BİR MAHALLE MASALI kitap kapağı

12. bölüm / 24

BİR MAHALLE MASALI

10. Bölüm Geçmiş Yaşantılar

Vaveyla Yazarı: Kayıp Hayaller

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: 10. Bölüm Geçmiş Yaşantılar

Herkese kocaman bir merhaba! ✨ Sizi bu kadar çok beklettiğim için gerçekten çok üzgünüm. Tamamen elimde olmayan sebeplerden dolayı bir süre buraya ara vermek zorunda kaldım ve uzak kaldıkça geri dönmek zorlaştı. Sabrınız için çok teşekkür ederim, umarım beklediğinize değecek bir bölüm olmuştur. Keyifli okumalar, çok öpüyorum!

10. Bölüm Geçmiş Yaşantılar

“Şuna bak ya…” diye homurdandım kendi kendime, kapıyı arkamdan biraz sertçe kapatırken. “Bu adam gerçekten beni çıldırtmak için özel eğitim almış olmalı. İnsan bir durur, iki çift laf eder. Bir ‘afiyet olsun’ dememi bekler. Ne bu hız böyle? Sanki arkasından atlılar kovalıyor!”
Sinirimi bastırmaya çalışarak derin bir nefes aldım. Parmaklarımı saçlarımın arasından geçirip onları geriye doğru ittirdim. Ama ne kadar sakinleşmeye çalışsam da az önce yaşanan konuşma zihnimde dönüp duruyordu. Alparslan’ın o mesafeli tavırları, her şeyi kendi bildiği gibi yapması ve insanı deli eden gizemli halleri aklımı kurcalıyordu.
Yine de ne kadar kızgın olursam olayım, dudaklarımın kenarında beliren o belli belirsiz tebessümü engelleyemedim. Bu durum canımı daha da sıkıyordu aslında. Çünkü onu anlamıyor, anlamadıkça da daha çok düşünüyordum.
Omuzlarımı silkerek kendimi toparladım ve bahçeye doğru yürüdüm.
Dışarı adımımı atar atmaz bütün bakışlar üzerime çevrildi. Gün batımının altın rengi ışıkları bahçeye yumuşak bir sıcaklık bırakırken, masanın etrafındaki kızlar beni bekliyormuş gibi durmuşlardı. Özellikle Umay...
Kollarını göğsünde kavuşturmuş, yüzünde kocaman ve muzip bir sırıtışla bana bakıyordu. Gözlerindeki ifade o kadar açıktı ki, sanki birazdan beni sorgu odasına alacakmış gibiydi.
Tahmin ettiğim gibiydi.
İç çekip gülümsedim.
Konu açılmadan önce dikkatleri başka yöne çekmek istercesine masaya yaklaşarak,
“Ee... Kahve içelim mi?” diye sordum.
Bir anlık sessizliğin ardından kızların yüzlerinde aynı anda anlamlı gülümsemeler belirdi. Kimsenin kahveyle ilgilendiği yoktu aslında; hepsinin aklında başka sorular olduğu bakışlarından belli oluyordu.
Merve dudaklarını birbirine bastırarak sırıttı.
“Önce şu masayı toplayalım,” dedi eğlenceli bir ses tonuyla. “Sonra kahve içeriz. Hem biraz da dedikodu yaparız.”
“Kesinlikle!” diye atıldı Elif.
Umay ise hiç konuşmadan bana anlamlı anlamlı bakmaya devam ediyordu. Bu bakışların hedefinin kim olduğu konusunda hiçbir şüphem yoktu.
Herkes başını sallayarak ayağa kalktı. Boş tabaklar, çay bardakları ve servis tabakları birer birer toplanmaya başladı. Kalabalık olmanın avantajıydı bu; birkaç dakika önce dağınık görünen masa, herkesin el atmasıyla göz açıp kapayıncaya kadar toparlandı.
Birisi tabakları mutfağa taşırken, bir başkası bardakları topluyor, diğerleri masa örtüsünü düzeltiyordu. Kahkahalar ve küçük şakalaşmalar eşliğinde işler öyle hızlı ilerledi ki, ben daha ne olduğunu anlayamadan masa neredeyse pırıl pırıl olmuştu.
Umay ellerini heyecanla birbirine vurup ayağa kalktı.
“Kahveler benden!” dedi kendinden emin bir tavırla. “Hem çok güzel yaparım.”
Sesindeki o tatlı özgüven hepimizin yüzünde gülümsemeye sebep oldu. Bir ağızdan kabul ederken ben de mutfağı işaret ederek kahveyle ilgili malzemelerin yerini gösterdim.
“Kahve burada, cezveler de şu dolapta,” dedim.
Umay başını sallayarak mutfağa yöneldi. Belli ki bu işte oldukça iddialıydı. Daha sonra dönüp tek tek herkese baktı. Kızların kahvelerini nasıl içtiğini zaten biliyor gibiydi. Sonunda bakışları bende durdu.
“Peki sen kahveni nasıl içersin?” diye sordu merakla.
İstemsizce gülümsedim.
“Ben Türk kahvesi içemiyorum canım,” dedim. “Midem çok ağır buluyor. O yüzden daha hafif olduğu için dibek kahvesi içiyorum. Orta şekerli seviyorum ama sen kızların kahvesini hazırla, ben kendiminkini yaparım.”
Sözlerim biter bitmez Umay’ın yüzünde şaşkın ama sıcak bir ifade belirdi.
“Ya gerçekten mi?” dedi. “O zaman bundan sonra hepimizde dibek kahvesi olsun.”
İçimde tarif etmesi zor, sıcacık bir duygu yayıldı. O kadar doğal söylemişti ki... Sanki ben misafir değil de yıllardır bu grubun bir parçasıymışım gibi. Kimse beni dışarıdan gelen biri gibi görmüyor, kimse aramıza yeni katıldı gözüyle bakmıyordu.
Sanki yıllardır burada yaşıyor, aynı masada oturuyor, aynı sohbetlere gülüyor gibiydim.
Boğazımda hafif bir düğüm oluştu. Çünkü uzun zamandır kendimi hiçbir yerde bu kadar ait hissetmemiştim.
Gözlerimi kızların üzerinde gezdirip yumuşak bir tebessümle,
“Teşekkür ederim,” dedim içtenlikle.

