4. bölüm / 6
KARA ADALETCİNAYET ORMANINDA BİR GAZETECİ
Bölümler 6Şu an: CİNAYET ORMANINDA BİR GAZETECİ
Sabah, Barış'ın beni dört kırk beş' te aramasıyla başlayan mesaim, sekiz buçukta emniyette ifade vermekle devam ediyordu. Sabah erkenden, evden haber vermeden çıktığım için teyzelerim bir olayın içine karıştığımı ve bir şey olduğunu düşünerek, işi gücü bırakarak saat yedi kırkta karakola gelmişlerdi.
Komiserin sorusuyla ona doğru doğruldum',
''Kameraları ormana neden astınız?''
''Kameraları astığımız yerde bu cinayet gerçekleşmeden önce bir adam öldürülmüştü. Bizde eğer katil olay yerine dönerse diye haberimizi yapmak için kameraları astık.''
''Döndü mü peki zanlı olay yerine? Ya da olayla ilgili herhangi bir şey yakalyabildiniz mi? ''
''Hayır? Bu olayla ilgili bir şey yakalayamadık. Ama yeni işlenen cinayetin faillerinin yüzleri kamerada apaçık şekilde görünüyor.'' İma ettiğim şeyi anladığını düşünüyordum.
''Anladım. Ama izinsiz kamera asmak yasak. Normalde ceza almanız lazım ama yeni işlenen cinayetin faillerinin yüzleri gözüktüğü için ve olayın nasıl gerçekleştiği ile ilgili görüntüler işimize yarayacağı için size bir istisnada bulunulabilinir.''
''Ceza filan almayacağız değil mi?''
''Hayır.''
En azından bizim adımıza adli işlem başlatılmayacaktı. Barış bütün suçu üstüne almıştı. Sorgu odasında biraz daha bekleyişten sonra çıkartılmıştım. Teyzelerim koridorda yan yana oturmuş bekliyorlardı.
''Teyze''
''Efsun!'' Panikle bana doğru adımlamaya başladılar. Ben de onlara doğru adımladım.
''Kızım iyi misin? Sabahın köründe seni niye karakola aldılar?''
''Önemli bir şey değil teyze. Biz cinayet işlenen ormanda ağaçlara, dün kameralar asmıştık. Belki katil olay yerine geri döner diye. Katil dönmedi ama aynı yerde gencecik bir kıza tecavüz edip işkenceyle öldürmüşler. Kızı öldüren cinayet failleri kameradan apaçık şekilde yüzleri görünüyor. Bu sabah kanalda çalışan kameraman bir arkadaş beni arayıp haberdar etti. Ben de aceleyle evden çıktım. Hatta şu an o kameraman bütün suçu üstlendiği için sorgu odasında. Biz polisi arayıp ihbar ettiğimiz için ve ormana izinsiz kamera astığımız için buradayız.''
''Peki ceza alacak mısınız?''
''Hayır. Faillerin yüzleri kamerada göründüğü için ve kıza yaptıkları adliyede işlerine yarayacağı için ceza almayacağız.''
''Teyze sizi işinizden ettim. Daha fazla işe gecikmeden gidin. Barış birazdan çıkar. Zaten kanala geçeceğiz .''
''Tamam kızım. Dikkatli ol.''
''Haberdar et bizi. Aklımız sende kalmasın.''
''Olur. Ederim.''
Teyzelerim ikisi aynı anda ayaklandı ve koridorun sonuna doğru adımlamaya başladılar. Onlar gittikten sonra Sema geldi.
''Efsun abla! Kamerayı kontrol ederken gördüm.
Kı - kız ölmüş mü?'' Sema hem kekeliyordu hem de sesi titriyordu.
''Maalesef Semacım.''
Ben bir gazeteci ve bir kadın olarak bu gibi olayları fazlasıyla gördüğüm için beni onlar kadar etlikemiyordu.
''Barış hâlâ sorgu odasında mı?''
''Çıkartırlar biraz sonra.'' Yanımdaki koltuğa çöktü.
On dakikalık bir bekleyişin ardından sonra Barış sorgu odasından çıkmıştı. Ben ve Sema aynı anda ayaklandık. Barış bize doğru adımlıyordu. Biz de Barış'a doğru adımladık.
