13. Bölüm 'Sevgi ve Şefkat'

Vaveyla Yazarı: Feride Y. Z.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 13. Bölüm 'Sevgi ve Şefkat'
  1. 1 1. Bölüm 'Karşılaşma'2.509 kelime
  2. 2 2. Bölüm 'Bayan Gereklilik'2.950 kelime
  3. 3 3. Bölüm 'İlk Fotoğraf'3.714 kelime
  4. 4 4. Bölüm 'Farklı Hayatlar'3.819 kelime
  5. 5 5. Bölüm 'Benzerlik'3.379 kelime
  6. 6 6. Bölüm 'Farklı Yollar'2.882 kelime
  7. 7 7. Bölüm 'Doğum Günü'2.674 kelime
  8. 8 8. Bölüm 'Cehennem Gibi'2.885 kelime
  9. 9 9. Bölüm 'Gözyaşları'2.923 kelime
  10. 10 10. Bölüm 'Sığınacağım Liman'2.671 kelime
  11. 11 11. Bölüm 'Çocukluğumun Sesi'3.355 kelime
  12. 12 12. Bölüm 'Parçalanmış Duygular'3.313 kelime
  13. 13 13. Bölüm 'Sevgi ve Şefkat'2.577 kelime · Okuduğun bölüm
  14. 14 14. Bölüm 'Öfke Kelebeği'3.497 kelime
  15. 15 15. Bölüm 'Sırlar Perdesi'2.640 kelime
  16. 16 16. Bölüm 'Kanayan Bir Yara'3.766 kelime
  17. 17 17. Bölüm 'Duvarların Arasındaki Benlik'4.910 kelime
  18. 18 18. Bölüm: Paramparça3.253 kelime
  19. 19 19. Bölüm: Kirli Oyun3.289 kelime
  20. 20 20. Bölüm 'Çıkmaz Sokak'3.310 kelime
  21. 21 21. Bölüm 'Acının ve Gerçeğin Seyri'2.851 kelime
  22. 22 22. Bölüm 'Kan Kaybede Kaybede'3.426 kelime
  23. 23 23. Bölüm 'Kanıt'2.767 kelime
  24. 24 24. Bölüm 'Tatlı Bir Hikaye'2.546 kelime
  25. 25 25. Bölüm 'Bir Terk Ediş Daha'3.270 kelime
  26. 26 26. Bölüm 'Ben Geldim'3.107 kelime
  27. 27 27. Bölüm 'Geçmişin Sayfaları'2.732 kelime
  28. 28 28. Bölüm 'Geleceğin Beyaz Sayfaları'3.461 kelime
  29. 29 29. Bölüm 'Bizim Hikâyemiz'3.234 kelime
  30. 30 30. Bölüm 'Mutlu Sonsuz'2.544 kelime
  31. 31 öfke kelebeğinin kanatlarından son satırlar567 kelime

🦋

Kapanış saatiydi. Ayaklarıma kara sular inmişti doğruyu söylemek gerekirse. Bütün gün çalışmadığım günlerin hıncını alırcasına çalışmıştım ve bunu kendime neden yaptığımı bilmiyordum. Psikolojikmen patronuma karşı derin bir mahcubiyet hissettiğimdendi sanırım. İşe geldiğimde dün neden gelemediğimi Simge'den öğrenmiş ve durumu kabullenmişti. Bu beni sevindirse de rahatsız da etmiyor değildi.

Dudaklarımın arasından verdiğim şiddetli nefesle önüme düşen saçlarımı her defasında geriye püskürtürken o inatçı saç tutamlarım da önüme gelmekten uslanmıyordu. Kafamın içinde dönüp duran WhatssApp durumu bütün gün çalışma arkadaşlarımla olan diyaloglarımı kısıtlamıştı. Bu sebeple birdenbire omzuma dokunan Harun ile çığlık atarak geriye sıçramam bir olmuştu. Kuruladığım bardağı neyse ki düşürüp kırmamıştım.

Harun'un yüzünü görüp sakinleşirken bardağı yerine bırakıp elimdeki bezle Harun'un omzuna vurmuştum bir tane.

