Bölümler 26Şu an: 5. Bölüm - Bir Ev Dolusu Öfke
- 1 Kadro141 kelime
- 2 1. Bölüm - Sabıkalı Doğmak1.828 kelime
- 3 2. Bölüm - Hoşbulduk İstanbul1.268 kelime
- 4 3. Bölüm - Savaş Boyaları2.208 kelime
- 5 4. Bölüm - Sayı mı, Saygı mı?2.171 kelime
- 6 5. Bölüm - Bir Ev Dolusu Öfke1.851 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 6. Bölüm - Bu Alemin Kralı Benim3.406 kelime
- 8 7. Bölüm - Huzur Diye Bir Şey Yok2.537 kelime
- 9 8. Bölüm - Film Koptu2.339 kelime
- 10 9. Bölüm - Yabancı Bir Tanıdık1.855 kelime
- 11 10. Bölüm - Kör Nokta2.320 kelime
- 12 11. Bölüm - Soy Ağacındaki Leke2.070 kelime
- 13 12. Bölüm - Çatlaklar Altın Varaklıdır2.807 kelime
- 14 13. Bölüm - Kurtuluş Diye Bir Yalan3.000 kelime
- 15 14. Bölüm - Bir Katilin Oğlu2.716 kelime
- 16 15. Bölüm - Tahtına Bok Sürdüm2.387 kelime
- 17 16. Bölüm - Çürümüş Bir Düzenin Çocukları2.492 kelime
- 18 17. Bölüm - Çınarın Altında Sonbahar2.343 kelime
- 19 18. Bölüm - Bir Lekenin Sessizliği3.287 kelime
- 20 19. Bölüm - Kimin Eli Kimin Cebinde?2.326 kelime
- 21 20. Bölüm - Tesadüflerin Başlangıcı2.591 kelime
- 22 21. Bölüm - Korkunun Tersine Döndüğü Gün2.471 kelime
- 23 22. Bölüm - Selamın Cevabı3.250 kelime
- 24 23. Bölüm - Kan Bağı Değil, Can Bağı2.287 kelime
- 25 24. Bölüm - Aile İçin2.115 kelime
- 26 25. Bölüm (1. KİTAP FİNALİ) - O Gece Büyüdüm2.722 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
OKUL BİTİMİ
Okulun son zili çaldığı an sınıfın yarısı kapıya doğru hücum etti. Ben de çantamı tek omzuma geçirip sıradan kalktım. Atalay kapıda beni bekliyordu.
“Hadi lan.”
“Koşma oğlum. Ev kaçmıyor.”
“Ev kaçmıyor da annemin yaptığı tost kaçıyor.”
İstemsiz güldüm.
“O kadar mı açsın?”
“Sen ne diyo’n? Midem sırtıma yapıştı amınakoyayım.”
Koridor yine sabahkinden beterdi. Millet bağıra bağıra konuşuyordu, birileri top sektiriyor, alt sınıflar merdivenlerden yarış yapıyordu. Biz ağır ağır okul kapısından çıktık. Hava kapalıydı. Gökyüzü kurşun gibi olmuştu. Sanki birazdan yağmur değil de bela yağacaktı.
Kapının önünden biraz uzaklaşmıştık ki arkamızdan bir ses geldi.
“Şşt!”
Dönmedim. Çünkü dönersem nelerin yaşanacağı bir film şeridi gibi aklımdan geçmişti.
“Sana diyo’m heey!”
Atalay dirseğiyle dürttü.
“Bize diyorlar galiba.”
Mecburi arkamı döndüm. Karşımızda üç tane çocuk vardı. Bizden büyük değillerdi. On yediyi geçmezlerdi. Okul formaları vardı ama kravatları çözülmüş, gömlekleri dışarı çıkmıştı. En öndeki çocuk ağzındaki sakızla geviş getiriyordu. Beni baştan aşağı süzdü. Sonra sırıttı.
“Demek yeni gelen çocuk sensin.”
Omuz silktim.
“He. Vergi dairesinden mi geliyorsunuz, yoksa yoklama mı alıyorsunuz?”
Arkadakilerden biri kakırdadı. En öndeki gülmedi.
“Ağzın iyi laf yapıyor.”
“Yapması bedava. Sen de yap.”
“İsmin Zeyd’miş.”
“Doğru.”
“Sabah da başkana diklenip efelenen senmişsin.”
Dilimi yanağımın içine bastırıp güldüm.
“Başkan mı?”
