LEKE 1: SOY SAVAŞLARI kitap kapağı

4. bölüm / 26

3. Bölüm - Savaş Boyaları

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 3. Bölüm - Savaş Boyaları

1 AY SONRA- OKULUN İLK GÜNÜ

İnsan bazen otuz güne bir ömür sığdırıyormuş. O otuz günde ablam bir kafede işe başlamıştı. Bende günlerimin çoğunlukla Atalay ile geçiriyordum. Mahalleyi tanımıştım. Başakşehir’i az da olsa ezberlemiştim.

Ama bugün…

Bugün bambaşka bir gündü. Okulun, yeni hayatımın ilk günüydü.

Saat sabah yediyi geçmişti. Atalay odanın kapısını uçan tekmeyle açtı.

GÜM!

“OĞLUM! KALK LAN!”

Yorganı kafama kadar çektim.

“Defol. Bir beş dakika daha uyuyacağım.”

Atalay yorganı elimden çekti.

“Beş dakikanız falan yok, Zeyd Bey. Bugün ilk gün. Geç kalırsanız daha ilk günden rezil olursunuz.”

Yastığı kaptığım gibi suratına fırlattım.

“Sensiz de rezil olurum ben.”

Atalay kahkaha attı.

“Hadi hazırlan. Annem kahvaltıyı hazırladı.”

On dakika sonra aşağı indim. Halam mutfakta çay dolduruyordu. Ablam çoktan hazırlanmıştı. Üzerinde iş kıyafetleri vardı. Beni görünce gülümsedi.

“Yakışmış.”

Üzerimde MESEM’den sonra ilk defa okul forması vardı. Beyaz gömlek… Simsiyah pantolon… Gevşek simsiyah bir kravat… Aynada kendime bakınca kendimi ben bile tanıyamamamıştım. Atalay yanıma gelip omzuma vurdu.

“Vay be… Mahalle serserisi adam olmuş.”

“Sus lan, düdük!”

Masaya oturduk. Kimse uzun uzun konuşmadı. Benim içimde garip bir heyecan vardı. Heyecan mı… Yoksa huzursuzluk mu… Bende emin değildim. Ablam çayından son yudumu aldı. Sonra bana döndü.

“Zeyd, kendine hakim ol. Daha ilk günden münakaşa istemiyorum.”

Atalay daha ben cevap vermeden atladı.

“Bunu yanlış kişiye söylüyorsun. Okul kavga çıkarırsa Zeyd n’apsın?”

Ablam gözlerini devirdi.

“İkinizde aynı boksunuz.”

Ben ekmeğin son lokmasını ağzıma attım.

“Korkma abla. Daha kimseyi tanımıyorum. Kimle kavga edebilirim ki en fazla?”

Atalay öksürerek güldü.

“Bir saat veriyorum. Kesin biriyle papaz olursun.”

Saat tam sekizde evden çıktık. Başakşehir’in sabah trafiği çoktan başlamıştı. Okula yürüyerek gidiyorduk. Atalay bütün yol boyunca vır vır vır konuşuyordu.

“Bak… Müdüre Hanım biraz çatlak. Matematikçi ayrı bir vaka. Tarihçi bağırmayı çok sever. Bir de…”

Bir anda sustu.

“Bir de ne?”

Atalay birkaç saniye bana baktı. Sonra sırıttı.

“Yok. Boşver. Zaten birazdan tanışırsın.”

Kaşlarımı çattım.

“Kimle?”

Atalay yürümeye devam etti.

“Sürpriz olsun.”

Yaklaşık beş dakika sonra okulun önüne geldik. Kocaman siyah harflerle okulun adı yazıyordu

YÜKSEKŞEHİR KOLEJİ

Kapının önü öğrencilerle doluydu. Kimi arkadaşına sarılıyor, kimi telefonla uğraşıyor, kimi daha ilk derse girmeden kantine gidiyordu. Ben okul binasına baktım. Derin bir nefes aldım. Atalay omzuma vurdu.

“Hoşgeldin kardeşim. Cehenneme.”

Atalay turnikeye kartını okuttu.

BİP.

