2. bölüm / 6
KARA ADALET971
Bölümler 6Şu an: 971
Dosyaları tamamladıktan sonra şefin masasına bıraktım ve ayrıldım. Buralarda görünmüyordu. Buralarda görünmediğine göre büyük ihtimal yeni atanmış stajyer arkadaşları darlamakla meşguldü. En iyisi gözüne gözükmeden hemen kaçmaktı.
Tekrar masama döndüm. Bilgisayarın kapağını açtım ve yazılıma baktım. Yazılım hala devam ediyordu. Umarım katilin numarasını hackleyebilirim. Herkesten önce yerini bulup haberimi yapmak istiyordum çünkü. Bu sefer işin içinde emniyet ve savcılık olduğu için hapise girmem büyük bir ihtimaldi. Ama her zamanki gibi yerimde duramayıp bir haber için ve hapise girmeyi göze alıp bir katilin numarasını hacklemeye çalışmıştım. Büyük bir usulsüzlük vardı. Biliyorum ama ben yerinde duramayanlardandım işte.
Yazılımı beklerken elimdeki kumanda ile haber kanallarını dolaşmakla meşguldüm. Şuan akşamüstüydü ve benim yapabileceğim pek bir iş kalmamıştı. Çünkü bugünkü görevim haber dosyalarını ve dergilerini derleyip düzenlemekti.
Dört gün kadar bir süre önce burada staja başlayan yeni arkadaşlarımızın deneyim kazanması için şef tarafından onlar görevlendirilmişti ve ben bugün, muhabir olmama rağmen kanalda kalmıştım. İlginçti. Normalde kanalda bağlasalar durmam haber peşinde koşardım ama bilgisayarımda hacklenmesi gereken bir numara ve kimlik vardı. Bu yüzden bilgisayarımın başından ve kanaldan ayrılamazdım. Arkamdan gelen ani bir sesle irkildim ve bilgisayarın kapağını yavaşça aşağıya doğru indirdim.
''Efsun, dosyalar tamam mı?'' Kanalımızın şefiydi seslenen.
''Tamam şefim. Masanıza bıraktım.''
''Güzel. Stajyer arkadaşlara, haberin konusuna, içeriğine ve başlığına göre haber düzenlemeyi öğretmek için seni görevlendiriyorum. İtiraz istemiyorum.''
''Elbette şefim.'' El mecbur kabul etmiştim. Çünkü onlar acemiydiler ve en ufak hatada herkesten azar işiticeklerdi. Ve şu an dört stajyer arkadaşımızın gözleri benim üstümdeydi.
''Arkadaşlar şimdi hepinizi şöyle karşı tarafa, büyük olan masaya doğru alabilir miyim lütfen?''
Ses çıkarmadan dört stajyer ard arda masanın etrafındaki koltuklara yerleştiler. Ve evet başlıyorduk.
''Öncelikle yazacağımız haber metininin okurlara ulaşması ve meraklarını cezbetmesi için kullanacağımız 5N 1K kuralı vardır. Bunlar 'ne, nerede, nasıl, neden, ne zaman ve kim' sorularıdır.
Haber metinleri, okuyucunun ilgisini çekmek için önem sırasına göre düzenlenmeli ve uygun başlıklar seçilmeli. Yazacağınız ve sunacağınız haber metinlerini piramit şeklinde, önem sırasına göre düzenlemeli ve okurun ilgisini çeken başlıklar kullanmalısınız. Şimdi sizden ricam bugün topladığınız haberleri, 5N 1K kuralına ve haberin önem sırasına uygun şekilde düzenlemeniz.''
Hepsi bilgisayarını çıkartıp masanın üstüne koydu. Öncelikle topladığı haberleri kontrol ettiler. Sonra sıralamaya başladılar. Öncelikleri başlık seçmek olmuştu hepsinin. Esmer ve kısa boylu olan stajyer ''burada bir tane cinayet haberi var. Orman koruyucuları ormanda bir tane erkek cesedi bulmuş. Sonra polisi aramışlar. Ve sonra da biz Barışla, haber için ormana gittik. Bazı uzuvları kesilmişti. Adam, kan göleti oluşturmuştu.''
