15. bölüm · Meriç'in İki Yüzü

14. Bölüm

Çağla Tunca

Gitmek mi zor , Kalmak mı ?

Ertesi gün, o gizli buluşmanın ve nehrin kıyısında Agapi’nin annesiyle tanışmalarının ardından Sofulu’da hava çok güzeldi; temmuz güneşinin kavurucu sıcaklığı, ipek fabrikalarının eski taş duvarlarına ve köyün dar sokaklarına vuruyor, insana huzur veriyordu. Ancak gökyüzünün berraklığı ve o kısa süreli sıcak tanışmanın bıraktığı umut kırıntıları, sınırın ezberlenmiş kasvetini dağıtmaya yetmedi. Güneşin en tepede olduğu, sözde en güvenli saatlerde bile o bot sesleri avluya yine geldi. Bu kez kapıyı çalmadılar, sanki evin mahremiyetini çiğnemekten zevk alırcasına eşiği aşındırdılar. Duvarlardaki asılı duran eski fotoğrafları yere döküp, mutfaktaki bakır kapları tekmeleyerek gürültüyle evi talan ettiler.
Yaşlı adam, iskemlesinde kaskatı otururken, içlerinden biri eğilip tütün tabakasını yere fırlattı. "Bu son ihtar ihtiyar! Nehrin öte yanındakilerle kurduğun o köprüyü kendi ellerinle yıkmazsan, bu evi senin mezarına çeviririz," diye kükrediler.

Tozu dumana katarak, arkalarında darmadağın bir yuva bırakıp gittiler.

Yannis ise nehrin kıyısında her zamanki salkım söğüdün altına çökmüş, gözlerini suyun bulanık akıntısına dikmişti. Elindeki olta bu kez gerçekten suyun içindeydi ama aklı ne balıktaydı ne de oltanın ucundaki titreşimde. Zihninde sadece Agapi’nin gülüşü ve ablalarının o sabah heybesine koyduğu taze ekmeğin kokusu vardı. O, nehrin huzuruna sığınmışken; evinde kopan fırtınadan, babasının namluların gölgesinde verdiği o ağır karardan habersizdi.
Yannis, elinde boş kovasıyla ve yüzünde ki huzurla eve girdiğinde gördüğü manzara karşısında donup kaldı. Kırık aynalar, devrilmiş masalar ve babasının o çökmüş ama dimdik duran gölgesi...
Babası iskemlesini dikleştirdi, üzerindeki toprağı sarsılmaz bir vakarla silkeledi.
"Yannis," dedi sesi hiç olmadığı kadar tok ve kararlı. "Bu nehir artık bize hayat vermiyor, sadece tehdit kusuyor. Biz bu topraklara anneni gömdük, kök salmaya çalıştık ama toprak bizi tutmadı. Bot seslerinin gölgesinde ne namus kalır ne de huzur."
Kızlarına ve Yannis’e dönerek tek tek gözlerinin içine baktı:
"Toplanın! Gidiyoruz. Ama bu sefer nehrin öte yanına, o karanlığın içine değil... Türkiye'ye, Edirne’ye geçeceğiz. Orada eski bir dostum, omuz omuza çarpıştığım bir arkadaşım var. Bize kucak açacak, ekmeğini bölüşecek. Yarın gece bu evi, bu zulmü arkamızda bırakıyoruz."
Sıdıka ve Züleyha, babalarının bu kesin emriyle bir an duraksasalar da hemen harekete geçtiler. Annelerinden kalan birkaç parça eşyayı, bir avuç anı toprağını ve yanlarına alabilecekleri değerli eşyaları bohçalara sığdırdılar. Evin içi, dökülen eşyaların hışırtısı ve yaklaşan ayrılığın sessiz acısıyla doldu.
Yannis’in yüreği ise bir mengene gibi sıkışıyordu. Türkiye demek, Meriç’in kıyısından tamamen uzaklaşmak demekti. Türkiye demek, Agapi’den, o salkım söğüdün altındaki cennetinden fersah fersah uzağa düşmek demekti.

"Baba..." dedi Yannis sesi titreyerek.
"Peki ya Agapi? Onu bu kıyıda, o sırtlanların arasında mı bırakacağız?
Babası kapı eşiğinde durdu.
"Evlat, biz canımızı kurtarma derdine düştük. O kızın da bir ailesi, bir yurdu var. Ama madem gönlün onsuz yapamaz, git son bir kez haber uçur. Gelirse başımızın üstünde yeri var, gelmezse bu nehir ikiniz için de sonsuz bir hasret olur."

Gecenin karanlığı çökerken, Yannis hayatının en zor koşusuna başladı. Bir yanında babasının "toplanın" emri, diğer yanında Agapi’nin o mahzun bakışları...
Yannis, nehir kıyısındaki salkım söğüdün altına vardığında nefes nefeseydi. Agapi oradaydı; nehrin bulanık sularına bakarak Yannis’in yolunu gözlüyordu. Yannis’in perişan halini, kan çanağına dönmüş gözlerini görünce bir şeylerin koptuğunu anladı. Genç adam, Agapi’nin ellerine sımsıkı sarıldı ve olanları bir solukta anlattı:

"Evimizi bastılar Agapi...
Babamın sabrı da, bu toprağın bize olan tahammülü de bitti. Yarın güneş batarken Türkiye’ye, Edirne’ye geçiyoruz. Babam dedi ki; 'Gönlün onsuz yapamazsa, o da bizimle gelsin.' Gel benimle Agapi! Başka bir göğün altında, korkusuzca, el ele bir hayat kuralım."

Ev darmadağın, yürekler yangın yeri... Genç adam elini uzattı ve Agapi’ye o büyük çağrıyı yaptı. Peki sizce, bu fırtınalı gecenin sabahında ne olacak?

📌 Agapi, doğup büyüdüğü toprakları ve ailesini arkasında bırakıp bu bilinmez yolculuğa çıkacak mı? Yoksa Meriç’in suları onları sonsuza dek iki ayrı yakada mı bırakacak?

Fikirlerinizi ve teorilerinizi aşağıya bekliyorum! 👇