"Ya salak mısın ya? Neden korkutuyorsun beni?" diye hesap sorunca Harun ifadesiz bir şekilde bana bakmıştı. Soğuk bir yapısı vardı genelde. Onun hakkında herkes çok az şey bilirdi ama efendi biriydi. Mesela yaşını bilmezdik.

"Bu kadar sesli bir ortamda dalabildiğini bilmiyordum Lila. Sabahtan beri telefonun tezgâhta titreyip duruyor da birisi mesaj yığıyor sana. Önemli olabilir," dediğinde dudaklarımı ıslattım ve sakinleyerek başımı salladım.

"Kusura bakma, vurmak istemezdim. Sağ ol söylediğin için."

Harun omuz silkerek yanımdan uzaklaştığında ben de tezgâha bıraktığım ve ne zaman tezgâha bıraksam Ekin ve Simge'den azar yediğim o üst model telefonuma ulaştım. Şifresini girip mesajlarıma girdiğimde Yiğit'ten art arda mesajlar geldiğini gördüm. Sadece mesaj bildirimleri ile kalbimde hissettiğim hareketlilik beni korkutuyordu. Öcü görmüş gibi telefonu yerine fırlatırcasına bıraktım ve ekrana baktım öylece.

Nefes nefese hissediyordum kendimi. Uzun mesafede koşan olimpiyat yarışmacılarından farksızdım. Etrafı kolaçan edip şu saçmalayan halimi seyreden birisi olmadığını görünce telefona uzanmak istedim ancak mesajlar hala su gibi yağıyordu. Derdi neydi? Bugün yüzüme bile bakmamıştı ama mesaj yağdırmayı biliyordu.

"Ne yapıyorsun Liloş? Böcek mi var?" diyen Simge elindeki bezi katlayarak tezgâhın arkasına geçtiğinde benim telefonuma olan bakışlarımı görmüştü. İkimizin arasında gidip gelen mavi gözlerinin şüpheyle kısılması kaçınılmaz olmuştu.

"Ne oluyor kızım? Baksana mesajlarına. Telefonun başımıza yıkacak restoranı" diyerek ahşap zemini gösterince kısık sesle Simge'ye cevap verdim.

"Yiğit mesaj atıyor," dediğimde adımları durdu ve tam yanımdan geçmek üzereyken duraksayarak başını bana çevirdi. Renkli gözleri merakla kısılmıştı.

"Yiğit Aysar mı? Ne diyor?" dedi tıpkı benim gibi kısık sesle. Gözlerimle bir kere daha etrafı kolaçan ettikten sonra yerimden milim dahi hareket etmeden cevapladım.

"Bilmem." Simge abartılı bir şekilde gözerini devirdi ve telefonumu elime tutuşturdu.

"Aç da öğrenelim ne olduğunu o zaman Lila! Deli misin nesin ya?" diye çıkışınca telefonu bir vebalı gibi tekrar tezgâha fırlattım ve bu defa Harun'a vurduğum gibi Simge'nin de bana vurmasına sebep oldum.

"Salak kız seni! O telefon kaç para haberin var mı? O iPhone 15 Pro Max! Düzgün davran şu telefona! Atıyor ya..." diye söylendi.

Omzuma art arda vurduğu bezi elinden alıp onu da tezgâha vurarak fırlatınca Simge elini beline koydu bir anne edasıyla.

"Hayırdır kız cimcime? Ne oluyor sana? Bir atarlar bir giderler falan... Niye bakmıyorsun sen telefona? Belki babanla ilgili bir şeydir," deyince küçük bir çocuk gibi somurtarak omuz silktim.

"Çıkalım da anlatırım ne olduğunu," deyip bardakları silme işine devam ettim.

Telefonu o anda kafamdan silmek zor olmuştu. Başaramamıştım zaten. Çıkış saatimiz geldiğinde kıyafetlerimi giydim ve Simge'yle Ekin'i yanımızdan postalayıp yola düştük. Dışlanmaktan hoşlanmayan arkadaşım bir ton trip atsa da onun gönlünü nasıl alacağımızı biliyorduk. Simge'yle mahalleye giden yolu yürümeye karar verip ufak adımlarla kırk beş dakikalık yürüyüşümüze başladık. Yürüyerek ölmeye niyetliydim...

