5. Bölüm 'Benzerlik'

Vaveyla Yazarı: Feride Y. Z.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: 5. Bölüm 'Benzerlik'
  1. 1 1. Bölüm 'Karşılaşma'2.509 kelime
  2. 2 2. Bölüm 'Bayan Gereklilik'2.950 kelime
  3. 3 3. Bölüm 'İlk Fotoğraf'3.714 kelime
  4. 4 4. Bölüm 'Farklı Hayatlar'3.819 kelime
  5. 5 5. Bölüm 'Benzerlik'3.379 kelime · Okuduğun bölüm
  6. 6 6. Bölüm 'Farklı Yollar'2.882 kelime
  7. 7 7. Bölüm 'Doğum Günü'2.674 kelime
  8. 8 8. Bölüm 'Cehennem Gibi'2.885 kelime
  9. 9 9. Bölüm 'Gözyaşları'2.923 kelime
  10. 10 10. Bölüm 'Sığınacağım Liman'2.671 kelime
  11. 11 11. Bölüm 'Çocukluğumun Sesi'3.355 kelime
  12. 12 12. Bölüm 'Parçalanmış Duygular'3.313 kelime
  13. 13 13. Bölüm 'Sevgi ve Şefkat'2.577 kelime
  14. 14 14. Bölüm 'Öfke Kelebeği'3.497 kelime
  15. 15 15. Bölüm 'Sırlar Perdesi'2.640 kelime
  16. 16 16. Bölüm 'Kanayan Bir Yara'3.766 kelime
  17. 17 17. Bölüm 'Duvarların Arasındaki Benlik'4.910 kelime
  18. 18 18. Bölüm: Paramparça3.253 kelime
  19. 19 19. Bölüm: Kirli Oyun3.289 kelime
  20. 20 20. Bölüm 'Çıkmaz Sokak'3.310 kelime
  21. 21 21. Bölüm 'Acının ve Gerçeğin Seyri'2.851 kelime
  22. 22 22. Bölüm 'Kan Kaybede Kaybede'3.426 kelime
  23. 23 23. Bölüm 'Kanıt'2.767 kelime
  24. 24 24. Bölüm 'Tatlı Bir Hikaye'2.546 kelime
  25. 25 25. Bölüm 'Bir Terk Ediş Daha'3.270 kelime
  26. 26 26. Bölüm 'Ben Geldim'3.107 kelime
  27. 27 27. Bölüm 'Geçmişin Sayfaları'2.732 kelime
  28. 28 28. Bölüm 'Geleceğin Beyaz Sayfaları'3.461 kelime
  29. 29 29. Bölüm 'Bizim Hikâyemiz'3.234 kelime
  30. 30 30. Bölüm 'Mutlu Sonsuz'2.544 kelime
  31. 31 öfke kelebeğinin kanatlarından son satırlar567 kelime

🦋

Lila İpekçi

Bekliyordum. Daha ne kadar bekleyeceğimden habersiz mahallemizden uzakta, tanıdık kimsenin saatlerce otursak bile bizi görmeyeceği bir parkta oturuyordum. Yani dün oturduğumuz yerde.

Çimenler kuruydu ve o kuruluğu fark ettiğim andan beri yerde bacağımı acıtmadan oturuyordum. Yanımda Sefiller romanı vardı. Yıllardır bitiremediğim, okumaya fırsat bulamadığım ama hep de yanımda taşıdığım o kalın roman. Yiğit'i bekleyeceğimi en başından beri biliyordum. Bu yüzden ağacın altına oturmuş pek rahat hissetmesem de romanı okumaya devam ediyordum. Öyle çok dalmıştım ki Cosette'in gidişini fazlasıyla boş hislerle okuyordum ve sanki parkta değilmişim gibi bir hisse kapılmıştım.

"Sefiller mi?" diye bir ses duyduğumda irkilerek yerimden sıçradım. Yiğit'ti bu. Kitabı hemen kapatıp sırt çantamın içine attım ve onun yerine telefonu çıkardım.

"Al. Bunu kabul edemem," diyerek eline tutuşturduğumda hiç tutmaktan yana olmadı ve telefon yere düştü. Neyse ki çimenler gürdü de herhangi bir hasar almadığına emindim.

Yiğit olduğu yerde dikilirken tıpkı Simge gibi ellerini beline yerleştirmiş uzaklara dalmıştı kısa bir süreliğine.

"Çok başı diksin biliyor musun ama bu çok gereksiz."

Sabırla yüzümü sıvazladım. Bu adam benim sınavım mıydı Allah'ım? Neden beni anlamamakta ısrar ediyordu bu kadar?