“Evet.”
“Cumhurbaşkanı mı, okul başkanı mı? Kime göre başkan?”
Çocuğun çenesi kasıldı.
“Tuğberk’e göre.”
“Ha… Ben de bir halt sandım.”
Atalay hemen koluma hafifçe dokundu.
“Zeyd…”
Elimin tersiyle “sus” der gibi işaret yaptım.
Çocuk bir adım daha yaklaştı.
“Sana bir tavsiye vermemi ister misin?”
“İsterim.”
“Bu okulda uzun yaşayacaksan bazı insanlara racon kesmeyeceksin.”
Kafamı hafifçe yere eğdim.
“Ben de sana bir tavsiye vereyim.”
“Neymiş?”
“O çok sevip taptığın başkanının ağzıyla konuşma. İletişim fakültesi gibi dolaşıyorsun.”
Çocuğun dudağının kenarı seğirdi. Sakızı yanağına bastırıp başını hafifçe yere eğdi.
“Fazla cesursun.”
Omuz silktim.
“Yok. Sana öyle gelmiştir.”
“Yarın da böyle konuşabilecek misin bakalım?”
“Yarın niye? İstersen şimdi konuşayım.”
Atalay bu sefer kolumu biraz daha sert tuttu.
“Hiç gerek yok Zeyd…”
Elimi çekip gözümü çocuktan gram ayırmadan konuştum.
“Birader, sabah Tuğberk denedi, şimdi siz deniyorsunuz. Okulun girişinde nöbet mi tutuyorsunuz ne yapıyorsunuz siz?”
Arkadaki çocuklardan biri öne çıktı.
“Ağzını topla.”
“Toplamıyorum.”
“Bak son kez söylüyorum.”
“Ben de son kez söylüyorum. Bana pislik yapmaya çalışmayın.”
En öndeki çocuk bir anda göğsüme parmağını dayadı.
“Sus artık.”
Elini aşağı indirip parmağını ittim.
“Dokunma lan bana.”
Bir anlık sessizlik oldu. Atalay nefesini tuttu. Çocukların üçü de birbirine baktı. Tam biri üzerime yürüyecekti ki…
“N’oluyo’ orada?”
Hepimiz aynı anda sese döndük. Tuğberk bize doğru yaklaşıyordu. Yanında Tuğsem vardı. Elleri cebindeydi. Bağırmıyordu.
Sonra üç çocuğunda bir anda gerildiğini gördüm. Aynı anda toparlanıp hazırola geçtiler. Az önceki kabadayı tavırlarının yerini garip bir tedirginlik almıştı.
En öndeki çocuk boğazını temizledi.
“Birşey yok başkan.”
Tuğberk yürümeye devam etti. Bizimle aralarında iki üç metre kalınca durdu. Gözlerini önce bana çevirdi. Sonra çocuklara.
“Birşey yoksa çocuğu niye durduk yere kıstırdınız köşede?”
Çocuklardan biri başını eğip konuştu.
“Sabah sana şekil şukul yapıyordu başkan… Biz de şimdi cezasını kesecektik.”
Tuğberk birkaç saniye hiçbirşey demedi. Sadece çocuğa baktı. Sonra diliyle yanağının içini itip başını hafifçe iki yana salladı.
“Size mi kaldı lan ceza kesmek?”
Kimse cevap vermedi. Tuğberk bir adım daha yaklaştı.
“Kime diyorum?”
En öndeki çocuk yutkundu.
“Yok…”
“Yok ne?”
“Biz… Şey…”
“Ben size daha önce ne dedim?”
Çocuklardan biri hemen atıldı.
“Okulun içinde ve dışında kavga istemiyorum demiştin.”
Sessizlik çöktü. Tuğberk gözlerini tek tek üçünün üzerinde gezdirdi.
“Hâlâ laf dinlemiyorsunuz ha?”
Çocuklardan hiçbiri utançlarından kafasını kaldırmadı. Tuğberk burnundan kısa bir nefes verdi.
“Ben size ‘kimsenin abiliğini yapmayın’ dedim mi demedim mi?”
En öndeki çocuk mırıldandı.
“Dedin başkan…”
“O ZAMAN BU NE AMINAKOYAYIM!”
Kimse korkudan cevap veremedi. Tuğberk elini cebinden çıkardı. Parmağıyla üçünü birden gösterdi.
“Bakın… Benim adımı kullanıp millete gözdağı veren olursa önce karşısındakini değil, sizi üzerim.”