"Dökül bakalım Lila Hanım. Yiğit Bey mevzusunu artık konuşmanın vakti geldi de geçiyor. Hayır, ağzımı açacağım diyorum ama olaylar bir durulmuyor ki!" diye şikâyet dolu seslerle yükseldi Simge.

Buruk bir gülümseme ile omzuna yaslandım ve hiç de istekli olmayan bir sesle anlatmaya çalıştım.

"Ya ne bileyim işte Simge... Yani... Bilmiyorum. Anlatamıyorum da. Bana yardım etmesi, şans eseri de olsa zor zamanlarıma denk gelmesi, elimden tutması... İşte jestler, sözler... Anlamıyorum bir türlü, anladığımı da yanlış anlamak ve rezil olmak istemiyorum ama başka çıkış yolu da bulamıyorum üstelik klişe gibi gelecek ama o ayrı ben ayrı... Çok farklı hayatların insanlarıyız. Birlik çok zor. Benim telaşlarım başka onunkiler başka... Ne olacak bilmiyorum." Keşke hiç söylemeseydim düşüncesiyle daha çok Simge'nin koluna sıvaştığımda hem utanmıştım hem de canım sıkılmıştı. Konuyu alelacele kapatmak istiyordum artık.

"Egemen'in aile hekimi olduğunu biliyorsun değil mi? Kayınvalidem ve kayınbabam da hastane sahipleri Lila. Sence Egemen ve ben aynı dünyaların insanları mıydık? Âşık olduk ve aileler ne kadar karşı çıkarsa çıksın evlendik, şimdi de bir bebeğimiz olacak," diyerek karnını okşadığında sevecenlikle ben de okşadım karnını. Haklıydı ama yine de insan rahatsız oluyordu. Arada çok büyük ekonomik farklar vardı ve ben hop diye öyle rahat bir hayata atılmazdım. Hayat bana çalışmayı sevdirmiş, mücadele yeteneği kazandırmıştı. Bir anda tüm savaşlarımı bırakıp da Yiğit'e dönemezdim.

"Öyle ama ben rahatsız oluyorum. Hem âşık falan da değiliz. Öyle düşünme. Sadece garip bir şey var aramızda ve ben çözemiyorum. Bilinmez..." diye mırıldandım omuz silkerek.

Belki ufak da olsa Yiğit'ten, bana olan desteğinden hoşlanıyor olabilirdim ama aşk çok fazla gelirdi. Âşık olsaydım muhtemelen şu an çoktan aramıştım ama ben mesajlarına bile bakmamıştım hala. Sadece delicesine kalbim çarpıyordu o kadar. Ona baktığımda, onu hissettiğimde, bana destek olduğu anlarda kalbim delirmiş gibi çarpıyordu ve aldığım nefesler daha farklı hissettiriyordu.

"İyi de âşık oluyorsun işte yavaş yavaş," dedi Simge dudaklarını büzüp. "Kusura bakma Liloşum ama ben öyle seziyorum. Cansu'nun doğum gününü organize ettiler, iyi insanlar hoş insanlar ama bu iyilikten fazlası görmüyor musun? Babana nasıl da yardım ediyor," diye kanıtları önüme sürdüğünde kolundan ayrılıp huysuz bir şekilde omuz silktim.

"O daha çok rahatsız ediyor ya zaten! Muhtaç gibi hissediyorum kendimi Simge. Ne gerek var bu kadar yardıma ki? Ben bunca yıl alışmışım kendi kendime olmaya, şimdi ne alaka yani? En fazla sizin desteklerinize alışığım kızım ben. Bir anda damdan düşer gibi girdi hayatıma Yiğit Aysar, fazla geliyor işte. Ben yeterince zaten üzgünüm, onun bunu bilmesine gerek yok," dedim elimi gelişi güzel savurarak. O sorgu odası aklıma geldikçe deliriyordum. Ah... Babam ne var ne yok her şeyi dökmüştü ortaya. Ona da kızamıyordum ki. Kafası allak bullaktı.

