KARA ADALET kitap kapağı

3. bölüm / 6

KARA ADALET

BİR YILDIZ DAHA KAYDI

Vaveyla Yazarı: Suna Dağ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: BİR YILDIZ DAHA KAYDI

GÖZYAŞLARIYLA GELEN FELAKET

Ben bana gelen hediyeleri yani kupa bardak ve çikolatayı, çekmeceme attıktan sonra eşyalarımı toplayıp, kanaldan ayrıldım. Ormanda bulunan cesedin olduğu alana doğru yola koyuldum. Eminim orada haber toplamak için basından bir sürü muhabir gitmiştir. Otobüsle bu trafikte ancak varabilirdim olay yerine. Hava oldukça sıcaktı da. Sabah yaşadığım anlık şokun etkisi hâlâ üstümdeydi. Üstelik katil adamı öldürdüğünü itiraf etmişti. Cesedin boynundaki üç harfli rakamdan belliydi ama olay yerine müdahale eden polis ekipleri ve jandarma olayın basına yansımaması için basın mensuplarını olay yerinden uzaklaştırmışlardı.

Dünkü muhabirin çektiği fotoğrafa buzlu ekran koyarak kanalda haberlerde yayınlandıktan sonra ben de sosyal medya hesabımda paylaşmıştım. Hesabımda paylaştıktan sonra telefonu henüz yeni elime alıyordum. Ve tahmin ettiğim gibi bir sürü tepki yağıyordu. Ve tabi ki ben bizzat cesedin fotoğrafını paylaştığım için bana da tepkiler yağıyordu. Bazıları şöyle yorumlar yazmıştı ',

''İnsan neden cesedin fotoğrafını paylaşır anlamıyorum.''

''Katil, adam öldürdüğü halde neden cesedin bedeninden parçalar keser ki?''

''Gazetecilik zor iş. Yaptığın haberin fotoğrafını paylaşsan insanların tepkisini alırsın. Fotoğrafını paylaşmasan 'nerede kanıtın' derler. Her türlü tepki toplarsın yani.''
Bu yoruma katılıyordum.

''Katili kimmiş peki? Niye öldürmüşler adamı?''

Bu yoruma katılıyordum. İnsanlar haklı olarak merak ediyorlardı. Katil kimdi? Neden öldürülmüştü? Ama yargının göremediğini ve yapamadığını bir katil kendi eliyle yapmıştı. Üstelik haklı sebepleri varken. Ve tabi ki hukuk sistemi gerçek manada devreye girmezse bu şekilde örgüt sistemleri artacaktır.

Resmen günümüzde hukuk ve yargı işlemez hâle getirildiği için suç işleyenler gibi katiller de çoğalmıştı. Herkes kendi adaletini sağlamaya çalışıyordu.

Olay yerine yakın bir alanda indim ve ormanın olduğu alana doğru ilerledim. Birkaç sapaktan geçerek ormana vardım. Tahmin ettiğim gibi bir sürü medya çalışanı buradaydı ve tabi ki jandarma ve emniyet de buradaydı. Burada işleri bitmediğine göre cesedin kayıp parçalarını aramakla meşgullerdi sanırım. Ceset burada olmadığına göre burada olmaları anlamsız kalırdı.

Girer girmez hemen birkaç fotoğraf çektim. Fotoğraflara jandarma ve polis de dahildi. Ben fotoğraf çekerken bir tane asker yanıma yaklaşarak
''Basın kartınız var mı?'' Diye bir soru yöneltti. Basın kartını göstererek yeterli cevabı vermiş olduğumu düşünüyorum. Hemen uzaklaştı ve ben de görevimin başına döndüm.

Cesedin öldürüldüğü alanda bir kaç tane fotoğraf çektim. Taşların üstünde hâlâ kan lekeleri vardı. Toprak bayağı bir eşelenmişti. Galiba biraz arbede çıkmıştı. Sonra ağacın üstünde kan lekeleri vardı. Aynı ağaçtan bir kaç dal odun kırılmıştı. Sanırım burada bu kadar fotoğraf yeterliydi. Biraz da etrafa baksaydım iyi olacaktı. Mesela jandarma ve polisin şuan inceleme yaptığı alana doğru ilerlesem ceza yer miyim bilmiyorum ama bence bu haber için değerdi.

