Bölümler 18Şu an: Bölüm 13
- 1 Bölüm 11.858 kelime
- 2 Bölüm 21.673 kelime
- 3 Bölüm 32.407 kelime
- 4 Bölüm 4962 kelime
- 5 Bölüm 5965 kelime
- 6 Bölüm 62.026 kelime
- 7 Bölüm 71.037 kelime
- 8 Bölüm 81.537 kelime
- 9 Bölüm 91.955 kelime
- 10 Bölüm 101.134 kelime
- 11 Bölüm 111.342 kelime
- 12 Özel bölüm991 kelime
- 13 Bölüm 121.032 kelime
- 14 Bölüm 131.100 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 Bölüm 142.269 kelime
- 16 Bölüm 151.786 kelime
- 17 Özel bölüm1.432 kelime
- 18 Bölüm 161.906 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yetimhanenin koridorları, öğleden sonranın dinginliğinde her zamanki sessizliğine bürünmüştü. Ancak zemin kattaki dinlenme odasının aralık kapısından dışarıya yükselen cıvıl cıvıl bir melodi, bu dinginliği bir anda dağıttı.
Eskitme ahşap konsolun üzerindeki emektar radyoda, neşeli ritmiyle insanı anında içine çeken hareketli bir Ankara oyun havası çalıyordu.
İçeride ise iki minik beden, ritme tamamen kaptırmış halde hür bir neşeyle dönüp duruyordu.
Emir Kağan, babası Cesur’dan genlerine kazınmış o özgüvenli duruşla kollarını iki yana açmış, minik ayaklarını yere tıkır tıkır vuruyordu. Karşısında ise Günay, eteğini iki eliyle hafifçe tutup o Azerbaycanlı zarafetini oyun havasının coşkusuyla birleştirmiş, etrafında fırıldak gibi dönüyordu. İki şehit çocuğunun kederli yüzlerinde, günlerdir ilk kez böylesine katıksız, ışıl ışıl bir tebessüm açmıştı.
Tam o sırada koridordan geçen Müdür Sevgi Hanım, odadan gelen seslerle duraksadı. Aralık kapıdan içeri baktığında gördüğü tablo karşısında gözleri nemlendi, yüzüne kocaman bir hayranlık yayıldı. O an zihninde şimşek gibi bir fikir çaktı:
— "İşte bu..." dedi kendi kendine fısıldayarak. "Bu çocukların yüreğindeki o karanlığı söküp atacak, buradaki her evlada umut olacak şey tam olarak bu!"
Sevgi Hanım içeri adımını attı, radyonun ritmine tempoyla el çırparak katıldı:
— "Maşallah benim güzel evlatlarıma! Çocuklar, harikasınız! Aklıma ne geldi biliyor musunuz? Yakında yuvamızın kuruluş yıldönümü var. Bütün protoköl, askerlerimiz, amcanız Ateş ve Şimşek Timi buraya gelecek. Size özel bir gösteri hazırlayalım mı? Bahçede koca bir sahne kuralım, siz de bu güzel oyununuzla en önde olun, ne dersiniz?"
Emir Kağan gözlerini kocaman açıp heyecanla zıpladı:
— "Ateş amcam ve Balyoz amcam da izleyecek mi Sevgi Teyze?!"
— "Hem de en ön sıradan izleyecekler paşam!" dedi Sevgi Hanım gülerek.
Günay da coşkuyla el çırptı: "Mən de daha gözəl oynayacam, söz verirəm!"
İki çocuk radyodaki melodinin ritmiyle yeniden birbiri etrafında dönmeye, kollarını kaldırıp karşılıklı oynamaya devam ederken... Sesler yavaşça yankılanıp geçmişin o unutulmaz, aydınlık gününe doğru süzüldü.
Flashback — Yıllar Önce: Kara Kuvvetleri Devre Arkadaşının Düğünü
Aynı ritim, aynı coşkulu Ankara oyun havası... Ama bu kez ışıl ışıl süslenmiş büyük bir düğün salonunun pistinde çınlıyordu.