Bende cebimdeki geçici öğrenci kartını çıkarıp cihaza okuttum

BİP.

Okulun içine ilk adımımı attım. Koridor tıklım tıklımdı. Her tarafta kahkaha… Bağırış… Muhabbet… Sanki kimse ders işlemeye gelmemişti. Atalay yürümeye devam etti.

“Gel. Önce sınıfa çıkalım.”

Merdivenleri ikişer ikişer çıkıyordu. Ben ise etrafı izliyordum. Duvarlarda kulüp afişleri… turnuva kupaları… Öğrenci Konseyi’nin fotoğrafları… Tam o sırada büyük bir pano dikkatimi çekti.

Üzerinde kocaman harflerle yazıyordu.

ÖĞRENCİ KONSEYİ

Altında da fotoğraflar vardı.

Başkan
Tuğberk Satılmış

Başkan Yardımcısı
Tuğsem Satılmış

Üyeler
Ediz Ataman
Arel Ayzen
Lalezar Keleş
Şeniz Bozbayır

Fotoğraflara birkaç saniye baktım. Sonra yürümeye devam ettim. Atalay durdu.

“Neye bakıyo’n?”

“Konseye.”

Atalay omuz silkti.

“He. Çok takılma onlara.”

“Sebep?”

“Boşver. Sonra öğrenirsin.”

Cevap vermedim. İçime garip bir his çökmüştü.

Üçüncü kata çıktık. Koridor diğer katlara göre daha sakindi. Atalay koridorun sonundaki sınıfı gösterdi. Kapının yanında yazıyordu.

10-G

“Geldik.”

Tam içeri girecekken…

İçeriden birkaç öğrenci çıktı. En öndeki çocuk elindeki telefonu cebine sokarken Atalay’ı gördü.

“Ata! Geldin mi lan?”

Atalay başıyla selam verdi.

“He.”

Çocuk bu sefer bana baktı. Baştan aşağı süzdü.

“Yeni misin?”

Cevap vermeme fırsat kalmadan Atalay konuştu.

“Evet. Artık bizim sınıfta.”

Çocuk hafifçe sırıttı.

“Kolay gelsin kardeşim. Bu sınıfta akıl sağlığını koruyabilirsen başarı sayılır.”

Yanındaki çocuk güldü.

“Özellikle…”

Koridorun diğer ucundan biri seslendi.

“Ata!”

Hepimiz dönüp baktık. Altı kişilik bir grup yürüyordu. Ortalarında orta boylu, siyah saçlı bir çocuk vardı. Üzerindeki gömleğin üst düğmesi açıktı. Kravatı gevşekti. Yürüyüşünde garip bir özgüven vardı. Yanındakiler konuşurken… O konuşmuyordu. Sadece etrafı izliyordu. Atalay’ın yüzündeki gülümseme bir anda değişti. Sessizce bana eğildi.

“Geldi işte maganda…”

“Kim?”

“Az önce bahsettiğim sürpriz.”

Grup yanımıza kadar geldi. Orta boylu çocuk önce Atalay’a baktı. Sonra gözlerini bana çevirdi. İkimizde tek kelime etmeden birbirimizi süzdük. Koridorun gürültüsü bile sanki birkaç saniyeliğine durmuştu.

Çocuk tek kaşını kaldırdı.

“Yeni çocuk sen misin?”

Ben de gözümü kırpmadan cevap verdim.

“Sence?”

Çocuk hafifçe gülümsedi.

“Güzel. Tuğberk ben.”

Adını söyledikten sonra elini uzatmadı. Bende uzatmadım. İkimiz birkaç saniye daha birbirimize baktık. Atalay içinden söylenir gibi mırıldandı.

“Daha ilk dakikadan elektrik aldılar…”

Koridordaki birkaç öğrenci dönüp bize bakmaya başlamıştı. Kimse bunun farkında değildi.

Ama Yüksekşehir Koleji’nde…

İleride herkesin konuşacağı hikaye…

Tam o koridorda başlamıştı…

Koridordaki ölüm sessizliğini zil bozdu.

TRRRRNNNNGGGG!

