23. Bölüm 'Kanıt'

Vaveyla Yazarı: Feride Y. Z.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 23. Bölüm 'Kanıt'
  1. 1 1. Bölüm 'Karşılaşma'2.509 kelime
  2. 2 2. Bölüm 'Bayan Gereklilik'2.950 kelime
  3. 3 3. Bölüm 'İlk Fotoğraf'3.714 kelime
  4. 4 4. Bölüm 'Farklı Hayatlar'3.819 kelime
  5. 5 5. Bölüm 'Benzerlik'3.379 kelime
  6. 6 6. Bölüm 'Farklı Yollar'2.882 kelime
  7. 7 7. Bölüm 'Doğum Günü'2.674 kelime
  8. 8 8. Bölüm 'Cehennem Gibi'2.885 kelime
  9. 9 9. Bölüm 'Gözyaşları'2.923 kelime
  10. 10 10. Bölüm 'Sığınacağım Liman'2.671 kelime
  11. 11 11. Bölüm 'Çocukluğumun Sesi'3.355 kelime
  12. 12 12. Bölüm 'Parçalanmış Duygular'3.313 kelime
  13. 13 13. Bölüm 'Sevgi ve Şefkat'2.577 kelime
  14. 14 14. Bölüm 'Öfke Kelebeği'3.497 kelime
  15. 15 15. Bölüm 'Sırlar Perdesi'2.640 kelime
  16. 16 16. Bölüm 'Kanayan Bir Yara'3.766 kelime
  17. 17 17. Bölüm 'Duvarların Arasındaki Benlik'4.910 kelime
  18. 18 18. Bölüm: Paramparça3.253 kelime
  19. 19 19. Bölüm: Kirli Oyun3.289 kelime
  20. 20 20. Bölüm 'Çıkmaz Sokak'3.310 kelime
  21. 21 21. Bölüm 'Acının ve Gerçeğin Seyri'2.851 kelime
  22. 22 22. Bölüm 'Kan Kaybede Kaybede'3.426 kelime
  23. 23 23. Bölüm 'Kanıt'2.767 kelime · Okuduğun bölüm
  24. 24 24. Bölüm 'Tatlı Bir Hikaye'2.546 kelime
  25. 25 25. Bölüm 'Bir Terk Ediş Daha'3.270 kelime
  26. 26 26. Bölüm 'Ben Geldim'3.107 kelime
  27. 27 27. Bölüm 'Geçmişin Sayfaları'2.732 kelime
  28. 28 28. Bölüm 'Geleceğin Beyaz Sayfaları'3.461 kelime
  29. 29 29. Bölüm 'Bizim Hikâyemiz'3.234 kelime
  30. 30 30. Bölüm 'Mutlu Sonsuz'2.544 kelime
  31. 31 öfke kelebeğinin kanatlarından son satırlar567 kelime

🦋

Yiğit Aysar

Garip bir gelenekti bizimkisi. Bütün kardeşler aynı evde doğmuşlardı, aynı evde itiraz etmeden yaşamışlardı ve amcamlardan birisi bile evlenip gitmemiş aksine eşlerini de getirmişlerdi yaşadığımız o dillere destan konağa. Bir sürü kardeşin içinde büyümüştüm bu yüzden. Kalabalık en sevdiğim şeydi. Uzun keyifli sofralara doyum olmazdı bizim konakta. Birimizin başına bir iş geldiğinde hepimiz birden ilgilenirdik ve anne babalardan saklardık. Birbirimizi korurduk ama her aile gibi bizim de sorunlarımız vardı.

Hukuk okumamızla meşhurduk tabiri caizse. Hayallerimize pek önem verilmezdi. Aysar Hukuk'un sahibiydi Faruk dedem. Hala şirketini başındaydı ve onun bünyesinde çalışıyorduk. Ya doktor olmamızı istiyorlardı ya da avukat. Hiç olmadı memur ama bir yerde sabit kalmalıydık. Öyle magazinsel haberlere çıkmamalıydık. Başarısız olma hakkımız yok gibi bir şeydi. Hukuktu bizim kaderimiz. Doğduğum ev öyleydi ve bana biçilen kaftan da buydu işte.

