7. bölüm · Kaybetmeden Önce Kaybolmak

7 - Beden Eğitimi Sınavı (2)

kepo cav

Şimal'in elinde topla yavaş ve kendinden emin adımlarla bana yaklaştığını gördüm; gülümsedim fakat o, soğuk gözleriyle bana baktı ve gülümsemedi.
"Bugün beraber çalışıyoruz ha, Şimal? Koşuda yoktun."
Onun gözlerinin beni baştan aşağı süzdüğünü hissedebiliyordum.
"Koşmak istemedim. Hasta olduğum hakkında yalan söyledim."
Topu yerde sektirmeye başladı, yalan söylemek onun için bu kadar kolaydı demek. Mavi gökyüzüne baktım, kuşlar uçuşuyordu, bembeyaz bulutlar vardı.
Derin bir nefes aldım ve Şimal'e azimli şekilde baktım. "Yolla gelsin."
Yanağımın yanından çok hızlı bir şey geçti, sadece havasını hissettim. Arkadan gelmişti, arkama dönüp ne olduğuna baktım. Deniz'in üzerimdeki bakışını gördüm, bana doğru yürüyordu.
"Ah! Kusura bakmayın, gücümü ayarlayamadım! Ne aptalım, haha!"
Sahte şekilde güldüğü çok belliydi, kendi dudağını ısırdı. Hafifçe benim omzuma elini koydu.
"Şimal, eğer oynamayı bilmiyorsan Ege'ye ben daha iyi öğretebilirim. Ne dersin? Hem Miray ile daha yakınsın."
Deniz, arkadaşmışız gibi davranma. Çek elini omzumdan. Denize baktım yan gözle, sonrasında ise aptalca sırıttım.
"Sorun yok, Miray'ın bi 'profesyonel' yardıma ihtiyacı var ne de olsa. Şimal ile iyiyim."
Bunu söyledikten sonra Deniz, Miray'ın yanına döndü ve çalışmaya devam ettiler. Şimal'e döndüm ve çalışmaya başladık. Beklenmedik derecede iyiydi, belki Deniz'e yaklaşabilecek kadar iyiydi? Yanıma yaklaştı.
Sessiz ama bir o kadar da soğuk bir tonla "Parmak üstü pas yaparken avuç içinle değil, parmak uçlarınla yukarı atmalısın. Beni değil, havayı hedefle." dedi. Bu, ondan duyduğum en uzun cümleydi.
Çalışmamız bittikten sonra düdük ile beraber beden eğitimi öğretmenimizin etrafına toplandık ve öğrenci numarası sırasıyla sınava girdik. Sınavlarımız biter bitmez hemen notlarımız okundu.
"Kenan, 95! Miray, 75! Poyraz, 90! Deniz, 100! Ege, 85! Şimal, 100! Bekir, 95! Almina..."
85 ha, yeterli sanırım. Diğer öğretmenlerimiz ise ders işlemedi, yarın edebiyat sınavımız vardı. Her zaman Deniz ile eve gittiğim için Deniz'e ufak bir bilgi vermek için ona döndüm.
Çantamı sırtıma takarken "Şey, Deniz. Bugün kitapçıya gideceğim. Eve kendin gidebilirsin, beni beklemene gerek yok." dedim.
Kollarını kavuşturdu. "Aslında ben de gelebilirim, eğer istersen tabii."
Kafamı iki yana salladım. "Gerek yok, alt üstü edebiyat test kitabı alacağım. Kısa sürecek."
Deniz kendi başına eve gitti, ben ise durağa geçtim. Kablolu kulak içi kulaklıklarımı taktım ve şarkı dinlemeye başladım, direğe yaslandım. İki kişi zaten duraktaydı, etrafı izlediklerini anlayabiliyordum. Başka birinin ayak seslerini duydum, göz ucuyla baktım. Bekir'di. Diğer köşeye geçti, ben ise duraktaki diğer iki kişinin fısıldamalarını duyuyordum.
"Birader, şu çocuğa sorsak mı lan? Sigarası var mıdır ki? Kısacık bişey gerçi, 9. sınıf falandır bu."
Omzumda bir el hissettim. Kulaklığımın tekini çıkardım ve baktım.
"Kanki, az köşeye gelsene." dediler. Omuz silkip "Peki." dedim.
Durağın köşesinde etrafa baktılar, sanırım öğretmenlerden tırsıyorlardı.
"Bak hele, sigaran var mı?" sordular utanmazca.
"Yok." soğuk ve düz bir tonla söyledim, noluyor lan böyle? Bir özgüven geldi bana. Masmavi gözlerimi onların gözlerinin içine kitledim.
"O zaman para ver kanki, 40-50 lira bişey" Yapacak bir şey yok, cebime uzanıp cüzdanıma davrandım. Kavga edemem sonuçta, istedikleri parayı vereyim, olay kapansın madem.
Daha cüzdanımı bile çıkarmadan Bekir onun yakasından tuttu ve durağın camına yasladı. Gözlerim faltaşı gibi açıldı.
"Hayırdır birader?! Haraç mı kesiyorsunuz lan burada?!" Kaşları çatık, sert bir tonla söyledi.
Yan gözle Bekir'e baktım. Aptal mısın be adam, parayı verseydik de kurtulsaydık!