7. Bölüm 'Doğum Günü'

Vaveyla Yazarı: Feride Y. Z.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 7. Bölüm 'Doğum Günü'
  1. 1 1. Bölüm 'Karşılaşma'2.509 kelime
  2. 2 2. Bölüm 'Bayan Gereklilik'2.950 kelime
  3. 3 3. Bölüm 'İlk Fotoğraf'3.714 kelime
  4. 4 4. Bölüm 'Farklı Hayatlar'3.819 kelime
  5. 5 5. Bölüm 'Benzerlik'3.379 kelime
  6. 6 6. Bölüm 'Farklı Yollar'2.882 kelime
  7. 7 7. Bölüm 'Doğum Günü'2.674 kelime · Okuduğun bölüm
  8. 8 8. Bölüm 'Cehennem Gibi'2.885 kelime
  9. 9 9. Bölüm 'Gözyaşları'2.923 kelime
  10. 10 10. Bölüm 'Sığınacağım Liman'2.671 kelime
  11. 11 11. Bölüm 'Çocukluğumun Sesi'3.355 kelime
  12. 12 12. Bölüm 'Parçalanmış Duygular'3.313 kelime
  13. 13 13. Bölüm 'Sevgi ve Şefkat'2.577 kelime
  14. 14 14. Bölüm 'Öfke Kelebeği'3.497 kelime
  15. 15 15. Bölüm 'Sırlar Perdesi'2.640 kelime
  16. 16 16. Bölüm 'Kanayan Bir Yara'3.766 kelime
  17. 17 17. Bölüm 'Duvarların Arasındaki Benlik'4.910 kelime
  18. 18 18. Bölüm: Paramparça3.253 kelime
  19. 19 19. Bölüm: Kirli Oyun3.289 kelime
  20. 20 20. Bölüm 'Çıkmaz Sokak'3.310 kelime
  21. 21 21. Bölüm 'Acının ve Gerçeğin Seyri'2.851 kelime
  22. 22 22. Bölüm 'Kan Kaybede Kaybede'3.426 kelime
  23. 23 23. Bölüm 'Kanıt'2.767 kelime
  24. 24 24. Bölüm 'Tatlı Bir Hikaye'2.546 kelime
  25. 25 25. Bölüm 'Bir Terk Ediş Daha'3.270 kelime
  26. 26 26. Bölüm 'Ben Geldim'3.107 kelime
  27. 27 27. Bölüm 'Geçmişin Sayfaları'2.732 kelime
  28. 28 28. Bölüm 'Geleceğin Beyaz Sayfaları'3.461 kelime
  29. 29 29. Bölüm 'Bizim Hikâyemiz'3.234 kelime
  30. 30 30. Bölüm 'Mutlu Sonsuz'2.544 kelime
  31. 31 öfke kelebeğinin kanatlarından son satırlar567 kelime

🦋

21 Temmuz'u gösteriyordu telefonun ana ekranı. Gülümseyerek ekrandaki şekillere bakıp yatağımdan doğruldum. Cansu hala uyuyordu. Erken kalkıp tırnak uçlarımda yürüyerek odadan çıktım ve banyoya girdim. Bugün Cansu'ya klasik bir başlangıç yaparak günün seyrini Yiğit'le değiştirecektik. Bu Cansu'nun hayalinin ve beklentilerinin de ötesinde olacaktı. Düşününce bile içim kıpır kıpır oluyordu. Kim bilir Cansu ne kadar şaşırıp duygusallaşacaktı?

Sessizce sabahın altı buçuğunda kısa bir duşa girdim. Tüm gün terleyecektim zaten. Islak saçlarımı havluya sararak banyodan çıktım. Evde ölüm sessizliği kol geziyordu. Önce babam için omlet yapmaya karar verdim. Dolaptan yumurtaları alıp işe koyulurken öte yandan ilaç poşetindeki ilaçları ezerek yemeğine katıyordum.

Babama ayrı bir tepsi Cansu'yla bana da ayrı bir tepsi hazırladıktan sonra babamın tepsisini alarak oturma odasına gittim. Biz evdeysek kapısını kilitlemiyorduk, sadece ana kapı kilitli oluyordu. Onun dışında evin her yerinde demir parmaklıklar vardı müstakil olduğundan dolayı. İstese de evden kaçamazdı.

