Bölümler 18Şu an: Bölüm 12
- 1 Bölüm 11.858 kelime
- 2 Bölüm 21.673 kelime
- 3 Bölüm 32.407 kelime
- 4 Bölüm 4962 kelime
- 5 Bölüm 5965 kelime
- 6 Bölüm 62.026 kelime
- 7 Bölüm 71.037 kelime
- 8 Bölüm 81.537 kelime
- 9 Bölüm 91.955 kelime
- 10 Bölüm 101.134 kelime
- 11 Bölüm 111.342 kelime
- 12 Özel bölüm991 kelime
- 13 Bölüm 121.032 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Bölüm 131.100 kelime
- 15 Bölüm 142.269 kelime
- 16 Bölüm 151.786 kelime
- 17 Özel bölüm1.432 kelime
- 18 Bölüm 161.906 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yetimhane Reviri — Günümüz
Sevgi Hanım, odasındaki küçük revir köşesinde Emir Kağan’ı yüksek bir sandalyeye oturtmuş, yanı başındaki Günay’ın da kucağındaki sarman kediyle birlikte yanında durmasını sağlamıştı. Masadaki pamuk ve batanat kutusunu açarken gözleri hâlâ nemliydi.
Emir Kağan, bacaklarını sallayarak dimdik oturuyordu. Sevgi Hanım ıslak pamukla patlayan dudağının kenarındaki kurumuş kanı yavaşça silerken minik adam gözünü bile kırpmadı, gıkını çıkarmadı.
— "Canın acırsa söyle güzel oğlum," dedi Sevgi Hanım yumuşak bir sesle.
Emir Kağan başını iki yana salladı, sesi o tatlı peltekliğiyle ama sarsılmaz bir kararlılıkla çıktı:
— "Acımıyoy Sevgi Teyze. Babam bana 'Askeyler acıyı hissetmez, acıyı yener' deyseydi."
Günay hemen söze girdi. Kucağındaki yavru kedinin başını okşarken kocaman gözleriyle Sevgi Hanım’a baktı:
— "Mən dedim axı size, Emir Kağan çox cəsurdur! O olmasaydı, o uşaqlar pişiyi vuracaqdılar. Mən onu silib təmizləyərəm, Sevgi xanım, siz narahat olmayın."
Sevgi Hanım ikisinin de bu olgunluğuna, aralarındaki bu çelikten bağa bakıp tebessüm etti. Emir Kağan’ın dudağına batikon sürüp küçük bir bant yapıştırdı, ardından elindeki sıyrığı temizledi. İki çocuğu da al alınlarından öptü.
— "Siz benim gördüğüm en yürekli iki kahramansınız," dedi Sevgi Hanım. "Şimdi burada bekleyin, ben amcanızı arayayım. Yoksa habersiz kalırsa bu yetimhaneyi ayağa kaldırır."
O sırada karargâhtaki odasında Hakan ile birlikte Anubis’in Mısır yapılanmasına ait kriptolu haritaları inceleyen Ateş, masanın üzerindeki telefonunun çalmasıyla irkildi. Ekranda "Müdür Sevgi Hanım" yazısını görünce yüreği ağzına geldi. Yeğenine bir şey oldu korkusuyla telefonu saniyesinde açtı:
— "Sevgi Hanım! Bir şey mi oldu? Emir Kağan iyi mi?!"
Sevgi Hanım telefonun diğer ucundan kıkırdayarak yanıt verdi:
— "Sakin ol Ateş Komutanım, sakin ol... Yeğenin gayet iyi. Hatta iyi olmaktan da öte, bugün burada büyük bir operasyon yönetti!"
Ateş şaşkınlıkla kaşlarını çattı. Masadaki haritadan başını kaldırıp Hakan’a 'dur' işareti yaptı:
— "Operasyon mu? Nasıl yani?"
Sevgi Hanım, bahçede yaşananları; büyük çocukların yavru bir kediye ve Günay’a saldırmasını, Emir Kağan’ın tek başına dört çocuğun üzerine bir kurt gibi atlayıp "Ona dokunan yanar!" diyerek ikisini de nasıl koruduğunu tek tek anlattı.
Ateş dinledikçe göğsü kabardı. Zümrüt yeşili gözlerinden süzülen tek damla yaş, masadaki görev haritasının üzerine damladı. Bir yandan ağlarken bir yandan dudaklarından devasa bir gurur tebessümü yayıldı.
— "Abimin oğlu..." diye fısıldadı Ateş, sesi gururdan titreyerek. "Cesur abimin aslanı... Tıpkı babası gibi. Kendi küçük ama yüreği dağ gibi!"
— "Dudağı hafif çizildi ama maşallahı var, amcası," dedi Sevgi Hanım. "Günay da yanından bir an bile ayrılmıyor. O minik kediyi de revire aldık, ikisi beraber başucunda nöbet tutuyorlar."
Ateş derin bir nefes aldı. İçindeki o intikam ateşi, yeğeninin bu aslan gibi duruşuyla biraz olsun soğumuş, yerini sarsılmaz bir inanca bırakmıştı.
— "Sevgi Hanım... Onlara iyi bakın. Akşama doğru Şimşek Timi ile yanlarındayım. O küçük kahramana ve onun koruduğu o güzel kızı alnından öpmeye geleceğim."
Telefonu kapattıktan sonra Ateş, yanında duran Hakan’a baktı. Hakan da duymuş, yüzünde kocaman bir tebessüm belirmişti.
