LEKE 1: SOY SAVAŞLARI kitap kapağı

10. bölüm / 26

9. Bölüm - Yabancı Bir Tanıdık

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 9. Bölüm - Yabancı Bir Tanıdık

NOT!
Bu bölüm, bir önceki bölümün tam devamı olacak şekilde yazılmıştır.

Artemis’in telefonun diğer ucundaki abisinin nefesini duymasından başka hiçbir şey duyulmuyordu. Çalışma odasının sessizliği bir anda ağırlaşmıştı.

“Abi… Duyuyor musun beni?”

“Artemis sen ne diyorsun?”

Artemis dosyaya baktı.

“Güzin çocuğu aldırmamış, doğurmuş diyorum.”

Karşı tarafta birkaç saniyelik sessizlik oldu.

“Emin misin? Yanlış görmüş olmayasın?”

“Şuan doğum belgesini elimde tutuyorum. Anne adı Güzin Gökdereli. Doğum yeri Tekirdağ Çerkezköy. Doğum tarihi 12 Temmuz 2010.”

Artemis’in parmakları hâlâ titriyordu.

“Dosyayı nereden buldun?”

“Sen vermiştin ya abi?”

“Onu açmaman lazımdı.”

“Açmasaydım Tuğberk ile dipdibe okuyan çocuğun kim olduğunu nasıl anlayacaktım?”

Karşı tarafta yine sessizlik oldu.

“Abi… O çocuk burada.”

“Nerede?”

“Tuğberk’in okulunda.”

Artemis gözlerini kapattı.

“Abi Güzin’in oğlu burnumuzun dibinde! Patlamanın eşiğindeyiz! O çocuk geçmişine dair en ufak bir şey öğrenirse ortalık karışır!”

Abisinin sesi bu kez daha sert çıktı.

“Artemis, kulağını aç, beni iyi dinle. O çocukla karşılaştığın zaman sakın hiçbirşey çaktırma.”

“Ama—“

“Sakın.”

Artemis sustu.

“O çocuğun daha hiçbir şeyden haberi yoksa, herşey fabrika ayarında demektir.”

“Ama artık İstanbul’da.”

“O zaman daha temkinli olacaksın.”

Artemis sinirlendi.

“Ben mi temkinli olacağım? Sen temkinli ol bence! O naneyi seneler önce sen yedin ben değil! Çocuk senin çocuğun! O çocuk bu mevzuyu öğrendiği zaman ilk senden hesap soracak!”

“SUS LAN!”

Artemis irkildi. Telefonu kulağından birkaç santim uzaklaştırdı. Çalışma odasının sessizliğinde kendi nefesini bile duyabiliyordu.

“O kelimeyi bir daha ağzına alma.”

“Hangi kelimeyi?”

“‘Senin çocuğun’. O cümleyi bir daha kurma.”

Artemis acı acı güldü.

“N’oldu abi? Yıllardır duymaya korktuğun iki kelime yanyana gelince dilin mi tutuldu?”

“Artemis, aklını başına al. Benim sabrımı zorlama.”

“Benim aklım gayet yerinde. Seninki kaç yıldır nerede, onu bilmiyorum.”

Abisi birkaç saniye sustu. Sonra sesi düştü.

“O dosyayı kapatacaksın.”

“Geç kaldın.”

“Ne demek geç kaldım?”

“Çocuk burada. Dosya burada. Ben buradayım. Üçü aynı yerdeyken hangi kapıyı kapatacaksın abi?”

Abisi cevap veremedi.

“Yıllarca ‘bitti’ dedin. ‘Kimse öğrenmeyecek’ dedin. ‘Güzin sustu’ dedin. Ama şimdi çocuk İstanbul’un tam merkezinde, benim çocuğumla aynı okulda hatta aynı sınıfta okuyor. Sen hâlâ ‘bitti’ diyebiliyor musun?”

“Güzin’in konuşmaması lazımdı.”

“Güzin konuşmamış ki. Çocuğu doğurmuş. Asıl mesele bu.”