Kahveler hazır olunca hepimiz mutfak masasının etrafına oturduk. Birkaç dakika havadan sudan konuştuk. Sonra Elif yüzünde meraklı bir gülümsemeyle bana döndü.
“Eee Selen, biri var mı hayatında?” diye sordu.
Bir anda bütün bakışlar bana çevrildi.
“Yok,” dedim gülerek. “O taraflarda bizim hiç bezimiz yok.”
Masadan birkaç kahkaha yükseldi.
“Oldu mu peki?” diye sordu bu kez Merve.
Kahvemden bir yudum alıp omuz silktim.
“Oldu.”
“Eeee?” dedi Umay hemen.
“Eee'si yok işte,” dedim gülerek. “Uzun zaman önceydi. Bitti gitti.”
“Elbette vardır bir hikâyesi,” dedi Elif.
“Var ama öyle anlatılacak kadar ilginç değil.”
“Sen anlat, ilginç olup olmadığına biz karar veririz,” dedi Umay.
Hepimiz güldük.
“Meraklısınız gerçekten.”
“Tabii meraklıyız,” dedi Merve. “Senin hakkında bildiğimiz şeyler çok az. Yavaş yavaş öğreniyoruz.”
Başımı sallayıp gülümsedim.
“Tamam ama sıra bana gelirse size de sorarım.”
“Anlaştık,” dedi Umay. “Ama önce sen anlatıyorsun.”

“Üniversitedeyken oldu,” dedim omuz silkerek. “Çok da uzun sürmedi zaten. Ondan sonra tövbe ettim.”
Masadan gülüşmeler yükseldi.
“Neden ki?” diye sordu Umay merakla. “Olaylı bir ilişki miydi?”
“Hayır,” dedim. “Tam tersi. Ne istediğini bilmeyen bir tipti. Aylarca peşimden koştu, uğraştı didindi. Ben sonunda evet dedim. Sonra bir anda değişti.”
“Nasıl yani?” diye sordu Elif.
“Konuşmaları azaldı. Mesajlara geç dönmeye başladı. Aramalarımı açmamaya başladı. Bir süre ne olduğunu anlamaya çalıştım ama sonra baktım olacak gibi değil, bıraktım.”
“Kavga falan etmediniz mi?” dedi Zeynep.
“Yok. Uğraşacak enerjim yoktu açıkçası. İnsan istemiyorsa istemiyordur. Zorla kimseyi hayatımda tutamam. Ben de yoluma baktım.”
“Allah sabır versin,” dedi Zeynep gözlerini devire devire. “Ay tipik prenses erko işte.”
Kızlar gülerken Elif hemen söze girdi.
“Ay haspama bak sen. Aylarca peşinden koş, kız evet deyince kaç. Bunların hepsi aynı vallahi.”
“Gerçekten,” dedi Merve başını sallayarak. “Bazıları elde edene kadar uğraşıyor, sonra bütün hevesleri kaçıyor.”
“İşte o yüzden,” dedim kahvemi karıştırırken, “kimsenin peşimden koşmasına da çok anlam yüklemiyorum artık. İsteyen gelir, isteyen gider. Kimse için kendimi yoramam.”
“Helal olsun,” dedi Umay. “Ben olsam gidip kafasına kahve dökerdim.”
Bu kez hepimiz kahkahaya boğulduk.
Ben de gülümseyerek onlara baktım.
“Tamam, yeterince beni sorguladınız. Şimdi sıra sizde. Bakalım sizlerin hayatında bir şeyler var mı?”
Bir anda masanın etrafından derin iç çekişler yükseldi.
“Ahh...” dedi Elif dramatik bir şekilde.
“Nerede?” diye söylendi Merve.
“Bulursanız bize de haber verin,” dedi Zeynep.
Umay ise elini kalbinin üzerine koyup, “Aşk hayatımın ruhuna bir Fatiha okuyabiliriz,” dedi ciddi bir ses tonuyla.
Bir an sessizlik oldu. Sonra hepimiz aynı anda kahkahaya boğulduk.
“Bu kadar mı kötü durumdasınız?” diye güldüm.
“Elif geçen ay birine şans verecekti,” dedi Merve.
“Elif her ay birine şans verecekti,” diye düzeltti Umay.
“Yalancı!” dedi Elif gülerek.
“Doğru ama,” dedi Zeynep. “Daha çocuk ikinci gün ‘Günaydın’ yazmayı unutmuştu, Elif ilişkiyi bitirdi.”
“Çünkü istikrar önemli,” dedi Elif savunmaya geçerek.
“İkinci gün daha!” diye kahkaha attım.

