BİR MAHALLE MASALI kitap kapağı

20. bölüm / 24

BİR MAHALLE MASALI

17. Bölüm Saklanan Gözyaşları

Vaveyla Yazarı: Kayıp Hayaller

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: 17. Bölüm Saklanan Gözyaşları

17. Bölüm SAKLANAN GÖZYAŞLARI

Sabah gözlerimi açtığımda odanın içi çoktan aydınlanmıştı. Perdenin arasından sızan güneş yüzüme vuruyor, ben ise hâlâ yatağın sıcaklığından vazgeçmek istemiyordum. Birkaç saniye tavana boş boş baktıktan sonra bugün kızlarla buluşacağımız aklıma geldi.
Bir anda uykum açılmıştı.
Yataktan fırlayıp üstümü giyindim. Saçlarımı hızlıca toparladım, aynada kendime şöyle bir baktıktan sonra telefonu elime aldım. Kızların grubuna girdiğimde, sabahın bu saatinde bile mesajlaşmaya başlamış olduklarını gördüm. Ben de hiç düşünmeden yazdım:
Ben: “Ne zaman geliyorsunuz kızlar?”
Mesajı gönderir göndermez Zeynep’ten cevap geldi.
Zeynep: “Önce bir günaydın deseydin güzelim, ne bu acelen?”
Ekrana bakıp gözlerimi devirdim. Daha sabahın köründe bile laf sokmayı başarıyordu. Tam cevap yazacaktım ki Elif araya girdi.
Elif: “Günooooo aşkılarım! Zeynep, kız belki acıkmıştır.”
Elif’in o uzata uzata yazdığı “günooooo”sunu görünce istemsizce güldüm. Onun enerjisi gerçekten sabahın yedisinde bile aynıydı. İnsan nasıl bu kadar neşeli olabilirdi, anlamıyordum. Ardından Umay’ın mesajı geldi.
Umay: “Günadınnnnn! Ben uyandım, kızları bekliyorum.”
Telefonu elimde tutup kısa bir kahkaha attım.
“Ben daha yeni uyandım, kızlar çoktan toplanmış,” diye geçirdim içimden.
Tam o sırada Aslı da konuşmaya dahil oldu.
Aslı: “Kanka, mesaj attığına göre uyanmışsındır. 😁”
Umay’ın cevabı saniyesinde geldi.
Umay: “Aslı ya, sen de bana mı sardın?”
Aslı’nın vereceği cevabı daha okumadan ne yazacağını tahmin eder gibiydim. Nitekim yanılmadım.
Aslı: “Ne yapayım aşkım? Benim kimim var?”
Bir an ekrana bakakaldım. Sonra kahkahayı patlattım. Telefon ekranından yükselen mesajlara bakarken yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Bugün kesinlikle sakin geçmeyecekti.
Kızlar, yaklaşık yarım saat içinde geleceklerini yazmışlardı. Mesajları görünce daha fazla oyalanmadan yataktan kalktım. Üstümü giyinip saçlarımı da hızlıca toparladıktan sonra telefonumu elime alıp odadan çıktım.
Merdivenlerden aşağı inerken evin sessizliği dikkatimi çekti. Salona girdiğimde annemi her zamanki yerinde, koltuğa kurulmuş çayını içerken buldum.
Yüzümde küçük bir gülümseme belirdi.
Sessizce koltuğun arkasına geçtim ve eğilip yanağına bir öpücük kondurdum.
Annem bir anda irkilip elindeki çay bardağını dikkatlice sehpanın üzerine bıraktı.
“Allah Allah! Öyle sessiz mi gelinir Selen? Korkuttun beni kızım.”
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Bir kez daha yanağına küçük bir öpücük bırakıp koltuğun arkasından çıktım ve yanına oturdum.
“Tamam, tamam. Korkma gülüm,” dedim gülümseyerek. “Evde başka kim olabilir ki seni öpecek? Günaydın anneciğim.”
Annem bana şöyle bir baktı. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluşurken başını iki yana salladı.