Ateş masadaki F-16 kaskını eline aldı, gözlerindeki o öldürücü ışık yeniden belirdi:
— "Duyduğun mu Hakan? Aslanımız orada yuvasını ve sevdiklerini koruyor. Şimdi sıra bizde. Mısır’daki o Anubis itlerinin tepesine öyle bir çökeceğiz ki, o iki yetimin ahı hepsini cehenneme sürükleyecek!"
Ateş ve Şimşek Timi, havanın kararmaya başladığı saatlerde iki siyah araçla yetimhanenin nizamiyesinden içeri girdi. Araçların kapıları aynı anda açıldı; jilet gibi üniformaları, heybetli duruşları ve gözlerindeki o hem gururlu hem de kederli ışıkla askerler bahçeye adım attı.
Sevgi Hanım, çocukları revir odasından çıkarıp bahçedeki ahşap çardak alanına getirmişti. Kucaklarında kutudan bozma bir yuvada uyuyan o minik sarman kedi vardı.
Emir Kağan, amcasını ve timi gördüğü an gözleri parladı. Bacakları elverdiğince hızlı adımlarla koşmaya başladı:
— "Ateş amca! Balyoz amca!"
Ateş, daha yeğeni yanına varmadan dizlerinin üzerine çöktü, kollarını iki yana açtı. Emir Kağan bir fırtına gibi amcasının boynuna sarıldı. Ateş, minik adamı kucağına alıp kokusunu içine çekerken gözlerini sımsıkı kapattı. Yanağındaki o küçük banta, kanayan dudağının kenarına dokundu.
— "Benim aslanım..." dedi Ateş, sesi boğuklaşarak. "Duyduklarım doğru mu paşam? Yuvayı da, Günay’ı da, o minik canı da aslanlar gibi korumuşsun."
Emir Kağan başını dik tuttu. Göğsündeki o minik elini bastırıp amcasının gözlerinin içine baktı. Sesi, ortamdaki tüm askerlerin yüreğini dağlayacak kadar duru ve net çıktı:
— "Babam bana hep 'Cesur adamlar sevdiklerini koyuyay, korkaklay kaçay' deyseydi amca... Ben babamın ve annemin adını yere düşürmedim. Onlay cennetten bakıyoydu, gördüley değil mi?"
Murat "Balyoz" Başçavuş öne fırladı. Dev gibi gövdesiyle eğilip Emir Kağan’ın ve yanlarına gelen Günay’ın başını okşadı. Göz pınarlarından akan bir damla yaşı çaktırmadan elinin tersiyle sildi:
— "Gördüler aslanım, gördüler... Baban Cesur Üsteğmen de, anan Gül Komutan da seninle gurur duyuyor. Sen bugün tam bir Çelik gibi durdun!"
Günay, kucağındaki kedi kutusunu Nur’a gösterip o tatlı Azerbaycan Türkçesiyle konuştu:
— "Bakın Nur abla, bu bizim kurtardığımız kedi. Emir Kağan olmasaydı ona vuracaqdılar. Ama Emir Kağan 'Babamın adı Cesur' dedi, hiçbirinden qorxmadı!"
Nur dayanamayıp iki çocuğu da kucakladı, gözyaşları içinde ikisini de öptü:
— "İki güzel yürek... Sizin babalarınız bu vatanın en büyük kahramanlarıydı. Onların ruhu sizinle yaşıyor."
Bahçedeki ulu çam ağacının altına geçip oturduklarında, ortamda hem bir yasın hem de sarsılmaz bir bağın izleri vardı.
Ateş, cebinden çıkardığı küçük bir kadife kese içinden iki eşyayı çıkardı: Cesur’un arazide kullandığı komando bıçağının kınındaki küçük bröve ve Gül’ün üniformasından çıkarılmış ay yıldızlı peç.
Ateş, bröveyi Emir Kağan’ın yakasına, peçi ise Günay’ın montunun göğsüne özenle taktı.
— "Bakın çocuklar," dedi Ateş, sesi çelik gibi kararlı ama bir o kadar şefkatliydi. "Bu amcanız, bu teyzeleriniz, bu amcalarınız... Biz nefes aldığımız sürece babanız Cesur’un ve anneniz Gül’ün adı bu topraklarda hiç unutulmayacak. Onlar sadece sizin değil, bu vatanın da kahramanlarıydı."
Emir Kağan, göğsündeki bröveye dokundu. Boynunda asılı duran anne ve babasının künyelerini eline alıp Günay’a uzattı. İki çocuk künyeleri birlikte tuttu.
Emir Kağan fısıldadı:
— "Biz büyüyünce de babamla annemi hep anlatacağız değil mi Günay?"
Günay, kocaman siyah gözleriyle Emir Kağan’ın gözlerinin içine baktı, elini sıkıca tuttu:
— "Əlbəttə balam... Biz onların adını sonsuza qədər yaşatacağıq. Sən onların cəsur oğlusan, mən də senin yanında olacam."
Burak, Kadir ve Kerem yan yana dizilmiş, bu iki minik bedenin arasındaki o devasa sadakate ve şehitlerin mirasına saygıyla bakıyorlardı. Ateş ayağa kalktı, gökyüzüne, yıldızlara baktı.
Dudaklarından şu sözler döküldü:
— "Mekânınız cennet olsun Cesur’um, Gül’üm... Aslanınız güvende, emanetiniz başımızın üstünde. Kanınız yerde kalmayacak, adınız sonsuza dek çınlayacak!"
O gece yetimhanenin soğuk bahçesi, iki şehidin anısıyla ve geride bıraktıkları bu iki minik yüreğin geleceğe yaktığı o sarsılmaz ışıkla ısındı.
Bölüm etkileşimi