Umay'a dönüp gülümseyerek baktım.
"Peki senin var mı?" diye sordum.
Soruyu sormamla birlikte masaya garip bir sessizlik çöktü.
Biraz önce kahkahalarla dolan ortam bir anda durulmuştu. Kızların yüzündeki ifadeler değişmiş, bakışlar kısa süreliğine Umay'a kaymıştı. O an yanlış bir şey sorduğumu hissettim.
Umay derin bir nefes aldı. Gözleri hafifçe dolmuştu.
"Var gibi ama yok olan biri," dedi sessizce.
Söylediği cümledeki kırgınlık öyle açıktı ki ne diyeceğimi bilemedim.
"Pardon," dedim hemen. "Galiba sormamam gereken bir şeydi. Üzgünüm."
Umay başını iki yana salladı.
"Yok, öyle değil. Sadece..." dedi kısa bir duraksamadan sonra. "Hâlâ tam atlatamadım. Şimdi anlatıp da bu güzel günü mahvetmeyelim."
Gülümsemeye çalışsa da gözleri masanın üzerinde bir noktaya takılı kalmıştı. Belliydi ki aklı çoktan başka bir yere gitmişti. Bir zamanlar hayatında olan o kişiyi düşünüyordu.
İçim burkuldu.
Ben ne diyeceğimi düşünürken Merve hemen araya girdi.
"Ay Selen," dedi neşeli bir sesle. "Sen bizim hafta sonu akşam klasiklerimizi biliyor musun?"
Konu değişince herkes biraz rahatladı.
"Öyle mi? Ne klasiği? Hiç bilmiyorum," dedim merakla.
Zeynep heyecanla anlatmaya başladı.
"Kuzum, biz mahalledeki gençler olarak hafta sonları bir akşam sahilde toplanıyoruz. Kola, çekirdek, dondurma ne varsa alıyoruz. Saatlerce oturup sohbet ediyoruz."
Derya hemen ona katıldı.
"Evet abla, herkes geliyor. Çok kalabalık oluyor. Çok eğleniyoruz."
Gözlerinin içi parlıyordu. Bu gecelerden ne kadar keyif aldığı her hâlinden belliydi.
Elif kahvesinden bir yudum alıp bana baktı.
"Siz de katılırsınız artık. Sen de, Serhan da."
Sonra etrafına bakıp gülümsedi.
"Hatta bu akşam yapalım mı?"
Bir anda masanın etrafında heyecanlı sesler yükselmeye başladı. Anlaşılan kimsenin bu fikre itirazı yoktu.
Elif telefonunu eline aldı.
"Ben bir abime mesaj atayım," dedi.
Kaşlarımı kaldırıp ona baktım.
"Senin abin mi var?"
Derya gülerek araya girdi.
"Evet, Halit abim. Tanışmışsındır."
Bir an düşündüm, sonra şaşkınlıkla onlara baktım.
"Aaa, Halit abiniz mi?"
"Eeevet," dediler hep bir ağızdan başlarını sallayarak.
"Vay be..." dedim gülümseyerek. "Hiç düşünmemiştim."
Elif mesajı gönderip telefonuna bakmaya devam etti. Birkaç saniye sonra yüzü aydınlandı.
"Abim tamam demiş," dedi. "Diğerlerine de mesaj atacakmış. Bakalım onlar da kabul ederse bu akşam toplanıyoruz."
"Yaşasın!" diye sevindi Derya.
Merve ve Zeynep de hemen heyecanlanmaya başladılar.
O sırada Umay'ın da biraz önceki dalgın hâlinden çıktığını fark ettim. Yüzündeki hüzün yerini yavaş yavaş eski neşesine bırakıyordu.
"Ne güzel olur," dedi gülümseyerek. "Hem yarın pazar. Rahat rahat otururuz, sonra da dinleniriz."
"Haklı," dedi Merve. "Zaten uzun zamandır hep birlikte toplanamadık."
Ben de onların heyecanını izlerken gülümsedim.
"Sahilde gece oturmak kulağa gerçekten güzel geliyor."
"Dur bir de kalabalığı gör," dedi Zeynep. "Sen daha hiçbir şey görmedin."
"Abartıyor," dedi Elif.
"Abartmıyorum," diye itiraz etti Zeynep. "Geçen sefer neredeyse küçük çaplı mahalle nüfusu toplanmıştı."
Hepimiz gülmeye başladık.
Anlaşılan bu akşam oldukça hareketli geçecekti.
Bir süre daha sahilde ne yapılacağı, kimlerin geleceği ve geçen buluşmalarda yaşanan komik olaylar hakkında konuştuk. Kahkahalar bir an olsun eksilmedi.
Sonunda saat ilerleyince kızlar yavaş yavaş ayağa kalkmaya başladı.
"Biz artık kaçalım," dedi Merve sandalyesini geriye çekerken.
"Akşama görüşeceğiz zaten," diye ekledi Zeynep.
Ben de onları kapıya kadar geçirdim. Bahçeden çıkarken herkes sırayla sarıldı. Kısa zamanda aramızda oluşan samimiyet beni hâlâ şaşırtıyordu.
Derya sarılırken,
"Akşama mutlaka gel abla," dedi.
"Geleceğim," dedim gülümseyerek.
Elif de el salladı.
"Kaçış yok. Seni alıp götürürüz vallahi."
Hepimiz güldük.
Tam çıkacakları sırada Umay yanıma geldi. Omzuma kolunu atıp beni kendine çekti.
"Birlikte gideriz kuzum," dedi sıcak bir gülümsemeyle. "Ben sana haber veririm."
"Tamam," dedim.
"Öyle hazırlanıp da tek başına çıkmaya çalışma. Seni almadan gitmem."
Gülerek başımı salladım.
"Söz."
"İşte böyle."
Son kez sarıldıktan sonra diğerlerinin yanına geçti. Hep birlikte sokağın aşağısına doğru yürürlerken neşeli sesleri hâlâ duyuluyordu.