“Sabah sabah dilin de pek çalışıyor maşallah.”
Kahkaha atarak başımı omzuna yasladım.
“Sen beni böyle yetiştirdin ama.”
“Ben nerede böyle bir kız yetiştirdim?” dedi, çayından bir yudum alırken.
“Burada,” dedim hemen. “Bak, karşında oturuyor.”
Annem bu kez gerçekten güldü. Salonun içini onun sıcak kahkahası doldururken, ben de başımı omzundan kaldırıp saate baktım. Kızların gelmesine çok az kalmıştı. Annem çayından bir yudum aldıktan sonra bana dönüp kaşlarını kaldırdı.
“Zevzekliği kes de kızlar ne zaman geliyor?”
Şaşkın bir ifadeyle elimi göğsüme götürdüm.
“Çok ayıp anneciğim. İnsan kızına hiç öyle der mi?”
“Kız annesini korkutuyorsa der,” dedi hiç istifini bozmadan. Ardından tekrar sordu: “Ee, ne zaman geliyorlar?”
Gülümseyerek omuzlarımı silktim.
“Bir on dakikaya burada olurlar.”
“İyi o zaman. Onlar gelsin, selamlaşıp karşıya geçeyim,” dedi.
Bir an duraksadım.
“Anne…”
“Efendim?”
“Ben bunca zamandır yanlış bir şey söylüyormuşum, kimse de beni düzeltmemiş.”
Annem kaşlarını çattı.
“Neyi yanlış söylüyorsun da düzeltmiyorlar?”
Başımı ona doğru çevirip ciddi bir ifadeyle baktım.
“Anne, karşı komşumuzun adı ne?”
Annemin yüzündeki ifade bir anda değişti. Sanki ne demek istediğimi anlamıştı.
“Haa… o mesele,” dedi.
Gözlerimi kocaman açtım.
“Sende mi anne ya?”
Annem gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
“Ne yapayım? Sultan teyze düzeltmemizi istemedi.”
“Nasıl yani?”
“Bir arkadaşını anımsatıyormuşsun. O da birilerinin ismin hep karıştırıyormuş”
Bir an öylece kaldım.
“Ben de o yüzden…”
“Evet,” dedi annem başını sallayarak. “Sen her ‘Şükran teyze’ dediğinde onun aklına arkadaşı geliyormuş.”
Yüzümü buruşturdum.
“Ama ya…” dedim hafifçe sitem ederek. “Herkesi anlarım da sen benim annemsin. Senin beni uyarman gerekirdi.”
Annem gülümseyerek elini yanağıma götürdü. Parmaklarının sıcaklığını yüzümde hissederken bakışları yumuşadı.
“Yavrum benim… Sen yanlış bir şey yapmadın ki neden seni uyarayım?”
Sonra kısa bir süre sustu.
“Sultan da rica edince bir şey diyemedim. Gözleri dolu dolu rica etti. Galiba o arkadaşını kaybetmiş.”
Annemin sesi son cümlede biraz alçaldı. Bakışları bir anda benden uzaklaşıp salonun penceresine, oradan da sanki çok daha uzak bir yere kaydı. Ben de sustum.
Belki de benim bilmeden söylediğim o isim, onun için yıllardır kapanmayan bir yaranın kapısını aralıyordu.
Biz konuşmaya dalmışken kapının zili çaldı. Kızlar gelmişti. Hemen ayağa kalkıp kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı açtığımda en önde Elif ve Zeynep'i, onların hemen arkasında da Umay ile Aslı'yı gördüm. Derya yoktu. Zaten gruba gelemeyeceğini yazmıştı.
Ama Merve...
Merve hiçbir şey söylememişti. Onda bir gariplik olduğunu hissediyordum. Bunu inkâr edemezdim. Fakat tam olarak ne olduğunu da bilmiyordum. Üstelik bir şey söylemeye hakkım varmış gibi de hissetmiyordum. Sonuçta ben bu mahalleye yeni gelmiştim. Onlarsa aynı sokaklarda büyümüş, çocukluklarından beri birbirlerini tanıyan insanlardı. Kim, yeni gelen birinin sözüne yıllardır tanıdığı arkadaşından daha çok inanırdı ki? Düşüncelerime dalmışken Zeynep gözümün önünde elini salladı.