''Gidebiliriz. Ceza filan almayacağız. Cinayet faillerinin yüzleri kameradan kabak gibi gözükürken ceza almamız çok saçma olurdu zaten.''
'Kanala daha fazla gecikmeyelim. Ben bir kaç fotoğraf çekmiştim. Gidelimde hemen haber yapmak için hazırlayalım.'' İkisi aynı anda
''Tamam.'' Dediler. Taksi çağırdık ve kanala geçtik. Şef bizi görünce durur mu?
''Siz üçünüzün cinayet işlenen ormana izinsiz kamera astığı doğru mu?''
''Doğru şefim. Benim fikrimdi.''
''Aferin kızım. Onlarıda kendine benzet tamam mı?'' Sabah azarımızı da işittiğimize göre bütün günümüz böyle geçecek demektir.
''Siz iki stajyer. Sizi uyarıyorum. Bir daha böyle bir vukuat istemiyorum. Bu deliyi zaten durduramıyoruz siz de onunla beraber kendinizi yakmayın. Yoksa her gün sizi karakoldan toplamak zorunda kalacağız.''
İkisi masum masum
''Tamam şefim.'' dediler. Evet, şef azarını çektikten sonra sıra bendeydi.
''Hanginiz haber verdi şef'e.'' Sema ürkek ürkek elini havaya kaldırdı.
''Ben söyledim Efsun abla. Kanaldan çıktığımı görünce beni durdurup nereye gittiğimi ve sizi sorunca ben de söylemek zorunda kaldım.''
Ahh Sema! Birilerinin sana bazı şeyleri öğretmesi gerekiyor sanırım.
''Sema'cım biz kanaldan çıktığımız zaman sadece gittiğimiz haber yerlerinin adını söyleriz ve buna göre de yayınımızı yaparız. Buraya da topladığımız haberleri getiririz. İçinden haber niteliği taşıyanları ister biz hazırlarız istersek editöre veririz editör bizim yerimize hazırlar. Ama hiç kimseye haberi ne şekilde yaptığımızı söylemeyiz.'' Umarım içindeki imayı anlamıştır.
''Anladım Efsun abla.''
Başını önüne eğmiş, annesinden azar işiten küçük çocuklar gibi halının desenini inceler gibi yeri inceliyordu. Biraz sert ve ima dolu çıkıştım ama birilerinin bir şeyleri öğretmesi lazımdı. Bu yüzden kusura bakılmasın.
''Şimdi masalarımıza geçebiliriz. Barış bana sabah çektiğim fotoğrafları atar mısın?''
''Atarım Efsun abla.'' Masama geçtim, bilgisayarımı açtım. Barışın attığı fotoğrafları haber haline getirdim. Ormandaki görüntüleri de ekledim. Özel haber yapıp 315 numaralı hesabımdan paylaştım. Daha sonra yaptığım haberleri editöre teslim ettim.
Barış ve Sema'ya bir göz attım. Sema'nın suratı asıktı. Ama Barış'ın her zaman ki gibi neşesi yerindeydi. Diğer iki stajyerlerle konuşuyorlardı. Yanlış hatırlamıyorsam diğer ikisinin adı Aras ve Hayat'tı.
Haberleri ben hazırladığım için onlar şuan rahatlardı. Sohbet halindeydiler. Ben tekrar haberi yayınladığım hesabıma döndüm. Aradan sadece bir kaç dakika geçmişti. Haberi görenler yorum atmışlardı.
''Kadın ölümleri son bulmadıkça dünya düzelmeyecek.''
''Ne hale getirdiniz koca ülkeyi. Adımız artık kadın cinayetleriyle anılıyor.''
''Umarım ön kapıdan alıp arka kapıdan salmazlar katilleri.''
''Eteği mi kısaymış? Ya da o saatte orada ne işi varmış demeyin artık. Kadın ölümleri son zamanlarda fazlasıyla arttı çünkü.''
''Zavallı annesi. Şimdi kim bilir ne haldedir? Adalet teşhir etmediği süreçte daha çok ölüm ve tecavüz göreceğiz.''