Öğrenciler bir anda sınıflara dağılmaya başladı. Tuğberk gözlerini benden ayırmadan konuştu.

“Geç kalıyoruz. Gir.”

Ses tonu ne sertti… Ne de samimiydi. Sadece dümdüzdü. Bende omuz silkip kapıdan içeri girdim.

Sınıf beklediğimden daha büyüktü. Yaklaşık otuz kişi falan vardı. Cam kenarındakiler hâlâ telefona bakıyordu. En arkadakiler son anda ödevi kopyalıyordu. Birkaç kişi de beni süzmekle meşguldü. Tam o anda kırklı yaşlarda, gözlüklü bir kadın içeri girdi. Elindeki dosyayı masaya bıraktı.

“Günaydın arkadaşlar.”

“Günaydın hocam.”

Kadın yoklama kağıdını açtı. Sonra bana baktı.

“Zeyd Gökdereli.”

Başımı salladım.

“Hoşgeldin.”

“Hoşbuldum hocam.”

Sınıfa döndü.

“Arkadaşınız bugün aranıza katıldı. Yardımcı olacağınıza inanıyorum.”

Arka sıralardan biri kısık sesle güldü.

“Biz mi ona yardım edeceğiz… O bize eder bence.”

Sınıfta hafif kahkahalar yükseldi. Hoca duymazdan geldi.

“Zeyd. Şimdilik… Tuğberk’in yanına otur.”

Ben çantamı alıp en arka sıraya yürüdüm. Tuğberk pencere tarafında oturuyordu.

Tam oturacaktım ki…

Tuğberk çantasını yanındaki sıraya koydu.

Neye uğradığıma şaşırmıştım. Bir çantaya bir de ona baktım.

“Çeksene çantanı.”

Tuğberk diliyle yanağının içini itti.

“Tch. Buraya öyle kolay oturamazsın.”

Kaşlarımı çattım.

“Ne diyo’n lan sen?”

Tuğberk arkasına yaslandı.

“Bu sıra benim. Yanımdaki sıra da benim.”

“Yanındaki sıra mı?”

“Evet.”

“Tapusu mu sende oğlum sahipleniyorsun sırayı?”

Sınıfın yarısı bizi dinlemeye başlamıştı. Ön sıradakiler bile kafasını çevirmişti. Tuğberk sırıttı.

“İlk günün. Sana bir tavsiye vereyim.”

“Ver.”

“Benden uzak dur.”

“Niye?”

“Canını sıkarım.”

“Benim canım öyle kolay sıkılmaz.”

“Ben kolay sıkarım ama.”

Birkaç kişi “of başladı…” der gibi birbirine baktı. Atalay en arkadan kafasını tuttu.

“Ananı sikeyim…”

Ben çantamı yere bıraktım. İki elimle Tuğberk’in çantasını tuttum. Hiç acele etmeden kaldırıp sıranın altına koydum. Sonra oturdum.

“Herşeyin bir kolayı var.”

Tuğberk bana döndü. Yüzündeki ifade hiç değişmemişti. Sadece bakışları sertleşmişti.

“Fazla cesurmuşsun.”

“Yok.”

“E ne bu?”

“Geri vitesim bozuk.”

Sınıftan kahkaha yükseldi. Tuğberk ilk defa gülmedi. Birkaç saniye bana baktı. Sonra alçak sesle konuştu.

“Yanlış sıraya oturdun.”

Bende aynı ses tonuyla cevap verdim.

“Yanlış okuldayım zaten.””

Tam o sırada hoca elini sıraya vurdu.

TAK!

“Arkadakiler! Daha ilk dersten başlayacaksak hiç uğraşmayalım.”

Benle Tuğberk aynı anda hocaya döndük.

“Tamam hocam.”

İkimizin aynı anda konuşması sınıfta yine gülüşmelere neden oldu. Hoca derse döndü. Ben defterimi çıkardım. Tuğberk de kitabını açtı. İkimizde tahtaya baktık. Ama ikimizde biliyorduk ki…

Bu savaş daha yeni başlamıştı.