"Benim hakkımdaki düşüncelerin en son umurumda değildi ve inan hala umurumda değil. Telefonunu yerden al ve git. İşlerim var," diyerek oturduğum yerden ayaklanmaya çalıştığımda kollarımdan tuttu ve dengemi kurmama yardımcı oldu. Ağzımın içinde belirsiz bir teşekkür mırıldanıp koltuk değneklerimi aldığımda Yiğit yine kolumdan tuttu. Bu defa bırakmayınca dudaklarımın arasından bir of firar etti ve koltuk değneklerimi öylece yere atıp Yiğit'e döndüm.

"Ne var anasını satayım, ne?" diye diklendiğimde sabrımın en uç noktalarında olduğumu anlayamıyordu.

"Anasını nedeyim?" diye sordu kahkaha atmasına ramak kala.

Bir anlık boşluğuma denk gelip bu ifadesi beni de güldürdüğünde cesaretini toplamış bir şekilde yerden telefonu aldı ve elime bıraktı. Gözlerimi devirmek dışında hiçbir şey söylemedim.

"Bak canım, bu telefon kırdığım telefonun karşılığında sana olan borcum. Kusura bakma ama kırdığım telefonun piyasada satılmıyor. Almak isterdim o çağdışı telefondan ama yok. En son Taş Devri'ndeki Vilma Çakmaktaş kullanmış telefonu. Nereden bulabilirdim?" diye açıkladı can çekişircesine. Tabirlerine gülmek isterdim ama Yiğit konuştukça canımı sıkıyordu. Çağdışı telefon kullanmak gibi hobilerim olduğunu filan mı sanıyordu bu adam?

"İyi boş yapıyorsun..." diye vızıldadım adeta ve üfledim. "Doksan bin liralık da telefon almazsın değil mi?" Telefonu elimde sallaya sallaya göğsüne vururken Yiğit baygınlık geçirecekmiş gibi başını eğdi. Geriye doğru çekildim zira o kafasını eğdikçe bu yakınlık tehlike sinyallerini veriyordu bana.

"Dün kardeşinin sesine bayıldım. Kaç yaşında?" diye sordu konudan bağımsız.

"Sana ne. Gidiyorum ben. Bir daha görüşmeyelim. Al şunu da," diyerek telefonu ceketinin cebine attım ve koltuk değneklerimi yerden alarak toparlanmaya çalıştım. Keşke şunlar olmasaydı da sadece çekip gitseydim. Sırf yavaş gittiğimden Yiğit sürekli beni durdurma şansını elde edebiliyordu ve bu çok sinirimi bozmaya başlamıştı.

"Lila arkadaşım olur musun?" diye arkamdan seslendiğinde yüksek sesle bağırdım. "Hayır!"

İnatçı bir şekilde yürümeye devam ederken Yiğit'in arkamdan geldiğini hissediyordum çünkü sesi hiç uzaklaşmıyordu.

"Neden hayır diyorsun hemen? Bence biz iyi anlaşırız."

Dalga geçiyordu herhalde.

"Ben seninle anlaşmam."

"Ha yani istesen anlaşırsın. İstemen için ne yapabilirim peki?" dedi yüzsüz gibi. Gerçekten yüzsüzdü. Birisi seni istemediğini bu kadar açık şekilde dile getirirken bu kadar yapışmak fazlaydı.

Karşımda bizi keyifle izleyen kız kardeşimi gördüğümde adımlarım durdu. Yine o Prenses Merida kılığı ile karşımda dikiliyordu ve neredeyse kahkaha atma kıvamında dudakları kulaklarına kadar kıvrılmıştı. Tek eksiği saçları kızıl değildi ama vahşiydi.

"Abla?" diyerek cıvıldadığında ona en sevimsiz ve sahte gülümsemelerimden gönderdim ve koluna girdim hemen. Lütfen Yiğit'le tanışmasın Allah'ım. Cansu iyice başıma çıkardı o zaman.

"Cıvıma hemen. Yürü eve gidiyoruz," diyerek onu mahalleye doğru çevirdiğimde durmadan arkasına dönüp duruyordu.

"Kim o? Telefonda fotoğrafın olan abi değil mi? Abla?" diye ısrarla sorunca sabrımın kıyısında gezdiğimden habersizdi.

Öfke patlaması yaşamadan hemen önce yine dişlerimin arasından, "Cansu kes sesini eve gidiyoruz dedim. Sen beni mi takip ediyorsun?" diye sordum.

Cansu tedirginlikle, "Ha-hayır!" diye itiraz edince Yiğit damdan düşer gibi önümüzde durdu ve ben yürümeyi kesip başımı kaldırdım ona doğru.