Adım adım fotoğraf çeke çeke alana doğru ilerledim. Sarı bantla etrafı çevirmişlerdi. Ama haber için , illa içeri girip bir şeyler çekmem lazımdı. Sarı bandın altından geçerek alana doğru girdim. Şuan herkes o alanda toplanmıştı. Kimse sarı bandın etrafında değildi. Önceliğim onlar çalışırlarken fotoğraf çekmek oldu. En başta kimse farketmedi tabi ama sonra bir tane polis
''Hanımefendi ne işiniz var bandın içinde. Dışarı alalım sizi. Lütfen! Arkadaşlar yardımcı olun.'' Diğer polisleri çağırıyordu.

''Ama ben basın mensubuyum. İşimi yapmama izin verin lütfen!''

''Hanımefendi diğer basın mensupları gibi sizi bandın dışına alalım, orada işinizi yapın. Yoksa çok ağır ceza uygulayacağım.''

''Tamam. Sadece bir kaç fotoğraf çekmeme izin verin. Sonra çıkacağım.'' Polisler beni itiştirip dışarı çıkartmaya çalışırken

''Lütfen! sadece bir kaç tane fotoğraf.'' Diye hâlâ diretiyordum. Ben diretirken onlar beni bandın dışına itmişlerdi bile. İyi ki çektiğim fotoğrafların farkına varmayıp sildirtmemişlerdi.

''Efsun abla.'' Arkamı döndüğümde seslenen kişinin sema olduğunu gördüm.

''Sende mi geldin buraya?''
''Evet canım. Fotoğraf çekmek için ve cesedin kayıp parçalarını bulabilmişlermi diye geldim.''

''Ha yok. Bulamamışlar. Bulsalar buradaki muhabirler böyle etrafta dolanıp boş boş fotoğraflar çekmezlerdi.''

''Doğru. Ama Şu sarı bantlı alanda cesedin bir parçasını bulmuşlar galiba, hiç kimseyi içeri sokmuyorlar.''

''Efsun abla aklıma bir şey geliyor. Acaba polis ya da asker kıyafeti bir yerden bulup giyinsek, içeriye sızıp gizliden fotoğraf ve video çeksek sonra da haberimizi yapsak nasıl olur.''

Bizim acemi stajyer bildiğin deli yürek gibi bir şey çıkmıştı. Böyle bir şey yapsak herhalde para cezasına çarptırılmaksızın ağır ceza alırdık. Hapise girer ve mesleğimizden olurduk.

''Plan güzel ama galiba hapisle sonuçlanır. Usulsüzlükten dolayı müebbet yeriz Semacım.''

''Doğru. Usül önemli tabi.'' Bu kızın kafasında kırk tilki döndüğüne emindim. Ama hiç bir kanıtım yoktu.

''Efsun abla, Sema. Siz beraber mi geldiniz?'' Bize doğru seslenip yaklaşan Barıştı.

''Hayır Barış. Efsun abla bizden önce gelip bir kaç fotoğraf çekmiş. Ama şu sarı bantla çevrilmiş bölgeye kimseyi sokmuyorlar.'' Sema gerekli açıklamayı yaptıktan sonra Barış bana döndü.

''Efsun abla çektiğin fotoğraflara bakabilir miyim?''

''Tabi ki bakabilirsin Barış.'' Fotoğraf makinesini ona uzattım. Tek tek fotoğraflara bakarken bir şey farketmişti.

''Efsun abla çektiğin şu fotoğrafta ağaçların ötesinde, ağacın arkasına saklanmış, siyah deri ayakkabısı görünen biri var. Ama vücudu görünmüyor.'' En başta geldiğim zaman olay mahallinde çektiğim üçüncü fotoğrafta benim bile farketmediğim bir detay yakalamıştı Barış. Ağacın arkasında sadece ayakkabısı görünen ve başka hiç bir fotoğrafta çıkmayan bir ayrıntıyı.

''Her katil cinayet mahalline bir gün geri döner.'' Diyerek gerekli açıklamayı Sema yapmıştı. Acaba 971 kimlikli katil buradaydı ve ben bu ayrıntıyı kaçırmış mıydım? Bir an etrafıma bakındım. Ama jandarma, emniyet ve muhabirler dışında hiç kimse yoktu.