“O zaman doğumdan sonra ne olduğunu bul.”

Artemis’in yüzündeki ifade değişti.

“Ne olduğunu mu? Abi, sen bana yıllarca o çocuğun yaşamadığını düşündürdün be. Şimdi bana ‘ne olduğunu bul’ diyorsun.”

“Çünkü bazı taşlar yerinden oynadı.”

“Taş değil abi. Duvar yıkılmış.”

Abisi sustu.

“Zeyd Gökdereli diye tanıtmış kendini. Çocuk aslında hayatının koskoca bir yalan olduğundan habersiz. Soyadının bambaşka olduğunu bilmiyor. Ama tesadüfe bak ki, senin geçmişin onun peşinden İstanbul’a kadar gelmiş.”

“Onunla konuşma.”

“Neden?”

“Çünkü seni tanımıyor bile. Sen de onu tanımıyorsun.”

“Ama ben artık gerçeği biliyorum.”

“Gerçeği bilmek başka, söylemek başka.”

Artemis birkaç saniye boyunca hiçbir şey demedi. Elindeki doğum belgesine baktı. Sonra dosyanın kapağını yavaşça kapattı.

“Peki ya bir gün öğrenirse?”

Telefonun diğer ucunda yine sessizlik oldu. Artemis cevap bekledi. Ama abisi hiçbir şey söylemedi. Sadece aramanın kesildiğini duydu.

Tık.

Artemis telefon elinde öylece tuttu. Çalışma odasının sessizliğinde yalnızca duvardaki saatin sesi duyuluyordu.

Tik… Tak…

Artemis başını kaldırıp kapıya baktı. Sonra dosyaya. Sonra tekrar kapıya.

Artemis fısıldadı.

“Zeyd…”

İsmi ağzından çıkarken bile yüzündeki ifade değişti. Çünkü artık o isim onun için herhangi bir öğrencimin ismi değildi. Yıllardır kapatıldığı sandıkları bir hesabın yeniden açılmış hâliydi.

Ve en kötüsü…

Hesabın kendisi artık onların karşısında, hiçbir şeyden habersiz şekilde dolaşıyordu.

ERTESİ GÜN - SABAH
(1. KİŞİ ANLATIM)

Sabah okula geldiğimde ilk fark ettiğim şey, bir kadının okulda olduğu ve dik dik bana baktığıydı.

Duyduğuma göre bu kadın Tuğberk’in annesiydi. Koridorun diğer ucunda birkaç öğretmenle konuşuyordu. En azından konuşuyor gibi görünüyordu. Çünkü gözleri sürekli bendeydi. Ben nereye yürürsem beni takip ediyordu. Bir ara göz göze geldik. Kadın hemen bakışlarını başka tarafa çevirdi.

En sonunda dayanamadım ve hemen kadının yanına gittim.

“Hanımefendi, yarım saattir dikmişsiniz gözlerinizi, bana bakıyorsunuz.”

Kadın birkaç saniye suratıma baktı. Sonra zoraki bir gülümseme takındı.

“Ne bakması oğlum? Sana öyle gelmiştir.”

“Bakıyorsunuz ama?”

“Yok canım.”

“Valla bakıyorsunuz.”

Kadın ellerini birbirine kenetledi.

“Seni birine benzettim.”

“Ben birine benzettiniz?”

“Aynen.”

“Kime?”

Kadın bir an durdu.

“Eski bir tanıdığa.”

“Kim o eski tanıdık?”

“O da bende kalsın.”

“İyi, sizde kalsın. Ben de meraktan çatlamam zaten.”

Kadın hafifçe gülümsedi.

“Sen hep böyle biri misin?”

“Nasıl biriyim?”

“Her şeyi direkt soran.”

Omuz silktim.

“Bilmediğim şeyi kafamda büyütmektense sorarım. Daha kolay.”

Kadın birkaç saniye sustu. Bana tekrar baktı.

Bu sefer bakışlarında az önceki şaşkınlık daha belirgindi.

“N’oldu?”

“H-hiç.”

“Yine bana bakıyorsunuz.”