"Selam küçük hanım. Ben Yiğit. Sen de Cansu olmalısın," dedi sevecenlikle. Nedense bir tek bana sevecen gelmiyor sadece gıcık kapıyordum.

Cansu bir anda kal gelmiş bir ifadeyle Yiğit'e bakarken çatık kaşlarımın altından dik bakışlar atmakla meşguldüm.

"Merhaba Yiğit Bey..." dedi Cansu tereddütle. Yiğit kaşlarını çatıp sahte bir kızgınlıkla kafa salladı.

"Yo yo yo, hayır. Bey yok. Yiğit abi demen yeter. Ben ablanın bir tanıdığıyım. Nasılsın iyi misin?" dedi samimiyetle. Sıkılmış bir şekilde Cansu'nun kolundan sıyrıldım ve ona sadece, "Ben eve gidiyorum," dedim. Bugün pek havamda değildim çünkü babam sabah beni çok zorlamıştı. Yiğit'le didişecek bir havaya sahip değildim anlayacağınız.

Evime giden yolu koltuk değneklerimle yüzümdeki en katı ifadeyle yürürken Cansu'nun sesini duydum.

"Abla dur!" Durmadım. Uğraşmak istemiyordum hiç kimseyle.

"Abla!" Cansu bir kere daha bağırdığında yorgun argın omuzlarımı düşürdüm ve olduğum yerde durup arkama döndüm sabırla. Yiğit, Cansu ve bir kadın bana bakıyordu. O kadın aynadaki yansımam olabilirdi ya da orada bir ayna duruyor olabilirdi...

"Bakma öyle şaşkın surat. Seni kuzenim Beste'yle tanıştırmak istedim. İkiniz birbirinizin kayıp kardeşisiniz bence," diyen Yiğit'ti. Bu durumdan fazlasıyla keyif aldığı da yüzündeki muhteşem gülümsemeden belliydi.

Kaşlarım daha çok çatıldı. Varla yok arası bir sesle, "Ne?" diyebildim bir tek.

Aklım durmuştu adeta. Zihnimin her bir köşesi deprem alarmı verirken vücudumu bir ürperti sarmıştı. Dudaklarımın çevresinde bariz bir kuruluk kendini hissettirdiğinde kafamda milyonlarca ses duyuldu. Gözlerimi kırpıştırmaktan başka çarem yoktu. Kayıp kardeşim mi? Bu kadın mı?

"Yiğit, biraz yavaş olsana. Kız şok geçiriyor," dedi kopyam olduğuna inandığım o kadın. Beste miydi adı?

"Abla sen de görüyorsun değil mi?" dedi Cansu, Beste'ye gözünü kırpmadan bakarken. Büyülenmişti kardeşim ama ben düşmemek için kendimi zor tutuyordum. Karşımdaydı...

Kalbim boğazımda atıyordu sanki. Bedenimde bir titreme baş gösterdiğinde ürperdiğimden emindim. Buradan uzaklaşmam mı gerekiyordu yoksa kalmam mı gerekiyordu bir türlü karar veremiyordum? Arkamda bıraktığımı sandığım birkaç anı zihnimi kuşatırken kalbim saatli bomba gibi atıyordu.

"Hey? İyi misin sen?" Yiğit koluma girince kendime gelmiştim. İrkilerek ona baktığımda sanki bu şey bitmişti ama önüme döndüğümde o kadın, Beste, hala oradaydı. Bana nazaran uzun olan saçları, renkli ve aydınlık yüzü, şık kıyafetleri vardı. Benden çok farklıydı ama bana tıpatıp benziyordu.

"Şa-şaşırdım sadece," dedim kekeleyerek. Boğazımdaki kuruluk dudaklarıma bulaşmıştı artık.

Yiğit rahatlamış bir ifadeyle gülerken çekingen bir şekilde Beste'ye bakmayı sürdürdüm. Hala inanamıyordum bu benzerliğe. Vücudumu ele geçiren tereddüttü bir kenara bırakarak ortaya bir fikir attım.

"Vaktin varsa biraz oturabilir miyiz acaba?" diye sorduğumda Yiğit bu teklifime şaşırmışa benziyordu. Gözleri bir büyüyüp bir küçüldü ama aynı zamanda reddetmeyeceğinden de emindim.

"Tamam... Burada mı?" deyince başımı salladım.

"Burada. Çimlerde," diyerek onun kolunda sıyrıldım ve ayağımdaki ince sızıyı göz ardı ederek topallaya topallaya Beste'ye doğru yürüdüm. Elimi uzattım ona. Benimle neredeyse aynı boydaydı ama topukluları yüzünden birkaç santim uzundu.