----‐---------------------

Kızları uğurladıktan sonra eve girdim. Ev bir anda sessizleşmişti. Birkaç saat önce kahkahalarla dolan mutfak şimdi sakin ve huzurluydu.
Serhan salonda televizyonun karşısında oturuyordu.
"Gittiler mi?" diye sordu.
"Gittiler," dedim. "Ama akşama sahilde buluşacağız."
Serhan gülümseyerek başını salladı.
"Mahalle seni bayağı sevmiş gibi duruyor."
"Galiba," dedim gülerek.
Akşama kadar biraz dinlendik. Sonra hazırlanmak için odalarımıza çekildik. Ben üzerime rahat bir kot pantolon ve ince bir bluz giydim. Sahil serin olur diye yanıma hafif bir ceket de aldım.
Hazırlanıp salona geçtiğim sırada kapı zili çaldı.
Kapıyı açtığımda karşımda Umay vardı.
"Oo maşallah," dedi beni görünce. "Hazırmışız."
Gülerek başımı salladım.
"Sen de çok güzel görünüyorsun."
"Her zamanki gibi," dedi saçlarını savurarak.
Arkasından Serhan da geldi.
"Hazırsanız çıkalım."
Birlikte evden ayrıldık. Hava kararmaya başlamıştı. Sokak lambaları tek tek yanıyor, akşam serinliği kendini hissettiriyordu.
Mahallenin içinde yürürken birkaç sokak sonra Elif ve Derya'yla karşılaştık.
"İşte geldiler!" diye seslendi Derya.
Hep birlikte yürümeye devam ettik. Bir sonraki köşede Merve ve Zeynep de bize katıldı.
Grup büyüdükçe sohbetler de çoğaldı. Bir yandan şakalaşıyor, bir yandan birbirimize takılıyorduk.
Kısa süre sonra sahile ulaştık.
Denizden gelen hafif iyot kokusu rüzgâra karışıyordu. Dalgaların kıyıya vuran sesi uzaktan gelen müziklerle birleşince ortaya huzurlu bir akşam manzarası çıkmıştı.
Sahil beklediğimden daha kalabalıktı.
Biraz ileride büyükçe bir masa hazırlanmıştı. Çekirdek paketleri, içecekler, dondurmalar ve atıştırmalıklar çoktan dizilmişti.
"İşte bizim masa," dedi Elif gururla.
Masanın etrafında şimdiden birkaç kişi toplanmıştı. Bizi görünce el sallamaya başladılar.