Hoca tahtaya dönüp anlatmaya başladı. Bende defterde birşeyler karalıyordum. Yaklaşık beş dakika geçmişti. Sınıf sessizdi. Bir tek hocanın sesi geliyordu. Tam o sırada, yanımdan küçücük buruşturulmuş bir kâğıt düştü. Yere baktım. Sonra Tuğberk’e. O hâlâ tahtaya bakıyordu. Hiç istifini bozmadı. Kâğıdı açtım. Üzerinde tek bir satır yazıyordu.

“En arkada oturanların ömrü kısa olur.”

İstemsiz güldüm. Kalemi elime aldım. Altına sıkıştırdım.

“Arka sırada sende oturduğuna göre aynı şeyi senin içinde söyleyebiliriz bence. Hem ben zaten uzun yaşamayı planlamıyorum.”

Kâğıdı tekrar ona doğru ittirdim. Bir dakika sonra cevap geldi.

“O belli.”

Altına tekrar yazdım.

“Öğrenci Konseyi Başkanıymışsın.”

Kağıt geri döndü.

“Evet. Battı mı?”

Ben de yazdım.

“Yok. Sıfadın hiç başkana benzemiyor.”

Bu sefer Tuğberk ilk defa bana baktı. Gözgöze geldik. Sonra kâğıda tek kelime yazdı.

“Sana mı soracağım?”

Tam cevap yazacaktım ki…

TRRRRNNNNGGGG!

Zil öyle bir çaldı ki bütün sınıf aynı anda ayaklandı. Ders biter bitmez sınıf arı kovanına döndü. Sandalyeler çekiliyor, çantalar kapanıyor, millet koridora uçuyordu. Bende kâğıdı buruşturup cebime attım. Tuğberk ayağa kalktı. Tam çıkacakken omzuna hafifçe dokundum.

“Oğlum.”

Durdu. Yavaşça bana döndü.

“Ne var?”

“Sen hep bu kadar kasıntı mısın?”

Tuğberk sırıttı.

“Sende hep bu kadar caz mı yapıyorsun?”

“İkisi de doğuştan.”

Tuğberk’in tayfadan az önce koridorda gördüğüm çocuk (Arel) sınıfa gelip araya girdi.

“Tuğberk… Kantine geliyor musun?”

Tuğberk yine gözlerini benden gram ayırmadan cevap verdi.

“Geliyorum.”

Sonra bana doğru hafifçe eğildi.

“İlk teneffüsten mevzu çıkarma.”

Ben güldüm.

“Söz veremem.”

“Bende.”

Omuz omuza çarpışarak sınıftan çıktık. Koridor ana baba günüydü. Atalay hemen yanıma geldi.

“Zeyd… Daha bismillah demeden adamla dalaştın. Hızlı başladın ha.”

Omzunu ittim.

“Abartma lan. İki kelam birşey ettik sadece.”

Atalay kahkaha attı.

“İki kelam birşey mi? Bütün sınıf sizi sinema izler gibi izledi lan. Hatta birinin ‘çok ateşliydi be’ dediğini duymuştum.”

Tam o sırada arkadan biri seslendi.

“Ata! Lan beklesene!”

Dönüp baktık. Esmer, kısa boylu, sürekli sırıtan bir çocuk koşa koşa yanımıza geldi. Nefes nefeseydi.

“Oğlum merdiven mi çıkıyorsun maraton mu koşuyorsun?”

Atalay güldü.

“Yavaş gel.”

Çocuk bana döndü.

“Yeni eleman sensin herhalde. Ben Alp.”

Elini uzattı. Tokalaştık.

“Zeyd.”

Alp kafasını salladı.

“Hayırlara vesile olsun kardeşim. İlk gününmüş. Allah sabır versin.”

“Niye?”

“Bu okulun düz meslek lisesinden farkı yok. Hele şu Tuğberk’in taraf…”

Tam cümlesini bitirecekken…

Arkamızdan Tuğberk’in sesi geldi.

“Alp.”

Alp bir anda sustu.

“He Tuğberk?”

“Karı gibi dedikodu yapacağına kantine gelsene.”

Alp kafasını kaşıdı.