''Biz ses çıkarmadıkça aynı şeyleri yaşamaya bizi de mahkum edecekler. Bu yüzden sesiniz gür çıksın kızlar.''
Bunlar yorumların sadece bir kaçıydı. Yorumlarda katillere sövenler ve küfür edenler de olmuştu. Aynı zamanda 'hak, hukuk, adalet' hashtagları atanlar da olmuştu. Galiba bu cinayet hakkında daha fazla bilgi toplamam lazımdı. Çünkü öldürülen kızın adını henüz bilmiyordum.
Sadece cinayet yerinin görüntülerini alarak ve kızın fotoğraflarını çekerek ''Ormana zorla sürüklenip, tecavüze uğradı. Vücuduna aldığı ağır darbeler sonucu hayatını kaybetti. Ne kadar dirense de hayata tutunmayı başaramadı.''
Sadece bu haber alt başlığı yetmezdi. Daha detaylı haber için kızın adı ve otopsi raporu lazımdı. Bu yüzden kanaldan hemen ayrıldım ve cinayetin işlendiği en yakın hastahaneye doğru yol aldım. Yanıma ses kayıt cihazımı ve fotoğraf makinemi de aldım.
Hastahaneye en yakın otobüs durağında indim. Hastahanenin içine doğru adımladım. Basın kimliğimi takıp içeri girdim. Adli tıpın bulunduğu alana doğru ilerledim. Koridorun sonuna vardığımda benim gibi basından bir sürü gazeteci toplanmıştı.
Herkes otopsi sonucu için toplanmıştı. En sonki görüntüde kızın kıyafetleri yırtık, bacaklarının belli bölgelerinde kesik izleri, karnın bir yarık ve kafasının altında kan göleti vardı. Zihnimde korkunç şekilde yer edinmişti. Büyük bir ihtimalle kafasına aldığı darbeler yüzünden hayatını kaybetmişti.
Asıl korkunç olan şey de şuydu ki anayasalar kadınları, çocukları ve sokak hayvanlarını korumak için devreye sokulmuyordu. Zanlılar iyi hal indirimi ile sokaklarda istedikleri gibi gezebiliyorlardı. Böylece can güvenliğimiz de tehlikeye giriyordu.
Adli tıp incelemeleri bitmiş doktor dışarı çıkmıştı. Herkes haber yapmak için fotoğraf makinelerini kapıya doğru çevirmiş kızın ölü bedenini bekliyordu. Ama kızın bedeni büyük ihtimal kalabalık diye dışarı çıkartılmayacaktı. Doktor herhangi bir açıklama yapmadan ilerledi. Elinde bir dosya vardı. Kesin otopsi raporunun not alındığı dosyaydı.
Doktoru takip ettim. Biraz daha ilerledikten sonra bir odaya girdi. Odanın kapısı açıktı. Konuşma ve ağlama sesleri geliyordu. Yalnız bir ayrıntı dikkatimi çekmişti. Odanın kapısının dışında, duvarın dibine çökmüş, ellerini başının arasına almış, saçlarının bir kısmı bembeyaz olmuş, yaşlıca bir adam vardı.
Doktorla beraber odadan yirmili yaşlarında bir genç kapının önüne çıkmıştı. Duvarın dibine çömelmiş adam doktoru fark edince hemen ayaklanmaya çalıştı. Genç adam duvarın dibine çömelmiş adamı kolundan tutup ayağa kalmasına yardımcı oldu. Büyük ihtimal öldürülen kızın babası ve ağabeyiydi.
Annesi ormana kızı için geldiği zaman kadın fenalaşmış ve ambulansla hastahaneye kaldırılmıştı. Doktor konuşmaya başlayınca koltuktardan birine oturup ses kayıt cihazımı açtım.
''Kızınızın kafasına taşla vurulmuş. Karnı bıçakla yarılmış. Ayak bilekleri kırılmış ve el bilekleri bıçakla kesilmiş. Kan kayıbından ve kafasına aldığı darbelerden dolayı ölmüş.''
