29. bölüm / 31
Meriç'in İki Yüzü27.Bölüm
Bölümler 31Şu an: 27.Bölüm
- 1 1.Bölüm180 kelime
- 2 2.Bölüm373 kelime
- 3 3. Bölüm783 kelime
- 4 4.Bölüm362 kelime
- 5 5.Bölüm471 kelime
- 6 6.Bölüm808 kelime
- 7 7. Bölüm769 kelime
- 8 8.Bölüm1.053 kelime
- 9 9.Bölüm1.075 kelime
- 10 10.Bölüm769 kelime
- 11 11.Bölüm736 kelime
- 12 12.Bölüm534 kelime
- 13 13.Bölüm831 kelime
- 14 14. Bölüm607 kelime
- 15 Yeni Sezon Ağustos'ta37 kelime
- 16 15.Bölüm1.151 kelime
- 17 16.Bölüm735 kelime
- 18 17.Bölüm444 kelime
- 19 18.Bölüm392 kelime
- 20 19.Bölüm652 kelime
- 21 20.Bölüm497 kelime
- 22 21.Bölüm354 kelime
- 23 22.Bölüm431 kelime
- 24 23.Bölüm622 kelime
- 25 24.Bölüm430 kelime
- 26 25.Bölüm333 kelime
- 27 26.Bölüm647 kelime
- 28 27.Bölüm833 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 28.Bölüm544 kelime
- 30 29.Bölüm292 kelime
- 31 30.Bölüm408 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Züleyha yavaşça yatağın kenarına çöktü. Elleri titreyerek babasının zayıf ellerini kavradı; başını yaşlı adamın göğsüne yaslayıp hıçkırıklara boğuldu. Babası da kırışık ellerini Züleyha’nın saçlarına dolayarak özlemle mırıldandı:
"Geldin mi kızım... Sonunda geldin..."
O sırada Yannis kapının eşiğinde durmuş, odanın diğer köşesinden gelen o yorgun dokuma tezgahının gıcırtısını ve tavandan damlayan suların leğene çıkardığı şapşap sesini dinlerken zorlukla yutkundu.
Birkaç dakika süren o hasret dolu sarılmanın ardından Züleyha gözyaşlarını ellerinin tersiyle silip dikleşti.
"Baba, günlerdir seni arıyoruz..." dedi, sesi hıçkırıklarla titrese de giderek bıçak gibi bir keskinlik kazandı.
"Edirne’nin o buz kesen ayazında, sokak sokak sora sora bulduk bu kulübenin izini. Gittiğin günden beri nefes almadık biz. Ama bak... Artık buradayız. Yanındayız."
Yannis öne çıktı. Asker setresinin yakasını düzeltirken gözlerindeki öfke, odadaki gaz lambasının ışığında parlıyordu. Babasının yatağının ucuna çöktü ve günlerdir içini kemiren o acı gerçeği anlatmaya başladı.
Yannis, hırsla titreyerek konuştu:
"Baba eniştem kasabada yalanlarını öyle bir ördü ki... Züleyha’nın öldüğünü, toprağa verildiğini ilan etti. Yetmedi; evimizi, ocağımızı, çocukları ve hatta benim adımı bile o sahte düzenin içine tıkıp çıkardı. Kendini efendi, bizi de bu dünyadan silinmiş birer hayalet yaptı."
Babası, oğlunun anlattığı her kelimede biraz daha çöktü; titreyen elleriyle yorganını sıktı. Damadının hırsının bu noktaya geleceğini biliyordu belki ama çocuklarının bu kadar sefalete sürüklendiğini kendi kulaklarıyla duymak yüreğine bıçak gibi saplandı.
Züleyha ise babasının saçlarına dokunan elini çekmeden, gözlerini odanın ortasındaki damlayan suya dikti.
"Ama bitti baba," diye fısıldadı Züleyha, sesi odanın soğuk duvarlarında yankılanan bir yemin gibiydi.
"Bizi gömdüklerini sandıkları o mezardan çıktık. Şimdi o evin ocağını da, kurdukları o yalan imparatorluğunu da başlarına yıkacağız."
Yaşlı adam, oğlunun ve kızının anlattıklarını sindirmeye çalışırken derin, hırıltılı bir nefes aldı. Eliyle alnını ovuşturdu. Bu kuytu kulübede, Sofulu’nun uzağında tek başına ölümü beklerken damadının hırsının bu raddeye geleceğini seziyor ama adını koyamıyordu.
Birkaç saniye süren o ağır sessizlikte, odada sadece diğer odadan gelen tahta tezgahın gıcırtısı ve dışarıda uluyan Edirne ayazı yankılandı.