Masaya geçip yerlerimize oturduk. Benim sol tarafımdaki sandalye boş kalmıştı. Sağımda Umay oturuyordu. Serhan ise karşı tarafta Arda'nın yanına geçmişti.
Onların kısa sürede muhabbete dalmasını görünce içim rahatladı. Yeni bir ortama girdiğinde bazen çekingen davranabiliyordu ama Arda'yla konuşmaya başlamıştı bile.
Biz kendi aramızda sohbet ederken Merve gözlerini devirip iç çekti.
"İnşallah Esra salağı gelmez."
Derya hemen ona döndü.
"Ay şom ağzını açma."
Masadakilerin çoğu aynı anda gözlerini devirdi.
Zeynep ellerini havaya kaldırıp tiz bir sesle konuşmaya başladı.
"Ay şekerim, neden öyle diyorsun? Beni çekemiyorlar şekeriiim..."
Esra'yı taklit edişi o kadar komikti ki masadakiler kahkahaya boğuldu.
Ben şaşkınlıkla onlara baktım.
"O kadar mı sıkıntılı biri?"
"Sıkıntılı ne?" dedi Zeynep. "Sülük resmen."
"Hem de profesyonel sülük ama Umay’a," diye ekledi Merve.
"Haksızlık etmeyin," dedi Umay gülerek.
"Ay bana değil," diye devam etti. "Onun derdini biliyorsunuz."
"Bilmez miyiz?" dedi Elif anlamlı bir ifadeyle.
Ben meraktan çatlamak üzereydim.
"Ne ki derdi?"
Kızlar birbirlerine bakıp gülüştüler.
Derya kahvesinden bir yudum alıp bana döndü.
"Birazdan anlarsın canım."
"Bu hiç açıklayıcı olmadı ama."
"Merak etme," dedi Zeynep. "Kendi kendini açıklayan bir insan zaten."
Masadakiler yine gülmeye başladı.
Tam o sırada uzaktan birkaç kişinin sahile doğru yürüdüğünü gördük. Merve gözlerini kısıp gelenlere baktı.
"Haah..." dedi başını geriye yaslayarak. "Galiba kader bizi yine sevmedi."
Hepimizin bakışları aynı yöne döndü.