"Lila ben..." dediğimde pembe dolgun dudaklarına kocaman bir gülümseme yayıldı ve ince parmakları benim bakımsız cildimi sardı.

"Beste Nesil ben de. Memnun oldum. Bana bu kadar benzemen beni çok şaşırttı."

Zorlukla başımı salladım ve az önce oturduğum ağacın altına oturdum. Bir insana kardeşi dışında başka birisi bu kadar benzer miydi acaba? Beste'nin yüzüne bakmaya çekiniyordum.

"Beni de. İnan..." derken fazlasıyla sessizdim. İçime çekilmiştim bir nevi. Tonlarca ağırlıkta bir yumru yutmuşum gibi gözlerimi yumdum.

Yiğit birkaç dakika sonunda iki tane gençle daha geldiğinde diğer kuzenleri Doruk ve Asu olduğunu öğrendim. Doruk on sekiz Asu ise on yedi yaşındaydı ve ikisi de Cansu ile yaşıt sayılırdı. Saçma bir grup halinde çimenlerde otururken Doruk biraz sefil bir haldeydi ve Asu'nun dizine uzanmıştı. Koluyla gözlerini yummuş haldeydi. Cansu ise hiçbiriyle ilgilenmiyor sadece Beste'ye bakıyordu.

"Cansu sen kaç yaşındasın?" dedi Beste. Cansu benim koluma sarılı halde Beste'ye cevap verdi.

"Ben on altı yaşındayım."

"Bizim Damla'yla yaşıtsın sen de. O da lise ikide," dedi Yiğit Cansu'ya hitaben. Ben biraz içime çekilmiş, düşüncelerimle boğuşurken ortamdaki muhabbeti duyuyor ama anlamıyordum. Aklımdaki tek şey Beste idi. Beste'nin varlığında ve yaşadığı hayattaydı.

"Yok, ben liseyi bitirdim. Sınav sonuçlarımı bekliyorum Yiğit abi." Yiğit büyük bir ilgiyle karşıladı bu durumu.

"Hadi ya. Aferin sana güzellik. Hedefin ne peki?" Cansu dünkü telefon konuşmasından habersiz bir meslek uydurdu.

"Sanırım hemşire olacağım. Yani hedeflerim o yönde. Sağlığı seviyorum." Yiğit anlayışla başını salladığında gözü yerde yatan Doruk'taydı. Çok kısa bir sessizlik aramıza girip çıkmıştı.

"Peki, sana bir teklifim var desem?" dediğinde gözlerim daldığı yerden bir anda çıkmıştı.

"Hayır, ne teklifi?" diye çıkıştığımda Cansu heyecanla doğrulmuştu benim aksime.

"Ne teklifi Yiğit abi?" dediğinde korkuyla Yiğit'le Cansu arasında gidip geliyordu bakışlarım.

"Bu yaz boşsan okulun açılana kadar bizim şu hergeleyi sınava hazırlar mısın? Sayısalın iyi anlaşılan. Hemşirelik düşünüyorsan sayısaldan sınava girmişsin demektir." Yiğit'in sözleriyle Doruk yerinden fırlamış Cansu ise çekimser bir şekilde bana doğru çekilmişti. Onu hemen kolumun altına aldığımda en net cevabı ben verdim.

"Cansu kimseye ders vermiyor. Kardeşimle uğraşma Yiğit." Yiğit en umursamaz bakışlarından bana gönderdi bir tane.

"Cansu'ya ettim ben teklifi. Neyse parası ödeyeceğiz elbette. Özel ders istiyorum kızdan. Hem Doruk da ona şan dersi verir belki. Ne dersin abicim?" diyerek kuzenine döndü. Öyle bir bakış fırlatmıştı ki Doruk'a yeşil gözleri sahte bir masumlukla kısılmıştı. Özel ders almaya Doruk da hevesli değildi ama şan dersi Cansu'nun bam teliydi.

"Yiğit abi, dersleri benim bünyem almıyor," dedi üstüne basa basa. Aralarında gizli bir şifre varmış gibi ikisi de birbirine ters ters cevaplar verince Beste üfleyip durmuştu yanımda.

"Doruk bence bu sene son senen. Liseyi bitiremezsen dedemler seni bitirecek ablacığım."

"Beste ablam haklı gibi kuzen..." diye fısıldadı Asu. O sırada eğilip küçük kız kardeşime baktığımda bana yavru köpek bakışları fırlatıyordu. Eminim ki tek derdi alacağı şan dersiydi ve o bana böyle bakarken benim ona kıymam mümkün değildi.

