28. bölüm / 31
Meriç'in İki Yüzü26.Bölüm
Bölümler 31Şu an: 26.Bölüm
- 1 1.Bölüm180 kelime
- 2 2.Bölüm373 kelime
- 3 3. Bölüm783 kelime
- 4 4.Bölüm362 kelime
- 5 5.Bölüm471 kelime
- 6 6.Bölüm808 kelime
- 7 7. Bölüm769 kelime
- 8 8.Bölüm1.053 kelime
- 9 9.Bölüm1.075 kelime
- 10 10.Bölüm769 kelime
- 11 11.Bölüm736 kelime
- 12 12.Bölüm534 kelime
- 13 13.Bölüm831 kelime
- 14 14. Bölüm607 kelime
- 15 Yeni Sezon Ağustos'ta37 kelime
- 16 15.Bölüm1.151 kelime
- 17 16.Bölüm735 kelime
- 18 17.Bölüm444 kelime
- 19 18.Bölüm392 kelime
- 20 19.Bölüm652 kelime
- 21 20.Bölüm497 kelime
- 22 21.Bölüm354 kelime
- 23 22.Bölüm431 kelime
- 24 23.Bölüm622 kelime
- 25 24.Bölüm430 kelime
- 26 25.Bölüm333 kelime
- 27 26.Bölüm647 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 27.Bölüm833 kelime
- 29 28.Bölüm544 kelime
- 30 29.Bölüm292 kelime
- 31 30.Bölüm408 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İki Yakanın Ateşi
Yannis ablasının kararlı bakışlarını görünce, sırtındaki asker setresinin yükünü bir kat daha fazla hissetti. Kulübenin loş köşesinde, tütsü kokulu havayı bölen keskin bir fısıltıyla öne atıldı:
"Gideceksin demek... Öte yakaya, o evin kapısına dayanacaksın. Ama bil ki abla, o kapıdan içeri girmek dışarı çıkmak kadar kolay değil. Eniştem kasabada yalanını o kadar derin köklendirdi ki, herkesten önce kendi yarattığı o sahte gerçeğe inanmış durumda. Karşısına çıktığında seni tanımazdan gelebilir, herkesi üzerine salabilir."
Züleyha, kardeşinin endişeyle titreyen sesine kulak bile asmadı; gözlerini öte yakadaki o sarı, büyük ışıklardan bir an olsun ayırmadı. Karşısındaki güç bir yalan imparatorluğuydu belki ama o imparatorluğu çürütecek olan şey, bir annenin kaybettiklerini geri alma öfkesiydi.
"Beni tanımamasının bir önemi yok Yannis," dedi, sesi bıçak gibi keskin ve sakindi. "Önemli olan çocuklarımın o evin içinde bensiz büyümesine izin vermemek. Onlar beni bu topraklardan sildiklerini sanırken, kendi kazdıkları kuyuya düşecekler."
Yavaşça pencereden uzaklaştı; duvarda asılı duran eski, kalın yün şalı omuzlarına attı. Yannis, ablasının bu gözü kara hali karşısında yutkundu.
Züleyha, Edirne’nin dondurucu ayazında o yün şalı omuzlarına sıkıca sararken asıl amacını hatırladı: Onu bu topraklara, bu karanlık sokaklara çeken şey kayıp olan babasını bulma umuduydu.
Başını yavaşça kardeşine çevirdi; gözlerindeki o buz gibi kararlılığın yerini, haftalardır peşinde koştukları bu arayışın ağırlığı aldı.
"Haklısın Yannis," dedi, sesi Edirne'nin taş sokaklarında yankılanan bir fısıltı gibiydi. "Zaten bu şehre babamız için gelmedik mi? "
Yannis Züleyha’nın ararlı halini görünce başını salladı; ikisi de Edirne’nin sisli ve karanlık sokağında, o eski değirmene doğru yürümek üzere yeniden adımlarını hızlandırdılar.
