19. bölüm · Göz yaşlarının bedeli
19.bölüm
Üç gün geçmişti. Artık evimizde bebeklerimizle yaşadığımız her ana, her güne şükrediyor; onların günden güne büyümelerini dikkatle takip ediyorduk.
Alina: "Aşkım, Toprak mama içecekti, hazır mı maması?"
Atilla: "Hazır hayatım. Barış uyuyor mu hâlâ?"
Alina: "Evet, uyuyor birtanem. Onlar uyanınca sahile gidelim mi?"
Atilla: "Olur, neden olmasın... Ama sen yorgun değil misin?"
Alina: "Tuhaf ama hayır."
Atilla: "Tamam, çıkarız madem."
2 Saat Sonra
Barış ve Toprak’ı bebek arabasına yatırdık ve sahile doğru yürümeye başladık. Sahil yoluna girdiğimizde yüzümüze doğru esen o deniz kokusu ikimizi de rahatlatmıştı. Hemen kendimize şezlonglar bulup oturduk. Kızımız ağlayınca kucağıma aldım; sakinleştiğinde ise geri yatırdım. Soğuk kahvelerimizi ve yiyeceklerimizi çıkardım.
Ancak içimde tuhaf bir his vardı; sanki her an kötü bir şey olacakmış gibiydi. Yine de umursamadım; "Yeni doğum yaptım, hormonlardandır, normaldir," dedim kendi kendime.
Fakat üzerimize doğru gelen adamı gördüğümde içimdeki o huzursuzluk katlanarak arttı. Yine de belli etmemeye çalışarak, "Burası sahil, farklı bir yöne döner şimdi," diye düşündüm. Atilla da durumu fark etmiş olacak ki elimi daha sıkı tuttu.
Adam bir anda sol arka cebinden silahını çıkarıp tetiği çekti:
Saldırgan: "Vedalaşın!"
Alina: "NE DEMEK VEDALAŞMAK?! SİZ KİMSİNİZ?!" diye bağırdım.
Saldırgan: "SORUN ÇIKARMA, VEDALAŞ!"
Atilla: "BAĞIRMA LAN KARIMA! NE SORUNUN VARSA BENİMLE ÇÖZ!"
Aradan ikinci bir adam sıyrılıp öne çıktığında Atilla bana doğru fısıldadı:
Atilla: "Kaç... O geldi, çabuk kaç! Ben korurum seni ama çabuk kaç!"
Saldırgan: "FISILDAŞMAYIN, VURURUM!"
Arkadan gelen adam Sedat’tı... Ülkenin en güçlü yeraltı mafyalarından birisiydi; yani en azından Atilla onun yerine geçene kadar öyleydi. İntikam, hiç beklenmedik anlarda geliyordu. Korkuyordum ama bebeklerimiz bu korkuyu hissetmemeliydi. Sakin kalmaya çalıştım.
Sedat: "Atilla... Nasılsın eski dostum?"
Atilla: "Ne istiyorsun lan şerefsiz köpek?!"
Sedat: "Aaa, 'köpek' falan ayıp oluyor ama..."
Atilla: "Sus! Bak yemin ederim senin ecdadını serim!"
Sedat: "Yemin etme bence, ağzını da bozma. İstersen son sözlerin bunlar olmasın, günah ne de olsa."
Atilla: "Lan puşt, gelecek gün olarak bugünümü buldun LAN?!"
(Geçmişten Bir Kare: "Atilla, hiç beklemediğin bir anda geleceğim. Doğduğuna pişman olacaksın!" / "Sen git o parmaklıklarda çürümeyi bekle, gelmeyi değil!")
Sedat: "Demiştim ben sana... 'Hiç beklemediğin bir anda geleceğim' diye."
Atilla: "Tamam, ne istiyorsun?"
Sedat: "Sana adamakıllı söylüyorum: Karınla boşan, benimle evlensin. Bebekleriniz bizim olsun ve bir daha asla onları görme... Ya da öl."
Atilla: "Tabii ki ölmek lan! Sence birinci seçeneği seçer miyim?!"
Sedat: "Bilmem, belki... Peki sen ölünce karına kim bakacak?"
Atilla: "Karım kendine bakar, o kimseye muhtaç değil!"