“Yok oğlum, ben sadece…”

Tuğberk sözünü kesti.

“Gel.”

Alp bana “geçmiş olsun” der gibi baktı.

“Ben kaçar.”

Koşarak uzaklaştı. Atalay omzuma vurdu.

“Hadi. Kantine akalım.”

Kantin okulun en kalabalık yeriydi. Kasada kuyruk… Masalarda bağırış… Her tarafta yemek kokusu… Ben daha etrafa bakıyordum.

Tuğberk kasanın önünde durdu. Arkasında da konseyin diğer kısmı vardı. Ben kasaya doğru yürüdüm. Kasadaki adama döndüm.

“Abi bir tost…”

Tam o anda…

Tuğberk elini tezgâha koydu.

“Kaynak yapma. Önce biz.”

Ben de cevabımı esirgemedim.

“Sıra yetmedi şimdi de kuyruğunda mı hisselerini devraldın?”

“Başkan önceliği, Zeyd.”

İstemsizce güldüm.

“Başkanlığını okulda tasla. Kantinde değil.”

Yanındaki esmer ve sırık boylu çocuk (Ediz) başını kaldırdı.

“Tuğberk siktir et. Daha ilk günü.”

Tuğberk gözünü benden ayırmadan konuştu.

“Öğrensin.”

Ben kasadaki görevliye döndüm.

“Abi tostum kaşarlı olsun.”

Tuğberk aynı anda konuştu.

“Benimkini önce hazırla abi.”

Kasadaki adam ikimize bakıp kaldı.

“Oğlum… Hanginiz önce geldi?”

Ben omuz silktim.

“Ben.”

Tuğberk hiç düşünmeden cevap verdi.

“Ben.”

Kasadaki adam iç çekti.

“Kavga etmeyin yavrum.”

Ben sırıttım.

“Kavga etmiyoruz. Daha başlamadık bile.”

Tuğberk’in dudaklarının kenarı hafifçe oynadı.

“Başlatma o zaman.”

Ben bir adım yaklaştım.

“N’olur başlatırsam? Tost için mi birbirimize gireceğiz?”

Tuğberk de bana doğru eğildi.

“Tost için değil, saygı için.”

Ben güldüm

“Saygı mı? Ne saygısı lan? Daha beş dakika önce sıraya tapu çıkartıyordun.”

Tuğberk burnundan kısa bir nefes aldı.

“Çok konuşuyorsun.”

“Rahatsız mı oldun?”

“Yok. Sesin kafa açıyor sadece.”

Uzun çocuk (Ediz) ikimizin arasına bakıp başını iki yana salladı.

“Oğlum bırakın ya…”

Ben gözümü Tuğberk’ten ayırmadım.

“N’olacak lan bırakınca?”

Tuğberk de geri adım atmadı.

“Birşey olmayacak. Ama dilin freni patlamış kamyon gibi.”

“Sende kendini Kaymakam falan sanıyorsun.”

Kasadaki adam elindeki tahta spatulayı tezgâha vurarak bağırdı.

“Lan yetti be! İki saattir geyik yapıyorsunuz! Millet sizin didişmenizi çekmek zorunda değil! Alın tostlarınızı geçin!”

Ben elimi uzatıp tabağı aldım.

“Eyvallah abi.”

Tuğberk de diğer tabağı aldı.

“Sağol.”

Tam yanımdan geçerken omzuma hafifçe çarptı. Hemde bilerek. Durdum.

“Ne yapmaya çalışıyorsun?”

Tuğberk arkasını döndü.

“Omzun çok genişmiş de haberimiz yokmuş.”

“Sen çarptın.”

“E çarptım?”

“Kasıtlı.”

“Evet.”

Güldüm.

“Harbi gidik adamsın.”

Tuğberk omuz silkti.

“Sen de çok doğru bok değilsin.”

Adının Tuğsem olduğunu öğrendiğim kız araya girdi.

“Abi, ikinizde tostu yiyinde şekeriniz düşmesin.”

Sonra adının Arel olduğunu öğrendiğim çocuk elini alnına götürdü.