"Şan dedi," diye mırıldanınca başımı ağacın gövdesine yaslayıp bu dediğine ağlamaklı bir gülücükle karşılık verdim.

"Şan için mi gerçekten? Hani az önce hemşire oluyordun?" dediğimde Cansu omuz silkti ve sessizce fısıldadı onlar kendi aralarında anlaşma sağlamaya çalışırken.

"Abla en garanti meslek hemşirelik. Hem annemiz-"

"Anne deme..." diye sözünü yarıda kesip attığımda Cansu belime sıkı sıkı sarılıp kafasını kolumun altından uzattı.

"Her neyse... Hadi be, izin ver de şan dersi alayım hem de bedava. Abla ne olursun! O zaman belki konservatuvar seçerim. Hadi!" Cansu'ya çatık kaşlarımın süslediği en sert bakışlarımı gönderip diğerlerine döndüğümde Yiğit bir şey dememe fırsat tanımamıştı.

"Lila, her sabah ben alır ben götürürüm Cansu'yu. Bizim eve gidiş gelişleri sıkıntı olmaz, inan," dedi ikna edici bir sesle ama ben hiç ikna değildim. Bıkkınlık içinde kaşlarımı çatmıştım. İçime hiç sinmiyordu Cansu'nun o köşke girip çıkması. Başına bir iş gelebilirdi, ters bir şey olabilirdi, en önemlisi de kardeşim üzülebilirdi.

"Özel ders nereden çıktı anlamıyorum Yiğit. Tonla paran olduğuna eminim, profesyonel hoca tutabilirsin kuzenine." Terslemekten bir an olsun çekincem olmamıştı. Bütün ciddiyetim seferber olmuştu sanki. Cansu'nun bu aileye girmesini istemiyordum ama buna karşı gelen de bir tek bendim.

"Beste siz arabaya geçin," dedi Yiğit, göz kırparak. Sonra imayla bana döndü ve sahici olmayan bir gülümseme sundu. "Bence bu kadar sohbet yeter," dedi daha fazla tahammülü kalmamış bir şekilde. Dudaklarım titriyordu yüreğimdeki yangının acısından. Sinirim veya öfkem ona değildi belki ama hıncımı Yiğit'ten çıkarıyordum. Sanki bir tek o dayanabilirmiş gibi geliyordu çünkü.

Beste ve diğerleri Yiğit'in lafını ikiletmedi ve hızla toparlanıp gittiler. Cansu gözlerime melül melül bakarken titrek bir nefes verdim dışarıya karşı ancak bunu fark eden olmadı.

"Cansu eve git, babam uzun süre yalnız kalamaz," deyince gönülsüz de olsa beni zorlamak istemediğinde yanımdan kalktı ve Yiğit'e veda ederek parktan uzaklaştı. Onun gidişiyle Yiğit'le baş başa kalmıştık.

"Bir şeyin peşindesin. Önce uysal bir kedi gibi oturdun bizimle, istediğin her neyse onu aldın. Şimdi de sıkıldın öyle değil mi?" dedi gözlerimin içine bakarak. Tek kaşım cesur bir şekilde havalandı. Çok iyi anlamıştı. Aynen dediğini yapmıştım çünkü.

"Sen psikolog olmalıymışsın Yiğit Aysar," dedim gıcık bir tonlamayla. Yerimden kıpırdamadan dümdüz yüzüne bakarken ne o ne de ben bakışlarımızı kaçırmıyorduk. İnatçı iki keçiden farkımız yoktu.

"Neydi amacın? Bizimle oturmaktaki amacın neydi?"

"Sana ne," diyerek tersledim. Daha fazla bana ne kadar tahammül edebilirdi ki? "Sözde telafi olan telefonunu da al ve git. Kardeşimden de benden de uzak dur. Lütfen. Bir daha görüşmek istemiyorum seninle," desem de söylediğime şimdiden garip bir pişmanlık hissetmiştim. Belki de Beste'yle daha çok görüşecektik. Bilmiyordum...

Kibarlığıma şaşırmış gibi bir hali vardı. Dudakları büzüldü hayretle.

"Sen çok garip bir kızsın Lila. Dün iyiydin, bugün kötü. Dengesiz bir yapın var ve bu şekilde etrafında nasıl insan barınıyor bilmiyorum. Sadece seninle iyi bir ilişkim olabilir diye düşünmüştüm. Arkadaşlık..." dedi belirsiz bir ifadeyle.

Tereddüt etmeden sordum: "Arkadaşlık mı?" Başını salladı kesinkes.