Salondaki tüm gözler, pistin ortasında karşılıklı oynayan o efsanevi çiftin üzerindeydi: Üsteğmen Cesur Çelik ve Üsteğmen Gül Çelik.
Cesur, üzerindeki şık koyu renk takım elbisesiyle tam bir bordo bereli heybeti sergiliyor; kollarını iki yana açmış, karısının gözlerinin içine bakarak yere sağlam adımlarla basıyordu. Yüzündeki o muazzam gurur ve aşk, salonu aydınlatmaya yetiyordu.
Karşısındaki Gül ise zarafetiyle göz kamaştırıyordu. Haki yeşili şık abiyesiyle hafifçe süzülüyor, kocasının adımlarına aynı estetik ve cesaretle karşılık veriyordu. İki silah arkadaşı, iki sevdalı yürek pistte adeta bir fırtına gibi estiriyordu.
Pistin kenarında duran Ateş, elinde meyve suyu bardağıyla Murat Başçavuş’a dirsek attı:
— "Bak bak... Bordo bereli operasyonda böyle sızmıyor he hedefin üstüne! Ağabeyime bak, yengemin karşısında nasıl da yumuşuyor çelik gibi adam!"
Murat Başçavuş babacan bir kahkaha attı:
— "Kes sesini deli oğlan! Onlar vatanı korurken de böyle omuz omuza, oynarken de... Mükemmel bir çiftler, maşallah de!"
Gül, oyunda bir adım öne çıkıp Cesur’un etrafında bir tur döndü. Cesur eğilip karısının kulağına doğru tutkuyla fısıldadı:
— "Seni çok seviyorum Üsteğmenim... Bu dünyada da, ahirette de seninle oynamaya, seninle yan yana durmaya doyamam ben."
Gül, kocasının gözlerinin içine bakıp içtenlikle gülümsedi:
— "Ben de seni Cesur’um... Ömrümün sonuna kadar senin adımlarına eşlik edeceğim."
İki kahraman subay, alkışlar ve tezahüratlar arasında ritimle karşılıklı oynamaya devam ederken, salondaki o neşeli an sonsuzluğa mühürlenmişti...
Günümüz — Yetimhane Dinlenme Odası
Radyodaki şarkı son notalarıyla yavaşça biterken, zaman tekrar günümüze döndü.
Emir Kağan, oyunun son hamlesinde tıpkı babası Cesur gibi kollarını açıp durdu. Günay ise tıpkı Gül gibi zarafetle eğilerek selam verdi.
İki minik çocuk nefes nefese kalmış, birbirlerine bakıp gülümsüyorlardı. Bilmeden, farkında olmadan, genlerinde taşıdıkları o asil mirası, anne ve babalarının ruhunu o küçük odada yeniden yaşatmışlardı.
Sevgi Hanım ikisini de gözyaşları içinde bağrına bastı:
— "Siz yalnız değilsiniz çocuklar... Onların ışığı sizin üzerinizde parlıyor."
Gösteri günü gelip çattığında, yetimhanenin geniş bahçesine kurulan sahne bayraklarla ve renkli ışıklarla donatılmıştı. Protokol koltuklarının en ön sırasında, göğüsleri madalyalarla kaplı resmi tören üniformaları içinde Ateş Üsteğmen ve Şimşek Timi eksiksiz yerini almıştı. Murat Başçavuş, Hakan, Burak, Kadir, Kerem ve Nur... Hepsinin duruşu bir dağ gibi vakur, gözleri ise sahnenin arkasındaki heyecanlı minik bedenlerdeydi.
Sahnede ışıklar hafifçe kararıp hoparlörlerden o tanıdık, neşeli Ankara oyun havasının ritmi yükselmeye başladığında tüm bahçe bir anda sessizliğe büründü.