Alina: "Atilla yapma hayatım! Ben senin yaşadığını bilerek başkasıyla yaşarsam en azından umudum olur 'Belki gelir' diye... Ama sen ölürsen ben senin mezar taşından mı umutlanacağım?!"
Sedat: "Karını dinle demek isterdim ama... Gelme ihtimalin olmayacak."
Atilla: "PEKİ ALİNA’M, BEN SENSİZ NASIL NEFES ALACAĞIM HA?! Bana seçenek sunmadı! Şu an ben seçimimi çoktan yaptım!"
Alina: "GERİZEKALI! BEN SENSİZ NE YAPACAĞIM HA, NE YAPACAĞIM SÖYLESENE?! Eğer Atilla buna rağmen ölmeyi seçersen var ya..."
Atilla: "NE VAR YA?! NE ALİNA, NE?! NE YAPAYIM YA?! Ben sensiz nefes alamam! Şu an kessin nefesimi, olsun bitsin işte!"
Sedat: "TAMAM, YETER BU KADAR! Seçim hakkınız ve süreniz doldu! Seçiminiz birse Alina ölümünü izleyecek —sonrası beni bağlamaz. İkiyse karının gidişini izleyeceksin —yine beni bağlamaz."
Atilla beni öptü ve bebeklerimizi son kez koklayıp öptü. Tekrar bana yaklaştı ve fısıldadı:
Atilla: "Söz... Ölmeyeceğim. Kendini sakın üzme, söz."
Dudaklarımı bütün içtenliğiyle, son kez öpercesine öptü. Ve yere eğilip diz çöktü.
İlk silah sesi geldiğinde sağ omzundan vurulmuştu.
—"Bu, o koltuğa yaslandığın için!"
İkinci ses, sol omzuna gelen kurşundan çıktı.
—"Bu, her gece mutlu bir şekilde eve gidip benden çaldığın o hayatı yaşadığın için!"
Atilla içinden çıkabilen son sesle konuştu:
Atilla: "Korkma güzelim... Ağlama sakın, bir şey yok..."
Bu sefer hıçkırarak ağlamaya başladım ve tam o anda... Kalbinden vuruldu. Gözünden akan bir damla yaş ve ardından gelen o 7 dakika... Alina’sı ve Alina’sı ile olan bütün anıları...
Sonra bilincinin kaydığını hissetti. Benim çığlıklarım, alanı saran siren sesleri, denize fırlatılan eldivenler... Her şey bu kadardı. Bebekler ağlıyordu ama Atilla kalkamıyordu. Sesler iyice silikleşti; en son arkadaşlarımızın sesini duyup tamamen hayata gözlerini kapattı.
Ölmüş müydü?..
Sarsılan bir beden ve hastane koridorunu kaplayan beyaz bir ışık...
Alina: "Atilla bana bak aşkım, ne olur!"
Hastaneye gelmiştik. Atilla’yı sedye ile ambulanstan indirmişlerdi.
Alina: "Sözünü tut Atilla, sözünü tut!"
Sağlık Görevlisi: "Hanımefendi bırakın lütfen, içeri gireceğiz!"
Sedyeden elimi çekmek zorunda kaldım.
Doktor: "Çift toraks travması, omuzda ve sol pektoral bölgede giriş yaraları var! Arrest durumunda, hemen resüsitasyon odasına!"
Odaya varınca bir ses daha geldi:
Sağlık Görevlisi: "Ateşli silah yaralanması; biri sol omuz, diğeri prekordial bölge! Nabız yok, CPR eşliğinde getiriyoruz!"
Ve artık tutunacak gücüm kalmamıştı. Bizimkiler bebeklere bakarken Deniz ve Cenk beni tutmaya, teselli etmeye çalışıyordu.
Çevremdeki her şey, renkler ve nesneler hızla bulanıklaştı; sanki dünyanın çözünürlüğü düşüyordu. Dizlerim benden bağımsız olarak çözüldü. Zemin ayaklarımın altından kayarken ne acı hissettim ne de korku... Sadece dipsiz, buz gibi siyah bir boşluğa doğru hızla düşündüğümü hatırlıyorum.
Şimdi ikimiz de bir boşluktaydık. Ama kim dönecekti, kim kalacaktı? Buna Kader karar verecekti.
Peki kader insanın seçimlerini değiştirebilir miydi? Eğer öyle değilse, biz kesin olarak yaşamayı tercih ederdik...
