26. bölüm · Göz yaşlarının bedeli
Bölüm 26
Sabah uyandığımızda Peri yatak odasındaki o minik beşikte yoktu.
(Not: Bebekler büyüdüklerinde kullanmak için beşiği önceden odadan çıkarmışlardı.)
Alina: "Teyzem, neredesin?"
Atilla kalkıp elini yüzünü yıkadı. Alt kata indiğimde Peri salonda Barbie'leriyle oynarken uyuyakalmıştı.
Alina: "Gel güzelim, yatırayım seni." (Yavaşça o narin ve bir o kadar da küçük bedenini kucağıma alıp yatak odasına yatırdım.)
Atilla: "Neredeymiş birtanem?"
Alina: "Barbie'lerle oynarken uyumuş. Fark ettin mi, bizimkiler gece hiç uyanmadı?"
Atilla: "Evet, şaka gibi."
Tam o sırada arkadan bir bebek ağlama sesi geldi. Atilla hızla Barış'a yöneldi.
Atilla: "Babam, abla uyanacak. Ne oldu?"
Alina: "Atilla, altını al çocuğun, mama hazırlayayım ben."
Atilla: "Tamam güzelim." (Öptüm.)
Ben mamanın derecesini ayarlarken Atilla altını almış, temiz bezi bağlamıştı.
Alina: "Hadi aşağıya inelim, orada yesin. Peri uyanmasın."
Atilla: "Tamam hayatım, sen Toprak'ı da al, ben iniyorum."
Ben Toprak'ı alıp aşağıya indiğimde Barış mamasını içiyordu. Kızımızı hemen yanımızdaki yere yatırdım.
Alina: "Hayatım, bakarsın sen onlara. Ben kahvaltı hazırlayayım, Laleler gelir şimdi."
Atilla: "Tamam, bende burası güzelim."
Mutfağa gidip bütün çeşitleri masaya koydum. Kahvaltı henüz yeni hazırdı ki Laleler içeri girdi.
Alina: "Atilla, kim geldi?"
Lale: "Biz geldik hayatııım!"
Alina: "Hoş geldiniz! Peri'yi uyandırın, kahvaltı hazır."
Lale: "Tamam, şimdi ben uyandırmaya gidiyorum."
Peri uyanıp yanımıza geldiğinde Atilla ve Cenk bebekleri pusete koyup mutfağa getirmişti.
Alina: "Günaydın teyzem."
Peri: "Günaydınnn!"
Hep beraber kahvaltı masasına oturduğumuzda gözüm Hoyaları da aramıştı. Büyük bir eksiklik değildi, zaten toparlanıp gelecekti. Atilla tabağıma bir şeyler dizip kendisi de yemeye başladı. Peri arada Barbie'lerini anlatıyordu.
Peri: "Teyze, biliyor musun, ben Barbie'lerin yanında uyumuştum, onlar beni yukarı taşımış."
Atilla'ya göz kırptım.
Alina: "Taşımışlardır teyzem."
Kahvaltı bittiğinde Atillalar bulaşıkları toplarken biz Lale ile kahve içip çocuklar ile ilgilendik.
Alina: "Toprak'ım, annem, sen altına mı yaptın?"
Lale: "Ay hayatım, çok kokuyor. Bizim Peri'nin de böyle olurdu hep."
Toprak'ın altını aldım ve Barış'ı sevdim.
Alina: "Teyzesi bak benim oğluma, ne kadar yakışıklı..."
Lale: "Var ya, bir tane doğuracağım bununla evlensin diye!"
Alina: "Hahaha! Doğur doğur, eğer erkek çıkarsa Hoya bir tane doğurur, onunla evlenirler."
Lale: "Güzel fikir!"
(Odaya Cenk ile Atilla girdi.)
Cenk: "Ben oğlumu vermem aşkım!"
Lale: "Ay ay ay, şuna bak sen! Ben veriyorum oğlumu, sana ne oluyor?"
Alina: "Ahahahahaha!"