Dirseğimle kapısını açıp içeriye girdiğimde babam oturmuş, oturduğu yerde abaküsle sayı sayıyordu ve bir ileri bir geri sallanıp duruyordu. Bütün enerjimle gülümseyerek kapıyı ayağımla kapattım ve tepsiyi tekerlekli masasına bıraktım.

"Günaydın baba. Bugün nasılsın? Rüya gördün mü hiç?"

"Nazenin?" diyerek kaldırdı başını ve bana baktı. Karşısında beni görünce bir hayli hayal kırıklığına uğramıştı. Kendimi üzmek yerine gülümsemeye devam ettim.

"Annem gelecek baba. Bugün kahvaltını ben getirdim. Omlet seversin diye bugün omlet yaptım sana. Ye bakalım. Nasıl olmuş?" Masasını önüne getirdiğimde yere bağdaş kurdum her zamanki gibi. Onunla vakit geçirmeyi öyle çok istiyordum ki keşke bizi terk edip giden annemi unutsaydı da beni hatırlasaydı.

Kalbimden akan sızım sızım acıyı hiçe sayarak yemek yiyişini izledim bir süre. Cansu için genelde hazır pasta alırdım marketten çünkü pasta yapacak vaktim hiçbir zaman olmazdı. Bugün de gelenekleri değiştirmemiş ve ufak bir pasta almıştım. Şimdilik onunla kutlamış gibi görünecektim.

Babam yemeğini yedikten sonra huysuz tavırları yine baş gösterince ayağa kalktım ve odasında onu yalnız bırakmak için çıktım.

Sesli bir şekilde nefes alıp mutfağa ilerlediğimde buzdolabına koyduğum pastayı çıkardım hızlıca. Kendimi düşürmemek için yalandan da olsa gülümseyip dünden beri dilimden düşmeyen Kanatlarım Var Ruhumda şarkısını mırıldana mırıldana mumları diktim. Mumları sapladığıma emin olduktan sonra hepsini teker teker yaktım ve pastayı bir elime alarak odamıza doğru yürüdüm. Telefonun o mükemmel çeken kamerasını açtım ve bir elimle de kamera kaydına başladım. Derin bir nefes alıp ayağımla hafif aralık olan kapıyı ittirdim.

Kapı gıcırdayarak açılırken hemen içeri girdim çünkü kapı uzun süre açık kalamayıp yeniden kapanıyordu. Cansu yastığına sarılmış, kıvırcık saçları birbirine girmiş halde uyuklarken ağzı hafif açılmış ve salyası yastık boyunca akmıştı. Bu hali bana hep küçüklüğünü anımsattığından birkaç saniye yüzünü seyredip daha sonra ona seslenmeye başlamıştım.

"Cansuyummm..." Sevecen sesimi duyar duymaz kaşları çatıldı ve dudakları kapandı. "Cansu'm uyan. Okula geç kalacaksın yavrucan," diye mırıldandığımda yüzü büzüştü efsanevi bir hızda.

Yüzündeki isteksiz haller daha çok kıkırdamama sebep olurken yatağında düz döndü ve bıkkın bir şekilde kolunu terlemiş alnına yasladı.

"Üf abla ya. Yavrucan ne? Ayrıca ne okulu?" diyerek nefesini dışarı üfledi ve gözlerini kırpıştırdı. Rahatsız olmuş bir ifadeyle kolunu kaldırdı ve bir süre incecik bileğini seyretti. "Bu sıcakta ne okulu harbiden?" diye lafı ağzında yuvarlarken fark etmesi için hala bir elimde telefon bir elimde pasta tabağıyla başında bekliyordum.

Çipil çipil bakan zeytin gözleri beni bulunca kocaman gülümsedim. "İyi ki doğdun uykucu bebek!" diye bağırdım coşkuyla. Cansu irkilerek kolunu yeniden alnına bastırdı. İri dudaklarıyla gülümseyince telefonu çalışma masasındaki kalemliğe sabitleyip pastayla yanına oturdum. Uyku mahmuru yerinden kalkıp dağınık saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırdı.

