1. bölüm / 32
Kaybetmeden Önce Kaybolmak1 - Yeni Okul, Yeni Yüzler
Bölümler 32Şu an: 1 - Yeni Okul, Yeni Yüzler
- 1 1 - Yeni Okul, Yeni Yüzler652 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2 - Kim Bu Kız?550 kelime
- 3 3 - Başkanlık Seçimi383 kelime
- 4 4 - Sınav Haftası.342 kelime
- 5 5 - Matematik Sınavı418 kelime
- 6 6 - Beden Eğitimi Sınavı315 kelime
- 7 7 - Beden Eğitimi Sınavı (2)506 kelime
- 8 8 - Gerilim393 kelime
- 9 9 - Çözüm702 kelime
- 10 10 - Kitapçı719 kelime
- 11 11 - Ertesi Gün781 kelime
- 12 12 - Lisans Mı?725 kelime
- 13 13 - 'Arkadaşlarla' Takılmak562 kelime
- 14 14 - 'Arkadaşlarla' Takılmak (2)710 kelime
- 15 15 - Karar439 kelime
- 16 16 - Okul Maçları615 kelime
- 17 17 - Okul Maçları (2)852 kelime
- 18 18 - Kitap Seçimi793 kelime
- 19 19 - Kapıda Kaldım604 kelime
- 20 20 - Aramamak, Aramak ve Sonunda Bulmak387 kelime
- 21 21 - Karne Günü566 kelime
- 22 22 - İçimi Isıtıyor966 kelime
- 23 23 - Kar Tatili535 kelime
- 24 24 - Okula Dönüş373 kelime
- 25 25 - Dertleşme744 kelime
- 26 26 - Mangal1.012 kelime
- 27 27 - Aquapark720 kelime
- 28 28 - Aquapark (2)779 kelime
- 29 29 - O Gün498 kelime
- 30 30 - Düzenli507 kelime
- 31 31 - Kapı Aralandı398 kelime
- 32 32 - Pazartesi533 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kısık, öteden gelen bir sesle beraber gözlerimi açtım; daha doğrusu açmaya çalıştım. Göz kapaklarıma sanki ağırlık bağlamışlar, sürekli kendiliğinden kapanıp duruyordu. Gözlerimi ovaladım. O ses annemin sesiydi, duvar saatime baktım, saat 8'di.
Yeni lisemde ilk günüme başlayacağım fakat yaz boyunca evimden hiç çıkmadan gece gündüz demeden oyunlara dalmıştım, uyku düzenim altüst oldu. Bu rahat yatağı bırakmayı istemiyor, adeta bulutların üzerinde uzanıyormuşum gibi hissediyordum. Belki.. Belki annemi görmezden gelirsem vazgeçerdi?
Hemen elimi yatağımın yanındaki o kısa komidine atıp şarjda olan telefonumu kaptım, sosyal medyada dolaşmaya başladım. Annem ikinci kez seslendi, yine görmezden geldim. Uyanıktım fakat o liseye adım atacak hâlim yoktu. İstanbul'dan Eskişehir'e taşınmıştık ne de olsa, arkadaşım bile yoktu yaz boyunca. Babam öğretmen olduğu için okul konusunda katı biri, annemde ise peygamber sabrı vardı.
Annem üçüncü kez seslenmedi, merdivenlerden yukarı çıkan ayak sesleriyle beraber hemen telefonu yastığın altına sakladım ve uyuyor taklidi yaptım. Annem yemedi.
Yatağımda doğruldum, dün gece 3'te yatmıştım. Zorla yatağımdan kalktım ve lavabonun yolunu tuttum. Elimi yüzümü yıkadım, diş fırçamı aldım ve dişlerimi fırçalarken aynaya bakıyordum her zamanki gibi. Yine aynı yüz, yine aynı kişi... Sanki göz altı morluklarım mı artmıştı ne?
Okul üniformamı daha satın almamıştım, sıradan siyah bir tişört ve bol bir kot pantolon attım üstüme. Babam beni koridorda durdurdu ve üniformamın nerede olduğunu sordu. Daha satın almadığımı söyledim, çene kaslarının kasıldığını gördüm. Kafasını "Bu çocuktan bir bok olmaz" anlamında salladı ve kahvaltıya indi.