Bilgisayarın başına geçip, cesedin çekildiği fotoğrafa baktım. Fotoğraf tam net değildi. Sanırım polisler, gazetecileri uzaklaştırmak için müdahalede bulunmuştu. Ayak parmakları ve baldırları kesilmişti. Kolları omuzlarından kopuktu. Göğsü ortadan ikiye yarılmıştı. Sonra bir tane de üstünü beyaz örtüyle örttükleri bir fotoğraf vardı. İlk defa erkek cesedi görmüyordum ama bu biraz ilginçti.
''Peki kimin yaptığıyla ilgili bir bulgu var mı?''
''Hayır. Ama polis müdahele ettiği zaman cesedin üstünde bir şey dikkatimi çekti. Cesedin boynunda şah damarına yakın bir rakam vardı. Sanırım dövme gibi bir şeydi.Ama müdahaleden dolayı okuyamadım.''
Aklıma gelen şeyin gerçek olma ihtimali var mıydı? Acaba 971 numara denen katilin işimi miydi?
''Tamam. Peki bu haber için uygun bir başlığın var mı Semacım?''
''Tabi ki. Sizin içinde uygunsa ORMANDA BULUNAN ERKEK CESEDİNİN KATİLİ KİM? ''
''Güzel başlık. Ama benden önce editör hanımın onayından geçmesi lazım.''
''Sizin onayınızdan geçtiyse editör hanımın da onayından geçer.''
''Umarım öyle olur.''
Diğer acemilere döndüm.
''Ee, siz de ne var ne yok?'' Kumral olan yanıtladı.
''Ekonomi haberleri ve cumhurbaşkanının kabine toplantısı var.''
''Diğer ülkelerin siyaseti ve gündemi var''
''Devlet hastahanesinde, beş kişilik bir ailenin erkek evladı öldüğü gerekçesiyle, bıçaklı saldırıya uğrayarak, hayatını kaybeden bir doktor var.''
''Tamam. Şimdi topladığınız bütün haberleri güzel bir şekilde toparlayarak ve uygun başlıklar seçerek, editörümüz'e gönderebilirsiniz. Kolay gelsin arkadaşlar.''
Böyle bir konuşmanın ardından, bulunduğum alandan ayrılıp kendi masama geçtim. Bilgisayarımı açtım ve yazılıma baktım. Hâlâ devam ediyordu. Acaba ormandaki erkek cesedinin katille bir ilgisi var mıydı? Ya da husumetlisi falan mıydı? Ama öyle olsa bile insanlar çekinmeden ulu orta birbirlerini öldürebiliyorlardı. Maalesef günümüz dünyası böyle bir hâl alabilmişti. Katil bu adamı öldürmüşse bile cesedi orada bırakmaması lazımdı. Çünkü öldürdüğü insanların cesetlerinin çoğunu ortalıktan kaybederdi. Ama stajyer 'cesedin boynunda şah damarına yakın, dövme gibi rakamlar yazılıydı' demişti. Bu ceset aklımda soru işaretleri bırakmıyor değildi.
Tekrar bilgisayarıma döndüm ve kapağını açtım. Yazılım sanki hiç ilerlemiyor gibiydi. Bizim acemi stajyerler çalışmaya devam ediyorlardı. Editör hanım biraz zor beğenirdi ama onlar ilk işlerine göre iyi haber çıkartmışlardı. Sanırım biraz yorgunlardı. Çünkü şef onları dört gün içerisinde bayağı bir yormuştu. Onlara bakınca benim ilk zamanlarım gelmişti aklıma. Şef aynı şekilde beni de oradan oraya koşturuyordu. Ben gün sonunda yorgun düşmüştüm ve çalışma masamda uyuya kalmıştım. Teyzemler sabaha kadar telefonumu kırk beş defa çaldırmışlardı ve benim telefonum sessizde kaldığı için duymamışım. Sabah erkenden de kanala gelmişlerdi. ''Efsun nerede?'' Diye ortalığı ayağa kaldırmışlardı. Asla unutamadığım anılarımın arasında yer alır.