Sonunda, İlyas Baba’nın yorgunluktan çatlamış dudakları aralandı:
"Biliyordum..." dedi, sesi rüzgârda sallanan kuru bir dal gibi zayıf ama gerçeğin ağırlığıyla sertti.
"O adamın gözündeki hırsı ilk günden beri sezmiştim. Sizi koruyamadım çocuklarım... O evin temelleri o kadar derin bir yalan üzerine kuruldu ki, sadece sizin değil, benim de adımı bu şehirden sildi sandı."
Yaşlı adam, kızının ve oğlunun gözlerindeki o intikam ateşini görünce nefesi kesilir gibi oldu. Zayıf, titreyen ellerini havaya kaldırıp onları durdurmak istercesine salladı. Gözlerindeki derin korku, odanın duvarlarındaki gölgelerden bile koyuydu.
"Bırakın..." diye fısıldadı."Bırakın kızım... O adamla baş edilmez. Siz onun karşısında birer hayaletsiniz; o ise bu kasabanın, bu nehrin damarlarını ele geçirmiş bir dev. Gücünüz yetmez, sizi bir nefesle yeniden yutar..."
Züleyha, babasının sözleri karşısında bir an durdu. İçindeki o devasa öfke, babasının bu çaresizliğiyle adeta keskinleşti. Başını hafifçe salladı, dudaklarında acı ama buz gibi bir tebessüm belirdi.
"Yutamaz baba," dedi, sesi çatısı akan o kulübenin tahta duvarlarını delip geçecek kadar kararlıydı. "Beni zaten bir kez öldürdüler, adımı bu dünyadan sildiler. Artık kaybedecek hiçbir şeyim yok. O yalan imparatorluğunu yıkan da ben olacağım."
Yannis, babasının ellerini tutarak sessizce başını salladı; çünkü ikisi de biliyordu ki nehrin bu yakasında yakılan o ateş, artık ne rüzgârla ne de korkuyla sönebilirdi.
Züleyha... Kızım... Yapma, dinle beni... Benim gözüm açık gidecek," dedi ihtiyar baba. "Sen bu dağ başında, bu döküntü kulübede tek başına ne olacaksın? O adamın yalan imparatorluğuna yalın kılıç kafa tutmak intihardır. Benim ömrüm bitti ama senin arkanda bir dağ olmalı. Bana bakın... Beni dinleyin..."
İhtiyar adamın gözlerindeki o son fer, akıl almaz, dağları yerinden oynatacak bir kararla parladı.
"Sınır boylarında, Yunanistan’ın o karanlık çetelerinin baskınında aynı köyden üç kadın kaçırılmıştı. O kadınlardan birinin kocası olan, yapayalnız ve dört çocuğuyla ortada kalmış, nehrin bu yakasında tanınan, içi yanık dul bir adam var. Hayatın sillesini yemiş, o da en az bu aile kadar enkaz altında kalmış kederli bir adam..."
"Sen o dört çocuklu dul adamla evleneceksin Züleyha," dedi ihtiyar İlyas Baba. Sesi bir emir gibi, geri dönüşü olmayan bir vasiyet gibi çarpıyordu duvara.
"O da karısını o katillere kaptırdı, senin de yavruların o hainin elinde rehin... İkiniz güçlerinizi birleştireceksiniz. O evine bir ana bulacak, sen de arkana sağlam bir güç alacaksın. Ateşi ateşle söndüreceksiniz. Belki bu sayede... Belki bu sayede bir gün o Sofulu’daki yavrularını da oradan söküp almanın bir yolunu bulursun."
Züleyha önce kulaklarına inanamadı; babasının acıyla aklını yitirdiğini sandı. Sonra o dört çocuklu, karısı o gaddar çeteler tarafından dağlara sürüklenen acılı adamın silueti gözünün önüne geldi.Babasının ne demek istediğini o an, yüreğindeki o buz kesen acıyla idrak etti. Bu bir teslimiyet değil, düşmana karşı kurulacak yeni ve çetin bir mevziydi. Hayat, onu bir kez daha Meriç’in sularından tutup bambaşka bir yangının orta yerine atıyordu.
Yannis, ablasının omuzlarına binen bu devasa yük karşısında ne yapacağını bilemedi. Bir yanda ölüm döşeğinde gözü açık gidecek olan babası, diğer yanda Sofulu’da eniştesinin elinde kalan yeğenleri... Ve şimdi de adını duydukça tüylerini ürperten o sınır meselesiyle anılan dul adamla kurulacak zoraki, stratejik bir yuva...
Nehrin iki yakasında taşlar bir kez daha yerinden oynuyor, Yannis’in askeri setresi altındaki gizli hayatı artık sadece bir aileyi değil, sınırın öbür ucundaki karanlık hesapları da sırtlamak zorunda kalıyordu.
Bölüm etkileşimi