"Yahu abla her sene aynı şeyi yapıyorsun. Büyüdüm artık. Gerek yok bunlara. Teşekkür ederim..." dedi duygulu sesiyle. Bıkkın bir şekilde başımı geriye atıp ofladım uzun uzun. Her seferinde böyle duygusallaşmaktan sıkılmıyor muydu bu kız?

"Senenin bir günü doğmuşsun o günü de hiçe mi sayayım Cansu? Saçmalama lütfen. Senin doğum günün her sene kutlayacağım ve asla bıkmayacağım. Dilek tut ve üfle bakalım sincabım benim." Hokka burnunu iki parmağımla sıktıktan sonra Cansu dolu gözlerle pastadaki mumları sayıp yine bana döndü.

"Bu sefer beş mum duruyor ama... Teşekkür ederim. İyi ki varsın," diyerek boynuma sarıldığında göz devirdim art arda.

"Cansu mumlar saçlarını mı yaksın istiyorsun, nedir yani? Üfle artık şu pastayı sonra sarılırız!" diye çıkışınca kollarını boynumdan ayırmadı ama pastasına dönüp dileğini fısıldadı.

"On yedi yaşımda da ablamla olayım Allah'ım. Onu benden ayırma," diyerek mumları üfledi güçlü bir nefesle ve boynuma sokulup sıkıca sarıldı.

Pastayı dizlerime dikkatli bir şekilde bırakıp Cansu'nun belinden sarıldığımda ağlamadığına binlerce kez şükrettim. Onun bu duygusallığını yaşamak beni çok yoruyordu ve büyümesini istiyordum. Benden bile fazla olgunlaşmasını istiyordum hatta.

"Bittiyse pastanı yiyebilirsin güzelim. Ondan sonra serbestsin," dediğimde şaşkınlık içinde geri çekildi ve yüzüme baktı biraz daha ayılmış halde.

"Serbest miyim? Neden? Birlikte çarşı pazar dolaşmayacak mıyız bu sene?" Ona çaktırmamaya çalışarak dudaklarımı birbirine bastırdım ve biraz çaresiz bir hava kattım kendime. Başımı sağ omzuma doğru yatırdım hatta.

"Kazadan dolayı raporlu olduğum için patron bu sene izin vermedi bebeğim. Birazdan restorana gideceğim. Hem senin de Doruk'la dersin yok mu? Şan falan..." dedim. Cansu bu duruma az da olsa üzülmüştü.

"Var da... Akşam sekiz gibi o. Bugün beyefendinin biraz işleri varmış da akşam ders çalışırız dedi. Ben de bir sorun olmaz diye kabul ettim. Nasıl olsa Yiğit abi alıp bırakıyor beni," diyerek kestirip atınca belini sıvazladım ve yanağından öptüm.

"Allah'tan gidiş gelişin kolay yoksa hiç izin vermezdim Cansu Hanım," deyince Cansu kıkır kıkır gülüp pastayı çalışma masasına bıraktı ve dizime doğru kıvrıldı. O öylece dizime uzanınca ben de kıvırcık saçlarıyla oynamaya koyuldum. En sevdiğim şeydi onun bu orman gibi olan kabarık saçları.

"Allah aşkına onlar nasıl aile abla ya? Bir kuzeni tıpatıp sana benzer, öteki kuzenleri o kadar imkânın içinde daha üniversite kazanamaz, diğeri de sana yürür ama benim safoz ablam anlamaz..." dediğinde gözlerimi irileştirip saçının bir tutamını çekiştirdim. Kucağımda acıyla ve kahkahalarının arasında inleyince kaşlarımı daha çok çattım.

"Yürümek ne demek kız? Terbiyeli konuş benimle. Bir de safoz diyor. Saf değilim ben." Cansu mahsus yaparcasına dudaklarını büzüp göz devirince içime saçma sapan bir kurt düşürmüştü.

"Sen öyle san!" deyince sesimi uyarıcı bir nitelikte yükselttim: "Cansu!"

