LEKE 1: SOY SAVAŞLARI kitap kapağı

3. bölüm / 26

2. Bölüm - Hoşbulduk İstanbul

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 2. Bölüm - Hoşbulduk İstanbul

Banktan kalkalı yaklaşık yarım saat olmuştu. Ablamın telefonu titreşti. Halam para göndermişti. İstanbul’a gidecek kadar… Ablam ekranı kapatıp bana baktı.

“Önce eve uğrayacağız.”

Başımı salladım. Konuşacak mecalimiz kalmadı.

Apartmanın önüne geldiğimizde ikimizde durduk. Üç katlı, eski apartmana uzun uzun baktık. Bütün hayatım o binanın içinde geçmişti. Ama ilk defa kendimi yabancı hissediyordum. Ablam anahtarı çıkardı. Kapıyı sessizce açtı. İçerisi sessizdi. Televizyon hâlâ açıktı. Annem koltuğun üstünde horul horul uyuyordu. Boş şişeler masanın üstündeydi. Ablam derin bir nefes aldı.

“Uyuyor. Çabuk ol…”

Ben doğruca odama girdim. Dolabın kapağını açtım. İki eşofman, iki pantolon, beş tane tişört, birkaç tane iç çamaşırı… Hepsini kafama göre çantama doldurdum. Sonra masanın üstündeki Atalay ile çekildiğimiz küçüklük fotoğrafını elime aldım.

Birkaç saniye baktım. Sessizce çantanın ön gözüne koydum.

Koridorda ablamla karşılaştık. Onunda iki çantası vardı. Evden geriye neredeyse hiçbirşey almamıştı. Ablam son kez salona baktı. Annem hâlâ uyuyordu. Yavaşça mırıldandı.

“İnşallah bir gün pişman olursun…”

Ben cevap vermedim. Kapıya yürüdüm. Anahtarı içerde bıraktım. Kapıyı çektim.

GÜM!

Ses bütün apartmanda yankılandı. İkimiz de arkamıza bakmadık. Çünkü bazı evlerden çıkarken vedalaşılmazdı. Sadece gidilirdi.

On beş senelik hayatım bir çantaya sığmıştı. Apartmanın önünde birkaç saniye durdum. Gözüm çocukluğumun geçtiği sokaklara takıldı. Top oynadığımız boş arsaya… Agalarımla bisiklet sürdüğümüz yola… Her köşesini, her detayını bildiğim mahalleye…

Çerkezköy’den… Çocukluğumdan ayrılma vakti gelmişti.

Ablam sessizce omzuma dokundu.

“Hadi Zeyd.”

Başımı salladım. Arkamı döndüm. O sokaklara bir daha ne zaman dönerdim bilmiyordum. Belki bir ay sonra, belki yıllar sonra, belki de hiç…

Otogara vardığımızda saat ona yaklaşıyordu. Çok kalabalıktı. Valizini sürükleyenler… Otobüsünü kaçırmamak için koşanlar… Anons sesleri… Simitçiler… Her kafadan ayrı ses çıkıyordu. Ben ise elimdeki çantayı bırakıp etrafa bakıyordum. İçime birşey oturmuştu.

Ablam telefonunu çıkardı. Halamı aradı. Telefon ikinci çalışta açıldı.

“Geldiniz mi?”

“Otogardayız. İstanbul otobüsünü bekliyoruz.”

“Tamam. Otobüse binince haber ver. Esenler’de sizi benle Atalay karşılayacağız.”

“Tamam hala.”

Telefon kapandı. Ben banklardan birine oturdum. Çantamı ayaklarımın arasına aldım. Ablam yanıma oturdu. Bir süre ikimiz konuşmadık. Sonra sessizliği ben bozdum.

“Abla.”

Ablam bana döndü.

“He?”

“Sence… Bir gün geri döner miyiz?”

Ablam birkaç saniye sustu. Sonra omzuma hafifçe dokundu.

“Önce bir hayatta kalalım. Gerisi kolay.”

Gülmeye çalıştım. Olmadı. Tam o sırada otogarın hoparlöründen anons yapıldı.

“İstanbul Esenler Otogar’ına hareket edecek olan otobüsümüz peron numara beşe yanaşmıştır.”

Ablam ayağa kalktı.

“Hadi.”

Bende çantamı sırtıma geçirdim. Birlikte perona doğru yürümeye başladık. Bembeyaz bir otobüs ağır ağır yanaştı. Muavin bagajın kapağını açtı.

“İstanbul! İstanbul!”