Elimdeki kumanda ile televizyondaki kanalları dolaşıyordum. Bir tane habere denk geldim. Ormanda beyaz örtünün altında öldürülmüş bir ceset vardı ekranda. Galiba diğer haber kanalları bizden önce davranmış ve haberi yayınlamıştı.
Şöyle diyordu muhabir ',
''Ormanda, uzuvları kesilmiş bir erkek cesedi bulan orman koruyucusu, hemen emniyete haber verdi. Jandarma ve polis ekiplerinin yaptığı incelemeler hâlâ devam etmekte. Beyaz örtünün altındaki erkek cesedi, otopsi raporu için hastahaneye kaldırıldı. Savcılık ve adli tıpın yaptığı incelemeler ve araştırmalar devam etmekte.''
Bizim acemi stajyerlerden önce davranmalarına rağmen cesedin fotoğrafını çekememişlerdi. Sadece beyaz örtünün üstüne örtüldüğü bir fotoğrafı vardı ekranda. Sanırım bu işe en fazla editör sevinecekti.
Acemiler aynı anda ayaklandılar. Sanırım editör'e teslim etmek üzere, topladıkları haberlerini götürüyorlardı. Kanalımızın şefi de acemi satajyerleri takip ederek, elindeki dosyalarla beraber editörün odasına doğru ilerliyordu. Saat beş civarıydı. Toplanılan haberler akşam haberlerine yetiştirdi. Ve benim çıkış saatime de üç saat vardı.
Şuan yapılacak pek bir işim yoktu. Bilgisayarın kapağını indirdim ve kendime kahve almak için ayaklandım. Kahve makinesinin yanına geldiğimde üst raflardan editörün bizim için özel düzenlediği moda dergilerinden birini aldım elime. Sonra kahvemi doldurdum ve masama doğru ilerledim.
Herkes koşuşturup duruyordu. Sanırım en rahat bugün bendim. Masama oturdum ve dergiye göz atmaya başladım. Ünlü modacıların güzel tasarımları vardı. Ama bazıları abartılı gibiydi. Şu sarı elbisenin kolları balon gibiydi mesela. Sayfaları çevirip eleştiriler ve beğeniler eşliğinde kahvemi yudumlamaya devam ettim.
Bazı kıyafetler ya fazla dar ya da fazla açıktı. Galiba bu tasarımcı elbise falan tasarlamamıştı. Çünkü sırt bölgesi, bacakları açıktı. Ve bir de göğüs dekoltesi karnına kadar iniyordu. Sanırım bazı modacılar kıyafet tasarlamak yerine çıplaklığı alenen yaymak için çabalıyorlardı. Ve galiba başarıyorlardı da.
Ama bazı modacılar için söyleyecek tek bir kelimem bile yoktu. Çünkü modacılığın çıplaklık değil de kıyafet tasarladığını bilerek dekolteyi ölçülü tutmak için çabalıyor ve başabiliyorlardı.
Artık güncel moda dergisine de göz attığıma göre bilgisayarıma dönebilirdim. Saat altı olmuştu bile. Bilgisayarın kapağını kaldırdım. Yazılımın tamamlanmasına henüz daha vardı. Ufff! Bu şekilde beklemek çok sıkıcıydı. Bizim acemi stajyerler editörün yanından çıkalı yarım saat olmuştu ve şuan kendi aralarında sohbet halindeydiler. Acaba ne yapmışlardı. En iyisi onları biraz darlamaktı.
''Merhaba. Nasıl geçti? Editör hanım beğendimi haber içeriklerinizi?'' Sema hemen yanıtladı. Bu kız biraz fazla atılgandı.
''Evet beğendi. Ama bazı başlıkları beğenmedi.'' ''Hangi haber başlıklarını beğenmedi semacım?''