"Ay abla ben de salak değilim ama anlıyorum! Sana telefon almalar, aldığı gibi fotoğraf çekmeler falan filan. Bir de numarasını kaydetmiş. Ne alaka yani? Sadece bir kazaya sebep olmuşsun ve tamam yapman gerekeni yapmışsın daha ne peşinde kuyruk oluyorsun ki?" diye söylenince şok içinde kız kardeşime bakıyordum. Ona baktığımı görünce kafasını salladı iki yana doğru. "Ne? Bakma öyle, dibine kadar haklıyım. Yiğit abi senden hoşlanıyor."

"Cansu hayırdır yaşın bir adım ilerledi diye ne bu sınır tanımaz konuşmalar? Karşında birincisi ablan var ikincisi senden bilmem kaç yaş büyük bir avukat var. Adam şakaya gelmez. Atıp tutma arkasından. İyi niyetinden yapmıştır yani..."

Kendimi kandırma adına olan çabalarım hafif bir mide bulantısına sebep olurken Cansu ciddi olup olmadığımı ölçmek adına kafasını kaldırdı ve yüzüme baktı aval aval.

"Abla, Yiğit abi iyi birisidir nihayetinde ancak niyetinde sen varsın haberin olsun. Anlıyorum yani ben. Hem siz görüşmüyor musunuz?" diye sorduğunda bu kadar açık söz karşısında şok olmuştum.

"Cansu ne görüşmesi? Niyetini nereden anlıyorsun sen ayrıca? Saçmalamayın canım. Bir şey yok. Hem vaktim yok benim."

Cansu kucağıma biraz daha yerleşip saçlarıma uzandı ve sırnaşık bir hareketle saçlarımın ucuyla oynamaya koyuldu. Yıpranmış saçlarımın bakımsız uçlarıyla...

"Abla seni soruyor bana. Asıl sen saçmalama ya?" dedi gıcık bir sesle. "Senin iyi olup olmadığını merak ediyor adam. Daha nasıl belli edebilir niyetini? Arasana hem sen bir. Bakalım sen arayınca ne diyecek?" diyerek kucağımda kedi misali kıvrılmaya başlayınca gözlerimi irileştirdim. Bunlardan elbette haberim yoktu.

"Yuh Cansu! Sen de amma sallıyorsun. Katiller cinayet mahalline dönermiş ya, o hesap Yiğit'teki de. Vicdan tamamen. Beni okuduğun romantik komedi kitaplarındaki başroller gibi sanma. Ben para kazanmaya odaklıyım şu anda. Seni okutacağım," dedim ve kalkmaya çalıştım ancak Cansu kalkmama izin vermedi ve belime sarıldı sıkıca.

"Abla nasipse üniversiteye gideceğim ve farkındaysan o akılsız Doruk sayesinde ben de özel dersten harçlığımı çıkarıyorum. Allah'tan çocuk akılsız da benim işime geliyor. Hem yine yeni yeniden farkındaysan kaç haftadır senden para almıyorum. Neden?" diyerek parmaklarını şaklattığında kendisi cevap verdi kendi zeki sorusuna. "Ben de para kazanıyorum da ondan. Kendi kazandıklarını biriktir hatta kendine harca."

Ellerimle yapmacık bir alkış tutup tebrik ettim onu. "Bravo Cansu, tebrikler. Kazandığın üç kuruş parayla kendini okutamazsın kendini çok zeki sanan kardeşim. Daha hangi şehre gideceksin, yurt çıkacak mı, burs çıkacak mı belli bile değil. Öyle para kazanıyorum diye gezme ortalarda sakın. Hala benim elimdesin bunu bil," dediğimde Cansu kurnaz bir tilki gibi yerine sindi ve parmaklarıyla uğraşmaya başladı.

"Yani... Para babası sensin sonuçta bu evde ama şimdilik ben de kendi ayaklarım üzerinde duruyorum. Bence sen Yiğit abiyi bir ara. Bak gör nasıl heyecanlanacak aradığın için."

Büyük bir hızda göz devirdim.

"Saçma saçma konuşma da bırak beni. İşe geç kalacağım senin yüzünden," dediğimde bu defa kalkmama izin verdi ancak bileğimden yakaladı.