“Uzaydan Selen... Burada mısın?”
Elif hemen onun yanına sokuldu.
“Ay kız, bizi görünce şoka girdi. Selen kuzum, iyi misin?”
Gülerek başımı salladım.
“Ay kızlar, kusura bakmayın. Anlık daldım.”
Umay kaşlarını kaldırdı.
“Nereye daldın?”
Sonra kapının önünde hâlâ dikildiğimizi fark edip güldü.
“Bizi içeri alacak mısın yoksa kapıda mı kalalım?”
“Yaaa!”
Hemen kenara çekildim.
“Hoş geldiniz kızlar, kusura bakmayın.”
Hepsi sırayla içeri girip bana sarıldı. Son gelen Aslı, sarılırken yanağıma hafifçe vurdu.
“Hoş bulduk.”
Sonra geri çekilip yüzüme baktı.
“İyi misin sen?”
“İyiyim ya. Aklıma bir şey geldi, ondan. Hadi, içeri geçelim.”
Kızlar salona geçtiğinde annem de ayağa kalkmıştı. Hepsi tek tek annemin yanına gidip sarılarak selamlaştılar. Annem de onları karşılayıp gülümseyerek:
“Siz geldiğinize göre ben de Sultan'a geçeyim. Beni bekler. İyi oturmalar kızlar,” dedi.
“Size de anne,” dedim.
Annem kapıya doğru yürürken ben de onu uğurlamak için peşinden gittim. Ayakkabılarını giyip ceketini üzerine geçirirken bana dönüp:
“Dolapta sizin için pişiyle börek yaptım. Isıtıp yersiniz, kızım benim. Bir şey olursa ararsın beni,” dedi.
“Tamam anne.”
“İyi eğlenin.”
“Tamam.”
Annem çıktıktan sonra kapıyı kapatıp salona döndüm. Kızlar çoktan kendi aralarında sohbete başlamışlardı. Ellerimi birbirine vurup:
“Hadi mutfağa. Bize burada oturunca kahvaltı hazırlanmıyor,” dedim.
Umay hemen itiraz etti.
“Şuna bak! Bir hal hatır sorsaydın. Çok mu acıktın?”
“Evet,” dedim hiç düşünmeden. “Hem de çok.”
Hep birlikte gülüşerek mutfağa geçtik. Hava bugün serindi. Pencereden içeri giren hafif rüzgâr, mutfağın perdesini usul usul hareket ettiriyordu. Bir taraftan sohbet ediyor, bir taraftan masayı hazırlıyorduk. Biri tabakları çıkarıyor, biri çayı koyuyor, biri annemin hazırladığı pişileri ısıtıyordu. Kısa süre sonra masa dolmuştu. Kahvaltımızı yapıp uzun uzun sohbet ettik. Sonrasında sofrayı birlikte toparlayıp yeniden salona geçtik. Ama salona oturduğumuzdan beri Aslı ile Zeynep konuyu nasıl gireceklerini bilmiyorlardı. Birbirlerine bakıp duruyor, sonra bakışlarını kaçırıyorlardı. Ben de daha fazla dayanamadım.
“Ben kahve yapayım bari. İyi gider.”
Dördü de aynı anda:
“Tamam!”
deyince gülmeye başladım. Onlara Türk kahvesi yaptım. Kendime de dibek kahvesi hazırladım. Fincanları tepsiye dizip salona götürdüğümde herkes yerini almıştı. Kahvelerimizi içerken kısa süreliğine her şey normal görünüyordu. Ta ki Zeynep derin bir nefes alana kadar.
“Umay…”
Umay kahvesinden bir yudum alırken ona döndü.
“Söyle canım.”
Zeynep'in yüzündeki tedirginliği görünce Umay'ın da ifadesi değişti. Fincanı yavaşça masaya bıraktı. Sonra hepimizin yüzüne tek tek baktı.
