30. bölüm · KANLA YAZILAN DÖNGÜ

ZARFLAR VE SESSİZLİK

Revy Chardee

Doktor odadan çıktığında kapı yavaşça kapandı. Ardından evin tanıdık sessizliği çöktü üzerime. Öğle ışığı perdelerin arasından sızıyordu; fazla parlaktı, ama yaşadığımı kanıtlar gibiydi.

Kısa bir süre sonra kapı yeniden açıldı. Chessie içeri girdi; elinde bir tepsi vardı. Babamla annem, onu görünce sessizce ayrıldılar. Ardlarından sadece gülümseyebildim. Gücüm ancak buna yetti.

Chessie tepsiyi masaya bıraktığında,

“Gel buraya,” dedim. Sağlam kolumu açtım.

Gözleri doldu. Yaralı koluma dikkat ederek bana sarıldı. Sanki kırılacakmışım gibi…

“Leydim,” dedi titreyerek, “sizin için ne kadar endişelendiğimi bilemezsiniz. Tanrı’ya çok dua ettim. İyi olmanız için.”

İçimden ağlıyordum ama sesime şaka katmaya çalıştım.

“Özür dilerim,” dedim, “sana da yük oldum. Bak, önce elimdeki yaralar… şimdi kolum.”

Chessie hemen başını iki yana salladı.

“Leydim, ne yükü… Siz yeter ki iyi olun. Bana bu yeter.”

Benden ayrıldığında yüzünü kolumdan çekmekte zorlandı.

“Şimdi,” dedi toparlanarak, “yemeğinizi güzelce yemenizi istiyorum. Zorlanırsanız ben yardımcı olurum.”

Yanı başımda kaldı. Lokmaları yavaş yavaş aldım; her yutkunuş bir sınav gibiydi. O ise sabırla bekledi, acele ettirmeden.

Bir an aklıma takılanı sordum:

“Aren nerede? Babam onunla birlikte aradıklarını söyledi.”

Chessie’nin sesi yumuşadı.

“Leydim, Prens Aren’in işi çıktı. Siz… bir hafta sonunda kendinize gelebildiniz. Mecburiyetten geri dönmek zorunda kaldı.”

“Bir hafta mı?”

Kendi sesim bile bana yabancı geldi.

“Evet efendim. Siz baygınken taziye için Leydi Nevara, Barones Inara, Dük Zayn geldiler. Ama babanız uyanmadığınız için hepsini geri çevirdi.”

“Anladım,” diyebildim sadece.

Yemeği bitirdiğimde içimde tuhaf bir boşluk vardı. Chessie tepsiyi almak için doğruldu. Tam çıkacakken, sesim istemsizce arkasından gitti:

“Chessie… işini bitirip gelir misin?”

Bir an duraksadım. “Yalnız kalmak istemiyorum.”

Chessie cevap vermeden geri döndü.

“Hiçbir yere gitmiyorum, leydim,” dedi.

Ve o cümle, o an, bana dünyadaki en güvenli şey gibi geldi.

Oda sessizdi.

Güneş perdenin arasından içeri sızıyor, tozları görünür kılıyordu. Her şey fazla normaldi. Fazla sakin.

Bu beni ürküttü.

Yatağın kenarına kadar gelen ışık, kolumdaki sargıya vuruyordu. Gözlerimi kaçırdım. Bakarsam… hatırlayacaktım. Bakmazsam belki geçerdi.

Geçmiyordu.

Nefesim göğsümde takıldı. Yutkundum. Kalbim hızlandı, sanki bir şey olacakmış gibi. Ama olmuyordu. İşte en kötüsü de buydu. Hiçbir şey olmaması.

Ellerimi çarşafa bastırdım. Kumaş buradaydı. Yatak buradaydı. Ben… ben de buradaydım.

Evdesin, dedim kendime.

Kael yok. Kapı kapalı.

Ama içimde bir yer buna inanmayı reddediyordu.