Çocuklardan biri yine aceleyle araya girdi.
“Ama biz seni savunuyorduk.”
Tuğberk yüzünü buruşturdu.
“Ben sizden avukatlık mı istedim?”
Yine sessizlik çöktü.
“Adamla sabah benim aramda ne geçtiyse geçti. Size n’oluyor?!”
Çocuk yine savunmaya geçti.
“Ama başkan—“
“Kes.”
Resmen, tek kelimeyle çocuğu susturdu. Tuğberk başını hafifçe yana çevirdi.
“Bir daha okul çıkışında birini köşeye sıkıştırdığınızı yakalarsam… Vallahi de billahi de önce ben sikerim alayınızı.”
Üçü aynı anda,
“Tamam başkan.”
dedi.
“Uzayın şimdi.”
Çocuklar ikinci bir kelime etmeden arkasını dönüp uzaklaştılar. Ben olan biteni sessizce izliyordum. İçimden sadece tek bir şey geçiyordu.
“Demek herkesin ödü koptuğu herif bu…”
Tuğberk çocukların arkasından birkaç saniye baktı. Sonra yavaşça bana döndü.
Tam ağzını açacaktı ki ben ondan önce davrandım.
“Ben senden yardım mı istedim?”
Atalay içinden “Eyvah…” diye mırıldandı. Tuğberk kaşını hafifçe kaldırdı.
“İstemedin.”
“E niye maydanoz oluyorsun o zaman?!”
“Çünkü okulun kapısının eşiğinde üç tane gerizekâlının seni kıstırmasına göz yumacak kadar mal değilim.”
Burnumdan sertçe nefes verdim.
“Ben halledecektim hepsini.”
Tuğberk dudak büktü.
“He, gördüm. Bir dakika sonra cennet mahallesine dönecekti herşey.”
“E n’olmuş?”
“N’olmuşu mu var lan? Daha okulun ilk günü! Kapının önünde kavga çıksa ilk kim hesap verecek sanıyorsun? Sen mi? Ben vereceğim, ben! Müdürün, hocanın, velinin tantanasını ben çekeceğim! Sonra da üç tane embesilin yediği naneyi yine ben açıklayacağım!”
“Bana ne?”
Tuğberk kısa bir kahkaha attı.
“Tabii. Sana ne zaten? Dünya yansa elini cebinden çıkarmayacak adamsın.”
“Sen de dünyanın yükünü fazla sırtlamış gibisin.”
“Ben yük falan sırtlamıyorum.”
Burnumdan sertçe güldüm.
“Kimse senden böyle birşey istemedi.”
“İstemedi diye yapılmayacak diye bir dünya yok.”
Atalay elini ensesine atıp ovuşturdu.
“Ya anasını satayım… Beş dakikadır aynı yerde dönüyorsunuz.”
İkimizde hiç oralı olmadık. Tuğberk bana bir adım yaklaştı.
“Bak Zeyd… Sana abilik taslamıyorum.”
“İyi ki de taslamıyorsun.”
“Ama şu okulun önünde çingenelik yaparsan, ilk karşına ben dikilirim.”
“Sonra ne yaparsın?”
“Gerekeni.”
“Tehdit mi ediyorsun lan sen beni?”
“Yok.”
Kafasını hafifçe eğdi.
“Bilgilendirme bu.”
Dilimi damağıma vurdum.
“Vay amınakoyayım… Devlet dairesi gibi insansın.”
Tuğberk’in ağzının kenarı istemsiz kıpırdadı ama hemen toparladı.
“Sen de boş teneke gibi çok ses çıkarıyorsun.”
“Ses tonum seni rahatsız ediyorsa kulaklık takabilirsin.”
“Ata…”
“Atalay ne alaka? Atalay’a niye sesleniyorsun?”
“Arkadaşını da al terket burayı.”
Atalay itiraz edemedi. Kolumdan tuttu.
“H-hadi lan. Açlıktan öleceğim, sen hâlâ ego savaşı veriyorsun.”
Bu sefer kolumu çekmedim. Son kez Tuğberk’e baktım.
“Bu konu burada bitmedi.”
Tuğberk de gözünü kırpmadan karşılık verdi.
“Ben de daha yeni başlıyor diye düşünüyordum.”
İkimiz birkaç saniye birbirimize baktık. Ne küfür ettik… Ne yumruk attık…
Arkamı dönüp Atalay’la yürümeye başladım.
