Özel bölüm

Yazar: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: Özel bölüm

Yıllar Önce — Özel Kuvvetler Karargâhı Lojmanları
Ankara’nın ayazı camları zorlarken, iki muvazzaf Üsteğmen Cesur ve Gül Çelik çiftinin evinde fırından yeni çıkmış tarçınlı kurabiye kokusu vardı. Ancak o akşam evde garip, heyecanlı bir sessizlik hâkimdi.
Üsteğmen Cesur Çelik, operasyondan yeni dönmüş, üzerindeki arazi kamuflajını bile tam çıkarmadan salondaki masada taktik haritaları inceliyordu. Yüzünde çetin geçen görevin yorgunluğu vardı ama gözleri her zamanki gibi çelik gibi diriydi.
Kara Kuvvetleri Özel Kuvvetler mensubu Üsteğmen Gül Çelik ise mutfaktan elinde küçük bir kutuyla çıktı. Yüzünde hem muzip hem de heyecandan titreyen bir tebessüm vardı. Askeri disiplinin getirdiği vakur adımlarla masanın başına geldi; kocasının önüne koyduğu operasyon haritalarının tam ortasına o küçük, kadife kaplı kutuyu bıraktı.
Cesur başını haritadan kaldırıp aynı rütbeyi paylaştığı, omuz omuza çarpıştığı karısına baktı. Kaşlarını hafifçe çatarak gülümsedi:
— "Bu ne güzelim? Doğum günüm değil, evlilik yıldönümümüz de geçen aydı... Yine ne muziplik peşindesin Komutanım?"
Gül, sandalyeyi çekip Cesur’un tam karşısına oturdu. Elleri dizlerinin üzerinde kenetlenmişti; kalbinin güm güm atışı dışarıdan bile duyulabilirdi.
— "Muziplik değil Bordo Bereli... Hayatının en zorlu görev emri geldi. Aç bakalım kutuyu."
Cesur, Gül’ün gözlerindeki o derin, parıldayan ışığı görünce bir an duraksadı. Yüreğine tatlı bir sıcaklık yayıldı. Merakla kutunun kapağını kaldırdı.
Kutunun içinde ne bir saat ne de bir hediye vardı. Yalnızca beyaz bir beze sarılmış, üzerinde iki kırmızı çizgi beliren minik bir test çubuğu ve yanında mini minnacık, askeri yeşil renkte örülmüş bir çift bebek patiği duruyordu.
Cesur’un gözleri patiklere takılıp kaldı. O an, sınır boylarında onlarca teröristin arasına gözünü kırpmadan davan o korkusuz subay, olduğu yerde donakaldı. Parakete atar gibi hızla atan kalbinin sesini duyabiliyordu.
Başını kaldırıp Gül’e baktı. Sesi titriyordu, hayatında ilk kez sesi bu kadar silik çıkmıştı:
— "Gül... Bu... Bu düşündüğüm şey mi Üsteğmenim?"
Gül’ün gözlerinden bir damla yaş süzüldü, gülümsedi:
— "Evet komutanım. Timimize yeni bir üye katılıyor. Dokuz ay sonra göreve başlayacak."
Cesur bir an ne yapacağını bilemedi. Masadan nasıl fırladığını, sandalyenin geriye nasıl devrildiğini anlamadan Gül’ün yanına koştu. Onu belinden tuttuğu gibi havaya kaldırdı, etrafında döndürmeye başladı!
— "Gül! Gerçek mi bu?! Baba mı oluyorum ben?!"
Gül gülerek Cesur’un omuzlarına tutundu:
— "Cesur, dur! Düşüreceksin! Evet, baba oluyorsun, ben de anne oluyorum!"
Cesur, eşini yavaşça yere indirdi. İki eliyle Gül’ün yüzünü kavradı, alnını alnına yasladı. Omuz omuza çatışmalara girmiş iki güçlü subayın gözyaşları birbirine karışıyordu. Cesur, dizlerinin üzerine çöktü. Bordo bereli bir subay olarak vatan için çok diz çökmüştü ama ilk defa şükürden ve mutluluktan dizleri titriyordu.
Kulağını Gül’ün henüz taptaze olan karnına dayadı. Yavaşça, fısıltıyla konuştu:
— "Hoş geldin aslanım... Hoş geldin benim küçük komutanım. Baban sana söz veriyor; bu vatanı da, senin büyüyeceğin bu toprağı da kanının son damlasına kadar koruyacak."
Gül, eşinin saçlarını okşarken gözyaşları içinde fısıldadı:
— "Adı ne olsun Cesur?"
Cesur başını kaldırdı. Gözlerinde geleceğin tüm gururu parlıyordu:
— "Emir Kağan olsun... Hem emreden bir komutan gibi güçlü, hem de kağanlar gibi soyuna, vatanına sahip çıkan bir adam olsun!"
O gece o küçük evde patlayan mutluluk, yıllar sonra yetimhanenin soğuk bahçesinde o iki minik çocuğun birbirine sarılmasına kadar uzanacak olan o devasa kaderin en güzel, en masum başlangıcıydı...