Gözlerimi kapattım. Bir an için odanın kokusu değişti sandım. İçime soğuk bir ürperti yayıldı. Omuzlarım istemsizce gerildi. Nefesimi tuttum. Sonra fark ettim… sadece korkuyordum.

Sessizlikten.

Sessizlik bana yalnız olduğumu hatırlatıyordu. Ve yalnızlık, her şeyi.

Chessie geri geldiğinde biraz olsun rahatlamıştım.

Yalnız kalmak istemiyordum. Sanki yalnız kalırsam Kael yeniden ortaya çıkacak, karanlığın içinden beni bulacakmış gibi hissediyordum.

Chessie’nin yanımda ayakta durduğunu görünce gülümsedim.

“Bunu konuşmuştuk,” dedim yumuşak ama kararlı bir sesle. “Otur yanıma.”

Oturduğunda, yatağın kenarı hafifçe çöktü. O küçük ağırlık bile içimi sakinleştirmişti.

“Bak,” dedim, gülümsemeye çalışarak, “ben baygınken neler oldu, anlat bakalım.”

Chessie bir an duraksadı. Gözleri uzaklara kaydı, sanki kelimeleri nereden başlayacağını tartıyordu. Sonra konuşmaya başladı.

“Leydim… siz baygınken Lord Arel krallık mahkemesine başvurdu. Ama krallık talebi reddetti.”

Kısa bir nefes aldı.

“Lord Arel çok öfkelendi. Eve döndüğünde odasına kapandı… ve kendini tekrar alkole verdi.”

Kalbimde hafif bir sızı hissettim ama yüzüme yansıtmadım.

“Dük Zayn, başınıza gelenleri öğrendiğinde Kael’in evini bastı,” diye devam etti Chessie.

“Kael evde yokmuş. Bunun üzerine bağlantısı olan tüm soyluları topladı ve açıkça şunu söyledi: ‘Lord Kael’le iş yürüten varsa, ya o işi fesheder ya da ben feshederim.’”

Chessie’nin sesi gururla titredi.

“Birçok işi bu yüzden durma noktasına geldi, leydim.”

“Barones Inara ise…”

Sesi yumuşadı.

“Her gün geldi. Uyandığınız haberini özellikle iletmemizi istedi. Sizinle konuşması gereken önemli bir mesele varmış.”

Kaşlarım hafifçe çatıldı.

“Hm… Inara’yla pek sohbetim yoktur,” dedim düşünceli bir şekilde. “Daha çok Nevara’nın arkadaşı sayılırdı. Benimle ne konuşmak ister acaba…”

Bunu söylerken gözlerim odada dolaştı.

Masada duran zarfı fark ettiğimde kalbim istemsizce hızlandı.

“Chessie,” dedim, “masanın üzerindeki zarfı verir misin?”

Zarfı elime aldığımda parmaklarım bir an terledi.

Üzerinde Cyramill mührü vardı… ama bu, Prens Aren’in kullandığı mühür değildi.

İçimde tanıdık ama huzursuz edici bir his kıpırdandı.

Sevgili Leydi Reya Sereth,

Yaşadığın hadiseye dair haberler Cyramill Sarayı’na kadar ulaşmıştır. İçinde bulunduğun durum için taziyelerimi kabul etmeni isterim. Böylesi zamanlar, insanın hem sessizliğe hem de sağduyuya ihtiyaç duyduğu anlardır.

Tarafıma ilettiğin son mektubu dikkatle okudum. Satır aralarında, aceleyle verilmiş bir karar değil; uzun süredir taşınan bir tereddüt gördüm. Bu, üzerinde durulması gereken bir meseledir.

Bilmeni isterim ki, Prens Aren yalnızca bir veliaht değil, aynı zamanda benim oğlumdur. Bu sebeple, onun adının geçtiği her karar doğal olarak Cyramill’i de ilgilendirir. Ne var ki ben, meseleleri varsayımlar üzerinden değerlendirmeyi doğru bulmam.