"Evet, arkadaşlık. Seninle tanışmak istemiştim ben. Arkadaş olabileceğimizi ummuştum." Sözleri içimdeki bir yeri oyarcasına acıtmıştı ama bu yüzüme bir tebessüm olarak geçmişti.

"Şimdi istemiyor musun?" dedim hızlıca. Çok hızlı gelişiyordu her şey ve bir süre sonra konudan tamamen kopacağımdan emindim.

"Ne o? Şimdi de sen mi istiyorsun tanışmak?" Hiç boşuna havalara girmesine izin vermeyecektim.

"Hayır, ben hiçbir zaman seninle veya diğer kuzenlerinle tanışmak istemedim. Sen iki gündür zorla hayatımı sabote ediyorsun. Pahalı bir telefonu öylece vererek mesela. Kalp kırıcı, gurur zedeleyici bir hareket bu. Öğretmediler mi sana?" dediğimde Yiğit'in de pek sabrı kalmamış gibiydi. Zaten ben de sabrımın son kırıntılarını yiyip bitirmiştim.

"Öğrettiler de Lila... Sen bu kadar duvarlarla kaplıyken sana incelikle ulaşılmaz. Sen çok sert duvarların arasında kendini sıkıştırıp kalmışsın."

Baygın gözlerle kafamı iki yana salladım.

"Hayatımı sorgulamak sana düşmedi." Zorla yutkunduğumda Yiğit çimlerin üzerindeki telefonu parmağını ucuyla bana ittirdi.

"Çöpe at veya kullan senin kararın. Cansu'nun dersi için de onunla özel konuşmak isterim. Doruk bunca zaman özel hocalarından fayda görmedi. Hiçbiriyle de anlaşamadı. En son giden hocası da belki arkadaş destekli bir ders aldırmamızı önerdi ama Doruk'un bu anlamda ona yardımcı olacak bir arkadaş çevresi yok. Cansu ile yaşları yakın. Eğer ikisi de anlaşabilirse Doruk belki bu sefer üniversiteye yerleşebilir. Kardeşin kardeşime yardımcı olabilir. Kötü bir şey yok bunda."

Aramızdaki gerilim beni yormaya başladığında gözlerini kaçıran ilk ben oldum ve çimlere baktım. Birkaç saniye sustum ve gözlerimi yumdum. Neler düşünüyordum ben? Oluru var mıydı? Sinirimin esas muhatabı ortalıklarda yokken bütün öfkemi Yiğit'e kusmam haksızlıktı.

Yüreğimi sıkan hisler içimdeki öfkeyi daha çok kabartırken konuşmada çok zorlanacakmışım gibi bir his vardı içimde. Gözlerimi kapattım ve yaşadığımda delireceğimi düşündüğüm o sahneler zihnimden birer birer aktı. Tahammül edemeyip de gözlerimi açtığımda Yiğit karşımda değildi. Kafamı hızla çevirdiğimde yoktu. Nereye kaybolmuştu bilmiyorum ama yerden kalkıp anayola döndüğümde giden o Audi ile arkasından kalakaldım. Çok bile kalmıştı.

Çimlerde kalan lila telefonu elime aldım ve ekranı açtım. Şarjı bitmek üzereydi. Dünden beri şarja hiç takmamıştım ve çok hızlı bitiyordu. Telefonu bırakmadım, cebime attım ve koltuk değneklerimle yürümeye başladım. Evime gidiyordum. Şimdilik kafamdaki bu karmaşa ile evime gidecektim ve babama bakacaktım ama içimi kemiren hislerden kurtulamayacağım çok açıktı.

Belki de hayatımın dönüm noktası Yiğit'ti. Belki de boşuna savaşıyordum. Belki de artık bir şeylerin ortaya çıkma zamanı gelmişti ama ben ortaya çıkmasını istiyor muydum, ondan emin değildim.

Bir müddet kendi düşüncelerimle yürürken başımın ağrımaya başladığını hissettim. Yutkunarak telefonu çıkardım ve Yiğit'in sohbet sayfasına girdim. Ezberimdeki numarayı yazdım.

Lila: 054* *** ** **

Lila: Cansu'nun telefon numarası. İkiniz aranızda anlaşın.

Lila: Benim tek şartım kardeşimin üzülmemesi. Buna dikkat et.

Mesaj sesi gelse de telefonuma bakmadım ve eve doğru güç bela yürüdüm. En azından Cansu'ya aralanan kapıyı tıkamayacaktım.