Kızın babası doktorun söylediklerini duyar duymaz yere yığıldı. Ağlamaktan gözleri şişmiş ve kızarmıştı. Babasını tutan oğlu oldu. Doktorun yardımıyla koltuğa oturtular.
''Baba iyi misin?'' Adamın hiç sesi çıkmadı. Doktor hemşireye seslendi.
''Selen hanım Mehmet amcayı odaya alıp sakinleştici yapalım.'' Hemşire gelirken yaşlı adam konuştu. Ama sesi titrek ve boğuktu.
''Sakinleştirici istemiyorum doktor. Kızımı istiyorum. Kızımı getirin bana.'' Koskoca adam hastahane koltuğuna çökmüş, omuzları titreye titreye, hüngür hüngür ağlıyordu. Içim acıdı adamın bu haline. Benim de gözlerim dolmuştu. Ama kendimi tutmam lazımdı.
Hemşire ve oğlunun yardımıyla odaya götürüldü. Muhtemelen anne de aynı odada sakinleştirici serum ile uyutuluyordu. Kız ölmüştü ama arkasında en büyük enkaz yığınlarını bırakmıştı.
Ses kayıt cihazımı kapattım. Yerimden kalktım ve adli tıp incelemelerinin yapıldığı alana doğru ilerledim. Henüz burası kalabalıktı. Gazetecilerin hiç biri gitmediğine göre kızı buradan çıkarmamışlar demektir. Tekrar ailenin yanına doğru ilerledim. Bu kadar acılılarken rahatsız etmek istemiyordum ama bir şekilde yanlarına gitmek istiyordum. Önce karşı tarafa baktım. Genç adam başını avuçlarının arasına almış öylece yeri izleyip duruyordu. Kapıyı yavaşça tıklattım. Karşı koltukta oturan genç başını ağır ağır kaldırıp bana baktı.
''Merhaba. Rahatsız ediyorum. Kusura bakmayın. Ben ormanda bir arkadaşımla beraber kız kardeşinizin naaşını bulan gazeteciyim. Müsade var mı?''
Genç adam beni görür görmez ayaklandı.
''Elbette, buyurun.'' Odanın içine doğru adımladım. Bir yatakta annesi diğer yatakta babası serum ve sakinleştirici ile uyutulmuştu. Yaklaşınca fark ettiğim bir ayrıntı daha vardı. Genç adamın gözleri kan çanağına dönmüştü. Öfkeliydi.
''Ben ailenizin durumunu merak etmiştim. Başınız sağolsun tekrar.'' Sessizce ve çaresizce başını salladı.
''İsminiz neydi.''
''Efsun korkmaz.''
''Efsun hanım siz de kız kardeşime saldırıp kıyanların görüntü kayıtları mevcut mu?''
''Mevcut. Ben sosyal medya hesabımdan yayınladım zaten. En yakın zamanda saldırganlar bulunup adalete teslim edilecektir.'' Genç adamın dudaklarından sessiz ve acılı bir tebessüm belirdi.
''Adalet peki gerçekten verecek mi cezalarını? Kaç tane kadın cinsel saldırıya uğrayarak öldürüldü bu ülkede ve adalet dediğiniz sistem hiç bir işe yaramadı. Katiller ön kapıdan içeri alınıp arka kapıdan dışarı salınılıyor. Lütfen bana şu katillerin görüntülerini gösterbilir misiniz?''
''Elbette. İsminiz neydi bu arada?''
''Emre.'' Ben görüntüyü açtım. Emre izlerken öfkesine hakim olamayıp küfürü bastı. Öfkesinde ve kininde haklıydı. Maalesef öfkesi ve kini kız kardeşini geri getirmeyecekti.
''Görüntüler için teşekkür ederim.'' Telefonumu kapattım.
''Eğer izniniz olursa sizinle ufak bir röpörtaj yapabilir miyim?''
''Olur. Yapabilirsiniz.'' Sesi yorgundu. Ses kayıt cihazımı açtım.
''Kız kardeşinizin adı ne?''
''Eylem.''
''Eylem kaç yaşındaydı?
''On dokuz yaşındaydı benim kız kardeşim.''
''Ne okuyordu Eylem.''