''Şu cinayet haberine bulduğum başlığı 'ormanda faili meçhul katil tarafından öldürülen erkek cesedinin neden uzuvları kesilmişti?'' Olarak değiştirdi.''
''Bütün haber kanalları hemen hemen aynı başlığı kullandığı için, merak yaratmak ve reytingleri artırmak için başlığı değiştirmiş. Ayrıca çektiğin cesedin fotoğrafı da işe yarayacaktır. Peki sizde ne var ne yok arkadaşlar?'' Kumral olan kız yanıtladı. Adı Hayat'tı galiba.
''Benim yaptığım haber ekonomi ve cumhurbaşkanın kabine toplantısıydı. Doğru başlıklar ve sorular yönelttiğim için haber sunumunu beğendi.''
''Güzel. Peki siz diğer arkadaşlar?'' Barış yanıtladı.
''Biz zaten semayla beraber cinayet mahalindeydik.''
''Tamam.'' ''
''Aras senin haber içeriğini beğen dimi? Yanlış hatırlamıyorsam, bir doktor öldürülmüştü?''
''Doğru. Doktor öldürülmüştü. Haber içeriğini beğendi ama caninin alacağı ceza için takipte kalmamı söyledi.''
''Hım. Evet genelde cinayet haberlerinde detaylı haber yapmak için peşlerini bırakmayız.''
''Efsun abla bir şey sorabilir miyim?'' Bu soruyu yönelten Semaydı.
''Tabi ki sorabilirsin.''
''Ben bu mesleği seçmeden önce sosyal medyada yaptığın haber içeriklerini takip ediyordum. Nasıl bu kadar takipçi ve okuyucu toplamayı başardın? Ayrıca neden kendini sosyal medyada üç harfli bir rakamla tanıttın?''
''Öncelikle yaptığım haberlerin her zaman gerçeklik payı var. Ve tabi ki biraz da insanların ilgisini çekmeyi başarıyorum. Mesleğimiz gereği insanlarla sosyal medya bile olsa bir samimiyet kurmamız lazım. Ayrıca üç harfli rakam konusuna gelirsek, sayıların enerjisi ve bir anlamı olduğuna inanıyorum. Bu yüzden sosyal medya mecralarında kendimi bu şekilde tanıtmayı seçtim.''
''Anladım. Çünkü seni sosyal medyadan ve televizyondan tanıyorum ve takip ediyorum. Bizim ev ahalisi bu kanalı izlemeyi seviyor ve senin yaptığın haberlerin gerçeklik payına inanıyor. İnsanların seni izlemeyi neden daha çok sevdiğini şimdi daha iyi anlıyorum.''
''Teşekkür ederim Semacım.'' Biz konuşurken onların meraklı bakışları bizim üstümüzdeydi.
''Ee, peki sizin bu mesleği seçmenizin nedeni ne?''
Diye bir soru yönelttim. Hayat yanıtladı ',
''Benim bu mesleği seçmemdeki neden, biraz merak ve biraz da medyanın gerçek yüzünü görebilmek.'' Sonra Aras yanıtladı.
''İnsanlar'ı aldatmadan, gerçek haber sunabilmek.'' Ve sonra da Barış yanıtladı ',
''Ülkenin karış karış toprağını gezip, medyanın ve insanların gözardı ettiği, her şeyi basına yansıtmak için.'' Galiba en etkili cevap Barışın ki olmuştu.
''Güzel cevaplar. Umarım her şey gönlünüzce olur.''
Hepsinin ağzından ''inşallah'' kelimesi döküldü.