🦋

3 Hafta Sonra

Temmuz ayının ortalarına gelmiştik. Yarın Cansu'nun doğum günüydü ve kardeşim on yedi yaşına girecekti. Geçen haftadan beri işime geri dönmüştüm ve restoranda çalışmaya kaldığım yerden devam ediyordum. Hayat su gibi geçiyordu. Yiğit'le görüşmeyeli üç hafta olacaktı. Ne konuşuyorduk ne de mesajlaşıyorduk. Verdiği telefon çoğu zaman yanımdaydı evet ama kullanmıyordum. Elime ne zaman alsam benim olmadığına dair hisler her yerimi kuşatıyordu ve rahatça kullanamıyordum bu telefonu. Belki de parasının bir kısmını ödesem daha rahat olurdum.

Durumu Simge ve Ekin biliyordu. Başta anlattıklarımdan ötürü Ekin gıcık kapsa da beni bildiğinden sesini çıkarmıyordu. Son bir haftadır yoğun çalışıyorduk, yaşıyorduk bir şekilde. Ben zamanı yakalayamıyordum gerçi. Üç hafta öncesine tıkanıp kalmıştım sanki. Hayatım yolundaydı ama yolunda olmayan geçmişimdi... Babamdı...

"Güzelim sen bu aralar çok düşüncelisin? Hayırdır, neyin var?"

Simge'yle iş çıkışı kol kola girmiş mahalleye dönüyorduk. Hamile olan Simge'ydi ama hamilelik semptomlarını ben gösteriyordum sanki. Yemeden içmeden kesilmiştim. İştahsızlık baş göstermişti yoğun stresten ötürü ama dışarıya yansıttığım sadece suratsız bir yüzdü.

"İyiyim Simge. Bir sıkıntım yok." Kaçıncı defa bu cümleyi uydurdum bilmiyorum ama Simge inanmıyordu elbette. Dört yıldır kopmayan bir arkadaşlığımız vardı. Anlardı yani.

"Sıkboğaz etmek istemiyorum seni ama hiç inandırıcı değil Liloşum. Sende bir haller var. Cansu da farkında ve o kızın da canı sıkılıyor. Cansu ne güzel yaz tatilinde hem şan dersi alacak hem de Yiğit sayesinde harçlığını çıkaracak. Neden bu kadar mutsuzsun güzelim?" diyerek omzuma yaslandığında koluna biraz daha sokulup havanın sıcaklığına aldırış etmeden dip dibe yürümeye devam ettik.

"Araftayım ben Simge. Çıkamadığım bir sürü dehliz var. Anlatamıyorum kimseye ama birine anlatmazsam da geçmeyecek. Ne yapacağım söylesene..." diye mırıldandım yürüdüğüm yolu izleyerek. Yanlış yaptığımın farkındaydım ama elimde değildi. Bir insan için geçmiş demek adı üstünde geçip gitmiş demekti ama siz hiç yıllar önceki geçmişinizi şimdinizde görüp neye uğradığınızı şaşırdınız mı? Sanırım benim son üç haftadır ki ruh halimi en iyi özetleyen durum buydu.

"Bana anlatabilirsin. Biliyorsun seni yargılamadan dinleyeceğim. Arkadaşlar ne için var aptal kız!" Saçlarıma elini daldırınca buruk bir şekilde gülümsedim ve iç çektim.

"Sorunu çözebilirim ama korkuyorum Simge. Kolay anlatılabilir şeyler değil kafamdakiler. Ben korkak biriyim bilmiyor musun?" dedim durup da gözlerine bakarak. Bu konuda hiç olmadığım kadar çok ciddiydim.

Simge benden birkaç santim uzundu sadece. Bu boydan faydalanarak yanaklarımı avuçlarının arasına aldı ve yüzümü sıktı sevecenlikle.

"Geri zekâlı gibi konuşunca seni ayrı seviyorum Liloşum. Her insan biraz korkaktır. Senin anlamadığın ne biliyor musun? Bu hayatın yükünü sonsuza dek tek başına yüklenemeyecek olman. Hayatında bizler varız ve bizler paylaşmak için varız. Derdini çözmekten korkma. Gerekirse ben tutarım elinden yine de çözdürürüm sana o meseleyi. Bilmiyor musun sanki?"

Simge'den cesaretle gözlerimi boşlukta gezdirdim bir müddet. Korkularımdan sıyrılmak kolay olmayacaktı ama olacakla öleceğin de çaresi yoktu. Bugün değilse bir şekilde yarın kopacaktı frenler ve kontrollü bir şekilde aşağıya giden aracım artık freni boşalmış halde son hızda gidecekti.

Kurumuş dudaklarımı dilimle ıslattım ve Simge'ye sarıldım sıkı sıkı.