Bir süre sonra uzaktan gelen bir figür dikkatimi çekti.
Üzerindeki pembe elbise o kadar canlı ve göz alıcıydı ki, daha sahile varmadan kendini belli ediyordu. Resmen "Ben buradayım!" diye bağırıyordu. Kumral saçlarını iri dalgalar hâlinde omuzlarına bırakmıştı. Makyajı ise gece sahilde oturmaya değil de düğüne gitmeye hazırlanmış gibiydi.
Yanımdaki Zeynep gözlerini kısıp gelen kişiye baktı.
"Şaka mı bu?" diye mırıldandı. "Bu salak nasıl giyinmiş böyle?"
Umay hemen dirseğiyle onu dürttü.
"Şşşt, duyacak."
"Duysun."
Ben gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırırken kız sahiden de doğruca bizim masaya geldi.
"Ayy şekerlerim, selaaam!" dedi yüksek ve cırtlak sesiyle. "Napıyorsunuz?"
Soruyu sormuştu ama cevabımızla ilgileniyor gibi görünmüyordu.
Merve hiç bozuntuya vermeden gülümsedi.
"İyiyiz şekerim, sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim. Ay bana niye haber vermediniz? Yiğit'i görmesem hiç haberim olmayacaktı."
Kimsenin cevap vermesini beklemeden başını Umay'a çevirdi.
"Alparslan geliyor mu?"
Umay omuz silkti.
"Bilmiyorum Esra. Bana bir şey demedi."
Esra şaşkın bir ifadeyle başını salladı.
"Ay şekerim, siz nasıl kardeşsiniz?"
Masadakiler birbirine bakarken Esra devam etti.
"Neyse ben şöyle oturayım."
Diyerek doğrudan Merve'nin yanındaki boş sandalyeye geçti.
Tam oturacağı sırada gözleri bana takıldı.
"Ayy... Semra, sen de mi buradaydın?"
Masada kısa bir sessizlik oldu.
Ben gülümseyerek ona baktım.
"Selen," dedim sakin bir sesle. "Ve evet, gördüğün gibi buradayım."
Cevabımla birlikte kızların yüzünde belli belirsiz gülümsemeler oluştu.
Esra ise hiç istifini bozmadı.
"Ay pardon şekerim. İsim hafızam hiç yoktur benim."
Kimse buna inanmış gibi görünmüyordu.
"Ne güzel olmuş ama gelmen."
"Önemli değil," dedim.
Sonra başımı çevirip Umay'a baktım.
Yüz ifademden ne düşündüğümü anlamış olacak ki dudaklarını birbirine bastırıp gülümsememek için kendini zor tuttu.
Ben de kahkahamı içime gömüp gözlerimi devirdim.
Galiba Derya'nın "Birazdan anlarsın." derken neyi kastettiğini anlamaya başlamıştım.
Diğerlerinin de gelmesiyle masa iyice kalabalıklaşmıştı. Bir yandan isimleri aklımda tutmaya çalışıyor, bir yandan da sohbetlere yetişmeye çalışıyordum. Neyse ki herkes oldukça sıcakkanlıydı.
Kısa sürede masadaki herkesle tanışmıştım.
Masa uzun olduğu için erkekler bir tarafta, kızlar diğer tarafta oturuyordu. Ben ve Esra ise neredeyse tam ortada kalmıştık. İlginç bir şekilde ikimizin yanındaki sandalyeler de boştu.
Bir tek Alparslan gelmemişti.
Sohbet ilerledikçe ortam daha da neşelendi. Birileri çekirdek dağıtıyor, birileri kola uzatıyor, diğer taraftan kahkahalar yükseliyordu.
Ben kaçıncı kolamı içtiğimi bile unutmuştum.
Tam Zeynep'in anlattığı komik bir olaya gülerken arkamdan tanıdık bir ses duyuldu.
"Selam gençler."
Sesin sahibini tanımamak mümkün değildi.
Alparslan.
Masadaki birkaç kişi aynı anda başını kaldırdı.
"Hoş geldin abi."
"Sonunda teşrif ettin."
"Yolunu mu kaybettin?"
Alparslan hafifçe gülümseyerek masaya yaklaştı.
Ben de istemsizce dönüp ona baktım.
Üzerinde koyu renk bir tişört ve kot pantolon vardı. Günlük giyinmişti ama nedense yine de herkesin arasından kolayca seçiliyordu.
Bakışları masanın üzerinde kısa bir tur attı.
Önce kardeşlerine, sonra arkadaşlarına baktı.
Sonra gözleri bir anlığına benimkilerle buluştu.
Sadece birkaç saniyeydi.
Ama nedense ilk bakan taraf ben oldum.
Tam o sırada Esra'nın yüzü aydınlandı.
"Alparslaaaan!"
Masadaki birkaç kişi gözlerini devirdi.
Esra ayağa kalkmaya hazırlanıyormuş gibi doğruldu.
"Buraya otur şekerim."
Ve boş olan sandalyeyi gösterdi.
Yani kendi yanındaki sandalyeyi.
Masanın etrafında bir anda garip bir sessizlik oluştu.
Zeynep başını önüne eğdi.
Merve dudaklarını birbirine bastırdı.
Umay ise gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Belli ki herkes birazdan ne olacağını merak ediyordu.
Alparslan, Esra'nın gösterdiği sandalyeye kısa bir bakış attı.
"Hiç o tarafa geçmeyeyim Esra," dedi sakin bir sesle.
Sonra hiç tereddüt etmeden benim yanımdaki boş sandalyeyi çekip oturdu.
Esra'nın yüzündeki gülümseme bir anda silindi. Dudakları memnuniyetsizce büzülürken yerine oturdu.