Yıllarca okul okumuş, kitaplar bitirmiş, yurt dışında yüksek lisans yapmış, avukat olmuştum ama ben hayatımda hiç kalbimin attığını hissetmemiştim. Avukatlığa ilk başladığımda, ilk davamı kazanıp müvekkilimin yüzündeki o mutlu ifadeyi gördüğümde bile eve gidip dinlenmek istemiştim sadece. Çünkü avukatların dünyasında koşturmaca bir türlü bitmiyordu ama birinin peşinden sanki sonsuza dek koşabilirmişim gibi geliyordu.

Ben yıllar sonra yirmi sekiz yaşındayken kalbimin attığını hissediyordum. Bir deli dolu, asi, laftan anlamaz, yorgun, bıkkın bir kadın için. Yüzü nadiren gülen bir kadın için...

Telefonda onun sesini duyduğumda birisi için ilk kez ölmek istemiştim. Birinin acısını ben hissetmek istemiştim ve ilk kez bir kadını pamuklara sarıp sarmalamak istemiştim. İlk defa birinin üzerine titremiştim ve ölesiye korkmuştum kaybederim diye.

Şimdi kafayı yemem, uykusuz kalmam, dualar etmem, yüzünü bir kere daha görebilmek için her şeyimi feda edebilirmişim gibi hissetmem işten bile değildi.

Gecenin bilmem kaçıydı. Hayatımda ilk defa uyuduğum için kendime çok kızıyordum belki de. Telefonun sesine kalkmadığım için nefes alamıyordum kaç saattir. Duyduğum o sesler, yaşanan itişme kakışma, evden çıkıp bir ambulansla cezaevine koşmam ve her şeyin sarpa sarması saniyeler içinde gerçekleşmişti.

Sağlık ekipleri Lila'yı o dipten çıkardığında her yeri kan içindeydi. Bana saniyeler gibi gelen şeyler onun için bir gün belki de bir asırdı. Gözümün önünden geçerken üzerinde bir kumaş parçası vardı bastırdıkları. Alabildiğine her noktası kan revan içindeydi ve o kan akmaya devam ediyordu. Gözleri bakmıyordu. Yüzü ifadesizdi ve solmuştu. O dudaklarını hiç bu kadar kırmızıya boyanmış görmemiştim ama sanki içi dışına çıkmıştı.

Ben bir kıza çarpmıştım aylar önce. Çarptığım an ve gözlerini gördüğüm an tutulmuştum o kıza ama sonra çok sinirlenmiştim çünkü bana hiçbir bedel ödetmeden hayatına devam etmek istiyordu. Kendisine ne olmuş ne bitmiş umurunda bile değildi. Kendimi bir hayalete çarpmış gibi hissediyordum. Nasıl olur da tazminat bile istemeden mevzuyu örtmek isterdi? Canını yolda bulmuş gibi davranmasından o kadar nefret etmiştim ki ona kendini önemli hissettirmek istemiştim ama fark etmiştim ki onun kendinden önce gelen bir kız kardeşi ve hasta bir babası vardı.

Lila için ben diye bir şey yoktu.

Cansu ve baba kelimeleri vardı onun hayatında. Bütün hayatı onların çevresinde gelişmişti adeta. Kendi sevdiği şeyler yoktu sanki. Sanki Lila İpekçi diye birisi yoktu onun için ama benim dünyamı ele geçirdiğinden habersizdi.

Mesela en çok bardak silmeyi seviyordu restoranda. Patronuyla arasından su sızmıyordu ve pastalara bayılıyordu. Güneşin battığını fark ettiğinde hemen izlemeye koyuluyordu. Çoğu kişi fotoğraf çekerken o, ya bir ya da iki kare yakalayıp kenara bırakırdı telefonu ve anın tadını çıkarırdı. Onun sınırları olmayan bir merhameti vardı. En çok da o merhameti seviyordum; çünkü ona dair hiçbir şey bilmezken Lila'dan önce merhametiyle tanışmıştım. O yirmi dört yaşında bir anneydi. Onun merhameti anne merhametiydi. Başka türlü açıklayamazdım.

"Lila İpekçi'nin yakınları!" Kapıda nöbette olan jandarmanın seslenişi ile düşüncelerimden sıyrılıp ayağa kalktım bitkin bir halde.