AKŞAM SAATLERİ - SATILMIŞ KONAĞI (3. KİŞİ ANLATIM)
Yazardan Not: Bu sahneyi bu şarkıyla okumanızı tavsiye ederim. İyi Okumalar.
Saat akşam sekizi geçmişti. Dışarıda yağmur başlamıştı. Konağın geniş yemek salonunda uzun masanın üzerindeki avize loş bir ışık yayıyordu.
Baran Satılmış, baş köşeye kurulmuştu. Herzaman ki gibi tek kelime etmeden, ve herzaman ki gibi evdeki herkes onun konuşmasını bekliyordu.
Masanın sağında Artemis Satılmış, karşısında Tuğberk, yanında da Tuğsem…
Kimsenin iştahı yoktu. Çatal bıçak sesleri dışında salondan çıt çıkmıyordu.
En sonunda sessizliği Baran bozdu.
“Artemis.”
Artemis duydu fakat duymamazlıktan geldi. Baran sert bir ses tonuyla tekrar seslendi.
“Artemis.”
“Ne?”
“‘Ne?’ değil, ‘Efendim?’.”
Artemis derin bir nefes verdi.
“Efendim Baran?”
“Bugün dosyaları karıştırırken dosyaların arasında senin şu hayır işleri adı altında ki gereksiz harcamalarına rastladım. Ben bu imkanları sana kafana göre takıl diye mi sundum?”
Artemis çatalını yavaşça tabağa bıraktı.
“Onlar gereksiz harcama değil.”
Baran kaşlarını kaldırdı.
“Öyle mi?”
“Evet öyle.”
Baran arkasına yaslandı.
“Bana mı öğreteceksin şimdi neyin gereksiz olup olmadığını?”
“Hayır. Sana birşeyi hatırlatıyorum.”
“Benim paramla yaptığın harcamayı bana açıklıyorsun.”
Artemis sandalyesinden biraz daha doğruldu.
“Çünkü o para sadece senin paran değil Baran. En az senin kadar bizim de hakkımız var o paranın üzerinde.”
Baran’ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“O ne demek?”
Tuğberk çatalını tabağın kenarına bıraktı.
“Bence gayet açık ve net baba.”
Baran başını ona çevirdi.
“Sen karışma Tuğberk.”
Tuğberk omuz silkti.
“Ben karışmıyorum ki. İnsan gibi masada oturup yemeğimi yiyorum.”
“Öyleyse oturmaya devam et. Boyundan büyük muhabbetlere de girme.”
Tuğsem hemen araya girdi.
“Abi…”
Tuğberk ona baktı.
“Ne?”
“Boşver.”
“Yok Tuğsem. Boşvermeyeceğim. Biz boşvermekten bu hâle geldik zaten.”
Baran kaşlarını çattı.
“Senin son zamanlarda fazla dilin uzadı, haddini bil.”
Tuğberk sandalyesine yaslandı.
“E sen de fazla susturuyorsun. O n’olacak?”
“Ben seni susturmasını bilirim.”
Tuğberk’in yüzündeki ifade değişti.
“Bak işte bunu yapma.”
“Ne yapmayayım?”
“Her tartışmamızda aynı kartı açma.”
Baran sustu. Tuğberk devam etti.
“Para senin, ev senin, şirket senin… Tamam. Anladık. Herşeyi sen aldın, sen verdin. Ama insanları satın aldığını da sanma.”
Masada çıt çıkmadı. Artemis yavaşça Tuğberk’e baktı.
“Tuğberk…”
“Efendim?”
“Yeter.”
Tuğberk başını iki yana salladı.
“Anne, yıllardır yeter diyorsun. Bir kere de biri yeter demesin ya!”
Baran masaya öyle bir darbe indirdi ki porselen tabaklar çınladı. Yüzündeki damarlar fırlamıştı.
“Ben bu evde kimsenin maskarası değilim!”
Sandalyesini geriye iterek hışımla ayağa kalktı. İki uzun adımla Tuğberk’in dibinde bitti.
Artemis, Baran’ın ne yapacağını anladığı an korkuyla doğruldu.
“BARAN DUR!”
Baran kaale almadı. Yıllardır evde kurduğu o sarsılmaz krallığa ilk defa ilk defa bu kadar doğrudan başkaldırılması gözünü karartmıştı. Elini havaya kaldırdı, tam Tuğberk’in suratına okkalı bir tokat geçirmek için savuracaktı ki…
RKKK!