“Ne oldu? Kötü bir şey mi oldu?”
Zeynep dudaklarını birbirine bastırdı.
“Yani... Bizce kötü bir şey oldu.”
Umay'ın kaşları hafifçe çatıldı.
“Ne oldu Zeynep?”
Zeynep sanki cesaretini bizden almak ister gibi önce bana, sonra Elif ve Aslı'ya baktı. Ardından derin bir nefes aldı. Umay'ın oturduğu koltuğun yanındaki boşluğa geçti. Yanına oturup ellerini tuttu.
Hepimiz sessizce onları izliyorduk. Umay'ın yüzündeki merak giderek yerini endişeye bırakıyordu.
“Zeynep, korkutuyorsun beni.”
“Hayır, korkma. Sadece... Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum.”
“Söyle işte,” dedi Aslı.
Umay hemen Aslı'ya döndü.
“Siz de mi biliyorsunuz?”
Elif başını iki yana salladı.
“Ben bilmiyorum. Ben de ne söyleyeceğini merak ediyorum.”
Ben de sessizce evet anlamında başımı salladım. Aslı, Zeynep'e döndü.
“Bence Zeynep'in söylemesi daha iyi olur. Söyle artık Zeynep.”
Zeynep yeniden Umay'a baktı.
“Geçen gün annem biriyle telefonda konuşuyordu. Bir anda bağırıp ağlamaya başladı. Ben de sesini duyunca odaya girdim.”
Umay'ın yüzündeki ifade daha da ciddileşti.
“E neden bağırmış?”
“Annem, ‘Bu çok güzel oldu!’ deyip duruyordu. Sonra telefonu kapattı. Ben de ne olduğunu sordum. Arayanın Elmas teyze olduğunu söyledi.”
Umay'ın nefesi bir anlığına kesildi. İsmi duyduğu anda bunu fark ettim. Ama yüzü...
Yüzü bomboştu. Sanki az önce duyduğu isim hiçbir şey ifade etmiyormuş gibi. Zeynep devam etti.
“Ben de neden bağırdığını sordum. Annem de teyzemin çok güzel bir haber verdiğini söyledi.”
Umay'ın sesi sakindi.
“Haber onunla mı alakalı?”
“Evet.”
“Güzel haber... Evliliği mi?”
O tek kelimeyi söylerken sesi titredi. Öyle küçük, öyle belli belirsiz bir titremeydi ki belki başka biri fark etmezdi.Ama ben fark ettim. Kalbim acıdı.
“Hayır,” dedi Zeynep hemen.
Umay'ın omuzları gevşedi.
“Tamam.”
Sanki gerçekten rahatlamıştı. Sonra tekrar Zeynep'e döndü.
“Neymiş güzel haber?”
Zeynep'in gözleri doldu.
“Teyzem Türkiye'ye geri döneceklerinin haberini vermiş.”
Umay bir an hiçbir şey söylemedi. Sonra nefesini tutarak sordu:
“O geliyor mu?”
Zeynep sadece başını salladı.
“Evet.”
Umay'ın gözleri bir noktaya takıldı.
“O geliyor... Anladım.”
Sonra Zeynep'in ellerini yavaşça bıraktı.
“Bunu neden bu kadar zor söyledin ki?”
Arkasına yaslandı.
“Onun gelmesi beni alakadar etmez. Hatta iyi olur gelmesi. Ailesi onun yüzünden buralardan gitti, şimdi geri dönüyorlar.”
Sesi sakindi. Fazlasıyla sakindi.
“Sanki önemsiz bir haber almış gibi” kahvesini eline aldı ve bir yudum içti.
Hepimiz birbirimize baktık. Zeynep'in yüzünde şaşkınlık vardı.
“Gerçekten mi? Seni ilgilendirmiyor mu Umay?”
“Evet.”
Umay hiç düşünmeden cevap verdi.
“İki yıl geçti Zeynep. Ben o defteri kapattım. Hem onun ne yaptığı beni ilgilendirmiyor artık.”
