20. bölüm · Göz yaşlarının bedeli

20. Bölüm

Kübra beren Kaynak

8 saat sonra...
Alina: "Atilla, hayatım neredesin? Bak biz geldik birtanem..."
Atilla: "Buradayım güzelim, gelin."
Alina: "Geliyoruz Atilla. Hadi kızım, hadi oğlum, koşun bakalım babaya!"
Barış ve Toprak babasının kollarına koşmuştu. Beraber zıplıyor, bağıra bağıra şarkılar söyleyip beni çağırıyorlardı. Plajdaydık, hava sıcaktı, yüzmeye gelmiştik. Yürüyordum ama kollarım, bacaklarım bağlı gibiydi. Koşmaya çalıştım, gidemedim; sanki birisi beni bağlamış, gitmeme izin vermiyordu. Kulağıma o ses değdi:
—"ÇOCUKLARININ BABASININ YAŞAMASINI İSTİYORSAN ONDAN UZAK DURACAKSIN ALİNA!"
Alina: "Hayır!" dedim bağırarak. "HAYIR! BEN KOCAMI SEVİYORUM, ONSUZ YAPAMAM! BIRAKMASIN BENİ! YAPMA SEN DE LÜTFEN, LÜTFEN BAK, LÜTFEN!..."
—"O ZAMAN SÖZÜMÜ DİNLE ALİNA! YOKSA KOCAN ÖLÜR, ÇOCUKLARIN ORTADA KALIR!"
Alina: "OLAMAZ, KALMAZLAR! TEYZELERİ, AMCALARI VAR!"
—"SENCE BU MÜMKÜN MÜ? SEN BENİM OLMADIĞIN SÜRECE ONLAR YAŞAR MI?!"
Alina: "ŞEREFSİZ, ADİ HERİF! NE İSTERSEN YAPACAĞIM, KOCAMI VE ÇOCUKLARIMI BIRAK! ATİLLA'M GEL—"
Atilla: "Hadi birtanem, neden oradasın hâlâ? Gelsene."
Alina: "Gelemi—"
Gözlerimin önünde, onun o çok sevdiğim göğsünde küçük, kara bir delik açıldı. Zaman bir saniyeliğine dondu; havada asılı kalan kan damlalarını, kocamın yüzündeki o donuk şaşkınlığı gördüm. Yavaşça yere doğru kayarken içimde bir yerlerin kökünden söküldüğünü hissettim.
Onun yanına diz çöktüğümde boğazımdan yükselen o sesi ben bile tanıyamadım. Bir insana ait olamayacak kadar vahşi, yaralı bir hayvanın son nefesindeki o yırtıcı çığlık benim dudaklarımdan dökülüyordu. Hayır, ben ağlamıyordum; içimdeki bütün ruh can havliyle dışarıya haykırıyordu.
"Aç gözlerini!" diye yırtındım ama bir el beni omzumdan tutup çekti.
"Bırak, bırak!" diye bağırdım. Ne istersen yapacaktım işte, neden, neden ya, neden? ALLAH'IM NEDEN, YARABBİM NEDEN?!... ATİLLA'M...
Lale: "Alina kalk, kalk! Kâbus gördün."
Alina: "Lale, Hoya, Atilla nerede?"
Hoya: "Canıyla savaşıyor içeride aşkım. Sen bayıldın; uyanınca hastane duvarlarına vurdun, çığlıklar, bağırmalar falan derken doktorlar mecbur uyuttu."
Alina: "Neden Hoya, neden Lale? Hani neden biz hiç mutlu olamıyoruz? Bana bir neden sunun, 'tamam' diyeyim. NEDEN, NEDEN, NEDEN?!"
Hoya: "AŞKIM SAKİN OL! Bak 8 saat oldu uyutuyorlar seni. 5 kez iğne vurdular bilinçaltın temizlensin sadece şu anlık diye, 2 kez uyku ilacı verdiler, 1 kez sen bayıldın. Sen annesin birtanem, çocukların için diren biraz."
Alina: "Söz verdi bana... 8 saat olmuş! İçeride benim kocam bensiz nefes alamaz! Nerede doktorlar? Gireceğim o ameliyata!"