''Bu kadar erken dönmesi imkansız. Heleki jandarma ve emniyet hâlâ buradayken.'' Diyerek Barış son noktayı koydu. Fotoğraf makinemi bana geri uzattı. Barışın elindeki kamerayı işaret ederek

''O zaman normal bir şekilde yayınınızı yapın. Emniyet ve jandarma gittikten sonra küçük kameralardan getirip, bir kaç ağaca asarız. Olay yerine bu kadar erken gelen katil bir daha gelecektir.''

''Harika fikir.'' İlk fikrini belirten Sema olmuştu. Galiba bu fikir onu biraz heyecanlandırmıştı. Barışta bu fikri onaylandıktan sonra yayınlarını çekmeye başladılar. Barış kamerayı açtı ve sema mikrofonu eline aldı.

''Şu anda dün ormanda faili meçhul katil tarafından, uzuvları kesilerek öldürülen cesedin bulunduğu alandayız. Görmüş olduğunuz gibi jandarma ve emniyet'in yaptığı incelemeler hâlâ devam ediyor. Cesedin kesilen uzuvları nerede hâlâ bilinmiyor. Dün otopsi raporu için hastaneye kaldırılan cesedin, sevgilisinin üç yaşındaki oğlunu, darbederek hastahanelik ettiği bilgisine ulaştık. Acılı anne savcılığa başvurarak şikayette bulunmuştu. Fakat acılı anne savcılığa başvurduktan sonra, dün öğlen saatlerinde, faili meçhul katil tarafından, annenin sevgilisi, uzuvları kesilerek canice öldürülmüştü. Bu durumda oklar acılı annenin akrabalarının üstüne çevrildi. Fakat bir ihtimal dahilinde 971 numaralı kimliği ile tanınan seri katilinde bu işte bir dahili olabileceği varsayımını göz önünde de tutabiliriz.''

Sema' nın yaklaşık üç dakikalık konuşmasından sonra, Barış kamerayı kapattı. Acemi stajyerlerin yaptığı haber oldukça iyiydi.

''İşimiz bittiğine göre gidebiliriz. Akşam tekrar geliriz.'' Barışın bu konuşmasından sonra Sema ',

''Bence birimiz burada durmalıyız. Şu sarı bantlı bölgeyi terk ettikleri zaman, biraz inceleyip haber için fotoğraf çekeriz.'' Mantıklıydı. Çünkü ben de çok merak ediyordum o bölgeyi. Büyük bir ihtimal cesedin bir parçası bulunmuştu. Ve öğleden sonraya kadar işlerini bitirip gideceklerdi.

''Sema haklı. Hem yeni bir gelişme de olabilir. Ben burada dururum. Siz de öğleden sonra gelirsiniz ve küçük boy kameralardan da getirirsiniz. Ayrıca otopsi raporunun sonucu için hastahaneye uğramayıda unutmayın.''

''Efsun abla burası pek temkinli bir alan değil. Jandarma ve polislerde gittikten sonra katil ya geri dönerse? Birimizin bile burada kalması can güvenliğimizin tehlikeye girmesi demek.'' Barışın yaptığı açıklama içimi ürpertmiyor değildi.

''Tamam. Ben de jandarma ve polisler gidene kadar burada kalayım. Onlar gittikten sonra sizi ararım, gelirsiniz.'' Galiba ben Semadan daha deli yürek çıkmıştım. Katilin cinayet mahalline er ya da geç döneceğini bile bile ormanda can güvenliğmii tehlikeye atmıştım.

''Ama ...'' diyecekti ki Barışın lafını kestim.

''Hadi gidin artık. Zaten öğleye yaklaşıyoruz.''

''Tamam. Erken dönmeye çalışacağız.'' Bu açıklama Semadan gelmişti. Beni arkalarında bırakıp giderken ikisinin yüzü asıktı. Çünkü herkes gittikten sonra can güvenliğim tehlikedeydi demek.