Alina: "Hayatım, biz Hoya'yı arayalım bir halini hatırını soralım, siz oturun."
📳 Alina: "Hoya'm, ne yaptın aşkım, iyi misin?"
📳 Hoya: "Ya Deniz'in arkadaşı annesine gitti, kadın hastalanmış. Ben tekim ama sizi rahatsız etmek istemedim."
📳 Alina & Lale: (Aynı anda) "O ne demek aşkım! Hemen çıkıyoruz, geliriz şimdi yanına."
Hoya'nın konuşmasına izin vermeden yukarı çıktım, giyindim. Çocukları bebek arabasına koyduk; Atilla ile Cenk'i beraber bırakıp arabaya bindik.
Hoya'lara vardığımızda Peri çizgi film izledi, benimkiler de kendi hâllerinde yattılar. Hoya çok kötü bir lohusalık geçiriyordu.
Alina: "Deniz, bu kadının hâli ne? Yardım etmedin mi sen? Çık git hadi Atillaların yanına!"
Deniz: "Ettim yenge, etmez miyim..." (Çıktı.)
Hoya biz gelene kadar uyumuştu, bebeği etrafa bakınıyordu. Lale evi toparlarken ben bebeği aldım.
Alina: "Umut'um, teyzem, bir tanecik aşkım benim..."
Lale: "Lan çocuğa yavşama, benim o!"
Alina: "Bırakmam sana yeğenimi!"
(Bizim sesimize Hoya uyandı.)
Hoya: "Aşkım, siz ne zaman geldiniz?"
Alina: "Boş ver birtanem, sen bebeğini emzir hadi. Ben Lale'yle evi toplayayım."
Yemek hazırdı.
Alina: "Ellerime sağlık vallahi!"
Lale: "Eline sağlık aşkııım!"
Hoya: "Ayy aşkım, pideyi nereden buldun? Kalmış mı evde? Doğumdan önce istemiştim bir ara, Deniz'im kırmadı almış."
Alina: "Alacak tabii ki birtanem."
Lale: "Bebekler ne yapıyor?"
Alina: "Ben seninkileri uyuttum, benimki de uyudu şimdi. Peri masal dinliyor."
Hoya: "İyi aşkım da sen neden uğraştın ya? Keşke biz uyutsaydık."
Alina: "Hayatım, lafı mı olur?"
Yemeğe oturduk ve kocalarımızı çekiştirmeye başladık.
Alina: "Benimki bu ara çok romantik, hoş değil, hahahaha!"
Lale: "Ay vallahi benimki de hödük oldu, hiç bana bakmıyor bile. İşten geliyor; kızı, uykusu... Ne varsa kendi hayatı!"
Hoya: "Benimki çocuğa bakmama yardım ediyor."
Alina: "Lale'm üzülme ha, yoruluyor adam, olur öyle şeyler."
Hoya: "Evet Laloşum, takma yani."
Lale: "Ne takacağım be!"
Tam o sırada telefonum çaldı.
📳 Alina: "Efendim kocam?"
📳 Atilla: "Güzelim, kapıya çıkın."
📳 Alina: "Bebeğim, siz içeri girin, yemek yiyelim."
📳 Atilla: "Biz yedik de siz çıksanız..."
📳 Alina: "Dur bir dakika, çıkıyoruz."
Alina: "Kızlar, bizimkiler bekliyor. Anlamadım şu an ama dışarıdalarmış."
Lale: "İyi, çıkalım."
Dışarı çıktığımızda hepsinde birer kutu vardı.
Alina: "Aşkım, bunlar ne?"
Atilla: "Bu evdeki güzel annelere hediye almak istedik, öyle içimizden geldi."
Alina: "Yaaa..." (Yanağını öptüm ve sarıldım.)
Kutuyu alıp açtım.
Atilla: "Birtanem, senin kadar güzel olmasalar da..."
Alina: "O ne demek hayatııım? Senin seçtiğin her şey benim için çok değerli ve güzel, benden bile..."