''Iç mimarlık.''
''Peki cenazeyi ne zaman götüreceksiniz.'' Gözlerini çevirip annesi ve babasına baktı. Kızının, ölüm haberine dayanamayan anne ve baba biricik kızını toprağın altına nasıl verebilirdi ki? Emre gözlerini çevirip bana baktı.
''Annem ve babam bu haldeyken olmaz. Hem gazeteciler kapının önünü çevirmiş durumda.''
''Anladım. Beni bu halde olmanıza rağmen kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Tekrar geçmiş olsun ve başınız sağolsun.'' Ses kayıt cihazımı kapattım.
''Buraya kadar gelip sorduğunuz için ben teşekkür ederim Efsun hanım.'' Ufak bir baş selamıyla odadan ayrıldım.
Açıkçası onların yerinde olmayı asla istemezdim. Kızın adını ve otopsi raporunu öğrendiğime göre hastahanede işim bitmiş demektir. Kanala geri dönmek için tekrar servis aracına bindim. Öğle olmuştu bile.
Kanala en yakın restoranda inip karnımı doyurdum. Sebzeyle karışık et ve kutu kola içmiştim. Sabah ki olaya rağmen nasıl midem tuttu da yemek yedim diye soracak olursanız ben gazeteciyim ve bu haber gibi daha nicelerinin haberini yaptım. Hangi şehirde öldürülen kadın varsa ben orada haberimi yapmak için bulundum.
Neyse kanala geçelim artık. Hesabı ödedim ve restorandan kanala geçmek üzere ayrıldım. Biraz yürüyüş mesafesini aştıktan sonra kanala vardım. İçeri girdim ve masama doğru adımladım.
Haberimi yapmak için ses kayıt cihazımı ve fotoğraf makinemi çıkardım. Hiç fotoğraf çekmemiştim. Ama elimde otopsi raporu, kızın adı ve bilgileri vardı.
''Henüz on dokuz yaşında, üniversitede iç mimarlık okuyan Eylem kural, dün akşam saatlerinde evine dönmeye çalışırken üç sapık ve cani tarafından kaçırılarak önce tecavüze uğradı. Daha sonra kafasına taşla vurularak öldürülmek istendi. Bu da yetmeyince ayak bilekleri kırıldı ve karnında bıçakla bir yarık oluşturuldu. İç mimarlık okuyan Eylem, kan kayıbından ve kafasına aldığı darbelerden dolayı hayatını kayıp etti.''
Bu bildiriyi sosyal medya hesabımdan yayınladım. Akşam haberleri için başlıklarına uygun şekilde düzenleyip editöre teslim etmek üzere editörün odasına doğru ilerledim. Editör hanım odasında yoktu. Büyük ihtimal yemek yemek için kanaldan ayrılmıştı. Şuan kanaldan ayrılan bir tek editör hanım değildi. Çoğu çalışan öğle arası olduğu için yemek yemek için kanaldan ayrılmıştı. Bu sebeple masama geri döndüm. Sabah dört kırk beşte uyandırılmam sebebiyle uyku bastırmıştı. Masamın üstüne çömelip biraz uyuyacağım.
*********************
''Efsun ablaa. Uyan. Bu senenin en iyi gazete muhabiri olarak sen seçilmişsin. Yarın akşam ödül töreni var.''
Sema'nın ani heyecan girişimiyle beni uykumdan uyandırması bir taraftan sinirlerimi bozarken, verdiği haber dolayısıyla bir taraftan mutlu etmişti.
''Sema bir sakin olur musun lütfen!'' Barış Sema'yı uyarırken Sema beni uykumdan uyandırır uyandırmaz telefon ekranını gözümün içine sokmakla meşguldü. Şuan dört stajyerin gözleri benim üstümdeydi. Sema heyecanla telefon ekranını gözümün içine sokarken ben uykulu gözlerle esneyerek
''Hıhı. Tamam Sema'cım. İzin verirsen uyumaya kaldığım yerden devam etmek istiyorum.'' Derken Sema beni omuzlarımdan tutup sarsarak
''Yarın ödül töreni var ve ödül alacaksın. Kıyafet seçmemiz lazım. Uyan Efsun abla!'' Barış sağolsun benim yerime Sema'yı benim üstümden alarak
''Bu sabah çok erken uyandı ve yoruldu. Sonra seçersiniz kıyafet. Bırak biraz uyusun Sema.''
