18. bölüm / 32
Kaybetmeden Önce Kaybolmak18 - Kitap Seçimi
Bölümler 32Şu an: 18 - Kitap Seçimi
- 1 1 - Yeni Okul, Yeni Yüzler652 kelime
- 2 2 - Kim Bu Kız?550 kelime
- 3 3 - Başkanlık Seçimi383 kelime
- 4 4 - Sınav Haftası.342 kelime
- 5 5 - Matematik Sınavı418 kelime
- 6 6 - Beden Eğitimi Sınavı315 kelime
- 7 7 - Beden Eğitimi Sınavı (2)506 kelime
- 8 8 - Gerilim393 kelime
- 9 9 - Çözüm702 kelime
- 10 10 - Kitapçı719 kelime
- 11 11 - Ertesi Gün781 kelime
- 12 12 - Lisans Mı?725 kelime
- 13 13 - 'Arkadaşlarla' Takılmak562 kelime
- 14 14 - 'Arkadaşlarla' Takılmak (2)710 kelime
- 15 15 - Karar439 kelime
- 16 16 - Okul Maçları615 kelime
- 17 17 - Okul Maçları (2)852 kelime
- 18 18 - Kitap Seçimi793 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 19 - Kapıda Kaldım604 kelime
- 20 20 - Aramamak, Aramak ve Sonunda Bulmak387 kelime
- 21 21 - Karne Günü566 kelime
- 22 22 - İçimi Isıtıyor966 kelime
- 23 23 - Kar Tatili535 kelime
- 24 24 - Okula Dönüş373 kelime
- 25 25 - Dertleşme744 kelime
- 26 26 - Mangal1.012 kelime
- 27 27 - Aquapark720 kelime
- 28 28 - Aquapark (2)779 kelime
- 29 29 - O Gün498 kelime
- 30 30 - Düzenli507 kelime
- 31 31 - Kapı Aralandı398 kelime
- 32 32 - Pazartesi533 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tramvaya bindim, kütüphaneye gidiyorum. Ah, bildirim sesi... Kim acaba? Telefonumu çıkarttım ve bildirime baktım. "Halısaha" grubu... Tanımadığım biri tarafından eklenmişim, sanırım Kenan. Bekir de var? Vay be, o aptal futbol oynayabiliyor mu ki? Aptal aptal sırıttım.
Durağıma gelince indim, kütüphaneye doğru yürümeye başladım. Aklımdan geçen tek şey kütüphanenin açık olduğunu ummak oldu. İçeri girdim, açıktı. Derin bir "oh" çektim.
Dünya klasikleri rafında buldum kendimi, Bekir'in önerdiği kitabı arıyordum. "Dorian Gray'in Portresi"... Belki biraz daha üst raflardadır? Oh, buld...
Almak için elimi rafa uzattığımda karşı taraftan başka biri aldı, sadece yüzünün bir kısmını görebildim. Uzun boy, siyah düz saçlar, simsiyah bir göz, abartılı makyaj... Sanırım Bekir'in kitapçısında gördüğüm kızdı.
Kız, benim o kitaba uzandığımı gördükten sonra "Sen de mi bu kitabı okumak istiyorsun?" dedi olgun bir sesle.
"Ah, evet. Bir arkadaşımın önerisiydi ama..."
"Sever misin?" dedi. "Dünya klasiklerini."
Başımla onayladım. Rafın diğer tarafından simsiyah gözleriyle bana bakıyordu. Bakışlarını kaçırmadan birkaç saniye öylece durdu.
"İlginç kitap seçimi." diye ekledi. "Konusunu biliyor musun?"
Kız bayağı konuşkandı, kitap konuşmak bayağı hoşuma gider aslında...
"Az çok. Arkadaşım anlatmıştı biraz, güzel bir şeye benziyor."
"Güzeldir." dedi ve garip bir sessizlik oluştu. Sanki ikimiz de bir sonraki cümleyi karşı tarafyan bekliyorduk.
İlk atılan ben oldum, "Adın neydi?"
"Böyle rafın diğer tarafından konuşmak olmaz, sigaraya çıkalım mı?"
Beraber dışarı çıktık, bana paket uzattı. Başımla reddettim, o ise ağzıyla paketinden bir sigara çekti ve yaktı.
"Sude, benim adım." duman üfledi. "Ege, değil mi?"
"İsmimi nereden biliyorsun?"
"Kitapçıdaki çocuk sana öyle seslenmişti."
Hatırlıyor mu yani?
"Sahi... Elinde 11. sınıf edebiyat kitabı tutuyordun." diye yanıtladım.
"Evet, yaşıtız." Sigarasından çekti.
Konuşma yeniden tıkandı, onun açacağı yok gibi duruyordu.
"Hava da ne kadar garip... Dün güneşli bugün bulutlu." diyerek konu açmaya çalıştım.
"Bulutlu havalar beni içine çekiyor, mistik ve kasvetli."
Ayağımla yerdeki taşa hafifçe vurarak "Bence güneşli havalar daha hoş, en azından etkinlik falan yapabiliyorsun." dedim.