Simge umursamaz bir şekilde omuz silkti ve koluma girip beni yanına çekti.

"Kızım o zaman salla gitsin. Yiğit bir yardım eder iki eder ama üçüncü de senden bir karşılık alamazsa bırakır zaten. Madem tek tabanca olmaya alıştın devam et öyleyse. Sen neden bu kadar düşünüyorsun ki? Ya evet diyeceksin ya da hayır. Mesela ben evet dedim, Egemen ile bu haldeyiz," diyerek yine karnını okşamaya başladı.

Durdum ve etrafa bakındım. Simge haklıydı, neden bu kadar kendimi yiyip bitiyordum ki Yiğit için? Giderdi gün sonunda. Eğer ona dönüp bakmazsam gidecekti zaten. Ne sanıyordum? Sonsuza dek arkamdan gelmesini bana el falan uzatmasını mı?

Bu düşüncelerle omuzlarım da eş zamanlı olarak düşmüştü. Gitmesi fikri karnımda o kadar garip bir sancıya vesile olmuştu ki huzursuz bir şekilde cebimdeki telefonu çıkarıp attığı mesajlara girdim saniyeler içinde. Tek tek okudum içimden.

Yiğit: Babanın durumu daha iyi.

Yiğit: İfadesini almaya çalıştım ama olmadı.

Yiğit: Testleri bitti.

Yiğit: Sonuçlar doğru ulaştı elimize.

Yiğit: Kamera görüntüleri bulduk.

Yiğit: Bir grup serseri babana denk gelmiş.

Yiğit: Babanın üzerine atmışlar suçu.

Yiğit: Bir araç kamerası.

Yiğit: Babanın yarın mahkemesi olur.

Yiğit: Yorulma mahkemeye kadar, gelsen de bir gelişme olmaz.

Yiğit: O yüzden yarın mahkeme sonunda ben getireceğim babanı.

Yiğit: Büyük ihtimalle ceza almaz.

Yiğit: Zaten sağlam delillerimiz var artık.

Yiğit: Gelmeden önce ararım.

Yiğit: Lila? Neredesin?

Yiğit: İşte misin?

Yiğit: Neyse, sonra okursan dön bana.

Yiğit: Baban iyi. Hastanede hala. Cansu da bugün eve geldi, derslere başladı.

Yiğit: Eğer isterse birkaç gün dinlenebilir.

Yiğit: Zor şeyler yaşadınız.

Yiğit: Bir şey olursa falan... İhtiyaç anlamında.

Yiğit: Yani gelmem gereken bir şey olursa yaz.

Yiğit: İyi geceler.

Mesajları okuduktan sonra kafamı kaldırıp Simge'ye baktım. Gözlerini kısmış beni seyrediyor ve pislik gibi sırıtıyordu.

"Ne sırıtıyorsun?" dedim her an kavgaya tutuşacak bir ergen gibi.

"Hiç... Ne yazmış?" dedi tek gözünü kırparak. Gözlerimi abartıyla devirdim.

"Babam suçsuzmuş, iyiymiş, yarın babamı eve getirecekmiş, kamera kaydı bulmuşlar, sorun yokmuş, gelmeme de gerek yokmuş," diye sıraladım. Simge'nin koluna yeniden girdiğimde yürümek yerine bana baktı.

"İyi geceler de yazmış mı?" dediğinde bayık bakışlarımdan gönderdim ona.

Varla yok arası bir sesle, "Yazmış..." diye fısıldayınca Simge, sokak ortasında kahkahasını patlattı ve onun ağzı dolu kahkahasının bitmesini izledim. Epey güldükten sonra ellerini kaldırıp şaklatmaya ve hatta oynamaya başladı.

"Düğünümüz var yılsonuna millet! Valla karnım burnumda düğüne geleceğim," dediğinde ellerimle yüzümü kapattım. Düğün düşüncesi bile içimde patlamalara, çeşitli doğal afetlere sebep olurken gerçekleşse kim bilir neler hissederdim.