''Tamam. Ama uyandığı zaman kıyafeti beraber seçeceğiz.'' Sema bir o kadar heyecanlı ama uyanmadığım için bir o kadar da hayal kırıklığıyla burayı terk ederek kendi masasına geçti.
Hayat'la beraber sohbet ediyorlardı. Barış ve Aras da kendi aralarında sohbete dalmışlardı. Ben biraz daha uykuya dalıp uyandım. Masa ve sandalyenin üstünde her tarafım tutulmuştu. Saat ise bir buçuktu. Galiba kanalda bizim dışımızda muhabir kalmamıştı. Ben de kanaldan ayrılsaydım iyi olacaktı. Kanaldan çıktım ve kendimi sokağın akışına bıraktım.
Sokak aralarına girdim. Biraz daha ilerledim. Ara sokakları geçince kedi ve köpeklerin olduğu mahalleye doğru geldim. Küçük çocuklar kedileri beslerken bir kaç fotoğraf çektim. Karşıda top oynayan çocukların videosunu ve fotoğraflarını çektim.
Kameramanım evlilik izninde olduğu için kendi haberlerimin fotoğraf ve videolarını kendim çekmek zorundaydım. Cinayet haberlerinden sıkıldığım için biraz da böyle keşfedilmemiş ve saklı kalmış güzel yerlerin haberlerini yapmak istiyordum. Bir tane yaşlı teyze kapısının önüne gelen bir kediyi besliyordu. Bu mahallede çok güzel kareler yakalamıştım. Samimiyeti, eski zamanların hatırası gibi kokan bir mahalleydi.
Bu mutlaka özel haberim olmalıydı. Mahalleden çıktım ve ilerleyebildiğim kadar ilerledim. Sahilde elinde babalarıyla balık tutan çocuklar vardı. Bir tanesinin yanına yaklaşarak',
''Kolay gelsin, bereketli olsun. İzniniz olursa çocuklarınızla beraber bir kaç kare fotoğrafınızı çekebilir miyim?'' Bir tane kızı ve bir tane oğlu vardı adamın yanında.
''Elbette. Çok memnun oluruz.'' Çocuklar babalarının yanına geçerek poz verdiler. Bir de ellerinde olta varken çektim.
''Çok teşekkür ederim.''
''Rica ederiz.''
Oradan da ayrıldım. Artık kanala geri dönüp bu haberleri hazırlamalıydım. Tekrar mahalleden geçtim. Bir kaç tane çocuğun misket oynadığını gördüm. Hemen bir kaç kare fotoğraf çektim. Ben fotoğraf çekerken iki tane on yaşlarında kız çocuğu yanıma geldiler.
''Abla sen sokak fotoğrafçısı mısın?''
''Hayır ben gazeteciyim.''
''E o zaman bizim mahallede ne işin var. Gazeteciler haber peşinde koşmazlar mı?''
''Evet, gazeteciler haber peşinde koşarlar. Ben de bu mahalledekileri çekip haber yapmak için geldim.''
''Abla bizi de çekip haber yapar mısın?''
Bu ricayı kıramazdım.
''Tabi ki çekerim sizi de. Şöyle yan yana geçin poz verip kameraya bakın bakalım.'' Dediğimi yaptılar. Hemen bir kaç kare fotoğraf çektim. Çok tatlı çıkmışlardı.
''Bakmak ister misiniz?'' İkisi aynı anda',
''Eveet'' dedi. Fotoğrafları çocuklara gösterdim. Çok beğendiler.
''Teşekkür ederiz abla.''
''Böyle güzel kareler verdiğiniz için ben teşekkür ederim kızlar. Hoşçakalın.''
''Hoşçakal gazeteci abla.'' Mahalleden ayrılıp kanala döndüm.
Bizim stajyerler masalarındaydı. Sema ve Hayat beni görür görmez hemen yanıma koşturdular.
