Her Gece kitap kapağı

18. bölüm / 20

Her Gece

18. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: İclal Ada Cinel

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: 18. BÖLÜM

“J’espére…”

Umay'ın mezarının önüne geldiğimde içimi asla tarif edemeyeceğim bir duygu kaplamıştı. Korkuyor gibiydim, ya da mutluydum, üzgündüm… Ne hissettiğimi ben bile bilmiyordum artık. Çiçek olarak beyaz gül almıştım. O günkü güller kanlara bulanmıştı, ama bunlar bembeyazdı. Elimde güllerle mezarın önüne geldim. Cenazeye gelememiştim, yüreğim bunu kaldırmazdı. Mezar taşındaki yazıyı görünce kalbimin deli gibi attığını, her tarafımın zangır zangır titrediğini fark ettim.
Umay Yılmaz
D.T: 08.09.2007
Ö.T: 23.07.2025
Ağlamamak için zor duruyordum. Omzumda hissettiğim el ile irkildim.
"Güzelim, iyi misin?"
Gözlerim dolu bir şekilde Demir'e baktım.
"Sevgilim… Bizi biraz baş başa bırakır mısın? Lütfen…"
Konuşurken bile sesim titriyordu.
"Tabii ki…"
Demir uzaklaşırken mezara su dökmeye başlamıştım. Umay korkardı karanlıktan, mezarda da korkardı. Çok üşürdü o, ben onu ısıtırdım hep.
Kendime kızıyordum. Keşke diyordum. Keşke bırakmasaydım onu. Sahip çıksaydım, gözümün önünde dursaydı.
Suyu dökünce gülleri mezar taşının önüne koydum. Konuşmaya cesaretim yoktu ama çok yalnızdı burada. Konuşmam, ona anlatmam lazımdı. Sesim titreye titreye konuşmaya başladım.
"Umay… Meleğim… Ben geldim kuzum."
Mezar taşını sevdim. Toprağını sevdim elimle.
"Umay, çok özür dilerim. O gün yanında olamadım. Çok üzgünüm. Keşke seni yanımda tutsaydım, bırakmasaydım. Çok üzgünüm. Ama intikamımızı aldım. Onlar hapiste çürüyorlar şu an. Onların sana yaptığını, onlara en ağır hali nasılsa o şekilde ödeteceğim. Unutma bunu."
Ağlıyordum. O sırada arkadan gelen yaşlı bir teyzenin sesiyle gözyaşlarımı hızla sildim. Kadın konuşmaya başladı.
"Ma chère belle fille, pourquoi as-tu pleuré? Votre visage est blanc, ça va?" dedi kadın. "Canım, güzel kızım neden ağladın? Yüzün bembeyaz kesilmiş, iyi misin?" Kadın Fransızdı. Zamanında Fransızca özel ders almıştım. Akıcı bir şekilde de konuşabiliyordum.
"Madame, êtes-vous française?" diye sordum. "Hanımefendi, siz Fransız mısınız?"
Kadın sıcacık bir gülümseme ile kendini tanıttı.
"Je suis Jolie, oui je suis française. Vous parlez très couramment. Es-tu turc?" dedi. "Ben Jolie, Fransızım. Sen çok akıcı konuşuyorsun, Türk müsün?"
Burnumu çektim. Gülümseyerek cevap verdim bu söylediğine.
"Oui, je suis turc. Je m'appelle Adel. Mais j'ai appris le français à l'époque." diye cevap verdim. "Evet Türk'üm. Adım Adel. Fransızca'yı zamanında öğrenmiştim."
Kadın saçlarımı okşadı. Yanıma oturduğunda ilk sorduğu soruyu tekrar sordu.
"Ma belle fille, pourquoi as-tu pleuré?" diye sordu. "Güzel kızım, neden ağladın?"
Yaşlı bir kadın olmasına rağmen ona her şeyi anlatamam. Sadece öldüğünü söyleyecektim ama buna bile dilim varmıyordu.
"Malheureusement mon ami…" dedim üzüntüyle. "Arkadaşım, maalesef…"