"Teşekkür ederim Simge. Benim başka biriyle konuşmam lazım. Sen önden git olur mu?" dediğimde Simge emin misin adlı bakışlarını atıyordu bana. Onu tatmin edecek düzeyde kafa salladığımda ve gülümsediğimde yanaklarımdan öptü ve dikkatli olmam konusunda beni uyardıktan sonra çantamdaki telefonu çıkardım. Ekrana art arda basıp bir anda kaydırınca uygulamalar açıldı. Alışmam biraz zaman alacak gibiydi bu telefona ama yine de ilk günkü gibi değildim.

"Siri! Yiğit Aysar'ı ara," dedim telefonu dudaklarıma yaklaştırıp. Sonra robotik kadın sesini duydum.

"Tamam Lila. Yiğit Aysar aranıyor."

Siri benim için o aramayı hızlıca yaparken telefonu kulağıma dayadım ve sinyal sesini duymaya başladım. Gerginliğim iliklerime kadar sirayet ediyordu ve havanın sıcaklığı gitgide artıyordu. Üç haftadır konuşmadığım adamı bir anda aramak da neyin nesiydi gerçekten?

Elimi ekşiyen bir yüzle enseme attım ve bulunduğum sokakta volta atmaya başladım. Her geçen saniyede daha çok geriliyordum ve bu elimde değildi. Telefon hala çalıyordu ve açan yoktu. Biraz daha bekleme kararı alırken karnıma ağrılar girmeye başladı. Daha fazla dayanamayıp boştaki durağa gittim ve oraya oturdum. Çevremde tek tük insanlar vardı ve herkes bir meşguliyet içindeydi. Beni dinleyeceklerini sanmıyordum.

"Efendim?" Telefon açılır açılmaz duyduğum sesle kalbim gümbürdemeye başlamıştı. Haftalar sonra ilk defa sesini duyuyordum ve o seste ne keyif ne de mutluluk izleri vardı. Dümdüz ve bir o kadar ifadesizdi. Bana tavırlı olduğu su götürmez bir gerçekti.

"Benim. Lila..." dedim tanımaması ihtimaline karşılık. Daha çok geriliyordum. Belki numaramı silmiş de olabilirdi.

Telefonun ucundan nefes verdiğini işittim. "Biliyorum Lila, telefonun hala kayıtlı. Silmem gerekirdi ama Cansu derslere geliyor. Ne olur ne olmaz diye kayıtlı."

Bu tersleme bende hiçbir etki oluşturmamış sadece güldürmüştü. Ben bundan daha kötü şeyler demiştim ona hâlbuki ki. Bana da daha kötüsünü demesini beklerdim.

"Nasılsın?" dedim bir anlık boşlukla. Eğer konuşmazsam bir daha konuşamazdım.

"Bunun için mi aradın?" diye sordu şaşkınlıkla. Arkadan gelen bir kalabalık sesle huzursuzluğum iyice artmıştı.

"Müsait değilsen sonra ararım Yiğit. Sorun yok," dedim zira çok utanmış ve gerilmiştim.

"Hayır!" diye itiraz ettiğinde durdum ve soluklandım. "Yani ne için aradın ona göre kapatacağım."

Tek gözümü kapatıp yüzümü şekilden şekle soktum. Bunu söyleyeceğime hala inanamıyordum.

"Sana... Çok kaba davrandığımı hissettim sadece. Bilmiyorum, böyle yapmamam gerektiğini hissettim ve özür dilemek için aradım. Kardeşim sayende çok mutlu ve birkaç gündür kısmen de olsa işler senin sayende yolunda. Hem teşekkürler... Hem de özür dilerim çıkışmalarım için."

Sanki büyük bir lokma yutmuşçasına yutkundum. Söyleyebilmiştim. Sonunda!

Dudaklarımdan büyük bir nefes aldığımda Yiğit'ten bir müddet hiçbir şekilde ses gelmedi ama arkadan kalabalık sesler işitiyordum.

"Orada mısın?" diye sordum tereddütle.

"Buradayım evet. Sadece şaşırdım kusura bakma. Senden beklemiyordum böyle bir hareket. İyi misin?" diye sordu eskisi gibi gülümser bir sesle.

Başımı salladım hızlıca.

"İyiyim." Başımı kaldırıp kararmak üzere olan gökyüzüne baktım kalbimdeki sıkışmayla. "Yiğit seninle bir konu hakkında konuşmam gerekiyor. Bana yardımcı olur musun lütfen?"

Gözlerime biriken yaşlar akın akın içime akarken yumdum gözlerimi ama hiç yaş akmadı. Çünkü bunun için ağlamayı ben çok küçükken bırakmıştım.

🦋

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3.696okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18