27. bölüm · Göz yaşlarının bedeli

27. Bölüm

Kübra beren Kaynak

4 Ay Sonra...
Sabah gözlerimi açtığımda bebeklerimiz etrafa bakınıyordu. Hayat olabildiğince düzeninde ilerliyordu. Atilla işlerine dönmüştü; ben ise arada çatışmalara katılım sağlıyor veya şirket işleriyle uğraşıyordum.
Ama bu sabah tatile gideceğimiz için erken uyanmıştık. Kıbrıs'a gitmeye karar kılmıştık ve bavullar hazırdı.
Alina: "Atilla'm, hadi kalk! Bir saat içinde çıkmamız lazım."
Atilla: "Tamam yavrum."
Atilla kalkıp lavaboya uğradı. Kızımız Toprak'ı kucağıma aldım ve biraz sevdim. Ardından Barış'ı sevdim. Karınları toktu çünkü yeni mama içirmiştim.
Atilla lavabodan çıkınca ben girip elimi yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım. Ardından çıkıp giyindim. Beraber kahvaltı ettik ve son hazırlıkları tamamladık. Evden çıkıp arabamıza yerleştik; çocukları arka koltuğa pusetleriyle yerleştirdikten sonra sağ koltuğa geçtim.
Havaalanına vardık ve uçağımızı bekledik. Uçağımız geldiğinde bindik. Gökyüzü her zamanki gibi çok güzeldi. Bazen insan gökyüzünden bir parça olmak isterdi; sanki bütün dertleri bitecekmişçesine bir bulut gibi süzülebilmeyi dilerdi...
Atilla kızımızla ilgileniyordu, oğlumuz ise uyuyordu. Business Class tercih ettiğimiz için oldukça rahattık. Ben ise öylece sabit duruyordum. İçimden bir ses bu tatilin bize iyi geleceğini söylüyordu ve ben o sese güveniyordum.
Yaklaşık bir buçuk-iki saat içinde aktarma yapmadan varmıştık. İndik ve kiraladığımız arabamıza bindik. Bizim için ayrılan eve vardığımızda içim huzurla dolmuştu. Kaostan, işten güçten uzakta bir hafta fikri oldukça cazipti. Bu fikri Atilla da çok sevmişti çünkü uzun zamandır aralıksız çalışıyordu. Biraz dinlenmeye ihtiyacımız vardı.
Eve yerleştikten sonra yemek yemek için dışarı çıktık. Atilla deniz ürünlerini çok sevdiği için ahtapotlu salata yiyordu. Bense önüme gelen şeyleri inceleyip en uygunlarını tercih ediyordum; tabii arada değişik tatları da deniyordum. Yemeğimizi yedik ve daha sonra Girne Limanı'na gezmeye gittik. Günümüz oldukça güzel geçmişti. Eve döndüğümüzde yorulmuştuk ama tatlı bir yorgunluktu. Bebeklerimizi uyuttuk, kendimiz sohbet ettik. Uykumuz geldiğinde biz de uykuya teslim olduk.
Ertesi gün öğle saatlerinde uyandık. Kahvaltı için yine dışarı çıktık ve bir şeyler yedik. Ardından Kıbrıs'ın çok övülen plajlarından biri olan Escape Plajı'na geldik. Suyu gerçekten çok güzeldi; keyifle yüzdük, üstelik bebeklerimizi de suya soktuk.
Denizden çıktıktan sonra güzel bir öğle yemeği yedik. Bu tarz tatlara yabancı değildik; Kıbrıs'ı kendi şehrimiz gibi bilir, tanırdık. Bu yüzden lezzetlerine alışkındık. Bugün gezmeye devam ettik ve oldukça keyif aldık. Eve döndüğümüzde film izledik. Bebeklerimizin karnını doyurup altlarını aldık, daha sonra onları uyuttuk. Her zamanki gibi bol bol sohbet ettik.
2 Hafta Sonra...