“Alışkanlık.”

“Kötü alışkanlık.”

Kadın kısa bir kahkaha attı.

“Hiç değişmemişsin.”

Bunu duyunca kaşım havaya kalktı.

“Derken?”

Kadın bir an dondu.

“Yani… Eski tanıdığıma benzettim ya seni. O yüzden.”

“Hee. Ben de sandım beni tanıyorsunuz falan.”

“Yok. Seni ilk defa görüyorum.”

“İyi. Çünkü beni ilk defa görenlerin çoğuyla aramda çatlaklar var.”
Yazardan Not: Tuğberk’e gönderme yapan ağzını yerim senin

Kadın bu cümleye hafifçe güldü.

“Fark ettim.”

“Neyse. Ben derse kaçayım.”

“Tabii.”

Başımı salladım.

“Hoşçakalın.”

“Hoşçakal Zeyd.”

Adımı söylerken sesindeki o garip duraksamayı farkettim ama üstünde durmadım. Arkamı dönüp koridora doğru yürüdüm.

Birkaç adım sonra istemeden arkama baktım. Kadın hâlâ arkamdan bakıyordu. Gözgöze gelince bu sefer saniyesinde bakışlarını kaçırdı.

“Ne kadar tuhaf kadın…”

Omuz silkip sınıfa doğru yürümeye devam ettim. Arkamda ise kadın birkaç saniye daha olduğum yere baktı.

Çünkü benim için sıradan bir sabah olan şey, onun için yıllardır kapalı duran bir defterin ilk sayfasının yeniden açılmasıydı.

Sınıfa girip çantamı sıranın kenarına bıraktım. Kafam hâlâ koridordaki o kadındaydı. “Hiç değişmemişsin” demek ne demekti? Kadını hayatımda ilk defa görüyordum. Belli ki kafasında kurup kurup birine benzetmişti ama bakışlarındaki o donukluk, sesindeki o hafif titreme cidden garibime gitti.

Atalay hemen yanıma çöküp sırtımı dürttü.

“Oğlum koridorda konuştuğun kadın kimdi lan? Bayağı sosyetik duruyor.”

“Tuğberk’in annesiymiş.”

Atalay’ın gözleri bir anda açıldı.

“Oha. Kadın bildiğin Ezel dizisinden fırlamış gibiydi. Niye seninle konuşuyordu peki?”

“Beni birine benzetmiş. Eski bir tanıdığına.”

“Kime benzetmiş?”

“Sordum. ‘Bende kalsın’ falan diye geçiştirdi.”

Tam o sırada sınıfın kapısı pat diye açıldı. İçeri Tuğberk girdi. Ama yüzünde o her zamanki ukala, “okulun sahibiyim” ifadesi yoktu. Bayağı gergindi, kaşları çatılmıştı. Bakışları sınıfta hızla tarama yaptı ve direkt beni buldu. Adımlarını uzatarak tam sıramın tepesine dikildi.

Atalay hemen geriye çekilip sessizlik moduna geçti.

Tuğberk öne doğru hafifçe eğildi.

“Annemle ne konuşuyordun sen?”

Başımı geriye atıp yüzüne baktım. Sesi buz gibiydi ama gözlerinde tarif edemediğim bir huzursuzluk dalgalanıyordu.

“Annen olduğunu bilsem yüzüne bakmazdım zaten, rahat ol. Kadın yarım saattir beni dikizliyordu, ben de gidip hayırdır diye sordum.”

Tuğberk’in çenesi kasıldı.

“Annem durduk yere kimseye bakmaz. Ne dedi sana?”

“Eski bir tanıdığına benzetmiş. Çok merak ediyorsan git anana sor, bana niye sorgu hâkimi gibi hesap soruyorsun?”

Tuğberk birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Çenesindeki kas hâlâ oynuyordu.

“Sana hesap falan sorduğum yok.”

“E iyi, ben vergi dairesi değilim kusura bakma.”

Atalay kafasını sıraya eğdi. Gülmemek için dudağını ısırdığı belliydi.