"Saçmalama Simge, duyan olacak gerçek sanacak. Sus da yürü. Sadece bilgilendirmiş işte..." diye mırıldandığımda Simge neşeli bir halde koluma girdi ve hızlı adımlarla yürümeye koyuldu.

"Lila'm, hayatı bu kadar ciddiye alma benim güzel gökkuşağı parçam. İnan bir benzerini yaşamış biri olarak söylüyorum, kayınvalidem oğlundan ayrılmam için para bile teklif edecek kadar düştü ama vazgeçmezsen bu olur!" diyerek karnını gösterdi. Göz ucuyla karnına baktım sadece. Henüz iki aylıktı oradaki bebiş. Keyfi yerinde miydi acaba? Yer değiştirmek mümkün olsaydı bunu hiç düşünmeden yapardım.

"Zor olmadı mı Simge? Egemen annesigille görüşmüyor. Bu canını sıkmıyor mu hiç? Ben Yiğit'in sırf benim için ailesiyle görüşmeyi kesmesinden müthiş rahatsız olurdum," dedim. Aksi halde ben de böyle bir şey yaşasam fena bozulurdum. Kendimi berbat hissederdim. Düşünüyordum da onun ailesi hiçbir zaman beni istemezdi ki. Beni istemeleri için bir sebep yoktu ortada.

Simge biraz sakinleşerek uzaklara daldı. "Zor..." dedi yutkunarak. O günlere aklı gidince hep aynı şekilde duygusallaşıyordu. "Çok zordu ama üstesinden geldik be Lila. El ele verince harika bir aile kurduk biz. Denemeden asla bilemezsin ve keşke demek yerine bunu denedim ve olmadı diyerek yaşamayı yeğlerim. Eminim çok yakında bizi ziyaret edecekler çünkü torunlarını taşıyorum. Bu bebek bize de mucizeler getirecek. Hem Allah'ın bizim için yazdığı kaderden kaçamayız ki. Egemen ve benim kaderimde bunlar vardı ki yaşadık. Çok şükür hala birlikteyiz ve mutluyuz. Bence..." deyip bana döndü ve işaret parmağını kalbime bastırdı. "Şu minik kalbinde bir şeyler varsa ve yeşeriyorsa vazgeçme. Birini her zaman sevemezsin. Bir adamı sevmek bir arkadaşı sevmekle aynı şey de değil. Yiğit vazgeçecek gibi görünmüyor baksana. Senden baya hoşlanmış..."

Utangaç bir hisle önüme dönüp sessizliğimi korurken yol boyu Simge bana nutuk çekmişti ve eve kadar iyi gelmişti. Simge ablalık görevini yapıp beni eve bıraktıktan sonra kendi evine doğru yürümeye başlamıştı. Onu arkamda bırakıp bahçeye girdim ve yorgun adımlarla anahtarımı aldım. Uykusuzluk beni dipsiz bir çukura çekiyordu iyice. Eve girsem antrede uyuyabilecek kıvamdaydım.

Anahtarla kapıyı açtım ve karanlık eve girdim. Adımlarım sendeliyordu kırk beş dakika boyunca yürüdüğüm için. Restoranda da iyi terlediğim için beyaz bayrakları çekmenin tam vaktiydi. Cansu belli ki çoktan uyumuştu. Çıt ses çıkmayan evde eşyalarımı koridora bırakıp lavaboya girdim. İşlerimi halledip son takatimle oturma odasına ulaştım ve koltuğa uzandım.

Kollarım iki yana serilirken cebimdeki telefonu çıkarıp ekranını açtım. Yiğit'in mesajlarını bir kere daha okuduktan sonra yazacak takati kendimde bulamayıp aramaya koyuldum. Telefon uzun uzun çaldı. Kapatma niyetindeyken sesini duyduğumda kapanan gözlerim çok az da olsa aralandı.

"Lila? Efendim?" Sesi iyi geliyordu. Bir sorun yoktu anlaşılan.

