29. bölüm / 32
Kaybetmeden Önce Kaybolmak29 - O Gün
Bölümler 32Şu an: 29 - O Gün
- 1 1 - Yeni Okul, Yeni Yüzler652 kelime
- 2 2 - Kim Bu Kız?550 kelime
- 3 3 - Başkanlık Seçimi383 kelime
- 4 4 - Sınav Haftası.342 kelime
- 5 5 - Matematik Sınavı418 kelime
- 6 6 - Beden Eğitimi Sınavı315 kelime
- 7 7 - Beden Eğitimi Sınavı (2)506 kelime
- 8 8 - Gerilim393 kelime
- 9 9 - Çözüm702 kelime
- 10 10 - Kitapçı719 kelime
- 11 11 - Ertesi Gün781 kelime
- 12 12 - Lisans Mı?725 kelime
- 13 13 - 'Arkadaşlarla' Takılmak562 kelime
- 14 14 - 'Arkadaşlarla' Takılmak (2)710 kelime
- 15 15 - Karar439 kelime
- 16 16 - Okul Maçları615 kelime
- 17 17 - Okul Maçları (2)852 kelime
- 18 18 - Kitap Seçimi793 kelime
- 19 19 - Kapıda Kaldım604 kelime
- 20 20 - Aramamak, Aramak ve Sonunda Bulmak387 kelime
- 21 21 - Karne Günü566 kelime
- 22 22 - İçimi Isıtıyor966 kelime
- 23 23 - Kar Tatili535 kelime
- 24 24 - Okula Dönüş373 kelime
- 25 25 - Dertleşme744 kelime
- 26 26 - Mangal1.012 kelime
- 27 27 - Aquapark720 kelime
- 28 28 - Aquapark (2)779 kelime
- 29 29 - O Gün498 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 30 - Düzenli507 kelime
- 31 31 - Kapı Aralandı398 kelime
- 32 32 - Pazartesi533 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
29 Temmuz 2026, yağmurlu hava.
Yaz yağmuru... kovalar boşalırcasına. Odamda camın kenarına oturdum, sıcak kahvemi yudumlarken yağmuru izliyordum. Deniz de beni hiç aramadı... Oysa dün oyuna gireceğimize sözleşmiştik.
Acıktım... Evde de kimse yok. Deniz beni aramadıysa onu ben arayayım madem.
İlk başta mesaj attım, mesajım gitti gitmesine fakat yanıt yok. Tekrar attım, yine yanıt yok. Arıyorum... Yanıt yok.
Belki işi çıkmıştır veya uyuyakalmıştır. Gülümsedim, ne tatlı uyuyordur şimdi.
Saat 13:30. Neyse... Ben oyuna gireyim madem.
14:50, hâlâ yanıt yok.
Oynamaya devam ettim, 16:10... hâlâ yok.
Aradım, cevap yok. Aradım, cevap yok.
Neden her oyunu kaybediyorum ki? Üstelik Deniz... Neden açmıyor? Ne oldu? Kötü bir şey mi yaptım? Neden her oyunu kaybediyorum? Oyuna odaklanamıyorum...
Masadan kalktım, Şimal'i aradım. "Şimal, selam! Sana bir soru soracağım da..."
Şimal'in telefonundan arkadan adım sesleri geldi, kapı kapatma sesiyle beraber "Buyur, Ege? Nasılsın?" diye cevapladı yumuşak bir sesle.
"İyiyim. Deniz'e ulaşabildin mi? Aradım... Yazdım fakat hiçbirine dönmedi."
"Ha, Deniz mi?" sesi direkt monotonlaştı, "Ne bileyim. İşi falan vardır."
"Kusura bakma, rahatsız ettim."
"Lafı bile olmaz, istediğin zaman ara." dedi ve kapattı.
Miray'ı aradım, yine bilinmezlik...
Yatağımda kıvranıyorum, lütfen cevap ver artık... Seni bekliyorum. Özledim.
Bildirim sesiyle birden heyecanlandım ve hemen telefona sarıldım, sıradan bir sosyal medya bildirimi... Deniz değil. Telefonu masanın üstüne attım ve koltuğuma geri oturdum, oyuna dalacağım.
Boş versene. Ayağa kalktım ve montumu hızlıca üstüme attım.
"Yavrum nereye gidiyorsun bu yağmurda?" bağırdı annem balkondan.
"Deniz'e!" dedim ve bisikletime atladım, kapşonumu taktım.
Bisikletin pedallarına öyle sert basıyordum, öyle hızlı çeviriyordum ki bacaklarım bana isyan ediyordu bu yağmurlu havada. Dengemi kurmak da zordu, tek taşta bile yamulurdum.
Evet... Onun evine vardığımda her şey aynı olacak. Deniz orada olacak... Sadece uyuyakalmış olacak belki de? Nefesim hızlandı, daha hızlı çevirmeye başladım pedalları. Onu görmeliyim... O... Umarım iyidir.
Sonunda apartmanlarının önüne geldim, çok kalabalık... Düğün veya misafir mi var yoksa? Yüz ifadeleri... şaşkın.
Apartmandan içeriye girdim, yukarıya doğru çıktım. Koştum demek daha doğru.
Kapının önünde çok fazla ayakkabı, kapıyı çalmalı mıyım? Evet, çalmalıyım.
Kapıyı tıklattım, dönen olmadı. Tekrar tıklattım. Bir kadın açtı, Deniz'e çok benziyordu... Siyah başörtüsü takıyordu. Fakat Deniz'in annesi kapalı değildi ki? Sosyal medyadan görmüştüm.
"Rahatsız ettiğim için kusura bakmayın." dedim, kadının gözleri kan çanağına dönmüştü, yutkunarak "Deniz'e ulaşamıyorum." dedim.
"Gel, Ege'ciğim..." dedi kırgın fakat o kadar da nazik sesle.
Ayakkabılarımı çıkardım, etrafıma baktım. Birçok kadın ağlıyordu ve başörtüsü takıyordu. Deniz'in annesini takip ettim.
"Deniz..." dedi. "Bu odadan çıkmıyor..."
Durumu az çok anlayabiliyordum.
"Dün gece... Babası..." tekrar ağlamaya başladı, derin bir nefes aldım.
Gözlerim büyüdü. "Başınız sağolsun..." dedim sessizce, saygılı bir biçimde sarıldım.
Deniz'in annesi burnunu çekti ve Deniz'in kapısını tıklattı, "Deniz... Ege geldi..."
"Deniz... çok üzgünüm." dedim. "Her zaman yanındayım..."
Diğer taraftan ses gelmiyordu, "Anlıyorum..." dedim. Elimi kapısına koydum, "Hazır olduğunda bana haber ver, olur mu?"
Ayrılmak için gittim, annesi ısrarla kalıp bir şeyler ikram etmek istedi. Kıramadım.
Eve geri döndüğümde kendimi yatağa attım. Babası... Vefat etmiş. İlk kez tanıdığım biri vefat ediyor...
Tişörtümün üstünden kalbimi sıktım. Bu beni bile acıtıyor... Deniz... Onu düşünemiyorum bile.
Avuç içime baktım. Onun yanında olmak istiyorum... Ama nasıl?
Bölüm etkileşimi