Elif hemen araya girdi.
“Kesinlikle. Seni niye ilgilendirsin ki? Geçmişte kaldı.”
Aslı da başını salladı.
“O doktor bozuntusu seni zaten hak etmiyordu, bebeğim.”
Umay hiçbir şey söylemedi. Sadece başını hafifçe salladı. Masaya bıraktığı fincanı tekrar eline aldı ve kahvesinden bir yudum daha içti. Yüzünde en ufak bir değişiklik yoktu. Sanki gerçekten hiçbir şey olmamıştı. Zeynep derin bir nefes verdi.
“Ben seni etkileyeceğini düşündüm ama sen öyle diyorsan öyledir. Çok sevindim. Kaç gündür ne yapacağımı bilmiyordum. Şu an üstümden bir yük kalktı.”
Umay gülümsedi.
“Ay ilahi Zeynep. Bunu mu dert ettin? Söyleyince oturup ağlayacağımı mı sandın?”
Başını iki yana salladı.
“Benim onun için dökecek bir gözyaşım bile yok. Boş verelim onu. Konuşmaya değmez.”
Zeynep gülümseyerek başını salladı.
“Haklısın kuzum.”
Aslı hemen başka bir konu açtı. Biz de onun açtığı sohbete ayak uydurduk. Umay da sohbete dahil olmuş gibi görünüyordu. Gülüyor, arada bir laf atıyor, hatta Aslı'yla birkaç kez tartışıyordu.
Ama ben fark etmeden onu izliyordum.
Bazen gözleri dalıyordu. Bazen konuşulanları duymuyor gibi birkaç saniye sessizleşiyordu.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi yeniden sohbete katılıyordu. Bir süre sonra elindeki kahve fincanıyla ayağa kalktı.
“Ben bunu mutfağa götüreyim.”
“Bırak güzelim, sonra götürürüz,” dedim.
“Yok. Hem su da içerim.”
Salondan çıkıp koridora geçti. Aradan saniyeler bile geçmeden mutfaktan bir ses geldi.
“Ayyy!”
Ardından seramik bir şeyin yere çarpmasıyla çıkan keskin kırılma sesi duyuldu. Hepimiz aynı anda ayağa kalktık.
“Umay!”
Koşarak hole çıktığımızda fincan yerde paramparça olmuştu. Kahvenin telvesi fayansların üzerine dağılmış, küçük seramik parçaları her yana savrulmuştu. Umay ise öylece ayakta duruyordu. Bizi görünce hemen bana döndü. Gözleri dolmuştu.
“Selen... Çok çok özür dilerim. Yemin ederim yanlışlıkla oldu. Ayağım halıya takıldı, fincan elimden kaydı.”
Hemen yanına gittim.
“Saçmalama Umay. Ne özrü? Sen iyi misin?”
“İyiyim.”
Bakışları yerdeki fincana kaydı.
“Ama fincan kırıldı.”
Daha ben bir şey söylemeden dizlerinin üzerine çöktü.
“Ben toplarım.”
Ona engel olmak için hemen yanına çöktüm ve elinden tuttum.
“Dur.”
Umay bana baktı.
“Sen hiçbir şeye dokunmuyorsun.”
“Ama Selen—”
“Umay.”
Sesimi biraz daha yumuşattım.
“Bir fincan kırıldı diye dünyanın sonu gelmedi. Hem sen az önce ayağını halıya takmışsın. Ya elini kesseydin?”
Umay cevap vermedi.
Gözleri hâlâ yerdeki kırıklardaydı.
Elini elimden çekmeye çalıştı ama bırakmadım.
“Bırak ben hallederim.”
Bir an bana baktı. Sonra gözlerindeki o güçlü ifade çatladı. Sonra yere baktı.
“Ama fincan kırıldı.” Umay başını kaldırıp tekrardan bana baktı. Gözleri hâlâ doluydu.
“Ben gerçekten yanlışlıkla yaptım.”
“Biliyorum.”