"İddiaya bile girerim abla. Ara bir kere!" dedi, yalvarırcasına. Ona ters ters baktım. Doruk'la takıla takıla ayarları bozulmuştu herhalde.

"Ya otuz yaşında adam ben aradım diye neden sevinsin Cansu, mal mal konuşma da uyu. Asabımı bozma bak!" diye yükseldiğimde Cansu bunu zerre umursamadan bileğimi sıkıca tutup asılmıştı aptal bir çocuk gibi. Bir yandan da gülme krizine girmişti kendi kendine. Bu kız sahiden ikinci sınıfı okumadan üçe geçtiği için mi böyle büyüdükçe sapıtmıştı anlamıyordum.

"Abla ya! Yaşla ne ilgisi var bunun? Aşkın yaşı yoktur, ayrıca Yiğit abi otuz değil yirmi sekiz yaşında. Adam ablan nasıl diyor bana resmen!" Kendi söylediklerine bir tur haykırarak güldü ve nefes nefese konuşmaya devam etti. "Seni aramaya korkuyor yani. Ara bir kere ölmezsin! Hadi ya! Hatta ben arayayım," diyerek telefonuma uzandı ve benden önce hızlı bir şekilde sabahtan beri kayıtta olan telefonumu kapatıp arama geçmişine girdi. Bu nasıl ne ara oldu bilmiyorum ama arama geçmişinde Yiğit'i zaten dün aradığımı görünce ışıldayan arsız gözleri beni buldu.

"Abla!" diye çığlık atıp telefonu yatağa bıraktı ve yumruk yaptığı ellerini dudaklarında birleştirip olduğu yerde tepindi. Onun bu abartılı hallerine küçümseyici bir şekilde baktım ve cıkladım.

"Cık cık cık... Yazık emeklerime. Girdiği şu hale bak. Rezil kız seni." Başımı iki yana sallayarak dolabın kapağını açtığımda Cansu arkamda müthiş bir umursamazlıkla vızıldamaya devam etti.

"Aaaa neden öyle diyorsun ablaların ablası? Sen ki bugüne bugün Yiğit abinin müstakbel eşisin bense biricik baldızınız. Rezil olmuyor..." Ona en ters bakışlarımı gönderdim ama umursamadı bile. "Söylesene dün akşam ne konuştunuz otuz iki saniye boyunca?" diyerek sesine yersiz bir incelik kattığında dolaptan çıkardığım şort tulumu kafasına fırlattım ve altına giymek için çıkardığım krem rengindeki tişörtü de üstüne ekledim.

Cansu kıs kıs gülerek tulumu ve tişörtü bir kenara koyup bacaklarını titretti heyecanla. Bu kız delirmiş olmalıydı.

"Ne zamandan beri sana hesap veriyorum ya da sen böyle saçmalıyorsun Cansu? Yiğit'e bir işim düştü ve onun için aradım. Bence daha fazla konuşmamalısın. Eğer dışarı çıkmayacaksan babama bak bugün. Çıkar gezdir dışarıda adam hava alsın. En son ne zaman çıktı bilmiyorum bile," diyerek üzerimdeki pijamaları çıkarıp yatağıma fırlattım.

Bugün işe gitmeyip dün Yiğit'in bahsettiği planına uyacaktık. Eve geldiğimde bana uzun bir mesaj yazıp göndermişti. O mesajda işlerini ayarladığı yazıyordu. Doruk, Beste ve Asu da gelecekti doğum gününe ve doğum gününü kırsal bir alanda akşamüzeri kutlamanın daha iyi olacağını yazmıştı. Başta bir sürü ret mesajı atsam da Yiğit, Cansu'nun çalışmasından memnun kaldığı için ona bir hediye olarak bu doğum gününü organize etmek istediğini yazdı. Ben de abartırsa onu öldüreceğimi yazdım. Aramızda bu şekilde uzlaşma sağladık.

Bu dediğine pek inanmasam da hazırlıkta bulunma şartıyla kabul ettim. Simge, Ekin, Egemen ve ben önden gidecektik. İşin kötü yanı Cansu'nun özel arkadaşlarını arayıp haber etsem de hiçbiri o kadar uzağa gelemeyeceğinden kendi aralarında bir kutlama yapacaklarını söylediler. Bu benim de işime gelmişti doğrusu. Doruk ve Asu, Cansu için yeterince sürpriz olacaktı neticede.