Aradan bir kaç saat geçmişti. Öğlen olmuştu. Sarı bantla çevrilmiş alanda bu kadar önemli ne olabilirdi? Hâlâ hiç kimse gitmemişti. 971 numaralı kimlikle tanınan katilin bu adamı öldürdüğünü biliyordum. Fakat elimde kanıtım olmadığı için haber yapamıyordum. Cesedin boynundaki rakamların fotoğrafı, otopsi yapıldıktan sonra mutlaka çekilmesi lazımdı. Haber için en önemli delil kaynağımız şu an buydu.

Katil belki de buradaydı şu an. Belki de herkes gittikten sonra ve henüz ben buradayken, buraya gelecekti. Tabi bir ihtimal bu da.

Sanırım herkes yavaş yavaş toparlanıyordu. Sarı bantlı bölgeyi açtılar. Oradaki herkes dağılmaya başladı. Bazı emniyet mensupları yavaş yavaş araçlara binip uzaklaştı. Diğerleri kalan işlerinin toparlamaya çalışıyorlardı. Bazıları da etrafı kontrol ediyordu. Etrafta sadece benim gibi bir kaç muhabir vardı. Sarı bandı çıkardıkları anda fotoğraf çekmek için oraya ilerledim. Benim gibi diğer muhabirler de ilerledi. Bazıları yayına girip jandarmanın ve emniyet'in olay yerinde işlerinin bittiğini söyleyerek alanı terk ettiklerini açıkladı.

Sarı bölgede kan izleri vardı. Büyük bir ihtimal, ya cesedin bir parçasından akan kandı bu. Ya da burası cesedin uzuvlarının kesildiği alandı. Çünkü hemen hemen alanın büyük bir kısmında kan vardı. Ve büyük bir ihtimal alınan kan örnekleri laboratuvara gönderilmişti. Birkaç fotoğraf çektikten sonra Sema'yı aradım.

''Sema neredesiniz?''
''Kriminal büronun önündeyiz. Otopsi yapıldı. Şimdi inceleme yapıyorlar. Bilgi almak için buradayız.''

''Otopsi raporundan sonra, fotoğraf çekme şansınız oldu mu? Ya da neden ve nasıl koparıldığı ile alakalı herhangi bir bilgi bulabildiniz mi?''

''Neden kesildiği ile ilgili bir şey bulamadık. Ama kesilen uzuvları oldukça profosyönel şekilde kesilmiş. Doktor işi gibi duruyor. Eğer kadının ailesinde bu mesleği icra eden birisi varsa zaten bütün oklar ona çevirilecektir.''

''Tamam Semacım. Daha sonra ayrıntılı bir şekilde konuşuruz. Burası boşaldı. Sadece ben ve birkaç muhabir kaldık burada. İşiniz bittikten sonra gelirsiniz. Kameraları unutmayın.''

''Tamam Efsun abla. Dikkatli ol.''

''Haberleşiriz.'' Diyip telefonu kapattım ve işimin başına döndüm. Birkaç fotoğraf daha çektim. Diğer muhabirler de aynı şekilde benim gibi fotoğraf çekiyorlardı.

Saat beş'e gelmek üzereydi. İşi biten muhabirler de dağılmak üzereydiler. Ve bizim stajyerler henüz ortada yoktular. Benim de işim burada bitmişti fakat ağaçlara minimal kameralar yerleştireceğimiz için burada bekliyordum.

Acaba onlar gelene kadar ormanın etrafını mı dolaşsam. Bu hiç iyi bir fikir değildi ama burada işim bitmişti ve sıkılıyordum. Benim bu düşünceyi aklımdan çıkartmam lazımdı. Katil hâlâ buralarda olabilirdi. Ve muhabirler de hemen hemen hepsi gitmişlerdi. Onlar gelene kadar umarım benim dışımda bir kaç kişi daha burada kalır.

Orman aslında o kadar da ürkütücü görünmüyordu. Yok. Ben bu düşünceyi aklımdan çıkartamıyordum. Biliyorum tehlikeli ama hazır bir kaç kişi daha buradayken ormanın içine bakmalıydım. Adım adım ilerledim. Herhangi gibi biri yoktu. Sadece ağaçlar ve düşen dal parçaları vardı.

Fotoğraftaki gibi deri siyah ayakkabılı biri de yoktu. İleride, baraka gibi bir şey vardı. Galiba ormancıların kullandığı barakalardandı. Açık ve masmavi bir gökyüzü vardı. Galiba biraz fazla uzaklaşmıştım.

