğini biliyorum ama bana söyleyip söylememek onun kararı. Ablamın kararına karşı çıkarsam veya işine burnumu sokarsam beni haşlar..." dediğinde Yiğit çayından tatsız bir yudum aldı ve tamamen Cansu'ya döndü.

Bunu çok iyi tecrübe etmişti genç adam.

"Bu yanlış bir davranış ama. Bu şekilde devam ederse etrafında senden başka hiç kimse kalmaz. Kırıcı bir hareket bir kere. Siz ailesiniz. Bir şey varsa sana da söylemeli. Bak bize, artık tanıyorsun çoğumuzu. Bir sorun olduğunda akşam olmadan duyulur ve çözüme kavuşur," diyerek arkasında kahvaltı masası kurmakla uğraşan ailesini gösterdi.

Cansu yavaş yavaş toplanan masaya bakıp gülümsedi ve tekrar Yiğit'e döndü.

"Sizin aile ile ablam kıyaslanamaz yalnız. Savunduğumu düşünme onu, tamamen objektif düşünmek istiyorum ama ablamın beni okutmak için, bize bakmak için neler yaşadığını biliyorum o yüzden çok normal geliyor bana. On iki yaşındaymış annem gittiğinde ve on iki yaşında birçok travması var. Kolay değil ki. Ben pek hatırlamıyorum doğrusu. Ablam kendi psikolojisinden çok benim psikolojimi korumuş bu süreçte. Okuldan bir arkadaşım vardı ve hatta abisi psikologdu. Bir keresinde ona bile danıştım ve o da bana ablamın bu tür davranışlar sergilemesinin çok normal olduğunu söyledi. Ablam kurduğu bu sistemin bozulmasından korkuyor sanırım. Bozulursa bir daha kuramamaktan korkuyor çünkü kurarken çok şey yaşadı..." diyerek cümlelerine noktayı koyduğunda bunu neden konuştuklarına dair de pek bir fikri yoktu.

Ortadaki sorunu bulamasa da zamana bırakmıştı Cansu. Ablasını zorda bırakmamak için ne dediyse sessizce yapıyordu. Yiğit ise bu tavırları bir türlü çözemiyordu. Lila'ya yardım eli uzattıkça Lila onun elini itiyordu ve Yiğit itilmekten bıkmıştı. Buna bir çözüm bulamazsa zaten bir gelecek de göremiyordu ama her şeyden çok istiyordu Lila ile bir gelecek...

"Ama o zamanla bu zaman birbirinden farklı. Bir kere işinde o kadar iyi ki maşallah patronu onu istese de kovamaz!" dediğinde Cansu kıkırdayarak elini örttü dudaklarına.

"Ya sen iş yerine bile gittin mi? Erkan Amca candır can! Ablamı çok sever beni de çok sever. Ablamın hayattaki en büyük şansıdır Erkan Amca. Nasıl denk geldiyse artık ablam on yedi yaşından beri orada çalışıyor. Artık nasıl olduysa da Erkan Amca ablamı hiçbir zaman kovmadı. Ablam işten çıkmak istediğinde bile adam evimize kadar gelip eşiyle ablamı ikna ettiler biliyor musun?" dedi gülerek.

Yiğit sahte bir sinirle kafa salladı.

"Gördük canım nasıl kovmayıp sahip çıktığını... Ablan beni kovdurdu!" dediğinde Cansu iki elini dudaklarına bastırıp kahkahasını içinde patlattı adeta. Gözünden gülmekten yaşlar gelirken nefes nefese döndü Yiğit'e.

"Ne yaptı ne yaptı? Sen ablamın iş yerine gittin ve o seni kovdurdu mu? Yok artık! Hiç ablamlık bir hareket değildir bu Yiğit abi. Allah aşkına çok özel değilse anlatsana aranızda ne geçti de seni iş yerinden kovdurdu?" diye sordu büyük bir istekle.

Yiğit sabır dilenerek başını gökyüzüne kaldırdı. Haftalardır içinde izinsiz yaşayan sıkılmış ruh hali daha da artarak nefesini dışarı verdi.

"Boş ver fıstığım. Ablan işte. Sonuçta patronu iyi biriymiş onu anladım. Öyle. Bir noktada sevindim de ama aramızda kalsın bu. Hadi biz kahvaltıya geçelim," diyerek neredeyse hazır olan masayı gösterdiğinde Cansu kurnaz bir ifadeyle omuz silkti.

"Tamam, sen bilirsin ama ablamla ilgili bir sorun olursa sana yol gösterebilirim," dediğinde Yiğit ellerini çaresizce iki yana açarak açık bir cevap verdi.

"İnadı! Bildikleri dışına çıkmayışı ve hatta bakış açısı."

Cansu ohooo dercesine elini sallayıp masaya gittiğinde Doruk hemen ne konuştukları ile ilgili sorular sormaya başlamıştı. Yiğit ikiliyi yalnız bırakıp yerine geçti hemen. Bu sabah da kahvaltı yapası yoktu. Masada dönen muhabbete dâhil olmak yerine kahvaltılıklara yönelmişti ki telefonun çalması ile duraksadı. Ceketinin iç cebindeki telefonu çıkardığında tanımadığı bir numara arıyordu onu. Yerinden kalkıp masadaki gürültüden biraz uzaklaştı ve telefonu cevapladı.

"Alo, buyurun?"

"Günaydın beyefendi. Ben Başkomiser Halil Sular. Balat Polis Karakolu'ndan arıyorum sizi. Yiğit Aysar ile mi görüşüyorum?"

Yiğit kaşlarını çatmış ama bu aramayla pek de telaşlanmamıştı.

"Buyurun benim Başkomiser'im."

"Sizi Lila İpekçi adındaki şahıs için rahatsız ediyorum beyefendi. Iıı... Kendisi dün gece saatlerinde İbrahim Akşiler'i öldürmek suçundan tutuklandı. Hiçbir yakınına ulaşamadık, arkadaşlarına ulaşabildik onlar da size ulaşmamızı rica ettiler. Buraya gelmeniz mümkün mü?" dediğinde Yiğit'in o anda kan beynine sıçramıştı sanki.

Yiğit'in annesi İlknur Hanım, her şeyden habersiz telefon konuşması yapan oğlunu sofraya çağırıyordu. Cansu sofrada Doruk'la, Damla'yla, Asu'yla gülüşüyordu ve Yiğit ne karşı tarafa ne de annesine dönüp cevap verebiliyordu Yanlış duymamıştı. Cinayet demişti. Lila cinayet mi işlemişti? Bu mümkün müydü?

Genç adam telefonu sıkarak gözlerini yumduğunda Lila'nın bir an olsa dahi zıvanadan çıkıp gözünü karartmış olabileceğini düşünüyordu ama daha önce adını bile duymadığı bu adamı öldürme ihtimali mantıklı gelmiyordu.

"Teşekkürler bilgi verdiğiniz için Başkomiser'im. Ben hemen geliyorum. Lila Hanım'ın avukatı olarak," diyerek telefonu kapattığında kahvaltı sofrasını ve arkasından seslenen İlknur Hanım'ı umursamadan bu konaktan ayrıldı.

🦋

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3.674okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18