Lale: "Saçmalama güzelim, adam zaten nefes alamıyor, kablo var!"
Alina: "Tamam işte, bana ihtiyacı var! Anlamıyorsunuz siz beni! Ben kocam olmadan, o ben olmadan ne yapar?!"
Hemşire: "Hanımefendi sakin olun lütfen, burası hastane. Bakın kaç oldu uyutuyoruz!"
Alina: "YA GİDİN, YA GİDİN! NEREDE BEBEKLERİMİZ?"
Hoya: "Aşkım yukarıda, annem uyutuyordu."
Alina: "BEN ÇOCUKLARIMA BAKACAĞIM, BIRAKIN BENİ! ÇEKİN ŞU KEMERİ!"
İçimde kalan tek umutla merdivenleri çıktım, belki iyidir diyerek...
Hemşire, "Çocukların burada," dedi.
Odaya girdim. İçi boş dört duvar ve bir kundak... Üstünde ise bir not vardı. Notu açtım:
"Biliyorum kararınızı verdiniz ama duydum ki hayatınız tekrar yoluna girebilirmiş. Aksiyon katmak istedim, HA! Ektedir ki elimi kolumu sallayarak keyifle girdim içeri. Annen çok direndi, mecbur bayılttık. Sevgilerimle... Burada adres bilgileri: Benim evim, Atilla'nın telefonunda konumu var galeride."
— SEDAT
Alina: "Allah'ım çıldıracağım! CENK, NEREDESİNİZ, DENİZ?"
Deniz: "Ne oldu Alina?"
Cenk: "Alina, bebekler, annen nerede?"
Alina: "LAN NEREDEN BİLEYİM NEREDE?! SİZ KÖR MÜSÜNÜZ YA?! HADİ BEN 8 SAAT UYUDUM, OĞLUM ÇOCUKLARIM SİZE EMANETTİ BENİM! ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK İÇERİ GİRİP ÇOCUKLARIMI VE ANNEMİ KAÇIRMIŞ ŞEREFSİZ! SİZE SONRA HESAP SORACAĞIM, ARABA AYARLAYIN BANA!"
Deniz: "Yenge dur, biz de gelelim."
Alina: "Stirin gidin, siz anca boş oda nöbeti tutun! Cehenneme kadar yolunuz var takip ederseniz! Deniz, git silah ayarla. Cenk, sen de arabayı ayarla. Tek gidiyorum, peşimden gelene acımam, sıkarım! Deniz, 3 yedek silah koy, toplam 15 şarjör olsun. Ben işim bitince ararım, etrafı toplarsınız. Kocam uyanırsa arayın! Ha, bir de Atilla'nın telefonunu getirin!"
Deniz: "Tamam yenge, eminsin değil mi?"
Alina: "Siz çocuklar kaçırılırken nöbeti ne kadar güzel tuttuğunuza eminseniz, ben de bir o kadar EMİNİM!"
Arabaya bindim. Atilla'nın telefonundan galeriye girdim, fotoğrafları görünce gözümden akan yaşı hızla sildim.
"Şimdi olmaz kızım, şimdi olmaz..."
En altlarda bulduğum adresi navigasyonu açarak buldum ve son süratle arabayı sürüyordum. Arkadan en sevdiğim müziği açtım; ruhumun sakinleşmeye ihtiyacı vardı, yoksa mantıklı düşünemez, hepsini kaybedebilirdim. Müziğin ritmine ayak uydurdum ve hızla devam ettim. Telefonum çaldı, hemen açtım.
Alina: "Ne var Deniz?"
Deniz: "Yenge iyi misin, yardım lazım mı?"
Alina: "Deniz kes amk, kapat şunu! Tek yardımınıza dahi ihtiyacım yok BENİM!"
Arkadan sesi geldi: "Anne o oğlum, kadının çocuklarını gözümüzün önünde götürmüşler, ne desin!"