Geldiğim yönden tekrar olay yerine dönüyordum. Aynı alanlardan tekrar geçtim. Ormanda büyük ağaçların olması ürkütücü bir yer olduğu anlamını taşımaz. Maalesef son zamanlarda böyle alanlarda yangınlar çıktığı için doğamızı kaybediyoruz.

Olay yerinde hiç kimse kalmamıştı. Herkes gitmişti. Barış ve Sema henüz gelmemişlerdi. Biraz daha oyalanabilirdim. Tekrar dönüp çektiğim fotoğraflara baktım. Bir yandan da korkuyla etrafımı sezmiyor değildim. Aradan yarım saat geçmişti.

''Efsun abla.'' Seslenen kişi Barıştı. Yerimden doğruldum.

''Nihayet. Nerede kaldınız. Sema nerede?''
''Sema kanala gitti. Ben gelmesini istemedim. Buralar zaten tehlikeli. Ayrıca sunulması ve hazırlanması gereken bir sürü haber var. Kameraları asmak ve görüntüyü telefona vermek biraz zaman alacağı için bir süre buradayız.''
''Tamam. Şu ağaçtan başlayalım.''
''Önce telefondan kameralara bağlanalım. Sonra asarız.''

Telefonun kamerasından ayarlar moduna girip kameranın ayarlarıyla oynadı. Aynı işlemi benim telefonumda uyguladı. On beş dakika kadar zamanımızı aldı. Sonra teyit etmek için bir tane minimal kamera çıkardı. Ve gerçektende görüntü vardı. Daha sonra sekiz tane minimal kameraların ayrı ayrı görüntüleri geldi ekrana.

Barış demek ki o kadarda acemi değilmiş işinde. Hem gazete bölümü mezunu hem de kameramandı. Ve bence kameralardan daha iyi anlıyordu. Aynı zamanda teknolojiden de anlıyordu.

''Sen bayağı iyisin bu işte. Geldiğin zaman seni bu bölüme vermelerini şimdi daha iyi anlıyorum.''

''Estağfurullah.'' Utanmıştı galiba. Çünkü kulakları kızarmıştı. Daha fazla utandırırdım ama şu an sırası ve yeri değildi. Kameraları ağaçlara tırmanarak tek tek astı. Hepsinin görüntüsü aynı yeri göstermiyordu. Bazı kameralar sarı bantla çevirdikleri bölgeyi, bazı kameralar cesedin bulunduğu alanı, bazıları ise ormanın giriş yerlerini ve bazıları da ormanın içine giden alanları gösteriyordu. Hepsini tek tek kontrol ettik. Çalışıyorlardı. Yirmi dakika sürmüştü. Hem yerlerini ayarlamak hem de tek tek kontrol etmek.

''Tamam. artık kanala dönebiliriz. Buradaki işimiz bitti.''
''Bu kameralarda gece görüşü için terminal vardı değil mi''
''Evet. Var.''
''Tamam. Gidelim. Geç kaldık zaten. Saat altıya geliyor.''

Ormandan ayrıldık. Anayola gidip servis bekledik. Birkaç dakikalık beklemenin ardından sonra servis gelmişti. Bindik ve kanala doğru yola koyulduk. Kanal biraz uzak olduğu için uzun sürmüştü.

Kanala vardığımızda saat altıyı çeyrek geçiyordu. Sema masada oturmuş önündeki bir takım kağıtlarla uğraşıyordu. Barış ve benim ilk hedefimiz tabi ki Sema' nın olduğu masaya doğru ilerlemek oldu. Benim soracak bir kaç sorum vardı. Barışta haliyle yorulduğu için koltuğuna oturup dinlenecekti. Sema bizi görür görmez',

''Merhaba. Ne yaptınız? Taktınız mı kameraları?''
Bizim acemi kameraman keyifle gülümseyerek telefonunun ekranını işaret etti.

''Taktık tabi.'' Bu cevabın ardından ben bir soru yönelttim.
''Eee. Anlatın bakalım. Siz ne yaptınız bugün. En son cesedin kesilen uzuvları doktor işi gibi duruyor demiştin Sema. Başka ne haberler var?''