"Buyurun, ben avukatıyım," diyerek yanına gittiğimde bana bir poşet verdi içi dolu.

"Mahkûmun özel eşyaları bunlar. Sizde kalsın," dedi ve hemen nöbet yerine döndü. Poşeti alarak bekleme koltuklarında Kaanların yanına geçtiğimde herkes perişan halde bana bakıyordu. Tepkimi izliyorlardı saatlerdir. Onların da bunlardan yeni haberi oluyordu.

O gecenin yarısında evden gürültüyle ayrılırken sesime Kaan ve Tolga kalkmıştı ve benimle gelmişti. Badeler de uyanmıştı ancak evde kalmışlardı. Annemler bir sürü soru yığmıştı önüme ancak cevap verecek halim yoktu. Benim için en iyisini yapıp annemleri de arkamda bırakıp çıkmıştım evden.

"Siz eve gidin artık. Ben ameliyat bitmeden gelmem," diyerek koltuğa oturdum ve poşeti açtım. İçinden bana göz kırpan fotoğrafı gördüğümde merakla poşeti yere bırakıp fotoğrafı elime aldım.

"Abi saçmalama istersen. Biz de buradayız. Seni burada bu halde bırakıp da hiçbir yere gitmeyeceğiz," dedi Tolga. Ona hiçbir şey diyemedim fotoğrafa bakarken. İlk ve tek fotoğrafımızdı bu. O gün sahilde de fotoğrafını çekmek istemiştim ama söylenir diye çekmemiştim. Fotoğrafta kan lekeleri vardı ve berbat bir hale gelmişti ama yine de gülüşümüzü gizleyemiyordu.

İç çekerek başımı kaldırdığımda Kaan sırtımı sıvazladı derdime ortak olmak istercesine.

"İçini ferah tut abi. Dua edelim bol bol," deyince acıyan gözlerimi yumdum ve yerimden kalktım.

Bu böyle olmayacaktı. Ben burada böyle bekleyemeyecektim. Hiçbir şey yapmadan durmak bana anbean kafayı yedirtmekten başka bir şey yapmıyordu. Şafak sökmeden cebimdeki telefonu çıkardım ve bir numarayı aramaya başladım. O sırada bizimkilerden az da olsa uzaklaşmıştım.

"Ooo Yiğit Bey, arar mıydınız siz?" Murat'ın iğneleyici sesine karşılık göz devirdim. Belli ki nöbetteydi. Nöbette olmasa açmazdı uykusunda.

"Murat, valla hiç havamda değilim kardeşim. Sana bir numara göndereceğim bana sinyalinden konumu atacaksın. Hadi bekliyorum. Çok acil," dedim ve telefonu kapatmadan telefon numarasını mesaj olarak gönderdim.

"Hayırdır Yiğit'im, kimin bu numara?" derken tuş seslerini duyabiliyordum.

"Bir dava ile ilgili. Telefon bir çocukta kalmış da çocuğu bulmam gerek. Konumu buldun mu?" dediğimde Murat kahkahayı bastı. Gece nöbetine kalmasına rağmen hala çok enerjikti.

"Ayıp ettin abi, burası sizin bürolardan değil. Atıyorum şimdi ama merak ettim davayı. Bu sefer neyin peşindesin?" deyince telefonu sabırsız bir şekilde suratına kapatıp gelen konuma baktım. Hiç bilmediğim bir yerdi ve şimdi çıkıp gidecektim. Kaan'a döndüm o yüzden.

"Benim bir yere gitmem gerek, onun yanından ayrılmayın olur mu? Sizden başka kimseye güvenemem."

"Ben de geleyim seninle, Kaan bekler burada," diye ayaklandı Tolga hemen.

Kaan'a döndüğümde bize gidin babında el hareketi yapmakla meşguldü. Tolga'ya dönüp kafamla işaret ettiğimde apar topar hastaneden çıktık. Arabaya bindiğimde direkt konumu girdim navigasyona ve rota oluşturmasını bekledim.

Tolga yolcu koltuğuna yerleşir yerleşmez söze girdi: "Evet, Yiğit Efendi. Anlat bakalım en başından. Bu kadın kim, bu olaylar neden bu raddeye geldi ve şu anda ne yapıyoruz? Eksiksiz lütfen," deyince kontağı çevirip Semih denen çocuğun bulunduğu yere gidene kadar Tolga'ya her şeyi anlattım. Cansu'yu, Lila'yı... Her şeyi. Annesi de dâhildi. Bir tek Beste'yi anlatmamıştım. Anlatamamıştım daha doğrusu.