Telefonu kapattım ve camı açtım, içimdeki sesi ormana doğru boşalttım. Tekrar camı kapattım. 10 dakika sonra sakindim, plan yapmaya başlamıştım. Gittiğim yer malikâneydi. Atilla'nın anlattığına göre önde 8 kişi, arka tarafta 4, bahçenin içinde 6'ya yakın adam vardı; yani maksimum 20 kişi indirmeliydim.
"Yaparsın," dedim kendime. Deniz yine beni düşünüp susturucu silah ve 8 adet sis bombası koymuştu, bana ise maske... Üzülüyor gibi olmuştum ama ne yapsaydım, "İyi nöbet tuttunuz ya, sıkıntı yok," mu deseydim?!
Yarım saat içinde hem ben hem planım hazırdı. Malikânenin biraz gerisine arabayı park ettim, maskelerimi taktım ve kamufle için uygun tonlarda giyindim. İçeri arka kapıdan girecektim, orada adam azdı. Daha sonra ortaları ve girişi halledecektim. Buralarda full susturucu kullanıp sesi yok etmeye çalışacaktım, asıl hedefim o piçti.
Duvardan tırmandım ve ağacın arkasına saklandım. Hepsini hızla indirmem gerekliydi, biri ses çıkartırsa her şey biterdi. Hızla harekete geçtim, fazla düşünmek fıtratımda yoktu.
Altı kişiydiler. Birbirlerinin nefes alma mesafesindeydiler ama aslında her biri tamamen yalnızdı. İlk ikisi kapıdaydı; susturucunun metalik tıkırtısı gecenin karanlığında kayboldu, yere düşmelerine izin vermeden gövdelerini yakalayıp duvara yasladım. Diğer dördü içeride masanın etrafındaydı. Göz kırpma süresi kadar kısa bir sürede, soldan sağa doğru ritmik bir sırayla geçtim. Sonuncusu tetiği çektiğimi fark ettiğinde, yanındaki arkadaşının masaya yığılan başı henüz ahşaba değmemişti. Oda yeniden sessizliğe büründü. Toplam on iki saniye sürdü.
Bu profesyonelliği ben de beklemiyordum. Küçükken babam silah konusunda yıllarca eğitim aldırmış, askeri deneyimler kazandırmıştı. Bordo bereliler kadar çevik hareket edebiliyordum ama unuttum sanıyordum.
Hemen ortaya doğru ilerledim. Nefesimi tutup malikânenin ortasında duran dört adama kilitlendim. Susturuculu tabancamla en arkadakinden başlayarak her birini tek tek, hiç ses çıkarmalarına fırsat vermeden kafalarından vurdum. Ne bir çığlık yükseldi ne de yandaki adam arkadaşının yere yığıldığını fark edebildi; her şey saniyeler içinde bitti ve dördü de ruhları bile duymadan orada can verdi.
Şimdi sıra öndeydi, burası kolay olacaktı, sis bombasına gerek dahi yoktu. Ön bahçede dağınık duran sekiz adama yaklaşırken susturucumu bir kez daha kontrol ettim. Bu sefer toplu durdukları için gölgelerden sızıp en dıştaki nöbetçileri bıçakla indirerek başladım, ardından panik yapmalarına fırsat vermeden kalanları seri atışlarla yere serdim. Son koruma arkasına dönüp arkadaşını aradığı sırada kurşun çoktan alnına saplanmıştı; arkamda çıt bile çıkmayan sekiz ceset bırakarak ilerledim.
Ama bir çıtırtı geldi duvardan, hemen silahı oraya döndürdüm. Tam sıkacaktım ki Deniz ve Cenk olduklarını anladım. Elimle "sus" işareti yapıp "gelin" dedim. Yanıma geldiler.
Alina: "Burayı ben çıkınca toplayın. Ön ve arkada, üstelik yanlara da bakarak nöbet tutun, kimse çıkmayacak bu evden," dedim.
Ve son anda kameraları gördüm; hepsine çoktan sıkılmıştı. Dudağımla "aferin" dedim, dudak okuyorlardı, sese gerek yoktu. Kapı kilidini susturucu ile vurdum, hızla içeri daldım. Beni gören hizmetçi bağırmaya kalkmasa ölmeyecekti ama ne yapalım...