Evin içi hâlâ o ilk şokun, şükrün ve gözyaşlarının sıcaklığıyla doluydu. Cesur, Gül’ün elini bir an bile bırakmıyor, sanki dünyanın en hassas emanetini tutuyormuşçasına her adımında karısının üzerine titriyordu.
Tam o sırada dış kapının kilit mekanizması şakırdadı. Kapı pat diye açıldı ve içeriye her zamanki deli fişek haliyle Hava Üsteğmen Ateş Çelik daldı. Üzerindeki uçuş tulumunu henüz yarıya kadar indirmiş, deri ceketini kolunun altına sıkıştırmıştı.
— "Ben geldim! Ağabey, vatanı kurtarma operasyonunuz bittiyse yemekte ne var? Mısır’daki tatbikattan yeni döndüm, açlıktan kokpitte bayılacaktım!"
Ateş, botlarını bağcıklarını çözmeden ayağından fırlatıp salona doğru iki adım attı. Ancak salondaki garip havayı anında sezdi. Ağabeyi Cesur dizlerinin üzerinde, Gül yengesi koltukta oturmuş; ikisinin de gözleri nemli ama yüzlerinde dünyalara bedel bir tebessüm vardı.
Ateş’in kaşları bir anda çatıldı. Bakışları ikisi arasında gitti geldi.
— "Ne oluyor ya?" dedi elindeki ceketi koltuğa fırlatarak. "Hayırdır, karargahtan kötü bir haber mi geldi? Anubis yine bir hıyanet peşinde mi? Niye öyle bakıyorsunuz bana?"
Cesur ayağa kalktı. Yüzündeki o sarsılmaz asker ifadesi, yerini bir ağabeyin yaşayabileceği en gururlu tebessüme bırakmıştı. Gül ise masanın üzerindeki o minik kutuyu alıp Ateş’e doğru uzattı.
— "Kötü bir haber değil Üsteğmenim," dedi Gül, sesindeki askeri disiplini kırmaya çalışarak. "Gövdeye yeni bir mühimmat yüklendi. Kontrol etmek ister misin?"
Ateş, yengesinin elindeki kadife kutuya şüpheyle baktı. "Siz Bordo Berelilerin şakaları hiç çekilmiyor he..." diye mırıldanarak kutuyu aldı ve kapağını açtı.
İçindeki iki kırmızı çizgili test çubuğunu ve o küçücük askeri yeşil patikleri gördüğü an, Ateş’in o fırtına gibi esen duruşu bir anda donakaldı. F-16 kokpitinde Mach 2 hızla uçarken bile soğukkanlılığını koruyan havacı subay, elindeki kutuya bakarken gözlerini birkaç kez kırpıştırdı.
— "Bu... Bu ne?" kekeledi Ateş. Parmağıyla patikleri gösterdi. "Siz... Yani şimdi siz..."
Cesur öne çıkıp kardeşinin omzuna devasa elini indirdi. Sertçe sıktı omzunu:
— "Amca oluyorsun deli oğlan! Şimşek Timi'ne yeni bir asker geliyor!"
Ateş’in gözleri bir anda büyüdü. Elindeki kutuyu düşürmemek için hemen masanın üzerine bıraktı ve bir çığlık atarak Cesur’un üzerine atladı! İki devasa subay salonda birbirine sarılıp devrildi. Ateş, ağabeyini sımsıkı kucaklamış, çocuk gibi bağırıyordu:
— "AMCA OLUYORUM LAN! AMCA OLUYORUM! Ağabey vallahı baba oluyorsun!"
Ateş ağabeyinden ayrılıp hemen Gül’ün önünde diz çöktü. Gül’ün ellerini tutup alnına bastırdı:
— "Yenge... Gül Yengem benim! Sen var ya dünyadaki en güzel haberi verdin bana. Yemin ediyorum F-16 ile bulutların üstüne çıksam bu kadar sevinmezdim!"
Gül gülerek Ateş’in saçlarını karıştırdı:
— "Gözümüz aydın amcası. Artık kokpite tek başına geçmeyeceksin, arkanda sana özenen bir yeğenin olacak."
Ateş ayağa kalktı, göğsünü kabarttı. Üç subay salonda yan yana geldi. Üüzerlerindeki asker kimliği, bir ailenin en büyük saadetine teslim olmuştu. Ateş, cebinden hemen telefonunu çıkardı:
— "Hakan’ı, Murat Başçavuş’u, Burak’ı... Bütün timi arıyorum! Bu gece karargah yıkılacak! Çelik ailesinin soyu yürüyor!"
Cesur, kardeşini kolunun altına alıp kafasını sıktı. Diğer koluyla da Gül’ü göğsüne çekti. Üç Üsteğmen, o küçük salonun ortasında birbirlerine sarılırken; gelecekte yaşanacak tüm fırtınalara, acılara ve yetimhanenin soğuk duvarlarına inat, hayatlarının en mutlu antlaşmasını o an gülücüklerle imzalıyorlardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

25okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…