Benim anlatmam birkaç dakika sürerken yaşamam günleri haftaları almıştı.

Sessiz, yokuş yukarı olan bir mahalleye dev gibi bir arabayla girdiğimizde Tolga etrafa bakıyordu değişik değişik. Böyle bir yeri hayatında görmediğine emindim. Çok izbeydi, sokak lambaları bile tek tüktü ve sağlıklı bir ortam olmadığı barizdi.

"Konum şu ilerideki evi gösteriyor. Yaklaş da kapı numarasına bakayım," dediğinde ilerideki ahşap kapılı yere gittim ve konumda yazan açık adrese bakıp evi doğruladık. Bu mavi kapılı evdi ancak gün yeni yeni ağarıyordu. İçeriye girip girmeme konusunda kararsız değildim ama. O eve girip o çocukla konuşmak zorundaydım artık.

"Giriyoruz," diyerek arabadan indiğimde Tolga sözlerimin şokuyla arabadan indi ve önümü kesti hemen.

"Abi saçmalama, saat daha sabahın beşi. Buçuk olsun öyle. Hava aydınlanmamış daha milleti korkutmaya değmez," dediğinde başımı salladım hızlı hızlı.

"Millet umurumda bile değil Tolga. Bir an önce o çocuk burada mı değil mi öğrenmem gerek. Lila'yı oraya yeniden göndermeyeceğim! Nazenin'in de işine bugün noktayı koyacağım!" diye yükseldim elimde olmadan.

Tolga durup gözlerimin içine baktığında ağır ağır yutkunup geri çekildim ve daha sakin bir şekilde izah etmek istedim ancak ben ağzımı açmadan mavi ahşap kapı gıcırdayarak açılınca Tolga da ben de kapıya döndük.

Genç bir oğlan kapıyı kapatıp bize döndüğünde aradığım çocuk olup olmadığını dahi bilmiyordum. Tolga tereddüt içinde bana döndü ve yerimde sakince durduğumdan emin olarak çocuğa doğru yürüdü.

"Delikanlı, günaydın. Kusura bakma rahatsız ediyoruz ama sana birini soracaktık," diyerek yaklaştığında çocuk Tolga'ya hiç bakmıyordu. Gözleri tamamen benim üzerimdeydi. Donakalmış gibiydi sanki.

Çok uzaklardan gelen solgun bir sesle, "İyi mi?" diye sordu.

Kaşlarımı çattım çocuğun sorduğu soruyla. Tolga'ya göz ucuyla bakıp sırtındaki çantasını önüne aldı ve birkaç adımda önümde durdu. İçini açtığında o karanlıkta arabanın farları sayesinde görebildiğim kocaman bir gül buketiydi. İçinden çıkarıp saydı ve belli bir gülü bana uzattı. Öylece uzattığı gülleri alırken hala sorguluyordum.

"Ne bunlar?" dedim güllere bakıp. Capcanlı duruyordu ve kocamanlardı.

Semih olduğundan artık emin olduğum çocuk durup bana baktı baktı ve gülleri gösterdi gözleriyle.

"Sen o abisin değil mi? Yiğit adın. Lila ablam sana yirmi iki tane gül almıştı. Bende kalmış," diyerek kalan gülleri çantasına nazikçe yerleştirirken yutkunamadım sanki. O güllere artık daha farklı bakarken çocuk bu defa çantasının göremediğim bir gözünden aradığımız ve kimsenin bulamadığı o telefonu çıkardı.

"Şey abi..." diye geveledi ağzında. Telefonu gördüğümde yavaşça elinden aldım. Ekranı açmaya çalışsam da açamadım çünkü şarjı bitmişti. Bu telefona günlerdir ulaşamıyorduk. "Abi sana güvenebilir miyim Lila ablam gibi?" diye sordu gözlerini korkakça bana dikip. Tolga çocuğun hemen arkasında yer aldı ve onu ürkütmemek için yumuşak bir şekilde omzuna dokundu.

