19. bölüm / 32
Kaybetmeden Önce Kaybolmak19 - Kapıda Kaldım
Bölümler 32Şu an: 19 - Kapıda Kaldım
- 1 1 - Yeni Okul, Yeni Yüzler652 kelime
- 2 2 - Kim Bu Kız?550 kelime
- 3 3 - Başkanlık Seçimi383 kelime
- 4 4 - Sınav Haftası.342 kelime
- 5 5 - Matematik Sınavı418 kelime
- 6 6 - Beden Eğitimi Sınavı315 kelime
- 7 7 - Beden Eğitimi Sınavı (2)506 kelime
- 8 8 - Gerilim393 kelime
- 9 9 - Çözüm702 kelime
- 10 10 - Kitapçı719 kelime
- 11 11 - Ertesi Gün781 kelime
- 12 12 - Lisans Mı?725 kelime
- 13 13 - 'Arkadaşlarla' Takılmak562 kelime
- 14 14 - 'Arkadaşlarla' Takılmak (2)710 kelime
- 15 15 - Karar439 kelime
- 16 16 - Okul Maçları615 kelime
- 17 17 - Okul Maçları (2)852 kelime
- 18 18 - Kitap Seçimi793 kelime
- 19 19 - Kapıda Kaldım604 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 20 - Aramamak, Aramak ve Sonunda Bulmak387 kelime
- 21 21 - Karne Günü566 kelime
- 22 22 - İçimi Isıtıyor966 kelime
- 23 23 - Kar Tatili535 kelime
- 24 24 - Okula Dönüş373 kelime
- 25 25 - Dertleşme744 kelime
- 26 26 - Mangal1.012 kelime
- 27 27 - Aquapark720 kelime
- 28 28 - Aquapark (2)779 kelime
- 29 29 - O Gün498 kelime
- 30 30 - Düzenli507 kelime
- 31 31 - Kapı Aralandı398 kelime
- 32 32 - Pazartesi533 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Ege, pas at pas! Koştum aşağıdan lan!" dedi Bekir bağırarak.
"Ne? Oraya atmamıştım ki ama ben kanka!" Maalesef ki pas istediğim yere gitmemişti.
"Poyraz, pres! Pres! X'e basılı tut!" Her zamanki gibi komut verdi Kenan.
"Deniyorum oğlum, Ege çok iyi. Durmuyor oğlum adam!" diye yanıtladı Poyraz.
"Power shot, power shot!" Bekir'in sesi hâlâ yüksekti.
Power shot ile gol attım ve Bekir bir anda ayaklanarak, "İşte bu be kanka! Kurban olurum sana!" diye golümüzü kutladı. Tokalaştık ve yerine oturdu.
"Sinirim bozuldu... Geçin lan şu gol sevincini." dedi Poyraz.
Telefonum çaldı, "Pardon beyler... Bana az bişey müsaade." dedim ve ayağa kalktım. Montumu aldım ve dışarıya, hava almaya çıktım. Aramayı açtım.
"Alo, noldu Deniz?"
"Nerdesin Ege?" sesi kısık ve titriyordu.
"Bizimkilerle PlayStation'dayız, bir şey mi oldu? Sesin iyi gelmiyor." Endişelenmiştim.
"Kapıda kaldım."
Kol saatimi kontrol ettim, 23:30. "Bu saatte mi?"
"Evet, sana ihtiyacım var." diye yanıtladı.
Düşünmeden "Geliyorum." diye onayladım ve telefonu kapadım.
"Beyler kusura bakmayın, işim çıktı da."
Kenan, "Önemli değil, zaten benim de eve geçmem lazım." dedi ve ayaklandı.
"Hah, kaçın anca zaten. Yenildiniz ve hâlâ ağlıyorsunuz." diye yanıtladı.
"Aynen aynen, Ege olmadan hiçsin. Aptal Bekir." diye çıkıştı Poyraz.
Yumruğunu sıkarak "Seni var ya... bittin oğlum sen." dedi Bekir.
"Her neyse, pazartesi görüşürüz!" dedim ve ayrıldım.