''Parmak izi testi yaptılar. Fakat hiçbir şekilde parmak izi bulunamadı. Profosyonel doktor katil işi olduğu konuşuluyordu. Kesilen uzuvları hâlâ kayıp. Bugün sarı bantla çevirdikleri alanda bulunan kollar hariç. Diğer uzuvlarının hâlâ aranacağı konuşuluyordu. Ben şu an ceset ile ilgili yaptığım araştırmaları düzenleyip editöre götürecektim. Ayrıca şiddet uyguladığı çocuğa cinsel istismarda bulunulmuş mu diye test yapılmış bugün. Çok şükür ki öyle bir şey olmamış. Bir de çocuk iki gündür komadaymış. Bugün çıkmış komadan. Çocuğun annesi ise bugün tekrar ifade için karakola çağırıldı. Annenin ifadesine göre akrabalarından doktor olan yokmuş. Ama araştırılacak tabi. Kısacası katilin bir doktor olduğu düşünülüyor.''

Beş dakika boyunca açıklama yapmıştı.
''Ben dosyaları editöre teslim edeyim.'' Deyip yerinden kalktı.

Barışla aynı anda telefonlarımızı çıkartıp kamerayı açtık. Şuan için herhangi bir hareketlilik yoktu. Ormana giren veya çıkan hiç kimse de yoktu.

''Sema' nın telefonunu da ayarlardan telefonunun kamerasına aynı görüntüleri verebilir misin?''

''Elbette verebilirim. Tabi Sema da isterse.''

Sema editörün odasından çıktı. Yüzünde büyük bir gülümseme farkedilir türdendi. Buraya doğru geliyordu.

''Ne o. Yüzünde vatan gülüşü var.'' Espirili yanıtı veren kişi Barıştı.

''Tabi ki vatan gülüşü var. Editör, haber içeriklerimi ve sunumumu beğendi. Akşam haberlerine hazırız.''

O kadar neşeliydi ki şuan hiç bir şey keyifini bozamaz gibi duruyordu. On beş dakika kalmıştı akşam haberlerine. Güzel iş çıkartmışlardı.

Acaba katilin numarısını hackletirtmeye çalıştığımı, katilin bilgisayarımdaki yazılımı bir programla yok ettiğini, sabah masama benim resimlerimle dolu kupa bardak, bitter çikolata ve iki tane not bıraktıklarını bir de üstüne adamı öldürdüğünü itiraf ettiğini söylesem bana deli derler miydi?

Büyük bir ihtimalle evet. Deli derlerdi. Ama elimde kanıtlarım vardı. Ama bunun katilden geldiğini nereden bileceğimi soracaklardı bir de. Ya onun adına başkası tarafından gönderilmişse? Bu hiç bir şeyi kanıtlamazdı. En iyisi boşvermekti ve işime odaklanmaktı.

''Sema, Barış'ın şuan bizim kamera ekranımızda olduğu gibi sana da aynı ayarlardan kameraların görüntüsünü eklemesini ister misin?''

''İsterim tabi. Çok heyecanlı. Katil büyük bir ihtimalle dönecektir.''

''Evet. Şuan durduk yere aksiyon aramanın sırası değil. Telefonunu alayım.'' Barış ve espirili yanıtları. Aksiyon aramasak ormanda ağaçlara kamera asmazdık. Sema telefonunu çıkartıp Barış'a uzattı. Barış eli çabuk şekilde telefonun kamera ayarlarından hemen ayarlayıp görüntüyü ekrana verdi.

Sema bir heyecanla telefonunu eline aldı. Bu kız aksiyonu seviyordu galiba. Haberler başlamıştı. İlk yayına giren haber Semanın yaptığı haberdi. En başta spiker haberi sundu ve sonra Semanın, çocuğun annesiyle yaptığı röportaj yayına verildi. Sonra çocuğun komadan çıktıktan sonraki hali yayına verildi.

Bir tane daha röportaj vardı. Önce spiker haberi sundu ve tekrar Semanın öldürülen adamın annesiyle yaptığı röportaj yayına sunuldu.