Tuğberk refleksle Baran’ın bileğini havada yakaladı. Masadaki herkes dönüp kaldı. Artemis’in nefesi kesildi. Tuğsem sandalyesinden yarım kalkmıştı.
Tuğberk’in parmakları Baran’ın bileğinin etrafında sıkıca duruyordu. Birkaç saniye boyunca ikisi de konuşmadı.
Sonra Tuğberk dişlerinin arasından konuştu.
“Sakın.”
Baran’ın gözleri büyüdü.
“Elimi bırak.”
“Bir daha bana elini kaldırmayı deneme.”
“Tuğberk!”
“Ne bağırıyorsun? Sağır değilim, duyuyorum.”
“Ben senin babanım!”
“Biliyorum baba, biliyorum. Her benle tartışmaya girdiğinde aynı cümleyi söylemekten yorulmadın mı?”
Baran elini çekmeye çalıştı, Tuğberk bırakmadı.
“Bırak lan elimi!”
“Ben de sana birşey dedim. Bir daha bana el kal-dır-MA!”
Artemis ayaklandı.
“Tuğberk, bırak artık babanın elini.”
Tuğberk birkaç saniye annesine baktı. Sonra babasının bileğine baktı.
Baran elini geri çekti. Yüzü öfkeden gerilmişti.
“N’apıyorsun sen!”
“N’apıyorum ben?”
“Bana el mi kaldırıyorsun? Babana?”
“Hayır. Sen bana el kaldırıyordun. Ben de elini tuttum. Bana el kaldıran sensin.”
“Haddini aşma!”
“Benim haddim yıllardır yerine baba. Senin sınırın yok.”
“Kapa çeneni!”
“Kapamıy’cam.”
“Bu evde benim borum öter!”
“Evet. Zaten sorun da bu.”
“Ne demek sorun da bu?”
“Şu demek; Bu evde herkes sen ne diyorsan onu yapacak diye bir töre yok. Kimse senin kölen değil, cariyen değil.”
“Sen iyice kendini bir bok sanmaya başladın.”
“Yok. Sadece artık senin her söylediğine eyvallah çekmiyorum.”
“Seni ben adam ettim lan! Benim paramla Nirvana’yı yaşıyorsun!”
“Adam ettiysen niye hâlâ kendi kararlarımızı veremiyoruz baba?”
Baran cevap veremedi. Artemis ikisinin arasına girdi.
“Yeter artık. Evin huzurunun içine ettiniz. İkiniz de susun!”
Tuğsem’in gözleri dolmuştu. Başını eğip sessizce nefes aldı.
“Bu evde bana bu üslupla konuşulamaz.”
“O zaman sen de bu evde herkese insan evladı gibi davranacaksın ki karşılığını alasın.”
“Odana çık Tuğberk.”
“Emredersiniz hünkârım.”
Tuğberk sandalyesini sertçe geriye itti. Ayağa kalktı. Birkaç saniye babasının gözlerinin içine baktı.
“Ama şunu kafana yaz ki, karşında artık altı yaşındaki erkek çocuğu yok. Ben senden korkmuyorum.”
Baran’ın çenesi kasıldı.
“Defol git gözümün önünden. Defol!”
“Zaten niyetim o.”
Tuğberk arkasını döndü. Merdivenlere doğru yürümeye başladı.
“Tuğberk…”
Tuğberk durdu ama dönmedi.
“Oğlum…”
“Anne, şimdi konuşursam daha kötü şeyler olacak.”
Artemis sustu. Tuğberk merdivenleri çıkmaya başladı. Birkaç adım sonra arkadan Baran’ın sesi geldi.
“Bu konu burada kapanmadı!”
Tuğberk merdivenin başında durdu. Başını hafifçe çevirdi.
“Benim için kapandı.”
Sonra yukarı çıktı. Oda kapısı sertçe kapandı.
GÜM!
Salonda ağır bir sessizlik kaldı. Artemis yavaşça sandalyesine oturdu. Tuğsem gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Baran ise hâlâ merdivenlere bakıyordu. Masanın üzerindeki yemekler çoktan soğumuştu.
O akşam Satılmış Konağında, kimse yemeğine devam edemedi.
-5. Bölüm Sonu-
Bu bölümde biraz Tuğberk’i ve hayatını tanımanızı istedim bir sonraki bölüm bomba gibi gelecekk yeni bölümde görüşürüüzz 😸😸
Bölüm etkileşimi