Edirne’nin ayazı başka hiçbir şehre benzemiyordu; Meriç’in, Tunca’nın sularından kopup gelen o keskin nem, Tuna boylarından esen Balkan rüzgârıyla birleşip insanın tenini bıçak gibi kesiyordu. Nefes alırken ciğerlere dolan buz gibi hava boğazı yakıyor ,kelimeleri bile donduruyordu. Şehrin tarihi taş sokaklarında, kerpiç duvarların arasında yankılanan adımları yutmaya yemin etmiş gibi çöken karanlık, insanın kemiklerine kadar işliyordu. Ne üzerlerine sardıkları yün şal ne de kardeşlerin birbirine yaslanan omuzları bu dondurucu ayaza karşı koyabiliyordu.
Züleyha, dişlerini birbirine geçirmiş, rüzgârın her darbesinde biraz daha dikleşen omuzlarıyla eski değirmene çıkan yokuşu tırmanıyordu. İçindeki hasret olmasa, bu ayaz insanı çoktan burada yere sererdi. Yannis, asker setresinin yakasını yukarı çekip nefesiyle ellerini ısıtmaya çalışarak ablasının hemen arkasından adımlıyordu.
Günlerdir Edirne’nin kıvrım kıvrım sokaklarında, kapı kapı, esnaf esnaf sora sora babalarının eski dostu Hilmi Bey'i bulmuşlar; o da soluğu kesen bu ayazda, ikisini de yanına alıp Meriç’in kenarındaki sisli köye doğru yola koyulmuştu.
Yaşlı adam, elindeki sararmış fenerin titrek ışığıyla dar patikayı aydınlatıyor, bir yandan da nefes nefese mırıldanıyordu:
"Dayanın evlatlar, az kaldı... Babanız Sofulu'dan kaçıp sığındığından beri bu kıyıdaki eski kerpiç evde yaşar.Eniştenizin o kasabada kurduğu yalanları, o masanın arkasındaki kirli ortaklıkları bir tek o çözer."
Meriç'in uğultulu suları karanlıkta gizliden gizliye akarken, rüzgâr nehrin üzerinden kopup yüzlerine buzdan iğneler gibi çarpıyordu. Yaşlı dostun rehberliğinde gölge gibi ilerlediler; nihayet nehrin kıyısında, söğüt ağaçlarının ardına gizlenmiş o sessiz köye ve babalarının sığındığı yıpranmış o kerpiç eve ulaştılar.
Yannis evin kapısındaki demir halkaya uzandığında ,Edirne'nin ayazı dışarıyı donduruyordu ama Züleyha'nın içindeki cehennem zapt edilemez bir fırtınaya dönüşüyordu.
Yannis kapıyı yavaşça itip içeri girdiğinde, içerideki ağır ilaç ve küf kokusu yüzlerine çarptı. Odanın ortasında, damlayan suların altına koyulmuş eski bakır leğenlerin çıkardığı "şap-şap" sesleri yankılanıyordu.Odaların birinde İlyas baba, günlerdir yattığı yatakta hırıltılı nefesler alıp veriyordu.
Diğer odadan ise tahta tezgâhın gıcırtısı ve mekik sesleri geliyordu. Züleyha merakla o tarafa ilerlediğini, gaz lambasının ışığında, geçinebilmek için elleri nasır tutmuş, iplik iplik halı dokuyan Sıdıka'nın siluetini gördü.
Meriç’in kenarındaki bu yoksul odada, o tezgahın başında Sıdıka’nın çıkardığı ses, evin yaşayan tek nabzı gibiydi.
Züleyha, çatısı akan bu evin içinde, yılların yabancısı olduğu o yoksullukla ve yatakta can çekişen babasıyla göz göze geldi. Babasının bitkin bedenini gördüğü an içindeki her şey bir anda yerle bir oldu. Günlerdir Edirne’nin dondurucu ayazında, o kıvrım kıvrım taş sokaklarda kapı kapı sora sora, en sonunda bulmuşlardı bu saklı köşeyi.
Sevincin o kısa, mucizevi kıvılcımı, yerini hemen ardından boğazlarına düğümlenen derin bir acıya bıraktı.
Bölüm etkileşimi