Elini sıktım. Umay önce ellerimize, sonra yerde paramparça olan fincana baktı. Dudakları titredi.
“Ama takımın bozuldu…”
Sesi öylesine küçüktü ki neredeyse duyamayacaktım. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
“Önemli değil,” dedim hemen. “Yenisini alırım.”
Umay başını iki yana salladı.
“Olmaz ki…”
“Olur.”
“Hayır, olmaz.”
Bu kez sesi kırıldı.
“Fincanların eksik kalacak şimdi.”
Bir eliyle yanağından akan yaşı silmeye çalıştı ama yeni bir yaş hemen onun yerini aldı.
“Ben onu kırmak istemedim. Yanlışlıkla oldu. Yemin ederim. Nasıl olduğunu bile anlamadım. Bir anda ayağım takıldı, elimden kaydı…”
Sözleri birbirine karışıyordu. Onun neden ağladığını biliyordum. Bu gözyaşlarının yerdeki birkaç seramik parçasıyla ilgisi yoktu. Belki de o fincanın kırılması, içinde iki yıldır sağlam tutmaya çalıştığı ne varsa hepsini bir anda çatlatmıştı.
O yüzden sustum.
“Umay…”
Başını kaldırdı. Gözleri kıpkırmızı olmuştu.
“Bir fincanın kırılması senden daha önemli değil.”
Dudakları yeniden titredi.
“Bazen bazı şeylerin kırılması gerekiyor, güzelim.”
Ne demek istediğimi anlamaya çalışır gibi yüzüme baktı.
“Kırılsın ki…”
Elinden tuttum.
“…yenisi gelsin.”
Yavaşça ayağa kaldırdım onu. Umay gözlerimin içine baktı. Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra başını iki yana salladı.
“Ama…”
Sesi fısıltıya dönmüştü.
“Ya yenisini istemiyorsan?”
Kaşlarım hafifçe çatıldı.
“Ne?”
“Benim yüzümden yenisi gelecek.”
Gözlerinden yaşlar birbiri ardına süzülmeye başladı.
“Hepsi benim yüzümden.”
İşte o an içim acıdı.
Çünkü artık fincandan bahsetmediğini ikimiz de biliyorduk. Umay'ın bütün gün boyunca dimdik tuttuğu omuzları çöktü. Az önce salonda “Umurumda değil,” derken yüzüne yerleştirdiği o güçlü ifade tamamen kaybolmuştu. İki yıl boyunca susturduğu ne varsa, şimdi birkaç kırık parçanın başında dile geliyordu.
“Ben istemedim böyle olsun…”
Sesi çatladı.
“Kimse istemedi.”
Elini tuttum.
“Umay, bak bana.”
Başını kaldırdı.
“Senin yüzünden değil.”
“Ama—”
“Değil.”
Bu kez sözünü kestim.
“Her şey senin yüzünden olmadı.”
Umay dudaklarını birbirine bastırdı. Ağlamamaya çalışıyordu ama başaramıyordu.
“Ben onu kırmak istemedim,” dedi tekrar.
“Biliyorum.”
“Gerçekten istemedim.”
“Biliyorum güzelim.”
Başını eğdi.
“Ben zaten hiçbir şeyi kırmak istememiştim…”
O cümleyle birlikte sustu. Ben de sustum. Çünkü devamını söylemesine gerek yoktu. Bazen insanın ağzından çıkan tek bir cümle, yıllardır sakladığı bütün hikâyeyi anlatmaya yetiyordu. Umay gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Ama nefesi yarıda kaldı. Omuzları bir kez daha titredi. Ben onu kendime çekip sarıldım.
İlk anda kolları iki yanında öylece kaldı. Sonra yavaşça ellerini sırtıma doladı. Ve başını omzuma koyduğu anda kendini bıraktı. Sessizce ağlamaya başladı. Öyle yüksek sesle değil. İçine içine. Sanki ağlarsa iki yıl boyunca tuttuğu her şeyin bir daha durmayacağından korkuyormuş gibi. Saçlarını okşadım.