''Bugün yüzünü gören cennetlik Efsun abla. Bak bugünkü katalogda çok güzel kıyafetler var.''
''Size de merhaba kızlar.''
''Kusura bakma Efsun abla. Sema ve heyecanı yüzünden selam veremedik. Yarın ki ödülü sen alacaksın ama Sema senden daha heyecanlı.'' Hayat Sema'ya oranla daha sakin ve daha ağırbaşlıydı.
''Önemli değil canım.'' Ben masama kurulurken onlarda sandalye çekip yanıma kuruldular.
''Bu kırmızı elbise çok güzel. Sana çok yakışır.'' Sema'nın gösterdiği elbise ince askılı, göğüs dekoltesi göğüs çatalına kadar uzanan ve vücut hatlarını ortaya çıkaran bir elbiseydi. Ben kataloğu elime aldım ve sayfaları çevirdim.
İçinde absürd abiyeler olsada içinde güzelleri de vardı. Siyah, askılı,yandan derin yırtmaçlı, göğüs dekolteli ve sırt dekolteliydi. Fazla açıktı ama çok güzel bir abiyeydi. Seçtiğim abiyeyi onlara gösterdim.
''Bence bu abiye güzel. Siz nasıl buldunuz kızlar?''
''Biraz fazla açık geldi bana.'' Dedi Hayat.
''Bence çok güzel. Bu elbisenin içinde su gibi olursun.'' Sema'nın yorumu da böyleydi.
''Ben hemen katalogdan sipariş veriyorum yarına hazır olur.'' Sema sipariş vermek üzere buradan ayrıldı.
''O zaman elbiseye uygun bir tane ayakkabı seçelim katalogdan.'' Elindeki dergiyi açtı. Sayfaları tek tek çeviriyordu.
''Bak bu tek bantlı topuklu ayakkabı seçtiğin elbiseye uygun Efsun abla.'' Evet. Gerçekten uygundu. Galiba onayımı bekliyordu.
''Evet. Uygun. Güzel ayakkabı.''
''Ben de katalogdan ayakkabının siparişini vereyim. Kaç numara giyiyorsun.''
''Otuz yedi.'' Dedim ve ayrıldı yanımdan. Yarın ödül alacak olan bendim ama benin yerime her şeyi düşünen kızlardı.
Ben bugün çektiğim fotoğrafları haber haline getirip sabah yaptığım haberle beraber editöre teslim ettim. Bugünlük mesaimin bitmesine bir buçuk saat kalmıştı. Masamdan kahve olmak üzere ayrıldım. Herkes harıl harıl çalışıyordu. Kamera ekibi yayına girmek için hazırlanıyorlardı. Kahvemi aldım ve telefonumu açtım. Sabah yaptığım habere binlerce tepki yağmıştı.
Herkes lanet ve küfür dolu yorumlar atmıştı. Yalnız sonradan yapılan bir yorum dikkatimi çekmişti.
''Bu ülkeye adaleti artık kurulan suç örgütleri getirecektir. Adalet katilleri ve canileri akladıkça bizler devreye gireceğiz.''
Bu yorum dikkatimi çekmişti. Acaba kızın katilleri öldürülmüş müydü? Ben öğleden sonra kendimi sokaklara attığım için bilemiyordum. Hemen stajyerlerin olduğu masaya doğru ilerledim.
''Merhaba. Bugün ormanda öldürülen kızın failleri hakkında bir bilgi var mı?'' Barış yanıtladı.
''Şuan polis ve jandarma ekipleri arama yapıyorlar.''
''Tamam Barış teşekkürler.'' Dedim ve masama geçtim. Haberler başlamıştı. Acaba bu yorumu yazan 971 numaralı kimliği ile tanınan katil miydi? Failleri kaçırmış olabilirler miydi? Bu suç örgütü bazen kaçırdıkları zanlıları öldürüp belirli alanlara bırakırken bazı zanlıları ise hiç bir iz bırakmadan yok ederlerdi. Ne yaptıkları ise bilinmezdi.