"Sen hala burada mısın?" dedim kız kardeşime bakarak. Çarşamba pazarından aldığım bu ucuz tulum en sevdiğim kıyafetti. Genişti, efil efil esiyordu ve dizlerime kadar uzanan bir pantolonu vardı. Şortu çok kısa olmadığı için rahatlıkla hareket edebiliyordum.

"Tamam ya... Çıktım ben. Akşam geç gelirim haberin olsun," diyerek odadan çıkıp da banyoya girince gergin bir şekilde nefes alıp telefonu elime aldım ve neresinden şifre koyulduğunu çözmeye çalıştım. Ayarları kurcalamaya başladığımda ekrana düşen isimle aynı zamanda telefon da çalmaya başladı. Simge arıyordu.

"Alo, Simge?"

"Bebeğim parkta Egemen, ben ve Ekin seni bekliyoruz. Haberin olsun. Cansu ne yapıyor?"

"Kutladım doğum gününü. Sabah sabah biraz boşboğazlık yapsa da hallettim. Çıkıyorum şimdi," dedim.

"Tamam, bekliyoruz," dedi ve telefonu kapattı. Bez çantama gerekli eşyalarımı yerleştirdim ve yola koyuldum...

🦋

Parka doğru yürürken telefonuma bir adet mesaj geldi. Tulumun önündeki büyük cebe koyduğum telefonu çıkarıp kenarındaki tuşa bastım. Yiğit Aysar 1 Yeni Mesaj.

Parmağımla mesaja bastığımda ekran açıldı direkt ve Yiğit'in mesajını okudum.

Yiğit: Günaydın. Neredesin?

Lila: Sana da günaydın teldeki güvercin. Yoldayım geliyorum. Sen neredesin?

Yiğit: Parkta çok garip bir ekip olmuş seni bekliyoruz.

Mesajını okurken gülüşümü engelleyemedim. Kısa bir an düşündüğümde evet, haklı olabilirdi. Garip bir ekip olacaktık bugün.

Lila: Anlıyorum... Kimse kimseyi tanımıyor. Haklılar.

Yiğit: Sen gelirsen daha normal olacakmış gibi her şey teldeki güvercin. Acele et.

Lila: Teldeki güvercin sensin yalnız. Uçamam ben.

Yiğit: Nesin sen o zaman? Şarkıdaki serçe?

Lila: Bu küflenmiş şarkıyı biliyorsun yani. Şarkıdaki serçe bunu sevdi.

Ekranı sırıtarak kapatıp parka doğru adımlarımı hızlandırdım. Telefonuma birkaç bildirim daha gelirken onlara bakmadım çünkü Yiğit Aysar karşımda duruyordu. Yanlarına koşar adım gittiğimde Simge yüzünü buruşturmuş bana bakıyordu. Pek keyfi yok gibiydi anlaşılan.

"Sonunda..." dedi Ekin saçlarımı karıştırarak. Gülümseyerek Yiğit'in kuzenlerine baktım. Herkes tam da olması gerektiği gibi piknik havasında giyinmişlerdi ve rahatlardı.

"Hoş geldiniz. Gelmenizi beklemiyordum ama teşekkürler," dedim en kibar hanım hanımcık sesimle. İçlerinde Beste de vardı ve bu duruma hala alışabilmiş değildim. Onu gördükçe hala duvara tosluyormuş gibi hissediyordum.

"Davete icabet ederiz biz Lila abla," dedi Doruk çarpık bir gülümseme eşliğinde. Asu onu koluyla uyarırken Beste kuzenine gözlerini devirerek bakmıştı. Yanında bir genç adam daha vardı ve tanımıyordum onu.

"Lila, seni nişanlımla tanıştırmak istiyorum. Batı. Batı, sevgilim sana bahsettiğim kayıp kardeşim Lila. Ne kadar benziyoruz değil mi?" diye şakıyınca elimden geldiğince ben de tebessüm etmeye çalışıyordum. Bu esnada Batı denen adam memnuniyetle elimi sıktı.