Atilla: "Senden bile güzel falan değil güzelim. Senden güzel olabilecek bir canlı türü henüz doğmadı ve doğmayacak. Sen sadece bana ait bir güzelliksin."
Alina: "Sen de bana ait bir yakışıklısın."
(Dudaklarına kapandığımda gözüm kızları görmüyordu bile. İçimizde birbirimize biriktirdiğimiz her şey bu gece patlayacak olmalıymış ki öpüşmemiz bu kadar derin hissettiriyordu. Dil darbeleri benimkini sarsıyor, ağzımda onun o sevdiğim tadını uyandırıyordu. Yavaşça birbirimizden koptuğumuzda dudaklarımızın o tok ayrılık sesi etrafta yankı uyandırmıştı.)
Alina: "Eee, ben içeri gireyim madem."
Atilla: "Girme, eve gidelim lütfen."
Alina: "Kocam ama olmaz ki, Hoya'mın yardıma ihtiyacı var."
Atilla: "Bir şey olmaz, Lale var."
Hoya: (Arkadan seslendi) "Eğer isterseniz misafir odasında ağırlayabiliriz sizi."
Atilla: "Olur." (Atilla'nın içindeki o saf arzuyu gördüğümde dönüş olmadığını fark ettim.)
Misafir odasına geçtik. Kapı kapanır kapanmaz Atilla arkasına dönüp kilidi çevirdi, tık sesi odada yankılandı. Sonra beni duvara yasladı, dudaklarımı yeniden ele geçirdi. Elleri belimden kayarak yukarı çıktı, tişörtümün altından sıcacık avuçlarıyla tenimi kavradı.
Atilla: "Bütün gün seni düşünmedim desem yalan olur…"
Alina: "Ben de… Ama Hoya’nın evi, bebekler…"
Atilla: "Şimdi sadece biz varız. Kapı kilitli."
Sözlerini yarıda kestim çünkü dudakları boynuma indi, nefesim kesildi. Yavaşça yatağa doğru yürüdük, birbirimizi soymaya başladık. Atilla’nın gömleğini düğme düğme açarken o da benim pantolonumu indirdi. Vücutlarımız buluştuğunda o tanıdık, aç ateş yeniden alevlendi. Elleri kalçalarıma sarıldı, beni kendine doğru çekti, bacaklarımı beline doladım. Dudakları göğsüme indi, dilinin sıcaklığı tenimde dolaşırken parmaklarım saçlarına gömüldü.
Alina: "Atilla… Yavaş…"
Atilla: "Yavaş olmayacak güzelim, çok bekledim."
Beni yatağa yatırdı, üstüme kapandı. Öpüşmemiz derinleşti, nefeslerimiz birbirine karıştı. Elleri her yerimi tanıdık bir açlıkla gezerken ben de onun sırtına, beline tutundum. Tişörtüm tamamen çıktı, onun da pantolonu. Ten ten oldu. Bir an durup gözlerime baktı, alnını alnıma yasladı.
Atilla: "Seni çok seviyorum…"
Alina: "Ben de seni… Hadi…"
Kalçalarını hareket ettirdi, yavaşça içime girdi. İkimiz de aynı anda nefesimizi tutup bıraktık. Ritmi yavaş tuttu önce, her hareketinde boynuma, omzuma öpücükler bıraktı. Sonra tempo arttı, yatak hafifçe gıcırdadı. Ellerimi başımın üstüne sabitledi, parmakları parmaklarıma kenetlendi. İçeride biriken her şey bir anda boşalacak gibiydi…
Lale salonda iki bebek arabasını yan yana çekmiş, bir kolunda Toprak’ı sallarken diğer eliyle Barış’ın emziğini tutuyordu. Kendi kızı ise kanepede yan dönmüş, uyumamak için inatla gözlerini açıp kapatıyordu.
Lale: "Uyusun artık şu çocuk… Toprak’ım sus, Barış’ım da sus… Peri de sus…"
Peri: (Yarı uykulu sesle) "Anne, ben uyumuyorum ki, Barbie’lerim bekliyor…"
Lale: "Barbie’ler uyusun, sen de uyu canım."