Eve dönmemizin üstünden bayağı zaman geçmişti. Laleler ve Hoyalar bizi lunaparka çağırmıştı. Giyinip süslendikten sonra çocukları anneme bıraktık ve evden çıktık.
Lunaparkta korku tüneline girdik. Lale bir anda bağırdığında hepimiz sola döndük.
Lale: (Titrek bir sesle) "20 derece daha sola dönün!"
Döndüğümüzde üstünde siyah bir çarşaf ve beyaz bir makyaja bürünmüş bir beden gördük. Lale dışında hiçbirimiz korkmadık bile; ama Lale bu konularda hassas bir kadındı.
Korku tünelinden çıktıktan sonra çarpışan arabalara bindik. Ben Atilla ile bindim ve direksiyon bendeydi. Arabayı Lalelerin üstüne sürdüm. Ben onlara çarpınca onlar da Hoyalara çarptı. Hoya az daha fırlayacaktı! Ona bakarken önüme bakmayı unutmuştum.
Atilla: "Çimenlere girme, çimenlere girme! HAHAHAHAHHAH!"
Direksiyonu 20 derece sağa, 60 derece sola kırdım. Daha sonra yaptığı bu şakaya güldüm.
Oradan indikten sonra kocalarımız bize pamuk şeker aldı. Atlıkarıncaya bindik; yavaş yavaş dönerken günü değerlendiriyorduk. Benim görüşüme göre hiç bu kadar eğlenmemiştim. Pamuk şekeri yerken hep bulutlara benzetirdim, tıpkı onlar gibi gözüküyorlardı.
Atlıkarıncadan inince beraber bir kafeye gittik ve bir şeyler içerken sohbet ettik. Hayatta en sevdiğim günleri sorsalar; bire Atilla'm ile evlendiğimiz günü, ikiye bebeklerimizle geçirdiklerimizi, üçe de bugünü koyardım. Bazen hayatta eğlenmek her şeyden üstün geliyordu. Belki de biz hâlâ çocuk ruhluysak, çocukluğumuz boyunca yapamadıklarımızı yaparak mutlu oluyorduk.
Atilla: "Eee, başka çocuk düşünen var mı aramızda?"
Lale öne atılarak "Evet!" dediğinde şaşırmıştık.
Lale: "Evet, aslında biz düşünüyoruz. Sadece Peri'nin tepkisini kestiremiyoruz."
Alina: "Ne tepkisi verecek canım sende?"
Lale: "Ay kıskanırsa diyeceğim ama Peri çok paylaşımcı bir çocuk, yani sanmıyorum kıskanacağını. Her neyse, ben bir ev tutmayı düşünüyorum ama ortak... Ne dersiniz? Üç katlı, havuzlu, her katı kişisel... Yani şöyle; bir kat bize ait ev gibi, adeta bir apartman."
Alina: "Ya olabilir aslında, biz de bayağıdır düşünüyoruz. Nerede?"
Lale: "Antalya'da."
Alina: "E ne güzel canım, denize yakınsa bir de..."
Lale: "Öyle öyle, havuzu da var."
Alina: "E tamam, tutalım hemen!"
Evi tuttuk ve daha sonra yine hep beraber sohbet ettik. Saat bir olduğunda eve dönme zahmetinde bulunduğumuz için annemlere uğrayarak bebeklerimizi aldık. Uyuyorlardı. Eve döndüğümüzde ben mısır patlattım ve Reels kaydırma saati yaptık. Saat ikiye doğru geldiğinde uyuduk.
Ertesi gün kalktık, bebeklerin bakıcıları geldi ve Atilla ile ikimiz işe gittik. Atilla kurul toplantısına katıldı; bense evrakları inceledim ve imzalanması gerekenleri imzaladım. Saat akşam 19.30'a kadar çalıştık ve eve döndük. Bakıcılar çıktığında yemek masasını kurdum.
Yemeklerimizi yedik ve dışarı çıkıp sinemaya gittik. Avatar izleyecektik; evet, biz olaylara geç kalmaya bayılıyorduk!
Sinema bittiğinde biraz dolaşıp eve döndük. Bebekleri uyuttuktan sonra biz de uyuduk.