Ablam çantaları bagaja verdi. Ben son kez arkamı döndüm. Çerkezköy otogarı… Çocukluğumun geçtiği şehir… Hepsi birkaç metre arkamda kalmıştı. Derin bir nefes aldım ve hiçbirşey demeden otobüse bindim.
Cam kenarına oturdum. Motor çalıştı. Otobüs ağır ağır hareket etmeye başladı. Çerkezköy’ün tabelası geride kalırken başımı cama yasladım. İçimden sadece tek bir cümle geçti.

“İnşallah bir gün, daha güçlü dönerim.”

İki buçuk saat sonra otobüs yavaş yavaş şehrin trafiğine girmeye başladı. Uyandığımdan camdan dışarı baktım. Koca koca binalar… Bitmek bilmeyen arabalar… Üst üste dizilmiş apartmanlar… Burasının Çerkezköy ile alakası yoktu. Hiç yoktu. Muavin koridordan geçerken bağırdı.

“Esenler! Son durak!”

Ablam omzumu dürttü.

“Kalk Zeyd.”

Azıcık gerilip ayağa kalktım. Çantamı omzuma attım. Otobüsten iner inmez yüzüme sıcak asfalt kokusu vurdu. İnsan seli sağa sola akıyordu. Kimse kimseye bakmıyordu. Sanki herkes bir yere yetişmeye çalışıyordu. Ben olduğum yerde birkaç saniye durdum.

“Ne kadar büyükmüş lan…”

Ablam hafifçe gülümsedi.

“Daha Başakşehir’i görmedin.”

Tam o sırada telefon çaldı.

Neslihan Halam ❤️

Ablam açtı.

“Geldik hala.”

..

“Tamam.”

..

“Görüyoruz.”

Telefonu kapattı. Eliyle otogarın çıkışını gösterdi.

“Oradalar.”

Başımı kaldırdım. Siyah bir arabanın yanında iki kişi duruyordu. Biri halamdı.

Diğeri…

Atalay.

Beni görür görmez sırıtmaya başladı. Kollarını iki yana açtı.

“OOOO! Hoşgeldin lan İstanbul’un yeni belası!”

İstemeden güldüm. Çantamı yere bırakıp yanına yürüdüm. Atalay sarılır gibi yapıp omzuma yumruğunu geçirdi.

“Daha gelir gelmez karakolluk olmuşsun diye duydum. Hızlı başlangıç.”

Elimle kolunu ittim.

“Kes lan. Sen olsan daha otobüsten inmeden nezarete düşerdin.”

Atalay kahkahayı bastı.

“Özlemişim seni var ya…”

Halam yanıma geldi. Hiç konuşmadan bana sarıldı. Saçımı okşadı.

“Geçti oğlum… Bundan sonra yalnız değilsiniz.”

Boğazım düğümlendi. Sadece başımı sallayabildim. Halam ablama döndü.

“Hadi. Eve gidelim.”

Atalay bagajı açtı. Çantaları yerleştirdi. Arka koltuğa benle ablam oturduk. Esenler’in kalabalığı yavaş yavaş arkamızda kaldı.

Yaklaşık kırk dakika sonra arkamızda bir yazı belirdi.

Başakşehir’e Hoşgeldiniz.

Eve geldiğimizde kapının önünde durduk. İki katlı, bahçeli dubleks evin ışıkları yanıyordu. İçeri girer girmez burnuma sıcak çay ve yeni kızarmış ekmek kokusu geldi. Atalay ayakkabılarını çıkarıp doğruca salona geçti.

“Anne! Ben açlıktan ölüyorum!”

Halam mutfaktan seslendi.

“Sanki yolda üç tane tost gömmemiş gibi konuşma oğlum.”

Atalay sırıttı. Benle ablam birbirimize baktık. Uzun zamandır ilk defa, bir ev bu kadar sıcak gelmişti…

Yaklaşık on dakika sonra sofraya oturduk. Masada peynir, zeytin, domates, yumurta, sıcak bazlama ve demlenmiş çay vardı. Halam çayları doldurdu. Kimse birkaç dakika konuşmadı. Herkes birbirine bakıyordu. En sonunda ablam sessizliği bozdu.

“Hala… Biz sizi daha fazla rahatsız etmeyelim. Bir iki gün içinde başka bir yer buluruz.”

Halam kaşığını masaya bıraktı. Başını iki yana salladı.

“Saçmalama. Hiçbir yere gitmiyorsunuz. “

Ben başımı kaldırdım. Halam devam etti.

“Bu ev sizinde eviniz. Ne kadar gerekiyorsa burada kalacaksınız.”

Ablam itiraz etmeye çalıştı.

“Ama… Size yük olmak istemiyoruz.”

“Yük falan değilsiniz, öyle düşünmeyin lütfen. Siz benim abimin çocuklarısınız. Konu burada kapanmıştır.”