Lale bir yandan Toprak’ı göğsüne yatırıp hafifçe pat pat yapıyor, bir yandan da Barış’ın altını kontrol ediyordu. Bebeklerin ikisi de hâlâ huzursuzdu. Kendi kızını da kucağına almak istiyordu ama kolları yetmiyordu.
Lale: "Cenk, neredesin lan…"
O sırada mutfaktan Deniz’in sesi geldi. Hoya yemek masasındaki sandalyeye yaslanmış, Umut’u emziriyordu. Yüzü hâlâ solgun, gözleri yarı kapalıydı.
Hoya: "Aşkım, biraz daha tut, Umut’un gazı var gibi…"
Deniz hemen yanına çöktü, bebeğin sırtını nazikçe sıvazladı.
Deniz: "Ver bana, ben geze geze uyutayım. Sen de biraz uzan."
Hoya itiraz etmek istedi ama güçsüzlüğü daha baskındı. Umut’u Deniz’e teslim etti. Deniz bebeği omzuna yatırıp yavaş yavaş salonda tur atmaya başladı. Lale’nin yanından geçerken fısıldadı:
Deniz: "Sen de biraz yavaşla Laloş, ikisini birden sallama, birini bana ver."
Lale: "Al Toprak'ı, Barış daha huysuz."
Deniz bir kolunda Umut, diğerinde Toprak’la salonu dolanmaya devam etti. Lale de Barış’ı kucağına alıp kendi kızını yanına çekti, hafif bir ninni tutturdu.
Bir süre sonra evde sadece usul usul nefes sesleri kaldı. Üç bebek de, Lale’nin kızı da uykuya yenik düşmüştü.
Sabahın ilk ışıkları perde aralığından süzülürken Hoya yavaşça gözlerini açtı. Yanındaki boş yastığa baktı, sonra salondan gelen hafif homurtuları duydu. Kalkıp kapıya doğru yürüdü.
Lale kanepede yan yatmış, bir kolu Barış’ın üzerinde, diğeri kendi kızının belindeydi. Deniz yer yatağında Umut’la Toprak’ı iki yanına almış, ağzı açık uyuyordu.
Hoya gülümsedi, sessizce mutfağa geçip çay demledi.
O sırada misafir odasının kapısı aralandı. Atilla saçı dağınık, tişörtü ters giymiş hâlde çıktı. Ben de peşinden, gözlerim henüz uykulu, boynumda dün geceden kalan hafif kızarıklıklarla ilerledim.
Atilla, Lale’ye ve Deniz’e bakıp fısıldadı:
Atilla: "Bunlar nasıl uyutmuş hepsini ya…"
Ben de omzuna yaslanıp gülümsedim.
Alina: "Sabah olmuş hayatııım."
Hoya elinde iki fincan çayla yanımıza geldi.
Hoya: "Günaydın aşklar. Dün gece… Biraz gürültülüydü ama kimse uyanmamış."
Hepimiz kısık sesle güldük. Bebekler hâlâ derin uykudaydı.
Alina: "Atilla sevgilim, tişörtünü düzeltmeye ne dersin ha birtanem?"
Atilla: "Düzelteyim… Ben onu unutmuşum, öyle olmuş yani, neyse."
Hoya: "Hahaha, alık!"
Çocuklar uyanmadan hemen kahvaltımızı ettik ve kahvelerimizi alıp sohbet etmeye başladık. O sırada Cenk eve girdi.
Cenk: "Lale'm, bir bakar mısın karım?"
Lale: "Bakayım canım."
(Kahvesini masaya koyup Cenk'in yanına gitti ve kapıyı kapattı. Bağırmaları bize dahi geliyordu ama Lale'nin bağırması yarıda kesilmişti. Odadan çıktıklarında barıştıklarının o saf kanıtı olan ruj izi Cenk'in dudaklarındaydı.)
Alina: "Ben sana da kahve yapayım."
Bölüm burda bitti sizce nasıldı?🙌🏻👀