Zaman bu şekilde akıp gidiyordu. Saat yedi olmuştu ve ana haber başlamıştı. Hepimiz televizyona odaklanmıştık. İlk olarak tüm ülkenin konuştuğu cinayet haberi yayına girmişti. Diğer yayın kanallarının aksine ekranda beyaz örtülü ceset yerine, buzlu ekran konularak cesedin resimi verilmişti. Ardından bıçaklı saldırıya uğrayarak hayatını kaybeden iki çocuk babası bir doktor, cumhurbaşkanının kabine toplantısı ve ekonomi haberleri vardı. Parti başkanlarının sözlü atışmaları, ülkenin siyaset gündemi, meclis kürsüsünde millet vekilleri arasında çıkan kavgalar ve en son olarak ülkenin askerini ve polisini halkla karşı karşıya getiren bir hükümet vardı. Biz ekrana dalmış haberleri izlerken saat sekiz olmuştu bile.
Saat sekiz demek mesainin bugünlük sona ermesi demek. Acemi stajyerlerle beraber ayaklandık ve herkese iyi akşamlar dileklerimi ilettikten sonra eşyalarımı almak üzere masama doğru ilerledim. Bilgisayarımın kapağını açtım ve yazılıma baktım. Hâlâ devam ediyordu. Eşyalarımı aldım evime gitmek üzere yola koyuldum.
Otuz beş dakikalık yolculuğumun sonunda evdeydim. Eşyalarımı ve bilgisyarımı odama bıraktım.Teyzelerimle beraber sofrayı kurduk ve sohbet eşliğinde yemeklerimizi yemeye başladık.
İki teyzemde benden önce işten çıktıkları için yemek yapma görevi ikisine kalırdı. Biz bu şekilde dalmış sohbet ederken saat dokuz buçuğu bulmuştu bile. Ve tabi ki tahmin edersiniz ki her yemekten sonra sofrayı toplama ve bulaşığı yıkama bana aittir.
Ben mutfaktaki işlerimi bitirdim ve odama geçtim. İlk işim bilgisayarımın kapağını açmak oldu. Pijamalarımı giydim ve yatağımın üstünde uzandım. Yarıyı geçmişti ama inatla tamamlanmıyor gibiydi. Bilgisayarın kapağını kapattım ve çekmecenin üstüne indirdim. Sanırım en iyisi biraz kitap okumaktı. Elime kitaplıktan rastgele bir kitap aldım. İçinde kurutulmuş güllerim vardı. Aldığım kitap cengiz aytmatovun beyaz gemi kitabıydı. Bu kitabı defalarca okumama rağmen bıkmadım. Çünkü o çocuk gibi ben de terk edilmiştim. Annem gerçekten ölmüşmüydü onu da bilmiyorum? Babam denen adamı hiç tanımıyorum.Tek farkım beni ninem ve dedem değil de teyzelerim sahiplenmişti. Ama umarım kitabın sonundaki gibi yani çocuk gibi, maral ana isimli geyik gibi umutlarımdan vurulmazdım. Tek tek sayfaları çevirdim ve okumaya devam ettim. Devam ettikçe her defasında olduğu gibi gözlerimden akan yaşları durduramıyordum.
''Efsuun!'' Seslenen Aynur teyzemdi. Hemen gözyaşlarımı sildim.
''Efendim teyze.'' Kapının odası açıldı ve teyzem içeriye elinde meyve tabağıyla girdi. En başta şüpheli şüpheli beni süzdü. Yanıma hızlı hızlı yaklaşırken
''Ağladın mı kız sen?'' Kaçamak şekilde
''Hayır'' cevabını vermiştim. Ama tabi ki inanmamıştı.
''Bana bak bakayım. E gözlerin niye kırmızı o zaman?''
''Teyze, alerji gibi bir şey galiba. O yüzden gözlerim kızarmıştır.'' Burnumu çekerken sözlerim pek de inandırıcı gelmiyordu tabi. Teyzem galiba o gün orada annemin yokluğunu hissettirmemeye çalışarak bana sımsıkı sarıldı. Başımı dizine yasladım ve saçlarımı okşamaya başladı. Bir süre sonra gözlerim kapanmaya başladı. Ve galiba teyzemin dizinde uyuya kalmışım.