Masadaki bazı kişiler bakışlarını kaçırdı. Bazıları ise gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Ben ise nefes almayı unutmuş gibiydim.
Kalbim sebepsiz yere hızlanmıştı.
Tam yanımda oturuyordu.
Üstelik bu kadar kalabalık bir masada gidip başka bir yere oturabilecekken burayı seçmişti.
Kendime sakin olmayı telkin ederek kolamdan bir yudum aldım.
Alparslan sandalyeye yaslandıktan sonra bana doğru hafifçe eğildi.
"Bir selam yok mu hocam?" dedi.
Sesindeki hafif alaycı ton yüzünden gözlerimi ona çevirdim.
"Selam verdiniz de almadık mı?"
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Ben duymadım."
"Geç geldiniz çünkü."
"Yani suçlu ben oldum."
"Ben bir şey demedim."
"Dediniz aslında."
Gözlerimi devirip kolamdan bir yudum daha aldım.
"Hoş geldiniz o zaman."
"Eyvallah hocam."
Karşımızda oturan Umay, Elif ve Zeynep'in bakışları bir süre üzerimizde gezindi.
Zeynep başını Umay'a doğru eğip fısıldadı:
"Ben hiçbir şey demiyorum."
"Sus," dedi Umay hemen.
"Ne var? Adam geldi, doğruca Selen'in yanına oturdu."
"Tesadüf olabilir."
"Tabii canım," dedi Zeynep.
Ben onların konuşmalarını duyunca başımı eğip gülmemek için dudaklarımı ısırdım.
Alparslan ise çekirdeğini kırarken son derece rahat görünüyordu.
Sanki masadaki hiç kimse onun nereye oturduğunu fark etmemiş gibiydi.
Sohbet kaldığı yerden devam etti ama nedense artık dikkatimi toparlamakta zorlanıyordum.
Yanımda oturan Alparslan'ın varlığı gereksiz yere farkındalığımı artırmıştı.
Bir yandan kızların konuşmalarını dinliyor, bir yandan da kolamla uğraşıyordum.
"Ay sonra çocuk bana ne dedi biliyor musunuz?" diye anlatıyordu Zeynep.
"Kesin saçma bir şey demiştir," dedi Merve.
"Saçma mı? Rezalet!"
Masada kahkahalar yükselirken Alparslan önümdeki kola kutusuna baktı.
"Kaçıncı bu?"
Kaşlarımı kaldırdım.
"Ne?"
"Kola."
Kutuyu işaret etti.
"Dördüncü galiba."
Alparslan kısa bir süre bana baktı.
"Dördüncü mü?"
"Evet."
"Bu saatte uyuyamayacaksın."
"Merak etmeyin komiserim, midem sağlamdır."
Gülmemek için başını eğdi.
"Göreceğiz."
"Görelim."
Karşımızda oturan Esra hemen gözlerini kıstı. Sonra Esra'nın sesi duyuldu.
"Alparslan."
Herkes kısa süreliğine sustu.
Esra saçlarını omzunun arkasına atıp ona baktı.
"Yarın karakola uğrayacak mısın?"
Alparslan'ın yüzündeki rahat ifade değişmedi.
"Uğrayacağım."
"Ben de geleceğim o zaman."
"Neden?"
"Şikayetçi olacağım da" dedi. Alparslan kafasını salladı.
"Yarın gelirsin arkadaşlar yardımcı olur" dedi.
Esra'nın beklediği cevap bu değildi belli ki. Yüzündeki gülümseme biraz zorlandı. Ben ise istemsizce kolamdan bir yudum aldım. Tam o sırada denizden gelen serin rüzgâr saçlarımı yüzüme savurdu. Elimle saçlarımı düzeltmeye çalışırken saç tokam yere düştü.
"Dur."
Alparslan benden önce eğilip tokayı kumların arasından aldı. Ayağa kalkarken tokayı bana uzattı.
"Buyur hocam."
Parmaklarımız bir anlığına birbirine değdi.
"Nazik olduğunuz zamanlar da varmış demek."
Alparslan'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Arada insanlığa karışıyoruz."
Sonra Alparslan bir şey demeden Halit'le sohbete döndü. Ben de Esra'nın bakışları doğrultusunda kızlara döndüm.
Umay
"Siz ne zamandır böyle normal konuşabiliyorsunuz?"
"Ne demek o?" dedim.
"Ne bileyim," dedi Umay. "En son gördüğümde birbirinize savaş ilan edecek gibiydiniz."
"Abartma."
"Abartmıyorum."
Masadaki çekişme devam ederken
Karşımızdaki masadan yükselen anlamlı bakışları fark edince gözlerimi devirdim.
Bu insanların yarın sabaha kadar bu iki saniyelik olayı konuşacaklarından neredeyse emindim.
Saat ilerledikçe sahildeki kalabalık da yavaş yavaş dağılmaya başladı. Çekirdek paketleri toplandı, boş kutular çöpe atıldı, son sohbetler edildi.
"Ben artık kalkıyorum," dedi Merve esneyerek.
"Ben de," diye ona katıldı Zeynep.
Bir anda herkes ayaklanmaya başladı.
Biz de toparlanıp sahilden ayrıldık. Mahalleye doğru yürürken grup doğal olarak ikiye bölündü. Kızlar önde kendi aralarında konuşuyor, erkekler birkaç adım geriden geliyordu.
Ben, Umay, Elif, Derya ve Merve'nin arasında yürürken arkadan ara sıra yükselen erkek kahkahaları duyuluyordu.
"Yarın öğlene kadar uyuyacağım," dedi Zeynep.
"Yalan söyleme," dedi Merve. "Saat dokuzda kalkıp bana mesaj atacaksın."
"Doğru."
Hepimiz güldük.