"Güneşli havalar beni sadece yakıyor."
Yanılmışım, aslında düşündüğüm kadar konuşkan değilmiş. Belki de sadece ilgi duyduğu şeyler hakkında bu kadar detaylı ve uzun konuşuyordur? Bana birini hatırlattı.
"Uzunmuşsun." dedim.
"1.78 falanım, sadece sen kısasın." dedi ve sırıttı.
Metal müzikli bir melodiyle beraber irkildim, Sude'nin telefonu çalıyordu.
"Evet anne? Tamamdır, 5 dakikaya geliyorum."
"Metal miydi o?"
"Evet, feci sarıyor. Sever misin?"
Sonunda o da konu açıyor, metale ilgili sanırım.
"Uh, umm... Belki biraz? Bir ara Linkin Park falan dinlerdim. Şuan sadece piyano falan..."
"Piyano çalmayı biliyorum." diye yanıtladı dumanı üflerken. Kapıya doğru yönelerirken "Ben içeri geçip çant..." kapıya çarpmasıyla sözünün kesilmesi bir oldu.
"Kahretsin... Şu sakarlığım..." diye mırıldandı kendi kendine ve kütüphaneye girdi, Onu takip ederek ben de içeriye girdim.
Çantasını çalışma masasından aldı ve bana doğru yürüdü, çantasından çıngırağımsı bir ses geliyordu. Dolayısıyla ilgimi çekti ve çantasının üzerinde biraz göz gezdirdim.
Pembe bir figür... Anime karakteri mi bu? Böyle şirin şeyler takmak falan, garip bir kontrast yaratıyor ona.
"Ee, okul nasıl gidiyor?" dedi bana, konuşmayı o başlatmıştı bu sefer.
"Güzel gidiyor, bol bol arkadaş edindim." gülümsedim. "Peki ya senin?"
"Yuvarlanıp gidiyoruz işte. Sonunda tatil geliyor, az kafa dinlerim." Yürürken omzu ara sıra bana çarpıyordu.
"Hatta beni halısaha grubuna bile aldılar, iyi insanlar. Herkes çok canlı, bir kişi hariç."
"Kimmiş o?"
"Şimal diye bir kız, o çok zeki ve... analitik yaklaşıyor. Zor konuşuyor fakat bence bu kötü bir şey değil."
"Belki de sosyal ilişki kurmakta zorlanıyordur?" dedi.
Karın gurultusu sesi geldi, çaktırmadım. Belki utanmıştır diyecektim fakat "Lanet... çok acıktım lan." diyerek kabul etti.
"Bir şeyler yiyebiliriz istersen." teklifimi sundum.
"Hamburgere ne dersin?" diye ekledim.
"Yemek ayırmam ben, hadi gidelim."
Siparişlerimizi alıp masaya oturduk, onun aldığı menü küçücük bir hamburger ve az patatesti.
"Onunla doyacak mısın?" diye sordum.
"Ne yani, yiyeceğim şeylere sen mi karar veriyorsun?" diye çıkıştı.
"Ah, özür dilerim. Öyle demek istememiştim. Sadece biraz..."
"Sakin ol." Sırıttı, "Takılıyorum sadece." ağzına bir adet patates kızartması attı.
"Benim patatesim mega boy, dilediğin zaman alabilirsin."
"Diyetteyim." dedi.
Daha yeni tanıdığın birine bunu söylemek normal mi, bilemem.
"Pekâlâ, sen bilirsin." dedim ve yemeğe döndüm.
Yemeğini yerken "Anime sever misin?" diye sordu.
Sanırım ilgi alanlarımı öğrenmek istiyor.
"Evet, izlerim. Birkaç şey izledim. Sanırım sen de..."
"Bayılırım lan!" diye coşkulu şekilde atladı. "O tatlı chibi slice of lifelar veya komediler yok mu... Fena tatlı değiller mi?"
"Ben genelde aksiyon izlerim..."
"Onda da varım! Naruto'ya bayılırım!"
Böylelikle sadece animeler üzerine bolca sohbet ettik.
"Peki ya diyet neden?" diye sordum temkinli biçimde.
"Spor falan yapıyorum."
"Voleybol, basketbol falan mı?"
"Hayır, bildiğin ağırlık. Vücut geliştirme." diye yanıtladı Sude. "Voleybol da oynarım gerçi."
"Vücut geliştirme mi? Vay be."
"Vay be mi? Çalışmalarım gün yüzüne çıkmamış mı yoksa?"
"Hayır hayır! Gayet de çıkmış!" sanırım beni yanlış anladı...
"Hah şöyle, aferin. Öv biraz beni."
Egosunu mu tatmin ediyor?
Biraz mağazalarda dolaştıktan sonra tramvayda ayrıldık, o farklı bir yöne ben farklı bir yöne gittim. Onunla takılmak eğlenceliydi. Ama aptalın teki olduğum için sosyal medya hesaplarını sormayı unuttum.
Ah, bildirim sesi... Takip isteği mi?
Bölüm etkileşimi