Bu nedenle senden açık ve net bir açıklama rica ediyorum.
Prens Aren ile kurulması beklenen bağın neden mümkün olmadığını ve seni bu yolu seçmeye iten gerekçeleri öğrenmek istiyorum.

Cevabın, yalnızca şahsi bir izahat olarak değil; iki haneyi ve olası bir geleceği ilgilendiren bir değerlendirme olarak ele alınacaktır.

Sükûnetle yazılmış bir cevabın, karşılıklı anlayışı kolaylaştıracağına inanıyorum.

İmparatoriçe Eris Cyramill

Zarfı kapattıktan sonra kalemi elime aldım. Mürekkep ucu kâğıda değdiğinde elim titredi; bu titreme korkudan değil, uzun süredir bastırdığım yorgunluktandı.

Sevgili İmparatoriçe Eris Cyramill,

Tarafıma iletilen mektubunuz için teşekkür ederim.

Prens Aren ile kurulması beklenen evliliği kabul edemeyişimin sebebi, hâlihazırda içinde bulunduğum nişanlılık sürecidir. Babam bu bağı sonlandırmak için girişimlerde bulunsa da, Kael safındaki bazı lordlar bu karara karşı çıkarak beni iradem dışında evliliğe zorlamaya çalışmaktadır.

Bununla birlikte, şahsi kanaatim de bu yöndedir. Yaşım ve tecrübem, böylesine büyük bir imparatorluğun veliaht prensiyle evlenmenin taşıdığı sorumluluğu hakkıyla üstlenebilmek için yeterli değildir. Böyle bir bağın, ancak iki tarafın da tam rızası ve açık bir anlayışıyla kurulabileceğine inanıyorum.

Şayet şartlar elverir ve Prens Aren ile yeniden görüşme imkânım olursa, bu meseleyi kendisiyle yüz yüze ve dürüstlükle konuşmayı arzu ederim.

Saygılarımla,

Reya Sereth

Son noktayı koyduğumda içimde garip bir boşluk oluştu. Mektubu dikkatle zarfa yerleştirirken gözüm, masanın ücra köşesinde duran nişan yüzüğüne takıldı.

Oradaydı.

Sessiz, soğuk ve hâlâ ağır.

Nişan bittiği gün, onu masanın üzerine öfkeyle fırlatmıştım. Çıkan ses hâlâ kulaklarımdaydı; metalin ahşaba çarpışı, ardından aynanın camında beliren ince çatlak… O an, yalnızca bir yüzüğü değil, üzerime kapanan bir kaderi de kırmaya çalışmıştım.

Yüzüğe uzanmadım.

Dokunursam yeniden canlanacakmış gibi duruyordu—Kael’in bakışları, kaçamadığım duvarlar, boğazıma çöken o his.

Bir süre sonra kapı hafifçe aralandı. Chessie içeri girdi; elinde meyve dolu bir tepsi vardı.

“Efendim,” dedi yumuşak bir sesle, tepsiyi masaya bırakırken, “sizin için biraz meyve getirdim. Ve… Barones Inara geldi. Sizinle görüşmek istediklerini söylediler.”

İçimde belirsiz bir huzursuzluk kıpırdandı ama yüzüme yansıtmadım. Kısa bir an düşündüm; ardından başımı yavaşça salladım.

“Tabii ki,” dedim. “Bu kadar zahmet edip gelmişse, görüşmemek kabalık olur.”

Sesim sakin çıkmıştı ama bedenim aynı fikirde değildi. Omuzlarım hâlâ ağırdı, kolum sızlıyordu. Yine de bu topraklarda nezaket, çoğu zaman iyileşmeden önce gelirdi.

Chessie başıyla onayladı, kapıya yönelirken duraksadı.

“İsterseniz yanınızda kalabilirim, leydim.”

O an ona minnetle baktım.

“Kal,” dedim kısaca. “Lütfen.”