"Güvenebilirsin delikanlı. Seni okuluna biz bırakalım bugün olur mu? Annen bir şey der mi? Haber edelim mi ona?" dedi ilgiyle. Benim dilim lal olmuştu, konuşamıyordum artık.

Çocuk, Tolga'ya döndü ve kafasını hayır anlamında salladı.

"Annem uyuyor. Ben bu abiyi tanıyorum ama. Bana zarar vermezsiniz çünkü Lila ablam bana zarar vermedi. Sana güveniyor gibiydi," diyerek çantasını sırtına aldığında Tolga ona eşlik etti ve arka koltuğa bindirdi. Çok kısa bir süre bakışlarımız kesişti Tolga'yla ama uzun sürmeden arabaya bindik. Kontağı çevirip arabayı çalıştırdım. Ara sıra dikiz aynasından Semih'e bakıyordum. Tolga da çocuğu ürkütmemek adına yanına binmişti.

"Ben Yiğit, Semih. Adın Semih'ti değil mi? Lila ablan bana bahsetmişti. Ona gül vermişsin hatta. Çok... Mutlu olmuştu..." diye mırıldandım o mutluluğunu hatırladığımda. Bu mahalleden geri geri çıkarken Semih tedirginlikle beni gözlüyordu.

"Evet... Semih adım," deyip suçlu bir çocuk gibi başını eğdi öne. Neden bunu yaptığını anlıyordum az çok. Sanırım olup bitene şahit olmuştu. Eğer ne olduğunu gördüyse de Lila gibi şoka girmesi ve korkması muhtemeldi.

"Aslanım okulunun adını buraya yazar mısın?" dedi Tolga hemen. Telefonunu Semih'e verdiğinde Semih telefonu eline alıp okulu yazıp geri Tolga'ya verdi telefonu. Tolga da telefonu bana uzatınca elime aldım.

"Sen kolejde mi okuyorsun aslan parçası?" dedi merakla. Semih başını salladı camdan dışarıyı seyrederken.

"Evet abi. Bursluyum ben," diye yanıtladı.

"E peki neden okula gidiyorsun, şu anda tatilde olman gerekiyor."

"İşte. Gidiyorum ben," diye geçiştirince hızımı biraz daha düşürüp araya girdim.

"Tamam, söylemek istemiyorsan sonra söyle olur mu ya da belki Lila ablana söylemek istersin?" dediğimde Semih yerinde istemsizce hareketlendi. Gerildiğini az çok anlamıştım.

"Şey... Lila abla iyi mi? Yani o hapiste mi? Ben onu bulamıyorum..." deyip başını önüne eğdiğinde dikiz aynasından ona baktım yeniden. Suçlu bir çocuk gibi vereceğimiz cevabı bekliyordu.

"Semih, Lila ablanın başına gelenleri biliyor musun abiciğim?" dediğimdeyse dakikalardır eğdiği başını kaldırıp sessizce kafa salladı. Hal böyle olunca sözlerime devam ettim. "Peki, Lila ablanın hapisten çıkmasına yardım etmek ister misin?" dediğimde kafasını daha hızlı salladı.

"Ben de kanıt var abi!" diye atılınca duyduklarımla aniden fren yapıp arkama döndüm. Yanlış duymamıştım inşallah söylediklerini.

"Kanıt mı? Nasıl bir kanıt aslanım bu?" dedim merakla. Semih o şekilde dönmemden ürkmüş ve çekinmişti ama neyse ki bizi zorlamıyordu. İşaret parmağıyla koltuğa bıraktığım telefonu gösterdi ve gözlerini bana dikti.

"Ben o gün video çekiyordum Lila abladan gizlice. Şaka yapacaktım ona. O da fark etmemişti zaten. Sonra beni bir anda parka gönderince ben de saklandığım yerden video çektim ama sonra çok korktum Yiğit abi. Lila ablayı aradım ama bulamadım. Telefonu verirsem kurtulur diye düşündüm ama hiçbir yerde yok. Lila abla gerçekten hapishanede mi?" dedi endişeyle.

"Po-" Tolga'nın lafını kestim hızlıca.

"Tamam koçum, sorun yok merak etme. Videoyu kaydettin mi?" diyerek önüme döndüm ve arabada bulundurduğum şarj aletimi Lila'nın telefonuna taktım hemen. Ekranda düşük pil uyarısı göründü.