******************
Uyandığım zaman hâlâ karanlıktı. Teyzem, yatağın üstünde uyuyakaldığım için üstümü örtmüş ve odadan çıkmıştı. Telefonumu elime aldım ve saate baktım. Saat tam üç sıfır sıfırdı. Gecenin bir yarısıydı. Bilgisayarımı elime aldım ve yazılımı kontrol ettim. Yazılım sona mı ermişti ve katilin numarasını hacklemiştim derken yazılım iptal olmuştu. Nasıl yani? Ama bilgisayar yarı buçuk açıktı. Teyzem ellememişti bile bilgisayarı ve meyve tabağıdı da olduğu gibi masanın üstünde duruyordu. Acaba ben mi yanlış görüyordum ya da ayılamadım da rüya mı görüyordum? Galiba en mantıklı şey şuan uyumaktı ve ayık kafayla kontrol etmekti.
Sabah saat tam altı' yı kırk beş geçiyordu. Hemen uyandım ve hazırlandım. Kahvaltı yapmaya her zamanki gibi vaktim yoktu. Hemen hızlıca bilgisayarı kontrol ettim ve dün gece rüya görmediğimi anladım. Çünkü yazılım iptal olmuştu. Kimse ellemeden yazılım nasıl iptal olurdu ki? Acaba ben mi hatırlamadan gece uyanıp herhangi bir tuşa basmıştım? Ama bu imkânsızdı. Çünkü benim uykum ağırdır. Top patlasa uyanmam.
Neyse şuan bunu kendi iç dünyamla tartışmaya vaktim yoktu. Çünkü kanala gecikiyordum. Ben ayakabılarımı giyerken teyzem içeriden seslenmişti.
''Efsuun! Yine mi kahvaltı etmeden çıkıyorsun?''
''Evet teyze. Vaktim yok. Çıkmam lazım.'' Derken cevap vermesine bile fırsat vermeden, kaçar adımlarla, hemen çıktım. Otobüse bindim ve kanala doğru otuz beş dakikalık bir yolculuktan sonra vardım. galiba ben biraz erken gelmiştim. Çünkü benim dışımda pek kimse yok gibiydi. Muhtemelen çoğunluk stüdyodaydı.
Masama doğru ilerledim. Masanın üstünde bana ait olmayan bir takım bir şeyler vardı. Kim indirmiş olabilir diye etrafıma baktım ama insanlar neden gazeteci birine hediye ve not yollasın ki? İlginç ama hoştu da. Öncelikle paketin üstünde ki notu elime aldım ve okudum.
''Sen istesen de numaramı hackleyemezsin 315. Ben istersem seni bulurum.
Bu arada dünkü muhabir ormanda bulunan adamın boynundaki yazıyı yanlış görmedi. Sen de beni cani olarak tanıyorsun belki ama o piç kurusu sevgilisinin üç yaşındaki oğlunu döverek hastahanelik etti. Sonda ağzımı bozduğum için özür diliyorum.
Saygılarımla, 971''
Bu gerçek olamazdı. Bilgisayarımın sistemini çökertip bana hediye ve not bırakamazdı. Acaba adamın kestiğin uzuvlarını ne yaptın diye sorsam beni duya bilirmiydi? Hediye paketini temkinli bir şekilde açtım. Paketin içinden çıkan kupa bardaktı. Ve üstelik kupanın üstünde benim farklı hallerde çekilmiş fotoğraflarım vardı. Tabi ki üstünde kocaman 315 rakamları yazılıydı. Paketin içinde bir şey daha vardı. Bir adet bitter çikolata ve bir not daha.
''Sabah sabah canını sıktığımı biliyorum. Özür dileklerimi iletiyorum. Tatlıya bağlayalım...
971''
Bilgisayarımın sistemini çökertip işi bir çikolatayla tatlıya bağlamak mı? Şaka gibiydi ama ben katilin numarısını hackleyip herkesten önce haberimi yapmak için can atarken, o beni bulmuş ve bilgisayarımın sistemini çökertmişti. Sence bu iş böyle bir çikolatayla tatlıya bağlanır mıydı?
Bölüm etkileşimi