“Harbi bunlarla bütün sene çekilecek çile var.”

Atalay tostundan bir ısırık aldı.

“Ben sana demiştim, Zeyd. İlla biriyle birbirinizi yiyeceksiniz diye.”

Ben tostumdan kocaman bir ısırık aldım.

“Dert etme. Şimdilik yemiyorum. Ama yiyeceğim zaman tadını çıkara çıkara yiyeceğim.”

Tuğberk de aynı rahatlıkla cevap verdi.

“Şimdilik.”

İkimiz de birbirimize bakıp hafifçe güldük.

Tam o sırada…

TRRRRNNNNGGGG!

Zil çaldı. Kantindeki herkes aynı anda söylenmeye başladı.

“Offfff…”

“Daha zil çalalı on saniye olmadı amınakoyayım.”

Kasadaki abi elini salladı.

“Hadi! Hadi! İyi dersler!

Zil sesinin yankısıyla kantindeki güruh merdivenlere doğru aktı. Tuğberk elimdeki tabağa son bir bakış atıp arkasını döndü. Tayfası da peşine takıldı.

Atalay yanıma yaklaşıp kolumu dürttü.

“Zeyd, senin harbi harcın bozuk. Daha ilk günden adamın damarına basıp duruyorsun.”

Tosttan son lokmayı ağzıma tıkıp peçeteyle ağzımı sildim.

“Ben bu tip kılıklı piçlere çok denk geldim, Atalay. Hücrelerinde akan kanı harfi harfine bilirim. Bir adım geri attın mı tepene bit gibi biner bunlar.”

“İyi de, Tuğberk herhangi bir insan değil ki. Konsey Başkanı. Müdüre kadar yolu var. Herif okulu arkasına almış, sen daha okulun tuvaleti nerede onu bile bilmiyorsun.”

“Çok da fifi. Hiç çekinmesin koşsun müdüre. İspiyonculuk yapanın alnına karalamayı çizerler bizim orada.”

Koridora doğru yürüdük. Sınıfa girdiğimizde hoca henüz gelmemişti. Tuğberk en arkadaki sırasına geçmiş, telefonuyla uğraşıyordu. Yüzündeki o umursamaz, takılmaya tavır asabımı bozmaya yetiyordu. Geçip yanına oturdum.

Tuğberk başını telefondan bile kaldırmadan konuştu.

“Gölge gibi yapıştın.”

“Sıra burası. Beğenemediysen siktir git öne otur.”

Tuğberk telefonu sıraya fırlatıp bana döndü. Bakışları bu sefer şakayı falan tamamen kenara bırakmıştı.

“Bak, Zeyd… Nereden geldiğini hiç bilmiyorum ama gelmişsin, eyvallah. Ama burası senin geldiğin o dingil mekanlara benzemez. Diline hakim ol, o dili sana yuttururum.”

Gövdemi ona doğru kırdım, aramızdaki mesafeyi kırdım.

“Kimin kime ne yutturacağını yakında görürüz. Çok konuşuyorsun ama icraatını görmedim daha.”

İkimizde birbirimizin gözlerinin içine bakıyorduk. Ne o geri adım atıyordu ne de ben. Koridordan gelen gürültü, sınıftakı fısıldaşmalar… Hepsi birden yok olmuştu sanki.

Tam o anda öğretmenler zili çaldı.

Hoca içeri girerken ikimiz de önümüze döndük. Ama ikimiz de biliyorduk ki bu iş burada bitmemişti. Yüksekşehir Koleji’nde ilk günümdü. Ve ben daha ilk günden bu hayattaki en büyük düşmanımı edinmiştim.

Derin bir nefes alıp arkama yaslandım. Yüzümde hafif bir tebessüm belirdi.

Hoşgelmiştim cehenneme.

-3. Bölüm Sonu-

Bu bölüm de sonunda bittiii nasıl olmuş umarım beğenmişsinizdir biraz 🤏 uzun yazdım çünkü bu bölüm bomba bölümdüü neyse umarım sevmişsinizdir yeni bölümde görüşürüükk 😺😺

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

121okunma 62beğeni 10yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…