"Je comprends ma chérie, il y a une solution à tout, laisse ton ami te guider depuis l'au-delà." dedi şefkatle. "Anladım canım, her şeyin bir çözümü vardır. Arkadaşın sana öbür dünyadan destek olsun."
Gülümsedim.
"Que Dieu vous donne une bonne nouvelle qui vous rendra très heureux." demesiyle Demir'in beni aradığını duymam bir oldu. "Tanrı sizi çok sevindirecek müjdeler versin."
"J'espère…"
"Umarım" demekle yetinmiştim. Hızlıca kalkıp kadının elinden tutarak onu da kaldırdım.
"À bientôt madame, merci beaucoup, soyez toujours heureuse…" kadın gülümseyerek oturduğu yerden kalktı. "Görüşürüz hanımefendi, çok teşekkür ederim, hep mutlu olun…"
Kadına arkamı dönüp tam giderken o da arkamdan seslendi.
"À bientôt ma fille, ne sois pas triste…" Üzülme diyordu. Ama ölen bir kişinin sesini unutmak dahi kalbimi cayır cayır yakarken, nasıl üzülmezdim?
Demir'i tekrar aradım. Telefon açıldığında titreyen sesimle konuşmaya başladım.
"Alo…"
Demir'in endişeli sesi geldi kulaklarıma. Korkmuştu.
"Adel! Çok şükür! Güzelim, yavrum, hayatımın anlamı neden açmıyorsun telefonu? Delirtecek misin sen beni?"
Gözyaşlarımı sildim hemen.
"Demirciğim, hayatım neden gelmedin yanıma bu kadar merak ettiysen?"
Gayet makul bir soru yöneltmiştim. Ama daha mantıklı bir şekilde cevap verdi.
"Sana latte almaya gittim."
Canım beyim ya. Kurban olduğum bana kahve almaya gitmiş.
"Ha? Şey, eee tamam ben bekliyorum o zaman seni."
Güldü bu halime. Haksız olduğum zaman hep böyle yaptığımı biliyordu. Ona gülüyordu. Gıcıklığı yıllardır değişmeyen tek özelliklerinden biriydi.
"Ha? Şey, eee tamam ben geliyorum o zaman sen beni bekle." diyerek daha çok gülmeye başladı.
"Demir, sesini kes yoksa yoldan bir araç durdurup onunla giderim, sinirimi bozma."
Sesim gayet netti. Sinirlendiğim zaman yapmayacağım şey olmadığını biliyordu. Susmayı tercih etti. Adam akıllı dağ gibi avukat olmuş yani, Adel.
Mezarlığın çıkışında onu beklemeye başladım. Çok geçmeden de yolun başında gördüğüm siyah arabasıyla geldiğini anladım. Siyah bir cipti bu. Hemen ön koltuğa geçtim. Hiçbir şey yokmuş gibi, sanki adamı başka arabaya binmekle tehdit etmemiştim gibi çantamdan dudak parlatıcımı çıkarttım. Küçük bir makyaj aynası da çıkartıp sürdüm. Bana tip tip bakan Demir'e baktım. Yine hiçbir şey olmamış gibi "Ne bakıyorsun Demir? Sürsene arabayı. Ay valla iyice delirdi bu adam." dedim. İçinden "Ya havle" çeken Demir'i görmezden gelerek kahvemi yudumladım.
Ne hikmetse bu arabaya ne zaman binsem uyuyordum. Yine uyumuştum. Demir'in beni kucağına alıp yatağa götürdüğünü bile hissetmemiştim bu sefer. Umay huzurlu olmamı mı istiyordu anlamıyordum. Ben zaten batıl inançlara inanan biriydim. Bunun da Umay ile alakalı olduğunu düşünmüştüm. Yarın zaten psikolog randevum vardı. Orada bu konuyu açmazsam çatlardım. O Fransız teyzeyi, uyumalarımı, mahkemeyi, Umay'ın mezarına gitme cesaretimi... Hepsini anlatacaktım. Ama şimdi uyumaya devam etmezsem de sabah kalkamayacaktım. Rüyamda Umay'ı görmeyi dileyerek gözlerimi kapattım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.