Bölüm 10

Yazar: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: Bölüm 10

Çocuk yuvasının yüksek, soğuk duvarları arasında geçen ilk günler, Emir Kağan’ın o minik kalbi için oldukça ağır ve alışılması zor bir imtihandı. Evdeki o şen şakrak havadan, annesinin sıcak kucağından ve babasının koruyucu gölgesinden sonra buradaki kuralcı, sessiz ve yabancı atmosfer küçük adamı iyice içine kapatmıştı.

Ancak kader, Çelik ailesinin bu minik ferdine o soğuk binanın içinde beklenmedik iki güzel gönül kapısı açtı.

Sevgi Hanım ve Azerbaycanlı Günay.

Yuvaya addım attığı ilk günden itibaren Emir Kağan’daki o farklı duruşu, askeri terbiyenin getirdiği vakurluğu ve gözlerindeki o derin hüznü fark eden biri vardı: Kurum Müdürü Sevgi Hanım.

Sevgi Hanım, uzun yıllardır kimsesiz çocuklara anne şefkatiyle yaklaşan, tecrübeli ve altın gibi bir kalbe sahip kadındı. Cesur ve Gül Üsteğmen’in kahramanca şehadetini haberlerden biliyor, bu minik emanetin üzerine titriyordu. Emir Kağan’ı kendi odasına çağırır, ona en sevdiği kurabiyelerden ikram eder, babasının ve annesinin ne kadar büyük birer kahraman olduğunu anlatarak minik kalbine merhem olmaya çalışırdı. Emir Kağan da zamanla Sevgi Hanım’ın yanında kendini güvende hissetmeye, onun uzattığı şefkat eline tutunmaya başladı.

Ama Emir Kağan’ın bu yurttaki en büyük dayanağı ve sırdaşı, yatakhanede yan odada kalan Günay oldu.

Günay, Azerbaycanlı şehit bir askerin 6 yaşındaki kızıydı. Karabağ’da babasını kaybettikten sonra akrabaları tarafından Türkiye’ye getirilmiş, yaşanan hukuki karmaşalar yüzünden geçici olarak bu yuvaya yerleştirilmişti. Kocaman siyah gözleri, sırma gibi saçları ve o tatlı Azerbaycan Türkçesiyle yuvanın sessiz ama bir o kadar da dik duruşlu kızıydı.

Bir öğleden sonra yuvanın bahçesinde, köşe başındaki bankta tek başına oturan Emir Kağan’ın yanına yaklaşan ilk kişi Günay oldu. Elindeki o annesinden kalan resme bakıp ağlayan minik adama doğru yürüdü, yanına oturdu.

O tatlı ve samimi şivesiyle fısıldadı:
— "Niye ağlayırsan balam? Resimdeki senin atanla anandır?"

Emir Kağan, gözyaşlarını minik eliyle silip başını salladı. Sesindeki o tatlı pelteklikle yanıt verdi:
— "Evet... Onlay cennete gitti. Beni de buyada unuttulay..."

Günay, kendi küçük yüreğindeki devasa acıyı hatırlayarak gülümsedi. Minik elini Emir Kağan’ın omzuna koydu. Sesindeki o sarsılmaz kardeşlik bağıyla konuştu:
— "Mənə bax... Ağlama. Onlar səni unutmayıblar ki! Mənim də atam şəhiddir, Qarabağda qaldı... Onlar indi göydə bizə baxırlar. Sən tək deyilsən, mən varam!"

O günden sonra iki şehit çocuğu birbirine adeta çelikten bir halatla bağlandı. Bahçede beraber oynuyor, yemekhanede yan yana oturuyor, Günay Emir Kağan’ın tabağındaki yemekleri bitirmesine yardım ediyordu. Günay ona Azerbayca masalları anlatıyor, Emir Kağan da ona amcası Ateş’i ve F-16’ları anlatıyordu. Yuvanın o soğuk koridorları, bu iki minik yüreğin masum dostluğu ve Sevgi Hanım’ın kanatları altında biraz olsun ısınmaya başlamıştı.

Dışarıda ise zaman adeta durmuştu. Ateş Üsteğmen, bürokrasinin o hantal çarklarını kırmak için kapı kapı geziyor, mahkemeden vasilik kararını alabilmek için avukatlarla sabahlıyordu. Şimşek Timi de amcasını bir an bile yalnız bırakmıyordu.

Bir akşamüstü, ziyaret saatleri bitmiş olmasına rağmen yuvanın nizamiyesine siyah bir SUV yanaştı. Araçtan inen Ateş, Nur ve Murat Başçavuş, nizamiyedeki görevliye durumlarını anlatsalar da resmi kurallar gereği içeri alınmadılar.

O an durumu haber alan Müdür Sevgi Hanım bizzat kapıya kadar geldi. Karşısındaki üniformalı askerlerin gözlerindeki o evlat hasretini ve koruyucu ateşi görünce, bürokratik engelleri bir kenara bırakmaya karar verdi.
— "Normalde ziyaret saatleri bitti komutanım," dedi Sevgi Hanım yumuşak bir sesle. "Ama bir şehit emanetine gösterdiğiniz bu vefaya kapımı kapatamam. Buyurun içeri."

Ateş ve tim, Sevgi Hanım’ın odasına geçtiklerinde, koltukta yan yana uyuklayan iki çocuğu gördüler. Emir Kağan, başını Günay’ın omzuna koymuş, Günay ise koruyucu bir abla gibi kolunu minik adamın etrafına sarmıştı.

Ateş’in gözleri nemlendi. Yavaşça yaklaşıp yeğeninin saçlarını koklayarak öptü. Nur ise Günay’ın üzerini örterken fısıldadı:
— "Görüyorsun değil mi komutanım? Yalnız bırakmamış Rabbim bizim afacanı..."