Öldürülen adamın annesi feryat figan ağlıyordu. Konuşmadan çok feryat sesleri vardı.
''Oğlum yok yere o kadın yüzünden öldü.'' Diyordu röportajda. Sanki oğlu haksız yere ölmüş gibi bir de feryat edip ağlamaları yok mu? Beni çileden çıkartıyorlardı. O zaman oğlunu doğru eğitseydi. Küçük bir çocuk ona ne yapmış olabilirdi ki komalık edecek kadar dövmüş?

Böyle insanlar ürememeliydi. Kesinlikle topluma zarardan başka hiç bir şey katmıyorlardı.
Bu haberden sonra bıçaklı saldırıya uğrayarak öldürülen doktorun ailesiyle yapılan röportaj vardı. Ülkede değeri bilinmeyen meslek gruplarında ve toplumda her türlü hakarete, şiddete maruz kalan doktorlarımız ve hemşirelerimiz vardı. Maalesef bu doktor iki çocuğunu yetim bırakarak canice öldürülmüştü. Şu anda yapılan röportaj canlıydı. İki stajyer bu yüzden kanalda görünmüyorlardı.

Doktorun eşi gözyaşlarına hakim olamıyordu. Dava açıldığını söyledi. Daha sonra Başsavcı bizzat süreci yakından takip edeceğini söyledi. Daha sonra siyasi liderlerin atışmaları ve yaptığı mitingler vardı. Bu haberlerin ardından sokakta vatandaşla yapılan ekonomi haberleri vardı.

Ben haberleri takip ederken Barış telefondan kameraları kontrol ediyordu. Sema bir haberlere bi de kameralara bakıyordu. Akşam haberlerinin bitmesine az bir süre kalmıştı. Artık kendi masama geçmeliydim.

''Ben kendi masama geçiyorum.'' Dedim. İkisi aynı anda
''Tamam.'' Dediler. İkisinin de gözleri televizyondaydı.

Kendi masama geçtim. Sabah bana gelen kupa bardak ve çikolatayı belli ettirmeden siyah bir poşetin içine katıp çantama koydum. Sonra çekmecemi kilitledim ve telefonuma odaklandım. Şuan gelen giden hiç kimse yoktu.

Ben telefona dalmışken Sema seslendi.

''Efsun abla mesai bitti. Çıkmıyor musun?''

''Çıkıyorum Semacım.'' Onlar önden çıktılar. Ben fotoğraf makinemi alıp onların ardından kanaldan ayrıldım. Servise bindim ve evime gittim.

Her akşam ki rutinim gerçekleşmezse olmazdı tabi. Akşam yemeği, teyzelerle gün içinde neler yaptığımız, bulaşıklar, banyo ve cilt bakım rutini. En son odama çekildim. Çantamdan sabah gelen bardak ve çikolatayı çekmeceme koydum. Notları tekrar okudum. Sonra onları da çekmeceme koydum ve çekmeceyi kilitledim.

Telefonumu elime aldım ve kamera ekranını açtım. Hiç kimse yoktu. Önceki kayıtlara girip hızlandırılmışa aldım ve kontrol ettim. Hiç kimsecikler yoktu. Galiba beklediğimiz katil gelmeyecekti. En iyisi uyumaktı. Bugün sosyal medya hesaplarımda herhangi bir paylaşımda yapmamıştım.

En son gözlerim kapandı ve uyuya kalmışım.

**********************

Sabah saat dört kırk beşti ve benim telefonum son ses çalıyordu. Önce telefonun sesini kapattım ve arayan kişiye baktım. Arayan kişi Barıştı.

Bu saatte beni uykudan uyandırabilecek kadar önemli ne olabilirdi?

Telefonu açtım ve uykulu sesimle
''Alo'' dedim. Benim uykulu sesimin aksine Barışın sesi epey telaşlı geliyordu.
''Alo, Efsun abla uykudan uyandırdım kusura bakma. Ama önemli bir şey oldu. Acil ormana gitmemiz lazım.''

Bütün gece uyumadında ekran başında katilin gelmesini mi bekledin Barış. Ben bu performansı Sema'dan bekliyordum açıkçası. Barış beni şaşırtmıştı.

''Katil mi geldi Barış? Ekranda yüzü görünüyor mu?''