Masada kısa bir sessizlik oldu. Sonra halam bana döndü.

“Zeyd.”

“He hala.”

“Senin okul işini de halledeceğim.”

Çatalla oynayan elim durdu.

“Nasıl yani?”

“Seni Atalay’ın okuluna aldıracağım.”

Gözlerim büyüdü. Atalay’ın elindeki çay bardağı masaya geri indi.

“Ne?”

Halam gayet sakindi.

“Müdüre Hanım ile konuşurum. Kaydını yaptırırız. Aynı sınıfta okursunuz.”

Atalay sandalyede doğruldu.

“Aynı sınıfta mı? Anne ciddi misin?”

“Gayet ciddiyim.”

Atalay bana baktı. Sonra tekrar annesine döndü.

“Oğlum… Bu manyak benimle aynı sınıfta mı olacak şimdi?!”

Bende ona döndüm.

“Günaydın.”

Atalay kahkaha attı.

“Lan çok iyi! Harbi çok iyi.”

Bir anda yerinden fırladı.

“Oğlum düşünsene! Aynı sırada oturacağız. Hocaları delirteceğiz. Ortalığın var ya içinden geçeceğiz!”

Halam kaşını kaldırdı.

“Aynı sırada oturacağınızı kim söyledi?”

Atalay’ın gülüşü bir anda söndü.

“Ha… O da doğru.”

Ben sırıttım.

“Merak etme. Beni senin yanına oturtmazlar.”

Atalay omzuma vurdu.

“Daha ilk günden disiplinlik oluruz kesin.”

Masadaki ilk kahkaha o anda koptu.

Kahvaltı bittikten sonra Atalay sandalyesini geriye itti.

“Hadi lan. Odama geçe’k!”

Çay bardağını masaya bıraktım.

“Niye?”

“Sana okulu anlatacağım.”

Halam gülerek seslendi.

“Çok korkutma çocuğu.”

Atalay sırıttı.

“Ben mi? Ben gayet masumum.”

Ben de arkasından söylene söylene merdivenleri çıktım. Atalay odasının kapısını açtı. İçeri girdiğimde kendimi başka bir dünyaya girmiş gibi hissettim. Duvarlarda futbol formaları, bilgisayar masası, kulaklıklar, dağınık kitaplar, yatağın üstüne baştan savma atılmış eşofman… Tam Atalay’a göreydi. Ben yatağın kenarına oturdum. Atalay çalışma sandalyesine oturdu. Bana döndü.

“Dinle bak. Yüksekşehir normal bir okul değil. İlk hafta herkes seni süzer. Kim olduğunu çözmeye çalışırlar. Sessiz kalırsan ezmeye çalışırlar. Çok konuşursan da gıcık olurlar.”

Omuz silktim.

“Banane.”

Atalay güldü.

“Aynen öyle devam et. Zaten başın derde girsin diye uğraşıyorsun.”

Sonra çalışma masasının üstünden okul formasını aldı. Bana fırlattı.

“Bu bizim forma.”

Formayı elime aldım. Üzerindeki okul armasına baktım.

Yüksekşehir Koleji

İçimden tekrar ettim.

“Güzelmiş.”

Atalay yanıma oturdu.

“De mi? Okul çok taşşaklı oğlum! Büyük, kantini güzel, spor salonu var, konferans salonu var, bahçesi bizim bahçenin on katı, hocaların yarısı normal, yarısı da kafadan kontak.”

İkimizde güldük. Sonra Atalay’ın yüzündeki gülümseme yavaş yavaş kayboldu. Birkaç saniye sustu. Ben fark ettim.

“Ne oldu?”

Atalay başını iki yana salladı.

“Bir şey yok.”

Sonra ciddi ve sert bakışlarla bana baktı.

“Okulun geri kalanını… Kendin görünce anlarsın.”

Kaşlarımı çattım.

“O kadar kötü mü?”

Atalay hafifçe sırıttı.

“Kötü demedim. Sadece… Bazı insanları önceden anlatsam tadı kaçar. İlk gün kendi gözünle gör. Daha eğlenceli olur.”

Bende gülümsedim.

“Tamam. Bekleyelim bakalım.”

Atalay pencereye doğru yürüdü. Dışarı bakarken kendi kendine mırıldandı.

“İnşallah… İlk gün cinayet işlemezsin.”

Ben duymamış gibi yaptım. Ama o cümlenin kime söylendiğini bilmiyordum. Henüz…

-2. Bölüm Sonu-

Eveet ikinci bölümümüzde fırından taptaze sıcacık çıktı umarım beğenmişsinizdirr yeni bölümde görüşürüürürüüüz😆😆

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

130okunma 65beğeni 9yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…