"Kaydettim abi. Özür dilerim... Ben... Bulamadım onu," dediğinde arkama döndüm ve dalgalı saçlarını karıştırdım kursağımda kalan sevinçle. Lila'dan da iyi haberi alırsak işimiz tereyağından kıl çeker gibi olacaktı. Video kaydı çok iyi bir delil olurdu bizim için. Duruşmayı da ne kadar öne alırsak o kadar karda olacaktık.

"Özür dilemek yok Semih. Sen çok büyük bir iş başarmışsın koçum. Aferin lan sana. Bu arada eğer Lila ablanı görmek istersen seni götürebilirim," dedim önüme dönüp yola devam ederken. Semih olumsuz bir şekilde başını salladı.

"Yok abi, vaktim yok pek. Okula gitmem gerekiyor," deyince can sıkıntısı ile Tolga'ya döndüm. Okula gitmesi hayra alamet değildi. Hem de koleje gidiyordu. Pekâlâ, burslu olabilirdi ancak yaz tatilindeyken okula neden gittiğini çözememiştim. Yine de koleje doğru sürdüm arabayı ve kısa bir süre sonra bahsettiği kolejin önüne geldik.

"Burası mı?" dedi Tolga in cin top oynayan okula bakarak. Semih kemerini çözüp başını salladı.

"Burası abi. Teşekkür ederim. Şey, Yiğit abi, bu gülü de Lila ablama verir misin? Benden olduğunu söyle. Gülümsesin yine," diyerek bir dal gül uzattığında seve seve kabul ettim. Arkama dönüp çenesini okşadığımda gülümsemeden arabadan indi ve okula giden yolu yürümeye başladı.

Okuldan içeriye girene kadar onu izledikten sonra Tolga ön koltuğa geçip bana döndü.

"Çocuk burada çalışıyor belli ki," dediğinde başımı salladım.

"Besbelli çalıştığı. Ağustosun bilmem kaçı ve bu saatte okula geliyor. Önce bir Lila ayaklansın da bunun da peşine düşeceğim. Çantasında kitap bile yok. Safi gül doldurmuş yavrucak."

"Şimdi ne yapacağız abi? Yerde ararken gökte buldun kanıtı. Eğer video kaydı varsa Lila'nın cezası hemen düşer. Bu çok önemli bir kanıt. Bilirkişiye gönderip incelemeye aldırmamız lazım," dediğinde telefondan gelen bildirim sesiyle Tolga'ya cevap veremeden açılan telefonu elime aldım.

"Eğer video yeterliyse dediğin gibi önce bilirkişi raporu isteriz ve duruşmayı öne çekmeye çalışırız. Lila'yı o cezaevine geri göndermeyeceğim ve o kadının yanına bu yaptığını bırakmayacağım," diyerek telefonun kilit ekranını kaydırdım.

Şaşırtıcı bir biçimde telefonun kilidi yoktu. Bunu garipserken telefonun galerisine girdim ve var olan sadece üç fotoğrafa baktım. İlki bizimdi, ikincisi ise şaşırtıcı bir biçimde bendim.

Tolga alayla, "Abi, yalnız şu fotoğraf pek de aranızdaki ilişkiyi basite indirgeyemez biliyorsun değil mi?" diyerek benim olduğum fotoğrafı açtığında annesi ile sahilde karşılaşmadan önce çektiğini anlamıştım. Ben de onun orada bana gelirken fotoğrafını çekmek istemiştim fakat ne yazık ki olmamıştı. Ancak şimdi bakıyordum da Lila kendisi çekmişti. Hem de bana fark ettirmeden bunu yapmayı başarmıştı.

Dudağımın kenarıyla gülümsedim ve on yedi dakikalık videoyu açtım. Semih güllerin arasında tutuyordu telefonu. Tolga ile birlikte izlerken uzunca bir süre Semih'le Lila'nın sohbetini izlemiştik. Karanlık yolda tek başlarına yürüyorlardı. Semih soruyor Lila güle güle cevaplıyordu. Ara sıra kameraya nasıl baktığının farkında dahi değildi. Söylediği her kelimede içim titrerken ikisinin de adımları durduğunda dikkat kesildik ekrana.