''Keşke katil gelmiş olsaydı Efsun abla. Daha kötü bir şey oldu. Telefonda anlatmaya vaktim yok. Ben ormana gidiyorum. Sen de acil gel.''

Bu kadar kötü ne olmuş olabilirdi ki? Hemen üstüme kot pantolon ve bir tişört geçirdim. Çantamı, fotoğraf makinemi aldım ve çıktım. Taksi durağını aradım ve bir taksi istedim. Evden çıktım ve kapının önünde taksiyi bekledim. On beş dakika sonra gelmişti taksi. Durak buraya yakındı.

Taksiciye ormana gitmesini söyledim. Ormana gelene kadar kırk beş dakika geçmişti. Sapaktan geçtim ve ormana giriş yaptım. Barış buralarda değildi. Hemen cep telefonundan aradım.

''Barış ben ormana geldim. Sen neredesin?''

''ormanın içini gösteren kameradan devam ederek ileriye gel.''

''Senin sesin niye bu kadar solgun. Kötü bir şey mi oldu?''

''Geldiğin zaman kendi gözlerinle göreceksin Efsun abla.''

''Tamam. Geliyorum.'' Telefonu kapattım ve ilerledim. Ormanın içine doğru ilerlediğimde Barış hemen gözüme çarptı. Ama yerde yatan biri daha var gibiydi. İlerledim ve yerde kanlar içinde yatan bir kadın cesedi vardı.

''Hhiiii. Ne olmuş burada?''

''Dün gece biz cesedin katilini beklerken bu kız üç kişi tarafından buraya sürüklenmiş. Söylemeye dilim varmıyor ama galiba tecavüze uğramış. Polise haber verdim. En yakın birimleri buraya yönlendirecekler.''

Barış'ın sesi titrekti. Ben hâlâ olayın şokunu üstümden atamamıştım. Kızın başında bir kaç fotoğraf çektim. Üstü başı yırtıktı ve kan lekekeri vardı. Barış kenara oturmuş ve dalmıştı.

''Peki kameralardan faillerin yüzleri net görünüyor mu?''

''Evet. Görüntüler burada.'' Video kaydını açtı.

Kız ayaklarından ve ellerinden tutulmuş şekilde zorla ormanın içine sürükleniyordu. Her Ne kadar direnmeye çalışsada başarısız oluyordu. Çünkü zorla ve dayakla ormanın içine sürükleniyordu. Ağzını bantlamışlardı. Ormanın içi görünmüyordu. Kayıt bu kadardı. Galiba kız ölmüştü.

En yakın jandarma ve polis birimleri buraya doğru geliyordu.

Önce cesede baktılar. Sonra bize.

''İhbarı yapan hanginizsiniz?'' Barış kendini göstererek

''Benim komiserim.''

''Nasıl olmuş olay bir bilginiz var mı?'' Barış video kayıtlarını gösterdi.

İnceleme yaptılar.

''Siz mi ağaçlara astınız kameraları?''
''Evet komiserim. Ben astım.'' Diğer polisler olay yeri incelemeyi çağırdılar. Yarım saat içinde buraya geldiler. Cesedin etrafını sarı bantla çevirdiler. Bacaklarda morluklar ve açıkça şiddete uğradığı gösterilen kesik yerleri vardı.

''Ormanın içine kamera asmanız normalde yasak. Ama kamera cinayet faillerini gösterdiği için bir istisna yapılabilir.''

Arkadan feryat figan bir ses geliyordu.

''Kızııım. Yavruum. Nasıl kıydılar sana.'' Galiba öldürülen kızın annesiydi. Askerler zor tutuyorlardı anneyi. Kadın baygınlık geçirmek üzereydi. Bizi emniyete ifade için aldılar. Anne için ambulans geldi.

Biz ormanda katili beklerken, genç bir kız üç sapık tarafından ormana sürüklenerek tecavüze uğrayarak öldürülmüştü. Maalesef bir annenin gözyaşları, umut taşımak yerine bir faciayı beraberinde getirmişti.

Şayet adalette bu üç sapığı ön kapıdan içeri alıp, arka kapıdan salarsa ya da kıravat taktılar diye ceza indirimi yaparsa o zaman devreye örgüt gibi çoğalmış olan seri katiller girecektir ve cezalarını onlar kesecekti

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

119okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.