Ateş, Sevgi Hanım’a dönüp şükran dolu bir bakış attı:
— "Hocam... Bu kız kimdir?"

Sevgi Hanım, Günay’ın hikayesini ve Karabağ şehidinin kızı olduğunu anlatınca Ateş’in gözlerinde bambaşka bir ışık yandı. Eğilip hem yeğeninin hem de Günay’ın alnından öptü.

Sevgi Hanım’ın odasındaki o duygu dolu buluşma ve gecenin ilerleyen saatlerinde yaşananlar, hikâyenin dokusuna tam oturacak şekilde şu şekilde gerçekleşti:
Ateş, Nur ve Murat Başçavuş, Sevgi Hanım’ın odasının kapısını yavaşça araladıklarında karşılaştıkları tablo, salondaki tüm askerlerin yüreğindeki o amansız ateşe damla damla su serpti.

Koltukta yan yana kıvrılmış uyuyan iki küçük beden vardı. Günay, küçücük kollarıyla Emir Kağan’ı korur gibi sarıp sarmalamıştı. Annesinin ve babasının yokluğuyla dünyası kararan Emir Kağan ise aradığı o güvenli limanı, bu Azerbaycanlı minik kızın dizinde bulmuşçasına derin ve huzurlu bir uykuya daldı.

İki şehit çocuğu... Biri Türk Silahlı Kuvvetleri’nin efsanevi subayları Cesur ve Gül Çelik’in; diğeri Karabağ’da aziz vatan toprağına kanını akıtmış Azerbaycanlı bir yiğidin emaneti. Bugün yuvanın soğuk köşesinde birbirinin gözyaşını silen bu iki minik el; yıllar sonra iki ülkenin, iki kahraman ailenin kaderini ve hayatlarını sonsuza dek birleştirecek o sarsılmaz aşkın ilk kıvılcımıydı. Onlar henüz çocuktu; ama ruhlarına kazınan bu şehadet ve yetimlik bağı, gelecekte bir ömür sürecek dev bir sevdaya ve yıkılmaz bir yuvaya dönüşecekti.

Ateş, dizlerinin üzerine çöküp iki çocuğun uyuyan yüzlerine uzun uzun baktı. Yavaşça uzanıp önce Emir Kağan’ın alnını öptü. Ardından Günay’ın üzerini örten battaniyeyi özenle düzelterek minik kızın saçlarını okşadı.

Sevgi Hanım, arkada duran Ateş’in gözlerindeki o derin acıyı ve şefkati görünce gözyaşlarını silip alçak bir sesle konuştu:
— "Günay buraya geldiğinden beri ilk defa bu kadar huzurlu uyuyor Ateş Komutanım. Emir Kağan geldiği ilk gün Günay onun elini tuttu... 'Mən senin bacınam, qorxma' dedi. O günden beri bir an bile ayrılmıyorlar. Birbirlerinin yarasına merhem oldular."

Ateş başını ağır ağır salladı. Sesi kısık ama içten gelen bir minnetle doluydu:
— "Sevgi Hanım... Bu kız benim abimin ve yengemin emanetine sahip çıktı. Benim gözümde o da bu ailenin bir ferdidir artık. Emir Kağan buradayken Günay da onun koruyucu meleğidir. Büyüdüklerinde ne olur, kader onları nereye taşır bilinmez ama ben hayatta olduğum sürece Günay’ın da, Emir Kağan’ın da arkasındaki dağ ben olacağım."

Nur, kenarda gözyaşlarını silerken Murat Başçavuş babacan bir tavırla öne çıkıp Sevgi Hanım’a baktı:
— "Hocam, bu iki evladımızın da kılına zarar gelmeyecek. Şimşek Timi olarak her gün buradayız. Devriye saatlerimizi de, nöbetlerimizi de bu yuvanın etrafına kaydırıyoruz. Anubis denen o şerefsizlerin gölgesi bile bu duvarlara yaklaşamayacak."

Sevgi Hanım içtenlikle gülümsedi: "Gözüm arkada değil komutanım. Onlar burada bana, dışarıda size emanet."

Ateş ve tim, yuvanın kapısından çıkıp geceye karıştıklarında, havadaki acı yerini buz gibi bir intikam kararlılığına bırakmıştı.

Arabaya bindiklerinde Hakan tabletini açtı. Ekrandaki karmaşık kodlar ve harita verileri, Anubis’in bölgedeki ana hücre evlerinden birini işaret ediyordu.
— "Komutanım," dedi Hakan, sesi bir neşter kadar keskindi. "Sorgudaki adamın verdiği ipuçlarını ve karargahın istihbarat ağını birleştirdim. Anubis’in Türkiye sınırı yakınlarındaki lojistik ve finans sorumlusu olan 'Akrep' lakaplı adamın yeri tespit edildi. İki gün sonra sınırdan kaçış planı var."

Ateş, dikiz aynasından arkada oturan Şimşek Timi’ne baktı. Murat Başçavuş şarjörünü kontrol ediyor, Burak ve Kadir silahlarını hazırlıyordu.

Ateş’in gözlerinde F-16 kokpitindeki o öldürücü odaklanma yeniden belirdi:
— "Görüyorsunuz değil mi beyler? Yeğenim bir yuvada uyanıyor, abimle yengem toprağın altında yatıyor. Bu gece yas bitti. Hakan, adresi çıkar. Şimşek Timi ve Havacılar olarak o Akrep denen iti ininde basacağız. Abimin de, Gül yengemin de, o iki yetim çocuğun da hesabını tek tek soracağız!"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

32okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…