"Memnun oldum Lila," dedikten sonra Beste'yi kolunun altına aldı. "Gerçekten inanılmaz bir şans var sen de bir tanem," diyerek şakağına bir buse kondurduğunda Asu tiksinç bir ifadeyle izliyordu.

Doruk da tıpkı Asu gibi sıkılmış bir ifadeyle, "Pekâlâ, nehir kenarına gidelim mi? Uzun bir hazırlık bizi bekliyor," dedi. Yiğit devreye girmişti o sırada.

"Bence de. Lilalar benim arabaya geçsin. Batı sen de diğer tayfayı götür olur mu?" dediğinde kendi aralarında çoktan anlaştıklarını anlamıştım. Herkes onaylayınca Simge, Egemen, Ekin, ben ve Yiğit bir arabaya; Beste, Batı, Doruk, Asu ve Bade de diğer araca geçmişlerdi.

"Simge iyi misin?" Arkama dönüp endişeli bir şekilde arkadaşıma bakarken Yiğit yola çıkmıştı bile. Simge yutkunup başıyla beni onayladı ve başını Egemen'in göğsüne gizledi.

"Bulantılar işte..." diye zor duyulan bir sesle mırıldandığında Egemen saçlarını okşayıp ara sıra öpücükler konduruyordu. "Tatlı yerse düzelirsin güzelim. Sabahtan beri hiçbir şey yemedi zaten. Endişelenme sen Lila. Alıştık biz," diye yanıtladı Egemen en son bana dönüp gülünce.

"Yine de dayanamazsan gelmeyebilirsin. Zorlama lütfen kendini. İki can taşıyorsun sonuçta," dediğimde Simge itirazla mırıldandı. Tam bir şey diyecektim ki Yiğit sağ eliyle kolumdan tuttu ve beni önüme çevirdi.

"Emniyet kemeri Lila," dedi uyarı niteliğinde. Ben son anda hatırlayarak başımı salladım ve kemeri çekip solumdaki anahtara geçirdim. Arkama yaslandığımda bu arabaya ilk bindiğim an geldi aklıma.

Çıldırmış gibiydim ve tek derdim eve gidip Cansu'ya en hızlı bir şekilde durumu açıklamak idi. Kendi kendime düşüncelerime gülümserken yol boyu bir sessizlik hâkim oldu. Yiğit'in bizi getirdiği nehir kenarı beklediğimden de güzeldi. Belli ki buralar zaten düğünlerde nişanlarda kullanılan bir mekândı çünkü beyaz banklarla süslenmiş bir yerdi. Alabildiğine geniş bir alan bize ayrılmıştı. Bu muydu masrafsız organizasyon?

Arabadan inerken etrafa hayran bakışlar atmamak elimde değildi. Doğasında gezen birkaç at bile vardı çevrede. Etraf doğal yaşama bırakılmıştı adeta. Temiz havayı içime çeke çeke elimde olmadan gerindiğimde yanımda Ekin bitti. Elini omzuma atıp boynumu sıkarken bundan zerre rahatsızlık duymamış, gülerek eşlik etmiştim.

"Otlan bakalım kuzucuk. Biz işleri hallederiz," dediğinde daha çok gülüp koluna vurdum ve hayvanlarda kalan bakışlarımı diğerlerine çevirdim.

"Çok güzel bir yermiş ama burası sanırım kiralanıyor," dedim. Öldürücü bakışlarımı alenen Yiğit'e diktiğimde bakışlarını benden kaçırmaktan yanaydı. O yüzden yanıma Bade gelmişti ve koluma girmişti dostane bir tavırla.

"Cansu'ya bizden bir hediye olsun bu Lila. Madem siz bizi doğum gününde görmek istedin biz de böyle sana destek çıkmak istedik. Süslemelere başlayalım mı bir an önce?" dediğinde Simge'ye döndüm. Yüzü renksizleşmişti ama mide bulantısı sanırım geçmişti. Bana onaylar bakışlar atınca hiç içime sinmese de omuz silktim ve süslemeler için harekete geçtik.

🦋

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3.698okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18