Mahalleye yaklaştıkça yollar ayrılmaya başladı. Önce Derya evlerinin olduğu sokağa saptı.
"İyi geceler!" diye seslendi.
Ardından Merve ve Zeynep de vedalaşıp ayrıldılar.
Bir sonraki köşede Elif de evlerine doğru yöneldi.
Böylece geriye Umay, ben, Serhan, Arda ve Alparslan kalmıştık.
Bir süre sessizce yürüdük.
Umay ve Arda kendi aralarında konuşuyordu. Serhan da zaman zaman onlara katılıyordu.
Ben ise kaldırımın kenarında ağır adımlarla yürüyordum.
Tam o sırada Umay birden durdu.
"Ay ben su alacaktım!"
Arda güldü.
"Şu saatte mi aklına geldi?"
"Geldi."
"Market şurada," dedi Serhan.
"Gel o zaman," diye koluna girdi Umay.
Arda da peşlerinden yürüyünce ben istemsizce arkada kaldım.
Fark ettiğimde yanımda yürüyen tek kişi Alparslan'dı.
Birkaç saniye boyunca ikimiz de konuşmadık.
Gece oldukça sakindi. Sokak lambalarının sarı ışığı kaldırımlara vuruyor, uzaktan gelen dalga sesleri hâlâ duyuluyordu.
Sonunda Alparslan sessizliği bozdu.
"Mahalleye alıştın mı hocam?"
Başımı ona çevirdim.
"Beklediğimden daha çabuk alıştım."
"Hımm."
"Bunda sizin mahallenin payı büyük."
"Bizim mahalle mi?"
"Evet."
"Mahalleyi sevmişsin demek."
Gülümsedim.
"İnsanlarını sevdim."
Alparslan kısa bir süre sustu.
Sonra gözlerini önümdeki yola çevirerek,
"Onlar da seni sevdi."
Başımı çevirip ona baktım.
"Nereden çıkardın bunu?"
"Anlaşılıyor."
Sesi her zamanki gibi sakindi. Ne fazla samimi ne de uzak.
Bir süre daha sessizce yürüdük.
Sonra birden konuştu.
"Gerçi Salih Amca'nın evi kiraya vereceğine asla inanmazdım."
Merakla ona döndüm.
"Neden?"
"Şimdi anlıyorum neden verdiğini."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Neden vermiş?"
Alparslan kısa bir bakış attı.
"Bence biliyorsun hocam."
"Yoo bilmiyorum."
Kollarımı göğsümde bağladım.
"Hatta herkes aynı şeyi söylüyor ama kimse açıklamıyor. Neden kiraya vermiyormuş?"
Alparslan gözlerini yoldan ayırmadı.
"Uzun hikâye."
"Kısaca anlatsan?"
Derin bir nefes verdi.
"Kısacası Salih Amca eşini ve çocuğunu kaybettikten sonra evi kapatıp yurt dışına gitti."
Bir an duraksadım.
"Ne?"
"Kimseye satmayacağını, kimseye kiralamayacağını söyledi."
Ses tonu dümdüzdü. Olayı anlatıyor gibiydi, duygusunu değil.
"Çok üzücüymüş."
"Hm."
"Sonra ne olmuş?"
"Bilmiyorum."
Bu sefer ona baktım.
"Bilmiyor musun, anlatmak istemiyor musun?"
Alparslan hafifçe başını çevirdi.
"İkincisi."
Dürüstlüğü karşısında istemsizce gülümsedim.
"Tamam. En azından dürüstsün."
"Meraklısın hocam."
"Normal değil mi?"
"Değil demedim."
Birkaç adım daha attık.
"Yani evi neden bana verdiğini gerçekten bilmiyorsun?"
"Hayır."
"Bir tahminin vardır ama."
Bu kez gözlerini devirdi.
"Çok soru soruyorsun."
"Meraklı bir kişiliğim var diyelim"
"Geçerli bir savunma değil."
Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı.
Alparslan ise yüzünde hiçbir değişiklik olmadan yürümeye devam etti.
Tam o sırada öndeki Umay dönüp seslendi:
"Siz ikiniz ne konuşuyorsunuz?" diye seslendi Umay.
Alparslan hiç düşünmeden cevap verdi.
"Seni ilgilendirmez."
Umay ağzını açıp itiraz edecek gibi oldu.
"Ne demek ilgilendirmez ya?"
"Tam olarak dediğim gibi."
Alparslan omzunun üzerinden kısa bir bakış attı.
Umay ise söylene söylene yürümeye devam etti.
Mahallenin sokaklarına girdikçe grup iyice sessizleşti. Günün yorgunluğu herkese çökmüştü. Arada sırada birkaç cümle kuruluyor, sonra yeniden sessizlik oluyordu.
Önümüzde Alparslan yürüyordu. Elleri ceplerindeydi. Her zamanki gibi dik ve mesafeli duruyordu. Yanında Arda ve Serhan vardı. Bir şeyler konuşuyorlardı ama ne dediklerini duyamıyordum.
Bir süre sonra bizim sokağa geldik.
Hepimiz durduk.
Önce Arda'yla vedalaştık. Ardından Umay bana sarıldı.
"Yarın görüşürüz kuzum."
"Görüşürüz."
"Mesaj atarım."
"Tamam."
Sonra diğerleri de iyi geceler dileyince kapıya yöneldim.
"İyi geceler," dedim.
"İyi geceler."
Anahtarı çıkarıp kapıyı açtım.
Tam içeri girecekken nedense dönüp bir kez daha arkama baktım.
Umay ve Arda yürümeye başlamıştı.
Alparslan da onlarla birlikteydi.
Ama dönüp bakmamıştı.
Sırtı bana dönüktü. Sokak lambasının altında ağır adımlarla yürüyüp gidiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

918okunma 69beğeni 9yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18