Bomboş olan çantamı attım ve yola koyuldum, evden çıktığımda saat daha 8.15'ti. Okul, evime yakın olmasına rağmen bu kadar erken saatte çıkmıştım. Bu koca ilde kimseyi tanımıyordum, tanımadığım birinin yanında oturmaktansa sınıfa en erken giden ben olurum ve istediğim yere tek başıma otururum. Kimseye ihtiyacım yok ne de olsa.
Aynen de düşündüğüm gibi oldu, sınıfa girdiğimde tek ses çalışan LED lambaların çıkarttığı hafif cızırtı ve benim açtığım camdan gelen yaprak sesleriydi. 11/D... Bu benim sınıfım.
Saat 9'a yaklaştıkça millet doluşmaya başladı sınıfa. Üzerimdeki o garip bakışları hissedebiliyordum ama buna alışıktım. Etrafıma bir göz gezdirdim, herkes çoktan birbirini tanıyor gibiydi. Şakalaşmalar, gülüşmeler ve gereksiz temaslar... Sınıftaki tek yabancı bendim. Karnım guruldadı, sırf erken çıkacağım diye annemin hazırladığı kahvaltıyı bile yemedim.
İlk ders başladı, tam da düşündüğüm gibi kimse benim yanıma oturmadı. Bu beni üzmedi, cam kenarı en arka sırada tek başıma oturmak bir lütuftu benim için.
Bu huzurum uzun sürmedi, dersin ortasında kapı çalındı. İçeriye müdür ve kumral saçları olan, orta boylarda bir kız girdi. Müdür bu kızı tanıttı, dinlemedim açıkçası. Pek de umurumda değildi, sadece bir iki haftalığına sıra arkadaşım olacak ve yüksek ihtimalle arkadaş edindikten sonra bana tekmeyi koyacaktı neticede.
Yanıma geldi ve oturdu, onun sürekli seken bacağından ne kadar stresli olduğunu anlayabiliyordum. Yan gözle baktım, o da bana baktı. Hafif bir kafa selamıyla onun varlığını hissettiğimi onayladım, minnettar olmalıydı. Ders doğru dürüst işlenmiyordu bile, yalancıktan bir tanışma dersiydi. Belki de öğretmen bile sıkılmıştı artık?
Matematik öğretmenimiz bizim sınıf öğretmenimizdi, Selin Hoca. Selin Hoca kendini tanıtmasını bitirdikten sonra sıra öğrencilere geldi, cam kenarından başlattı. Önlerdeki o çalışkan ama hayatıma hiçbir katkısı olmayacak öğrenciler kendini tanıttı. Adlarını daha şimdiden unuttum. Hem neden cam kenarından başlıyoruz ki? Duvar kenarından başlasaydık ya...
Sıra bana gelince derin bir nefesle kalktım.
"Ege Aydın, İstanbul'dan geliyorum. Babam bir öğretmen ve buraya, Eskişehir'e tayin oldu. Sonra... Eh... Hedefim... Stabil maaşlı bir iş. Hobilerim ise... Satranç belki?"
Etrafıma bakındım, herkes bana odaklanmıştı. Hafif bir titreme geldi, soğuktandı sanırım. Konuşmayı orada bitirmek için elimden geleni yaptım ama Selin Hoca'nın üzerimdeki o sessiz bakışı benden daha fazlasını istediğini belli ediyordu.
Selin Hoca hemen sordu: "Ege, iyi uyumuyor musun? Göz altı morlukların çok fazla. Dün gece kaçta yattın?"
Neden bu kadar takıyordu ki? Ben onun için hiçkimseyim.
"Gece 3'te yattım hocam. Taşınma muhabbetleri falan... Anlarsınız ya."
Selin Hoca başıyla onayladı. "Evet, taşınmak gerçekten yorucu. Bu arada gözlerin ilginçmiş, hangi renk?"
Selin Hoca yavaşça öğretmen masasının üzerine oturdu, bacak bacak üstüne attı ve çayını yudumladı. Benim elim ise kendi kendine gözlerime gitti.
"Şey... Mavi. Teşekkür ederim," dedim ve oturdum.
Konuşma sırası yanımdaki kıza geçti.
Bölüm etkileşimi