Eve doğru yürümeye başladım. Caddede sadece gece geç saatlere kadar partileyen üniversite öğrencileri, ne olduğu bilinmeyen ve sağda solda kusan insanlar, sarhoş sarhoş bağırarak şarkı söyleyen insanlar, onlara yardım eden insanlar vardı. Neon tabelalar, hafif sis, sigara kokusu ve dumanı... Hava da hayli soğuktu, neredeyse kar soğuğu.
Deniz'in "Sana ihtiyacım var." demesi kafamda dönüp duruyordu. Neden ailesini aramıyordu? Neden özellikle bana ihtiyacı vardı? Sesi de pek iyi gelmiyordu, sesindeki o titreme... dışarısı gece tehlikeli, umarım başına bir şey gelmemiştir. Az kaldı, dayan Deniz.
Tam Deniz'in apartmanının önündeyken ve içeri girecekken arkamdan bana seslendi. Kısacık şortuyla, incecik bir tişörtle ve terlikleriyle önümde duruyordu Deniz. Burnu soğuktan kızarmış, elinde ise market poşeti tutuyordu. Ellerini birbirine ovuşturarak soğuğu önlemeye çalışıyordu, kışın ortasında hangi insan dışarıya böyle çıkar ki zaten?
"Noldu? Endişelendirdin beni." Sözcükler, ben daha düşünmeden ağzımdan çıkmıştı bile. Ona doğru yürüdüm.
"Geldiğin için teşekkür ederim, Ege. Dediğim gibi, kapıda kaldım."
"Peki ya aileni değil de neden beni aradın?"
"Neden ilk başta... Şu parka oturmuyoruz? Üşüyorum."
Kalın montumu ve zaten Deniz'in hediyesi olan atkımı çıkardım. Mütevazılık yapıp reddetmeye çalışsa da üstledim, montumu giydi ve atkıyı taktı.
Salıncağa oturduk, başımı ona çevirdim. Atkıyı kokluyordu, yanakları hafifçe kızarmıştı. İstemsizce gülümsedim. "Noldu?"
"Atkı... Güzel kokuyor."
"Parfüm sıkmıştım, fakat onu sormadım. Ne olduğunu anlatacak mısın?"
Ayağıyla kendini salıncakta hafifçe salladı, bana döndü.
"Aile meseleleri... Anlatsam beni dinler misin?"
"Senin için buradayım ya." dedim ve gülümsedim.
"Ailemden bahsetmeyi çok sevmem fakat... Babamı hatırladın mı? O bir polis, şuan nöbette." Kendini sallamasıyla beraber saçları da hafifçe sallanıyordu.
"Ah, anladım. O yüzden babanı arayamadın demek... Peki ya annen?"
"Annem de bir hemşire, ek mesaiye kaldı. Gece geç dönecek."
"Anladım. Evinde kimse yok yani, anahtar da içeride kaldı sanırım?"
"Evet, tam bir aptalım..."
"Ben seninle beklerim, sorun değil. Biraz sohbet edelim madem. Eskişehir'e tayin yüzünden mi geldiniz?"
"Durumlarım karışık demiştim, hatırlıyor musun?"
Başımla hatırladığımı onayladım.
"Sana anlatabilir miyim?" dedi sessizce.
"Bana güvenebilirsin." diye yanıt verdim. "Arkadaş değil miyiz?" Gözlerim onun kucağında duran ellerine daldı, kusursuz bakımlı bir el...
Dudağını ısırdı, "Güvenmekten değil... Rahatsız olur musun?"
"Senden mi? Asla olmam, Deniz. Sana değer veriyorum."
"Buraya gelmemizin sebebi aslında... Babanneme kanser... teşhisi konulmasıydı." Birden bacağı sekmeye başladı.
Ayağa kalktım ve elini tuttum, karışılık vererek parmaklarımızı birbirine doladı Deniz. Ayağa kalktı.
"Duyduğuma... Üzüldüm. Umarım tez vakitte sağlığına kavuşur. Buradayım. Yanında, arkanda... Senin için. Sana dest..."
Bir anda sarıldı, geri sarıldım. Kulağına "İyi misin?" diye fısıldadım, başıyla onayladı.
"Ege... Söylesene... Şuan zavallı mı gözüküyorum?"
Bölüm etkileşimi