Lila, Semih'i parka gönderdiğinde Semih koşarak parka gitmiş ve kaydırağın arkasına saklanmıştı. Telefon hala kayıtta en net haliyle Lila'yla Nazenin'i çekiyordu. İçimde bir şeyler zaferle şahlanırken Lila, Nazenin ile bir şeyler konuşmuştu. Daha sonra Lila'nın çığlıklarını duymuştum. Karanlıkta kaç kişi oldukları pek belli değildi ancak onlara karşıdan vuran sokak lambası sağ olsun Lila'nın elindeki bıçağı tutmadığı anlaşılır vaziyetteydi. Semih akıllı davranıp o anı yakından kaydederken arkadan ettiği duaları duyuyorduk.

"Allah'ım ablamı koru, ablamı koru..." diye mırıldanıyordu.

Eli kolu bağlı bir adam iniyordu arabadan. Lila'nın birebir ifadesiyle uyuşuyordu. İki tane adam Lila'yı kaldırıp adama yaklaştırıyor ve birisi sağ eline bantladığı bıçağı adamın karın boşluğuna doğru savuruyordu ve bu tam dört kere tekrar ettikten sonra adamı da Lila'yı da yere bırakıp Lila'nın elindeki koli bandını söküyorlardı. Koli bandı olan elindeki yapışkanları temizliyorlardı titizlikle. Daha sonra Nazenin arabaya atlayıp gidiyor ve orada kalan iki kişi de yerlerdeki ayak izlerini ustalıkla temizlemeye koyuluyorlardı.

Delilleri titizlikle yok ettikten sonra adamla Lila'yı orada bırakıp ayrılıyorlardı. Lila zaten şoka girmişti orada. Sadece cesede bakıyordu ve Semih çekmeye devam ediyordu. Nazenin açıkça başroldeydi. Yüzümde haz dolu bir gülümseme meydana gelirken video hala devam ediyordu. Ambulans ve polis ekipleri geliyordu ve ondan sonra kayıt son buluyordu.

"Aslanım Semih be! Valla tuttum bu çocuğu! Sür abi, sür! Hemen gerekli raporları ve dilekçeleri verelim!" diye gaza geldi Tolga. Kontağı hemen hemen yerine gelen keyfimle çevirip okulun önünden ayrıldık.

"Kaan'ı ara bakalım. Lila'nın durumunda bir gelişme var mı? Ameliyat ne durumdaymış, diye," dediğimde Tolga başını sallayıp hemen telefonuna sarıldı ve Kaan'ı aramaya koyuldu. Lila'dan da iyi haber alırsam artık dünyalar benim olacaktı. Bu kâbus sona erecekti.

Tolga bir süre Kaan'la konuştuktan sonra, "Tamam Kaan, görüşürüz kardeşim," diyerek telefonu kapattı ve bana döndü. Merakla yüzüne baktım.

"Durumu ne?" dediğimde Tolga iç çekti hızlıca. O anda bir korku filizlendi içimde. "Durumu ne Tolga?" diye tekrar ettim sözlerimi. Tolga telefonu dizine vurdu.

"İç kanama riskine karşı yoğun bakımda. Duruşmasını erkene alsak bile Lila uyanmazsa mahkemeye çıkamaz. En kötü ihtimalle vasis gerekir. Vasisi var mı?" dediğinde elimle çenemi sıvazlayıp kısa bir an düşündüm. Vasisi yoktu. Babasının cezai ehliyeti yoktu. Bildiğim kadarıyla akrabası hiç yoktu. Cansu da reşit değildi. Eğer kendine gelmezse ona bir vasi tayin etmeliydik fakat vasisi olabilecek tek kişi Beste'ydi. Yani yıllar önce ailemize satılan ablası Lilya'ydı. Keza onun da tayin edilmesi için Lila'nın uzun bir süre yoğun bakımda olması gerekiyordu.

"Önce dilekçe verelim ve kanıtımızı bilirkişi incelemesine sunalım Tolga. Lila gözlerini açana kadar Nazenin'i adalete teslim edeceğiz. Lila oradan çıkacak Tolga. Onun bana söylemesi gereken bir şey var keza benim de ona..."

🦋

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3.680okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18