"Şey... Müsait misin? Rahatsız etmiyorum umarım," diyerek uykusuzluktan ağrıyan başımı ovaladım bir müddet.

"Yok rahatsız etmiyorsun. Müsaidim söyle yani. Bir şey yok değil mi?"

Başımı saçma bir şekilde iki yana salladım ve gözlerimi yumdum tekrardan. İlla bir sorun olduğunda mı aramam gerekiyordu be seni Yiğit Aysar? Öyle biri miyim ben?

"Hayır yok. Halsizim birazcık, yazmak istemedim."

"Neden halsizsin? Hasta falan değilsin değil mi? Sabah iyiydin..." derken sesi son cümlesinde bir fısıltıdan farksız firar etmişti. Mahur bir gülümseme sardı dudaklarımı.

"İş yoğundu da ondan. İyiyim. Şey ben teşekkür etmek için aradım aslında. Mesajlarını geç gördüm. Gerçekten epey yoğun bir gündü."

"Mesajlarımı okudun mu?" dedi şaşırarak. Sonra biraz hışırtı gelince sesini yeniden duydum. "Sen görüldünü kapatmayı mı öğrendin?" deyince gözlerim açıldı ve birkaç saniye sus pus kaldım.

"Şey... Birisi yardım etti bugün. Öyle daha rahatmış..." Ne saçmalıyordum ben böyle? Rahat olan ne?

"Kim? Cansu mu?" deyince otomatikman cevap verdim.

"Hayır, Semih." Gül satan on beş yaşındaki ergen aklıma geline kıkırdadım elimde olmadan. Sonra uzanıp çantamı aldım ve içindeki gülü buldum. Bana alınan ilk çiçekti bu. Hala yüzümde bir gülümseme uyandırıyordu bu gül. "Bugün ilk defa birinden çiçek aldım. Çok güzel bir hismiş." Bunu neden anlattığımı bilmeden Semih'ten bahsederken Yiğit'in sesinde ton farkları oluşmuştu.

"Semih kim Lila? Gül verecek kadar... Arkadaş... Mı?" Sinirlendiğini anladığımda uzandığım yerden doğruldum. Öyle bir heyecan kaplamıştı ki içimi kıskanıyor muydu bir erkekten gül aldığım için tam oturtamamıştım.

"Sinirli misin?" diye sordum sessizce. Keyfim nedense oldukça yerindeydi ve kıkır kıkır gülmekten kendimi alamıyordum.

"Hayır. Sadece merak ediyorum Semih'i. Ekin'in mi arkadaşı? Neden o zaman Cansu'nun doğum gününde yoktu? Baksana sana gül verecek kadar yakın. Sen de baya hoşlanmışsın belli ki gülüyorsun..." diye hayıflandı.

Omuz silktim gülüme kalp dolu bakışlar atarken.

"Sırf dal koparıp verilse bile mutlu olurum ki ben. Benim için sonuçta. Düşünülmüşüm neticede öyle değil mi?"

"Öyle öyle... Öyledir..." diye sayıkladı Yiğit telefonda. Gülü bir kenara bırakıp iç çektim sesli bir şekilde.

"Semih on beş yaşında henüz. Benim çalıştığım restoranın biraz ilerisindeki anayol ışıklarında, kavşaklarda gül satarak para kazanıyormuş. Bugün otobüste tanıştık sohbet ettik biraz. Gül buketinden bana hediye etti, çok güzel bir abla olduğumu söyledi. Mutlu oldum yani. Öyle. Anlatmak istedim sadece."

Dudaklarım aptal bir büzüşmeyle boğuşurken Yiğit'in anında sakinleyen sesiyle yüz ifadesini oldukça merak etmiştim.

"Haaa... Öyle desene Semih çocuk diye. Aferin akıllı çocukmuş. Gözü iyi görüyormuş," diyerek çevirmeye başladı bu kez de. Duyduklarımdan sonra gözlerim iri iri açıldı. Bu nasıl iltifat etmektir Allah'ım? Daha komiğini görmemiştim.