“Geçecek,” diye fısıldadım.
Ne kadarını duydu bilmiyordum. Ama o an, “geçecek” derken aslında kendimi de inandırmaya çalışıyordum. Çünkü bazı yaralar gerçekten geçer miydi, yoksa insan sadece onlarla yaşamayı mı öğrenirdi, bilmiyordum.
Yerdeki kırık fincana baktım. Az önce bütün parçaları birbirine bağlı duran küçücük bir şeydi. Şimdi ise her yanı dağılmıştı.
Belki Umay da öyleydi. Belki insanın kırılması için büyük bir şey olması gerekmiyordu. Bazen küçücük bir fincan yere düşüyor…
Ve insanın yıllardır sakladığı her şey onunla birlikte paramparça oluyordu.
Umay’ın kollarımda ne kadar ağladığını bilmiyordum. Bir süre sonra ağlaması biraz olsun hafifledi. Ama hâlâ başını omzumdan kaldırmıyordu. Kolları üzerimde gevşekçe duruyor, arada bir derin bir nefes alıyordu. Kızlar da ne yapacaklarını şaşırmış gibiydi. Az önce salonda kahkahalar atan bizler, şimdi birkaç kırık fincan parçasının başında sessizce birbirimize bakıyorduk.
Umay’ın saçlarını okşadım.
“Güzelim…”
Başını kaldırmadan küçük bir ses çıkardı.
“Hmm?”
“Odama geç sen. Biraz dinlen.”
Birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra başını omzumdan kaldırmadan hafifçe salladı.
“Tamam.”
Yavaşça benden ayrıldı. Gözlerini kolunun tersiyle sildi. Yüzü ağlamaktan kızarmıştı.
Kızlara dönüp:
“Ben bir elimi yüzümü yıkayayım,” dedi.
Umay kızların cevabını beklemeden merdivenlere yöneldi. Arkasından birkaç saniye baktık. Merdivenleri çıkıp gözden kaybolduğunda salonda ağır bir sessizlik kaldı. Hepimiz birbirimize bakıyorduk.
İlk konuşan Elif oldu.
“Güzelim benim ya…”
Sesi o kadar yumuşaktı ki, sanki Umay hâlâ yanımızdaymış gibi fısıldamıştı. Aslı derin bir nefes verdi.
“Ben bu kadar kötü etkileneceğini tahmin etmiyordum.”
Başını iki yana salladı.
“Öyle rahat konuşunca ben de içimden ‘Unutmuş demek ki’ dedim.”
Zeynep yerdeki kırıklara bakarak:
“Demek ki unutmamış.”
Bir an durdu.
“Kahve fincanı bahane oldu.”
“Öyle oldu,” dedim.
Yerdeki parçaları toplamaya başladım.
“Ben burayı toparlayayım. Siz salona geçin, sonra ona bakarım.”
Aslı hemen karşı çıktı.
“Hayır canım, sen ona bak.”
Elini fincan parçalarına uzattı.
“Biz burayı toplarız.”
“Olur mu?”
“Olur.”
Sonra bana bakıp sesini biraz daha alçalttı.
“Bizden çekindi galiba. Sen yanında olursan daha rahat eder.”
Zeynep de başını salladı.
“Evet. Sen git.”
Elif de onları onayladı.
“Sen onun yanında ol. Biz hallederiz burayı.”
Bir an tereddüt ettim.
Sonra başımı salladım.
“Tamam.”
Merdivenlere yöneldim. Her basamakta aklım Umay'daydı. Az önce kollarımda ağlayan kızla, salonda birkaç dakika önce “Benim onun için dökecek bir gözyaşım bile yok,” diyen kız aynı kişi miydi?
Bellikiydi. Sadece biri herkesin gördüğü Umay'dı. Diğeri ise iki yıldır kimseye göstermediği tarafıydı.
Odaya vardığımda kapının önünde bir an durdum.
İçeriden ses gelmiyordu.
Kapıyı yavaşça açtım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.065okunma 51beğeni 24yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18