Şüpheye düşmüyor değildim? Bir taraftan haberleri izlerken bir anda bugün benim yaptığım özel haberin yayınlandığını gördüm. Her köşesi samimiyet ve huzur kokan bir sokakta oynayan ve hayvanları besleyen çocuklar ve bir nine vardı.
Galiba ben telefona ve düşüncelere dalmışken haber ortalama saati doldurmak üzereydi. Kızlar yanıma doğru geliyorlardı. Sank i moralleri bozuk gibiydiler. Sema elindeki telefonun ekranını işaret ederken
''Davetli listesinde biz stajyerler yokuz. Editörler, ödül alanların yakınları ve kanalın müdürleri var. Bir de ödül alan spikerler davetli listesindeymiş.'' Üzüldüğü şeye inanamıyordum. Sıkıcı bir tören ve sıkıcı konuşmalar. Her sene düzenlenen bir törendi.
''Üzülme Sema'cım. Henüz bu meslekte yeni sayılırsın. İnan törende insanların sıkıcı konuşmalarını dinlemek istemezsin.''
Hayat oldukça sessiz ve durgundu.
''Hayat sen neden bu kadar durgunsun.''
''Bugün senin çektiğin ölü kızın fotoğraflarını gördü Efsun abla. Öğlen de pek bir şey yiyemedi.''
''İlk cinayet haberleri yaptığım zamanlarda ben de günlerce bir şey yiyemezdim. Hatta öğüre öğüre kusardım. Ama mesleğin kuralı da şuydu ki artık insan alışıyor. Bu yüzden fazla kafana takma olur mu?''
''Olur Efsun abla.''
''Ayy, yarın çok güzel olacaksın Efsun abla. Abiye ve ayakkabı yarın sabah elimize ulaşmış olur.''
Bu kızın bir anı bir anını tutmuyordu. Daha demin ödül törenine katılamayacağı için üzülen Sema yarın beni hazırlayacağı için aşırı heyecanlıydı. Saat sekizdi ve mesai bitmişti.
''Yarın görüşürüz o zaman kızlar. Mesai bitmiştir. Ben eve gidiyorum. İyi akşamlar.'' Dedim ve eşyalarımı elime aldım. Onlarda
''İyi akşamlar.''dileklerini ilettiler ve gittiler.
***************
Sabah olmuş ve kanala gelmiştim. Bugün kanalda öğleye kadar haber ve dergi düzenleyecektim. Öğleden sonra da hazırlanmak için eve gelecektim.
Sema elinde abiyemin ve ayakkabımın olduğu paketle bana doğru gelirken yüzünde güller açıyordu.
''Günaydınn.'' Aynı şekilde karşılık vererek
''Günaydın Sema. Maşallah yüzünde güller açıyor.''
''Eveet. Çünkü bugün ödül alacaksın.'' Ufak bir gülümsemeyle karşılık verdim.
''Günaydın.'' Bu gelen ses Hayat'ın sesiydi. Ben ve Sema aynı anda
''Günaydın.'' Diyerek karşılık verdik.
''E haydi masalarınıaza geçin. Öğlen arası da bizim eve gideriz beni törene hazırlarsınız.'' Sema elindekileri masanın kenarına bırakırken masalarına doğru gidip oturdular.
Dergi ve haber düzenlemeleri bitmiş, Öğle olmuştu. Bizim eve gittik ve kızlar beni hazırladılar. Bugün ödül alacağım için öğleden sonra izinli sayılacaktım.
''Maşallah makyaj ve abiye çok yakıştı. Su gibi oldun.''
''Manken gibi kızsın Efsun abla. Ne giyinsen o yakışır.''
Kızlar beni sözleriyle övgüye boğarken ben aynadaki benden gözlerimi alamıyordum.
''Teşekkür ederim kızlar.'' İkisi aynı anda
''Rica ederiz.'' Dediler.
''Kanala daha fazla gecikmeden gidelim biz artık.''
''Evet. Sonra şefin azarından kurtulamayız.''
''Tamam. Tekrar çok teşekkür ederim.''
Eşyalarını topladılar ve çıktılar. Ben de akşamki ödül töreni için teyzelerimi bekledikten sonra teyzelerimle beraber tören için yola koyulduk.
Bölüm etkileşimi