"İltifat mı aldım ben?" dedim merakla. Elim kalbimi bulduğunda her an avucuma düşecekmiş gibi atan bir kalbim vardı.

Yiğit de artık gülüyordu. "Eh... Öyle oldu galiba."

Memnuniyetle başımı salladım. "Teşekkür ederim. Bu sabaha nazaran nazikliğin müthiş..."

"Bence sabah da yeterince naziktim. Ne de olsa senin hikâyende ben sadece bir yan karakter değil miyim? Hikâyendeki bir dekordan öteye gidemedim Lila, haksız mıyım? Sen olsan başrol gibi davranmak ister misin? Nerede görülmüş?" dediği anda işte o heyecan yerini büyük bir pişmanlığa, peşinden hayal kırıklığına bırakmıştı. Gözlerimi bir felaketi görmemek adına sıkı sıkı kapatıp derin bir nefes aldım içime ama hiç iyi gelmedi.

"Doğru..." diye mırıldandım. Ne diyeceğimi pek bilemiyordum. Boğazıma bir yumru oturmuştu ve hareket etmiyordu. Az önce mutluydum, gülüyordum. Şimdiyse gülüşlerimden kilometrelerce uzağa düşmüştüm ve aynı hisleri uyandıran tek bir adam vardı. "Birleşemeyen hikâyeler vardır ama Yiğit. Mantıklı düşünürsen anlarsın ne demek istediğimi. Seni kırmak değil isteğim. Gerçekleri gözler önüne sermek."

"Ben pek mantığa bakmıyorum Lila. Mantığa bakarsak eğer her şeyin yeterince mantıksız olduğunu göreceksin zaten ama bizim mantıkla bir işimiz yok. Sen de burasını anlamıyorsun pek," dedi. Bugün lafını gerçekten hiç esirgemiyordu beyefendi.

Başımı eğdim yere doğru. Ayaklarımı boş boş sallandırıp birkaç saniye o sessizliği yutmaya çalıştım ama olmadı. Telefonu kapatamıyordum. Beni çıkmaza sokan şeyse Yiğit'in de telefonu kapatmaması idi. Nefeslerini duyabiliyordum.

"Özdemir Asaf'ın bir sözünü okudum bugün Lila," dedi Yiğit uzun sessizliğimizden yeterince rahatsız olmuş bir halde.

"Ne diyordu?" dedim tereddütlü bir sesle.

"Ya ben başkasını seversem, inan o zaman seni hayatım boyunca affetmem, diyordu. Ağır bir cümle. Çok şey ifade ediyordu. Bir an sadece durup bunu düşündüm. Sen affeder miydin?" deyince tamamen kilitlenmiştim artık.

Titreyen dudaklarımı aralayıp daralan göğsüme burnumdan derin bir nefes çektim ve evimin penceresinden dışarıya baktım. Gözlerimde yakıcı bir his gezinirken burnumun direğindeki sızlama içime bir bıçak darbesi indirmişti sanki. Affetmezdim Yiğit. Sen de affetme zaten.

"Sen..." dedim güçlükle. Sonra bir kere daha nefes aldım. Zor bir soru soracaktım Yiğit'e beni bu kadar güç bir şeyin altında bıraktığı için. "Be-beni gerçekten seviyor musun sen? Yoksa ben mi saçmalıyorum ka-kafamın içinde!" dedim öfkeden soluyan biri gibi. Kelimeleri kekeleyerek telaffuz etmekten kendimi alamamıştım.

Eğer olumsuz bir şey derse öyle bir öfke patlaması yaşardım ki sanırım bunun önüne kimse geçemezdi. Olumlu bir şey söylediği vakit de ben ne yapardım bilmiyordum. Merakla vereceği cevabı beklerken boştaki elim dizimi parçalayacakmış gibi sıkıyordu. Kalbimin yine gümbürdediğini hissediyordum.

"Özür dilerim ama ben o davet günü sana çarptığım için artık hiç üzgün hissetmiyorum Lila. Yoksa içimdeki bu şefkatin ve sevginin bir açıklaması olamaz."

🦋

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3.682okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18