Tuğberk ona kısa bir bakış attı.

“Gülme.”

Atalay hemen ellerini kaldırdı.

“Ben yokum. Beni bu işten düşürün.”

Tuğberk tekrar bana döndü.

“Annem sana başka birşey söyledi mi?”

“Yok.”

“Emin misin?”

“Lan Tuğberk ne bu sorgu sual? Kadın beni birine benzetmiş, iki dakika lafladık, hepsi bu.”

Tuğberk gözlerini kıstı.

“Ne dedi?”

“‘Eski bir tanıdığı benziyorsun’ dedi.”

“Başka?”

“Başka bir şey yok.”

“Emin misin?”

“Bak bana aynı lafı yüz defa söyletme.”

Atalay araya girdi.

“Tuğberk, Zeyd doğru söylüyor. Kadın zaten kendi halinde bakışlarıyla adam yiyordu.”

Atalay ona ters ters baktı.

“Sus lan.”

Atalay hemen sustu. Tuğberk tekrar bana döndü.

“Tamam.”

“Tamam ne?”

“Bir şey yok.”

“O zaman niye tepeme dikildin?”

“Merak ettim.”

“Merakını başka yerde gider.”

Tuğberk çenesini sıkarak birkaç saniye daha bana baktı. Bakışlarındaki o gerginlik azalmış değildi ama lafı daha fazla uzatmayacağını anladım.

“Bana bak. Annemden de bizim sülaleden de uzak dur. Bu sana son uyarım.”

“Yemeyece’m sülaleni merak etme. Sülalecek rezilsiniz, reziller.”

Tuğberk cevap vermedi. Bakışlarını üzerimde tuttuktan sonra arkasını dönüp sırasına geçti.

Atalay derin bir nefes alıp kafasını kaldırdı.

“Hassta amınakoyayım. Altı üstü anası seni birine benzetti diye az kalsın üçüncü dünya savaşını başlatıyordu.”

“Boş konuşuyor işte. Ailecek kafa kırık bunlarda.”

Atalay tam ağzını açıp yeni bir geyik çevirecekti ki hocanın sınıfa girmesiyle kapandı. Kafamı pencereden dışarıya çevirdim. Siyah cip tam bahçe kapısından çıkış yapıyordu. Cam yarıya kadar inikti ve kadının bakışları son ana kadar bizim sınıfın penceresindeydi.

İçimde nereden geldiğini bilmediğim, buz gibi bir ürperti dolaştı. O an ne ben biliyordum ne de Tuğberk… “Boş muhabbet” deyip kestirip attığımız o iki dakikalık bakışmanın, hayatlarımızı tam ortasından biçecek devasa bir yangının ilk kıvılcımı olduğunu.

ÖĞLEDEN SONRA - SATILMIŞ KONAĞI
(3. KİŞİ ANLATIM)

Saat dört buçuğu geçmişti. Konakta herzaman ki sessizlik vardı.

Baran çalışma odasında işiyle meşgul, Tuğsem ise abisinden eve daha erken gelmiş, odasında ders çalışıyordu.

Tuğberk ise eve yeni gelmişti. Ceketini çıkarıp merdivenlerden çıkacakken annesinin yatak odasından gelen sesini duydu.

“Hayır, bugün gördüm.”

Tuğberk adımını yavaşlattı.

Artemis’in sesi normalden farklıydı. Daha kısıktı. Daha dikkatliydi.

“Evet… Aynı çocuk.”

Tuğberk kaşlarını çattı. Merdivenlerden çıkınca kapının önünde durdu. İçeri girmedi. Sadece istemeden birşeylere kulak misafiri oldu.

“Hayır, ona hiçbir şey söylemedim.”

Tuğberk’in yüzündeki ifade değişti.

“Anlamadı zaten.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Bilmiyorum… Çok benziyor sana.”

Tuğberk istemsizce kapıya biraz daha yaklaştı.

“Hayır. İmkânsız.”

Tuğberk’in kafası karıştı. Annesi kimden bahsediyordu?