Sahneye ilk adımı alan Emir Kağan oldu. Üzerinde minik bir efe yeleği, göğsünde ise babası Cesur'un ve annesi Gül'ün künyeleri parıldıyordu. Karşısından ise siyah sırma saçları, üzerindeki al bezemeli elbisesi ve zarafetiyle Günay süzüldü.
İki çocuk, tıpkı provada yaptıkları gibi ritmin yükseldiği an birbirlerine baktılar. Emir Kağan kollarını iki yana açıp tıkır tıkır adımlarla yere basarken, Günay onun etrafında süzülerek oynamaya başladı.
Gözlerdeki Yaş, Yürekteki Yangın
En ön sırada oturan Ateş’in boğazı düğüm düğüm oldu. Gözleri sahnedeki yeğenine takılıp kaldığında, zihninde aniden yıllar önceki o düğün gecesi canlandı. Ağabeyi Cesur ile yengesi Gül’ün karşılıklı oynayışları, Cesur’un o gururlu duruşu ve Gül’ün zarafeti...
Emir Kağan’ın kaş çatışı, kollarını açışı ve adımları birebir Cesur’du. Günay’ın bakışlarındaki o dik duruş ise Gül’ün tıpkı kendisiydi.
Ateş, yanındaki Murat Başçavuş’un omzunun hafifçe titrediğini fark etti. Dev gibi adam, mendiliyle gözlerini silmeye çalışıyor ama başını bir an bile sahneden ayırmıyordu.
— "Görüyor musun Balyoz?.." diye fısıldadı Ateş, sesi çatılaya çatılaya. "Sanki onlar oynuyor sahnede... Cesur’la Gül ölmedi ki Balyoz, baksana şunlara..."
Murat Başçavuş yutkunmaya çalıştı, babacan sesiyle fısıldadı:
— "Ölmediler komutanım... Kanları da, ruhları da o evlatta yaşıyor. Bak şu aslan parçasına, babasının adımlarını basıyor toprağa!"
Nur ise yanlarında gözyaşlarına hâkim olamıyor, elini kalbine bastırmış sahnedeki bu iki masum şehit evladını izliyordu. Hakan ve Burak, gururla kenetledikleri elleriyle ritme tempo tutuyorlardı.
Oyun havasının en coşkulu yerinde Emir Kağan, tıpkı babasının geçmişte yaptığı gibi bir adım öne çıkıp Günay’ın önünde diz vurdu. Sol elini göğsündeki künyelerin üzerine bastırdı, sağ elini ise Günay’ın uzattığı minik ele uzattı.
Günay, o tatlı Azerbaycan Türkçesiyle oyunun ritmi arasında alçak sesle Emir Kağan’a fısıldadı:
— "Mənə bak balam... Hamı bize baxır. Ananla atan da göydən bizi izləyir."
Emir Kağan başını kaldırdı, gözleri en önde gözyaşları içinde kendisini izleyen amcası Ateş ile birleşti. Minik göğsünü kabarttı.
Müzik son vuruşla biterken, Emir Kağan ve Günay kollarını açıp seyircilere doğru selam verdiler.
O an bütün bahçe ayağa kalktı. Protokol üyeleri, Sevgi Hanım ve tüm yetimhane çocukları alkış yağmuruna başladı. Ama ilk ayağa fırlayan, gözlerinden gurur yaşları süzülerek el çırpan Ateş ve Şimşek Timi oldu.
Ateş, protokolden sıyrılıp sahneye doğru adımladı. Emir Kağan sahne kenarından amcasının kucağına atladı. Ateş, yeğenini göğsüne basıp kokusunu içine çekerken, diğer eliyle de Günay’ın başını okşadı.
— "Sizinle gurur duyuyorum..." dedi Ateş, ikisinin de alınlarından öperek. "Babanız da, anneniz de sizinle gurur duyuyor!"
Sahnede ışıklar altında birbirine sarılan bu aile, şehitlerin geride bıraktığı en kutsal mirasın; sevginin, cesaretin ve sarsılmaz bir geleceğin simgesi olarak o gece hafızalara kazındı.
Bölüm etkileşimi