“Ben de ilk gördüğümde aynı şeyi düşündüm.”

Tuğberk kapıya bir milim daha yaklaşacakken içeriden kalkma sesi geldi.

“Sonra konuşuruz. Şimdi olmaz.”

Telefon kapandı. Tuğberk refleksle geri çekildi. Birkaç saniye sonra kapı açıldı.

Tuğberk elini cebine atıp son anda merdiven başındaki panoya bakıyormuş gibi yaptı. Yüzündeki o soğuk, dik duruşu sayesinde geri takınmıştı.

“Tuğberk?”

Tuğberk yavaşça başını panodan çevirip annesine baktı. Bakışları keskin ama tamamen ruhsuzdu.

“Ne ara geldin sen?”

“Şimdi geldim anne. Kimle konuşuyordun sen?”

Artemis zoraki bir tebessüm yerleştirdi dudaklarına. Omuzlarını dikleştirip adımlarını koridora doğru attı.

“Bankadan aradılar. Çok önemli birşey değil.”

Tuğberk’in kaşları hafifçe seğirdi. Sabah okulda annesinin Zeyd’e bakışları, sınıftaki o tuhaf gerginlik ve şimdi bu gizemli telefon konuşması… Kafasındaki parçalar tam oturmuyordu ama annesinin bir şeyler sakladığı netti. Sadece mevzunun kendisiyle ilgili olmadığını, muhtemelen babasıyla ya da bankayla alakalı saçma sapan bir kriz olduğunu düşündü.

“Sabah okuldaydın, gördüm seni. Hayırdır? Babamın haberi var mıydı geldiğinden?”

Artemis oğlunun yanından geçerken omzuna hafifçe dokundu.

“Müdüre Hanım’la kulüp bütçesini görüşmem gerekiyordu, o yüzden uğradım. Babanın kuş uçsa haberi olmasına gerek yok biliyorsun.”

Tuğberk pat diye söyledi.

“O çocukla konuştun.”

Artemis adımlarını kesti. Arkasını dönmeden bir saniye bekledi, sonra yavaşça başını çevirdi.

“Hangi çocukla?”

“Zeyd’le. Sabah koridorda dikilip çocuğa bakıyordun. Sonra da muhabbet ettiniz. Gördüm.”

Artemis hafif bir kahkaha attı, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak.

“Aa… Şu senin sınıftaki yeni çocuk mu? Benim lise zamanlarında ki eski bir dostuma benzettim onu, iki dakika adres sordum gibi birşey oldu. Sen niye bu kadar takıldın buna?”

Tuğberk çenesini sıktı. Annesinin bu rahat tavırları onu ikna etmekten uzaktı ama altından bir şey çıkaracak kadar da malzeme yoktu elinde.

“Anne, o çocuk itin kopuğun teki. Bizimle ya da seninle denk değil. Bir daha okulda işin olursa bana haber uçur, ben hallederim.”

Artemis derin bir nefes alıp oğlunun yüzünü inceledi. Zeyd ile Tuğberk’in aynı sınıfta birbirlerine biledikleri bu öfke, içindeki korkuyu daha da tırmandırıyordu.

“Tamam birtanem. Sen nasıl istiyorsan öyle olsun. Hadi, üstünü değiştir de aşağı in.”

Artemis merdivenlerden aşağı inerken Tuğberk arkasından dik dik bakmaya devam etti. Kafasını salladı.

“Ah annem ah… Bana çakozlanmamaya çalışıyorsun ama sakladığın şeyin yakında çıkar kokusu. Hadi hakkımızda hayırlısı…”

Odasına girip kapıyı sertçe kapattı. Annesinin sakladığı sırrın, kendi hayatını kökünden kazıyacak devasa bir bomba olduğundan habersizce kendini yatağa attı.

-9. Bölüm Sonu-

EVEET BOMBANIN PATLAMASINA SAYILI BÖLÜMLER KALDI YENİ BÖLÜMDE GÖRÜŞÜRÜÜZZZ 🙂↕️🙂↕️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

63okunma 33beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…